AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
YILMAZ/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 19607/10)
KARAR
STRAZBURG
23 Haziran 2020
İşbu karar, kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Yılmaz/Türkiye davasında,
Başkan,
Valeriu Griţco,
Hâkimler,
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine bir Türk vatandaşı olan Ömer Yılmaz’ın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 12 Şubat 2010 tarihinde yapmış olduğu başvuruyu göz önüne alarak,
Başvurunun Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi kararını göz önüne alarak,
Tarafların beyanlarını göz önüne alarak,
26 Mayıs 2020 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE OLGULAR
1. Başvuran, 1961 doğumlu olup, Ardahan’da ikamet etmektedir. Başvuran, Ardahan Barosu’na bağlı Avukat A.Y. Yılmaz tarafından temsil edilmiştir.
2. Hükümet, kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Söz konusu zamanda, başvuran, DTP (Demokratik Toplum Partisi) Ardahan İl başkanıydı.İlk yargılamalar
5. Başvuran, 13 Kasım 2006 tarihinde, bir basın açıklamasında, PKK’nın mahpus lideri için bir saygı ifadesi olan “Sayın” ifadesini kullanmıştır.
6. Ceza Kanunu’nun 215. maddesinde düzenlenen suçu veya suçluyu övme suçlamasıyla başvuran aleyhinde 28 Aralık 2006 tarihinde Ardahan Sulh Ceza Mahkemesi nezdinde ceza yargılaması başlatılmıştır.
7. Ardahan Sulh Ceza Mahkemesi, 4 Nisan 2007 tarihinde, Türk Ceza Kanunu’nun 215. maddesi uyarınca başvuranın suçunu sabit bulmuş ve başvuranı yirmi beş gün hapis cezasına mahkûm etmiştir. Türk Ceza Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, başvuranın hapis cezası para cezasına çevrilmiştir. Ardahan Sulh Ceza Mahkemesi, kararında, ayrıca, başvuranın bir hafta içerisinde temyiz başvurusunda bulunabileceğini kaydetmiştir.
8. Başvuran temyiz başvurusunda bulunmuştur.
9. Yargıtay, 9 Mart 2011 tarihinde, başvuran hakkında hükmedilen para cezasının miktarının temyiz başvurusunda bulunabilmek için gereken parasal sınırın altında olduğuna karar vererek başvuranın temyiz talebini reddetmiştir.
10. Ardahan Sulh Ceza Mahkemesinin kararı, 6 Mayıs 2011 tarihinde, Cumhuriyet Savcılığı infaz bürosuna tevdi edilmiştir.
11. Cumhuriyet savcısı, 9 Mayıs 2011 tarihinde, Ardahan Sulh Ceza Mahkemesine başvurmuş ve mahkemeden, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını düzenleyen Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi bakımından davayı incelemesini talep etmiştir.
12. Ardahan Sulh Ceza Mahkemesi, 11 Mayıs 2011 tarihinde, 4 Nisan 2007 tarihli kararının iptal edilmesine karar vermiştir. Söz konusu mahkeme bir kez daha başvuranın suçunu sabit bulmuş ve başvuranı yirmi beş gün hapis cezasına mahkûm etmiştir. Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi dikkate alarak ayrıca, başvuranın beş yıl süreyle kasten başka bir suç işlememesi kaydıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.
İkinci yargılamalar
13. Başvuran, 29 Eylül 2009 tarihinde, PKK’nın mahpus lideri için “Sayın” ifadesini kullanması sebebiyle suçu veya suçluyu övdüğü gerekçesiyle Cumhuriyet savcısı tarafından sorgulanmıştır. Başvuran, ifadesinde, aynı terimi tekrar kullanmıştır.
14. Cumhuriyet savcısı, 26 Kasım 2009 tarihinde, Ardahan Sulh Ceza Mahkemesine başvuran hakkında yeni bir iddianame sunmuştur.
15. Ardahan Sulh Ceza Mahkemesi, 29 Haziran 2010 tarihinde, Türk Ceza Kanunu’nun 215. maddesi uyarınca başvuranı suçu ve suçluyu övme suçundan yirmi beş gün hapis cezasına mahkum etmiştir. Türk Ceza Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, başvuranın hapis cezası para cezasına çevrilmiştir. Ardahan Sulh Ceza Mahkemesi, kararında, ayrıca, başvuranın bir hafta içerisinde temyiz başvurusunda bulunabileceğini kaydetmiştir.
16. Başvuran temyiz başvurusunda bulunmuştur.
17. Yargıtay, 7 Eylül 2012 tarihinde, başvuran hakkında hükmedilen para cezasının miktarının temyizde bulunabilmek için gereken parasal sınırın altında olduğuna karar vererek başvuranın temyiz talebini reddetmiştir.
18. Ardahan Sulh Ceza Mahkemesinin kararı, 27 Kasım 2012 tarihinde, Cumhuriyet Savcılığı İnfaz Bürosuna tevdi edilmiştir. Daha sonra, Cumhuriyet savcısı Ardahan Sulh Ceza Mahkemesine başvurmuş ve mahkemeden, 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un cezaların infazının ertelenmesine dair Geçici 1 § 1 maddesi ışığında davayı incelemesini talep etmiştir.
19. Ardahan Sulh Ceza Mahkemesi, 31 Aralık 2012 tarihinde, 6352 sayılı Kanun’un Geçici 1 § 1 maddesi uyarınca kararını gözden geçirmiş ve başvuranın cezasının infazını ertelemiştir. Dosyadaki bilgilere göre, bu karar, 21 Ocak 2013 tarihinde kesinleşmiştir.
İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
20. İlgili iç hukukun tam açıklaması, Yalçınkaya ve diğerleri/Türkiye (no’lar 25764/09 ve diğer 18 başvuru, §§ 12‑13, 1 Ekim 2013) kararında bulunabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
21. Başvuran, hakkında verilen mahkûmiyet kararlarının, Sözleşme’nin 10. maddesinde öngörülen ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiği şikayetinde bulunmuştur. İlgili madde aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon veya sinema işletmelerini bir izne tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
Kabul Edilebilirlik Hakkında
22. Hükümet iddialara itiraz etmiştir. Hükümet, öncelikle, ilk yargılamalarda hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve ikinci yargılamalarda cezanın infazının ertelenmesi dikkate alındığında başvuranın Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında mağdur statüsünün bulunmadığını iddia etmiştir. Hükümet, ayrıca, ikinci yargılamalar ile ilgili olarak, başvuranın Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi anlamında başvurabileceği iç hukuk yollarını tüketmediğini iddia etmiştir. Bu bağlamda, Hükümet, Ardahan Sulh Ceza Mahkemesinin 31 Aralık 2012 tarihli kararına dayanmış ve başvuranın Anayasa Mahkemesine başvurması ve Sözleşme kapsamındaki şikâyetlerini söz konusu mahkeme önünde dile getirmesi gerektiğini, zira ilgili kararın Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun açıldığı 23 Eylül 2012 tarihinden sonra verildiğini öne sürmüştür.
23. Hükümetin başvuranın mağdur statüsü ile ilgili itirazlarının ilk kısmı bakımından, Mahkeme, daha önce benzer itirazları incelediğini ve bunları reddettiğini yinelemektedir (bk., hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile ilgili olarak, Fatih Taş/Türkiye (no.2), no. 6813/09, § 14, 10 Ekim 2017; ve cezanın infazının ertelenmesiyle ilgili olarak, Özer/Türkiye (no.3), no. 69270/12, § 19, 11 Şubat 2020).
24. Hükümetin başvuranın Anayasa Mahkemesine başvurmadığı iddiasıyla ilgili ikinci yargılamalara ilişkin ilk itirazı bakımından, Mahkeme, davalı Hükümet tarafından iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralına ilişkin benzer itirazları daha önce incelediğini ve reddettiğini kaydetmektedir (bk.,Öner ve Türk/Türkiye, no. 51962/12, §§ 14-18, 31 Mart 2015 ve Aydemir ve Karavil/Türkiye [Komite], no.16624/12, § 18, 9 Ekim 2018).
25. Mahkeme, somut davada, bu içtihadından ayrılmasını gerektirecek herhangi özel bir durum görmemektedir.
26. Yukarıdaki hususlar ışığında, Mahkeme, Hükümetin itirazlarını reddetmektedir.
27. Mahkeme, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
Esas Hakkında
28. Davanın esası ile ilgili olarak, Mahkeme, daha önce, Yalçınkaya ve diğerleri/Türkiye (no’lar 25764/09 ve diğer 18 başvuru, §§ 26-38, 1 Ekim 2013) davasında benzer bir şikâyeti incelediğini ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini yinelemektedir. Mevcut başvuruyu da inceleyen Mahkeme, yukarıda belirtilen kararda yer alan tespitlerinden ayrılmayı gerektirecek herhangi bir sebep görmemektedir.
29. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
30. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme veya Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
31. Özel bir talepte bulunmaksızın, başvuran, Mahkeme’den, kendisine maddi ve manevi tazminatın yanı sıra Mahkeme’nin uygulamasına uygun olarak masraf ve giderler için tazminat vermesini istemiştir.
32. Hükümet, başvuranın taleplerini belirtmemesi sebebiyle herhangi bir ödeme yapılmaması gerektiğini ileri sürmüştür.
33. Maddi tazminat ile ilgili olarak, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 60 § 1 maddesi uyarınca, maddi zarar bakımından adil tazmin ödenmesini isteyen bir başvuran bu yönde özel bir talepte bulunmalıdır. Somut davada başvuranın herhangi bir miktarı belirtmemesi sebebiyle Mahkeme, bu başlık altında herhangi bir ödeme yapılmamasına hükmetmiştir (60 § 3 maddesi) (bk., Narodni List D.D./Hırvatistan, no. 2782/12, § 77, 8 Kasım 2018).
34. Buna karşın, manevi tazminat, doğası gereği, kesin bir hesaplamaya uygun olmadığı için, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 60. maddesi, Mahkeme’nin başvuranların miktarını belirtmedikleri manevi tazminat taleplerini incelemesini engellememekte ve miktarı Mahkeme’nin takdirine bırakmaktadır (bk., Nagmetov /Rusya [BD], no. 35589/08, § 72, 30 Mart 2017). Hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, başvurana manevi tazminat olarak 2.000 avro ödenmesine karar vermiştir.
35. Masraflar ve giderler ile ilgili olarak, Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu gösterebiliyorsa, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Mahkeme, başvuranın masraflar ve giderlerini gerekçelendirmek için herhangi bir belge vermediğini gözlemlemektedir. Bu nedenle, Mahkeme, masraflar ve giderlere yönelik talebi reddetmektedir.
36. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden hesaplanmasını uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 2.000 avro (iki bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 23 Haziran 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy