AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
YILMAZ / TÜRKİYE DAVASI
Başvuru No. 1792/12
KARAR
STARZBURG
5 Mart 2019
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Yılmaz/Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), Daire olarak toplanarak, 5 Şubat 2019 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Tahsin Yılmaz’ın (“başvuran”) 30 Kasım 2011 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 1792/12) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Strazburg Barosuna bağlı olan Avukat M. Elmrini tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 6 Haziran 2017 tarihinde, Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAY
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1963 doğumlu olup, Marckolsheim’da ikâmet etmektedir.
A. Davanın Oluşumu
5. Başvuranın erkek kardeşi, 12 Nisan 2006 tarihinde, silahlı soyguna teşebbüs, cinayet ve cinayet teşebbüs, tehdit ve gasp suçlarından tutuklanmıştır. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”), 2 Şubat 2011 tarihinde, ilgilinin atılı olaylardan suçlu bulunduğu kesin olmayan ve temyiz olasılığı bulunan bir karar vermiştir ve yirmisekiz yıl dokuz ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir. İlgili, L Tipi Cezaevine sevk edilmeden önce, Sincan F Tipi Cezaevine yerleştirilmiştir.
B. Başvuranın Erkek Kardeşinin Sağlık Durumu ve Tıbbi Takibi
6. Başvuranın erkek kardeşi, 2006 yılında cezaevine girişinden itibaren, farklı patolojilerin tedavisi için birçok tıbbi tedaviden yararlanmıştır.
- ilgili, 2006 yılında, özellikle pratisyen doktor nezdinde ve Sincan Devlet Hastanesinin Nöroloji, Psikiyatr, kardiyoloji bünyesinde dokuz defa sağlık muayenesinden geçmiştir. Anksiyete ve miyokard infraktüsü teşhisi konulmuş ve ilaçlar önerilmiştir;
Pratisyen doktor nezdinde, 2007 yılında ve aynı hastanenin kardiyoloji, psikiyatr, oftalmoloji ve kardiyoloji servileri bünyesinde yirmi sağlık muayenesi yapılmıştır. İlgiliye, koroner anjiyografi yapılmış ve kendisine koronaropati (koroner arter hastalığı) teşhisi konulmuştur. Ayrıca, ilgili anksiyete ve depresyondan muzdariptir. Böylelikle, ilaçlar ve kontakt lensler önerilmiştir
Başvuranın yakını, 2008 yılında, farklı bölümler bünyesinde yani anksiyete bozukluğu ve antisosyal kişilik bozukluğu için Sincan Devlet Hastanesi Psikiyatr Bölümünde, hipertansiyon, gastrit ve hiperlipidemi için Endokrinoloji Bölümünde ve baş ağrısı teşhisi konulan hastanenin Genel Cerrahi Bölümünde on sekiz defa sağlık muayenesinden yararlanmıştır. kardiyovasküler belirtiler, hipertansiyon, gastrit, psikiyatrik belirtiler ve baş ağrısı için birçok ilaç tedavisi uygulanmıştır. İlgili, boyundaki sorunlar için taramaya ve RM’ye tabi tutulmuştur.
Psikiyatri, kardiyoloji, endokrinoloji ve diabetoloji bölümleri bünyesinde, 2009 yılında, toplamda otuz dört defa sağlık muayenesinden geçirilmiş ve koronaropati için bir inceleme yapılmıştır. Bir önceki yıl ilgili tarafından belirtilen hastalıklara göre benzer hastalıklar için tıbbi takipler sağlanmış ve benzer ilaç tedavileri ilgiliye uygulanmıştır. Ayrıca, ilgiliye paranoit hastalığından muzdarip olduğu ve aksiyete bozukluğu teşhisi konulduğu ve kendisine ilaç uygulandığı belirtilmektedir. Ayrıca, yumuşak doku enfeksiyonu nedeniyle, ilaç tedavisi uygulanmıştır. Öte yandan, 2. tip diyabet teşhisi konulmuş ve bu bağlamda ilaç ve besinlere ilişkin bir rejim uygulanmıştır. Serebrovasküler kazası nedeniyle incelemeler yapılmıştır.
- özellikle pratisyen doktor nezdinde ve dâhiliye, bulaşıcı hastalıklar, acil, yoğun bakım ve onkoloji bölümleri bünyesinde 2010 yılında, yirmi üç sağlık muayenesi gerçekleştirilmiştir. İlgili, dört defa hastaneye yatırılmış ve hastanenin cezaevi ünitesinde bir süre kalmıştır. İlgiliye, geçen yıl kendisine verilen benzer ilaç tedavisi uygulanmış ve transtorasik ekokardiyografi, seçici koroner anjiyografi ve aortografiye tabi tutulmuştur.
- başvuranın erkek kardeşi, 2011 yılında, Mart 2011 ayına kadar on iki sağlık muayenesinden geçmiş ve bu muayeneler sırasında doktorlar ilgiliyi kalp sorunu nedeniyle muayene etmiş ve ilgilinin göğüs tomografisi, doppler ultrason, akciğer radiografisi ve transtorasik ekokardiyografisi çekilmiştir.
7. Bahattin Yılmaz, 9 Mart 2011 tarihinde, bedeninin sol alt kısmında ağrı şikâyetleriyle Ankara Numune Hastanesine (“Hastane”) sevk edilmiştir. Alınan dokular hakkında ertesi gün kemik taraması ve biyopsi yapılmış ve ağrıların sol böbreğin çevresindeki kemiklerde olduğu tespit edilmiştir.
8. Sağlık raporu, 23 Mart 2011 tarihinde, hastanenin Onkoloji Bölümünde düzenlenmiştir. Bu rapora göre, Bahattin Yılmaz’a böbrek kanseri ve kemik metastazı, "renal pelvik malign neoplazm" teşhisi konulmuştur. Böbrek ve kemik metastazı için ilgiliye uygulanması gereken ilaç tedavisi söz konusu raporda belirtilmektedir. Öte yandan, bu rapora göre, yetersiz beslenme ve diğer beslenme eksikliklerine bağlı sekeller ayrıca teşhis edilmiştir.
9. İlgili, 14 Nisan 2011 tarihinde, hastaneden ayrılmış ve cezaevine yeniden gönderilmiştir.
10. Hastanenin sağlık kurulu, 26 Nisan 2011 tarihinde, aşağıdaki sonuca vardığı bir rapor sunmuştur:
“Hasta 51 yaşındadır; Mart 2011 yılında, bir böbreğinin üzerinde bir kitle tespit edilmiştir. Biyopside, böbrek hücrelerinin metastatik karsinomu ortaya çıkmıştır. Karaciğer, akciğer ve kemik metastazı tespit edilmiştir. İnterferon ile tedavi uygulanmaya başlanmıştır (...).
Teşhis: böbrek hücrelerinin metastatik karsinomu
1) Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında 5275 Sayılı Kanun’un 16. maddesinin 3. fıkrası anlamında, cezanın infazının ertelenmesi gereklidir;
2) Cezaevi ortamında cezanın infazı [hastanın] hayatı için bir tehlike teşkil etmektedir;
3) (6) aylık süreliğine cezanın infazının ertelenmesi uygun olacaktır;
4) [hastanın] hastalığı kalıcı bir nitelik taşımaktadır. “
11. Mevcut durumda, Bahattin Yılmaz, farklı tarihlerde birkaç defa hastaneye götürülmüştür. Ankara Cumhuriyet Savcısı, 11 ve 25 Mayıs 2011 tarihlerinde, hastanın yakınlarına hastanede kaldığı süre boyunca refakat etmelerine izin vermiştir.
12. Başvuranın erkek kardeşi, 23 Mayıs ile 27 Mayıs 2011 tarihleri arasında, radioterapi görmesi amacıyla hastaneye yatırılmıştır. 27 Mayıs 2011 tarihli hastane raporunda şu şekilde belirtilmiştir:
“renal hücrelerin metastatik karsinomu teşhisi ile hastaneye giriş yapan hastaya [dört gün boyunca] palyatif bir radyoterapi yapılmıştır. [Hasta] tavsiyelerle hastaneden ayrılmıştır”.
13. İlgili, 27 Mayıs 2011 tarihinde, cezaevinin polikliniğine giriş yapmıştır.
14. İlgili, 2 Haziran 2011 tarihinde, tıbbi tedavi almak için yeniden hastaneye yatırılacak iken hastalığına yenik düşmüştür.
C. Başvuranın Erkek Kardeşinin Tutukluluk Koşulları
15. Mevcut başvurunun iletilmesinin ardından Hükümet tarafından sunulan bilgilere göre, şikâyet edilen olaylar sırasında, başvuranın erkek kardeşi 65,19 m2’lik bir yürüyüş alanına bakan, 100x125 cm iki penceresi bulunan ve 12,45 m2’lik bir yaşam ünitesinde Sincan L Tipi Cezaevinde tutukludur. Aynı bilgilere göre, bu yaşam ünitesinde doğal ışığın içeriye girmesine imkân sağlanmış ve köşede bir mutfak, bir masa, bir televizyon, iki dolap, bir duş ve tuvalet bulunmaktadır.
16. Öte yandan, Hükümet ilgilinin 16 Mayıs ile 2 Haziran 2011 tarihleri arasında hastanede yani öncelikle hastanede daha sonra hayatını kaybettiği cezaevinin polikliniğinde geçici olarak kaldığını belirtmektedir.
D. Sağlık Nedenlerinden Tahliye Talebi İşlemi
17. Bahattin Yılmaz’ın avukatı, 4 Nisan 2011 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi önünde sağlık nedenlerinden tahliye talebinde bulunmuştur. Avukat, doktorların müvekkilinde metastatik bir kanser teşhis ettikleri hastanenin Onkoloji Bölümü tarafından düzenlenen 23 Mart 2011 tarihli rapora dayanmıştır.
18. Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Nisan 2011 tarihinde, tahliye talebini reddetmiştir. Söz konusu mahkeme, kararına dayanarak, 5275 Sayılı Kanun’un 16. maddesinde yalnızca kesin bir şekilde mahkûm edilen tutukluları ilgilendirdiğini, başvuranın yakının 2 Şubat 2011 tarihli mahkûmiyet kararının temyiz konusu olması nedeniyle, mahkûm edilmesinin halen kesin olmadığını, yargılamanın Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen derdest olduğunu ve ilgilinin halen “kesin bir karar beklentisinde tutuklu yargılanan bir kişi” statüsünün bulunduğunu tespit etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, bu statünün ilgiliyi söz konusu maddenin hükümlerinden yararlanmayı yasakladığı kanaatine varmaktadır.
19. Bahattin Yılmaz’ın avukatı, 26 Nisan 2011 tarihinde, sağlık nedenlerinden yeniden tahliye talebinde bulunmuştur. Bu defa, avukat hastanenin sağlık kurulu tarafından aynı gün düzenlenen raporun tespitlerine dayanmış ve metastatik kanserine yakalanan başvuranın erkek kardeşinin cezaevinde tutuklu bulunmasının, hayatı için bir tehlike teşkil ettiğini ve bu durumun tahliye edilmesini desteklediğini belirtmiştir. Avukat, ilgilinin hastalığının son aşamaya geldiğini, cezaevine yerleştirildiğinde 92 kg olurken şimdi yalnızca 46 kg olduğunu ve yardım almadan yerinden kalkamadığını eklemiştir.
20. Ağır Ceza Mahkemesi, 2 Mayıs 2011 tarihinde, Bahattin Yılmaz’ın tahliye talebini yeniden reddetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, ilgiliyi mahkûm eden mahkemenin, ilgilinin yargılandığı suçların önemini ve Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen cezanın önemini - ki karar temyiz konusu olmuştur - dikkate alarak her türlü kaçma riskini önlemek için tutukluluk halinin devamına karar verdiği konusuyla kararını gerekçelendirmiştir.
21. Bahattin Yılmaz’ın avukatı, 13 ve 18 Mayıs 2011 tarihlerinde, Ankara Cumhuriyet savcısından ve Adalet Bakanlığından ilgilinin bulunduğu durumun gösterilmesi amacıyla, müvekkilinin fotoğraflarının çekilmesine ilişkin bir talepte bulunmuştur.
22. Yerel makamlar, belirtilmeyen bir tarihte, bu talebi kabul etmişlerdir. İlgili, hastalığı son aşamasındayken hastane yatağında fotoğrafı çekilmiştir.
23. Mevcut durumda, 17 Mayıs 2011 tarihinde, ilgilinin avukatı Yargıtay nezdinde savcılığa başvurmuştur. Avukat, müvekkilinin hastalığının son aşamada olduğunu belirtmiş ve ilgilinin son günlerini ailesiyle birlikte geçirebilmesi amacıyla tahliye edilmesini talep etmiştir.
24. Yargıtay nezdinde savcının talebine karşılık vermemesi nedeniyle, 26 Mayıs 2011 tarihinde, Bahattin Yılmaz’ın avukatı ilgilinin ağız yoluyla kendisini besleme durumunda olmadığını, kendi öz oğlunu tanımayacak kadar bilincini kaybetmeye başladığını ve doktorlara göre yaşayacak yalnızca on veya on beş gün ömrü kaldığını belirterek, talebini yinelemiştir.
25. Söz konusu savcılığın halen talebine karşılık vermemesi nedeniyle, Bahattin Yılmaz’ın avukatı 31 Mayıs 2011 tarihinde talebini yinelemiştir.
26. Başvuranın erkek kardeşinin, 2 Haziran 2011 tarihinde hayatını kaybetmesinin ardından, yukarıda belirtilen bütün başvurular konunun belirtilmemesi nedeniyle, yanıtsız kalmıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULANMASI
27. 13 Aralık 2004 tarihli Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında 5275 sayılı Kanun’un 16. maddesinde hasta olan mahkûmların, sağlık kurumları bünyesinde kendilerine ayrılan bölümlerde cezalarını çekebilecekleri öngörülmektedir. Hasta olan mahkûmlar, aile doktorunun gerekli görmesi halinde, aile yakınlarının refakatinde bu sağlık kurumlarda belirli bir süre kalabilmektedirler.
28. Öte yandan, 20 Mart 2006 tarihli Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı ve Cezaevlerinin İdaresi Hakkında 2006/10218 Sayılı Yönetmelikte, cezaevinin doktoru tarafından sağlık ünitesi bünyesinde tutukluların sağlık muayenesinin ve tıbbi tedavisinin yapıldığı öngörülmektedir. Sağlık durumu nedeniyle, muayene veya tedavi gerektiren tutuklular, bu muayenenin veya tedavinin yalnızca kurum bünyesinde yapılamaması halinde, kamuya açık sağlık kurumlarına sevk edilmektedirler.
29. Sonuç olarak, 5275 Sayılı Kanun’un 6. maddesinin 16. fıkrasında, bir tutuklunun, söz konusu tedbirin güvenlik için “ciddi ve somut” bir tehlike teşkil etmedikçe cezaevi ortamında ihtiyaçlarını karşılayamadığında, cezasının infazının ertelenmesinden yararlanabileceği öngörülmektedir.
Söz konusu cezanın infazının ertelenmesi, adli tıp kurumu veya bu nedenle Adalet Bakanlığınca yetkili olan bir hastane tarafından uygun bir raporun düzenlenmesine bağlı olmaktadır. İkinci durumda, rapor adli tıp kurumu tarafından onaylanmalıdır.
30. Somut olayda, Avrupa Konseyinin ilgili çalışmaları Huylu/Türkiye (No. 52955/99, § 53, 16 Kasım 2006) davasında belirtilmektedir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
SÖZLEŞME’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
31. Başvuran, kanserin son aşamasındayken erkek kardeşinin sağlığı gerekçeleriyle, tahliye edilmesini reddederek, yetkililerin Sözleşme’nin 2. maddesine öngörüldüğü şekliyle, yakınının yaşama hakkına riayet etmediklerini iddia etmektedir.
32. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir. Hükümet, Mahkemeyi Sözleşme’nin 2. maddesi alanı yerine başvurunun yalnızca Sözleşme’nin 3. maddesi açısından incelenmesine davet etmektedir. Öte yandan, Hükümet yerel makamların, başvuranın erkek kardeşi hakkında Sözleşme’nin 2. maddesinde öngörülen pozitif yükümlülükleri yerine getirdiklerini savunmaktadır.
33. Mahkeme, bir şikâyetin iki unsurdan oluştuğunu hatırlatmaktadır: olgusal iddialar ve hukuki argümanlar. Hâkim hukuku kendiliğinden uygular ilkesi (jura novit curia) gereğince, Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri uyarınca, bir başvuran tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelere bağlı değildir ve başvuran tarafından ileri sürülen maddelerinden başka, Sözleşme maddeleri veya hükümleri alanında bir şikâyeti inceleyerek, söz konusu şikâyetin olaylarına verilecek olan hukuki nitelendirmeye karar verebilmektedir (Molla Sali/Yunanistan [BD], No. 20452/14, § 85, 19 Aralık 2018 ve bu kararda belirtilen davalar). Somut olayda, Mahkeme başvuranın şikâyetlerinin, yalnızca Sözleşme’nin 2. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez. “
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
34. Hükümet, başvurunun kabul edilebilirliğiyle ilgili olarak, hiçbir itiraz tespit etmemektedir.
35. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan diğer hiçbir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
36. Başvuran, erkek kardeşinin cezaevinde bulunduğu sırada kansere yakalandığını, hastalığının hızlıca ilerlediğini ve teşhis konulduktan kısa bir süre sonra, hayatını kaybettiğini belirtmektedir. Başvuran, cezaevi koşullarında yapılan tıbbi tedavinin uygun olup olmadığı konusunda bir değerlendirme yapmasının mümkün olmadığını belirtmekte ve mahkemeler tarafından, erkek kardeşinin sağlık durumunun cezaevi ortamına uygun olmadığını gösteren sağlık raporlarına rağmen, kendisinin tahliye edilmesinin reddedilmesinden şikâyet etmektedir. Başvuran, aile üyelerinin ilgilinin hayatını kaybetmesinden önce kendisini göremediklerinden şikâyet etmektedir. Başvuran, bu iddialarına dayanarak, Sözleşme’nin 2. maddesini sürmektedir.
37. Hükümet, Bahattin Yılmaz’ın birçok olağan tıbbi tedaviden yararlandığını, kanser teşhisinin, ilk belirtilerden itibaren doktorlar tarafından konulduğunu, uzmanlar tarafından bir tedavi ve takip uygulandığını belirtmektedir.
38. Başvuran, Hükümetin itirazlarına karşılık vermemiştir.
39. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesinin, Devleti hem kasıtlı olarak ve yasaya aykırı bir şekilde ölüme neden olmaktan kaçınmakla hem de kendi yargılama yetkisi altında bulunan kişilerin hayatını korumak için gerekli tedbirleri almakla zorunlu kıldığını hatırlatmaktadır (L.C.B./Birleşik Krallık, 9 Haziran 1998, § 36, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1998‑III, Keenan/Birleşik Krallık, No. 27229/95, § 89, AİHM 2001‑III ve Taïs/Fransa, No. 39922/03, § 96, 1 Haziran 2006).
40. Ardından, Mahkeme tutuklu kişilerin hayatının korunması yükümlülüğünün, aynı zamanda ölümcül bir sonucun önlenmesi için bu kişilere özenle tıbbi tedavilerin uygulanmasının gerektirdiğini hatırlatmaktadır (bk. Anguelova/Bulgaristan, No. 38361/97, § 130, AİHM 2002‑IV, yukarıda belirtilen Taïs, § 98, Jasinskis/Letonya, No. 45744/08, §§ 58-60, 21 Aralık 2010 ve mutatis mutandis, Hurtado/İsviçre, 28 Ocak 1994, A Serisi, No. 280‑A, Komisyon görüşü, ss.15‑16, § 79). Uygun tıbbi tedavinin eksikliği, Sözleşme’ye aykırı bir muamele teşkil edebilmektedir (bk. (gerekli değişikliklerin yapılması koşulu altında) mutatis mutandis, İlhan/Türkiye [BD], No. 22277/93, § 87, AİHM 2000‑VII).
41. Bu bağlamda, Mahkeme 8 Ağustos 1998 tarihinde kabul edilen cezaevi ortamında cezaevlerinde sağlık hizmetlerinin etik ve örgütsel yönlerine ilişkin Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu Tavsiye Kararında No. R (98)7, özellikle tıbbi tedavi gerektiren hasta tutukluların, bu tedaviler cezaevinde sağlanamadığında, özellikle özel kurumlara veya devlet hastanelerine sevk edilmeleri gerektiği öngörülmektedir. Hastanelere sevk için, tıbbi personel üyesi veya hemşire tarafından ihtiyaç duyulduğunda hastaya refakat edilmelidir (yukarıda belirtilen Huylu, § 53).
42. Hükümetin argümanlarını değerlendirmek için, Mahkeme, yetkili yerel makamların dikkatinden kaçmamış olan veya kaçmaması gereken ilgilinin fiziksel sağlık durumunun gözlemlenmesi için cezaevi makamları veya sağlık yetkilileri tarafından alınan tedbirleri inceleyecektir.
43. Mahkeme, Bahattin Yılmaz’ın cezaevine girişinin başından beri, pratisyen doktorlar ve birçok uzman nezdinde birçok defa muayeneden yararlandığını gözlemlemektedir. Başvuranın yakını, farklı hastalıklar yani öncelikle koroner arter hastalığı, hipertansiyon, hiperlipidemi, ikinci tip diyabet, zihinsel bozukluklar ve felç nedeniyle takip ve tedavi edilmiştir. Bu bağlamda, başvuranın yakınına teşhisler ve doktorların kararları uyarınca, ilaç tedavisi uygulanmıştır. Ayrıca, başvuranın yakını, yumuşak doku enfeksiyonu nedeniyle tedavi edilmiş, kendisi oftalmolojik muayeneye tabi tutulmuş ve kendisine kontakt lensler verilmiştir. Ayrıca, başvuranın yakını farklı hastalıklar ve öncelikle kardiyovasküler belirtiler nedeniyle, hastaneye yatırılmıştır (yukarıda 6. paragraf).
44. Ardından, Mahkeme, ilgilinin 9 Mart 2011 tarihinde, böbrek hizasında ağrı şikâyetleri nedeniyle, hastaneye yatırılmış ve bu bağlamda bir biyopsi yapıldığını tespit etmektedir (yukarıda 7. paragraf). Hastanenin Onkoloji Bölümü, başvuranın yakınında metastatik bir kanser teşhis etmiş (yukarıda 8. paragraf), bir tedavi uygulamış ve onkolojik tedavi görmek için birçok defa hastaneye sevk edilmiştir.
45. Başvuran, erkek kardeşine uygulanan tedavilerin etkinliğinden genel bir şekilde şikâyet etse de, Mahkeme önerilen tedavilerin yapılmadığı veya doktorların tespitlerinin ve incelemelerinin doğru olmadığı sonucuna varmaya imkân sağlayan hiçbir delil unsurunun sunulmadığını kaydetmektedir.
46. Somut olayda, Mahkeme 26 Nisan 2011 tarihli hastanenin sağlık kurulu raporuna göre, cezaevi ortamında cezanın infazının Bahattin Yılmaz’ın hayatı için bir tehlike teşkil ettiğini ve altı aylık bir süre için cezanın infazının ertelenmesinin talep edildiğini gözlemlemektedir.
47. Yetkililerin, ilgiliyi bu raporun sunulmasından sonra tahliye etmeleri gerektiği doğrudur. Bununla birlikte, Mahkeme yetkililerin tutumu eleştirmeye imkân sağlayan hiçbir unsura ve ilgilinin cezaevi ortamında durumu nedeniyle gereken tıbbi tedavilerden yoksun bırakıldığını belirtmeye sahip değildir. Nitekim, Mahkeme için bir yandan başvuranın erkek kardeşine yönelik doktorlar tarafından konulan olumsuz genel teşhisin, metastas teşhisinden kaynaklandığını ve diğer yandan yapılan radiyoterapi seanslarının ve ilaç tedavisinin doğru bir şekilde uygulandığının tespit edilmesi yeterlidir.
48. Dolayısıyla, Mahkeme başvuranın erkek kardeşinin tahliye edilmesinin mahkemeler tarafından reddedilmesinin, ilgilinin olay tarihinde yargılandığı suçların önemiyle ve Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen cezanın ağırlığıyla - gerçekte 5275 Sayılı Kanun’un 16. maddesinin hükümlerinde öngörülen gerekçelerle - gerekçelendirildiğini kaydetmektedir (yukarıda 20 ve 29. paragraflar).
49. Her halükarda Mahkeme, ilgilinin 16 Mayıs ile 2 Haziran 2011 tarihleri arasında - yani ilgilinin hayatını kaybedene kadar - öncelikle cezaevi yerine hastanenin cezaevi ünitesinde ardından cezaevinin polikliniğinde tutulduğunu, sırayla nöbet değiştirdikleri aile üyeleri tarafından refakat edildiğini tespit etmektedir (yukarıda 11-16.paragraflar).
50. Dolayısıyla, Mahkeme için başvuranın yakının cezaevi ile hayatını kaybetmesi arasında bir nedensellik bağının kurulması mümkün değildir.
51. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 2. maddesi ihlal edilmemiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
2. Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince, 5 Mart 2019 tarihinde bildirilmiştir.
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıValeriu Griţco
Hasan BakırcıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy