AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
YILMAZ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 19202/11)
KARAR
STRAZBURG
9 Mayıs 2023
İşbu karar, kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Yılmaz / Türkiye davasında,
Başkan,
Pauliine Koskelo,
Hâkimler,
Lorraine Schembri,
Davor Derenčinović,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’nin katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1973 doğumlu olup, Erzurum’da ikamet eden ve başlangıçta Ankara barosuna bağlı Avukat Şenal Sarıhan ve daha sonra başvuran tarafından, 22 Aralık 2021 tarihli bir yazıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”) gönderdiği bir yetki formu aracılığıyla, kendisini temsilci olarak atamış olduğu Strazburg’da görev yapan Avukat Ü. Kılınç tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşı olan Mithat Yılmaz’ın (“başvuran”) Mahkemeye, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 25 Mart 2011 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine yapmış olduğu başvuruyu (no. 19202/11);
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), ceza yargılamalarının adil olmadığı iddiasına ilişkin Sözleşmenin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyetin bildirilmesi ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilmez olduğunun beyan edilmesi kararını;
tarafların beyanlarını;
ve Hükümetin başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı itirazlarını reddeden kararı dikkate alarak;
11 Nisan 2023 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, yargılamaların temyiz aşamasında ana klasörün ve fiziki dava dosyasındaki bazı diğer belgelerin kaybolması nedeniyle başvuran aleyhindeki ceza yargılamasının adil olmadığı iddiasına ve diğerlerinin yanı sıra başvuranın temyiz gerekçelerinin yer aldığı gerekçeli temyiz dilekçesini içeren bu belgelerin yokluğunda Yargıtay tarafından gerçekleştirilen temyiz incelemesinin kusurlu olduğu iddiasına ilişkindir.
2. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 16 Haziran 2009 tarihinde, başvuranı, suç örgütü kurma ve yönetme, tehdit suçunda bulunma ve izinsiz silah bulundurma suçlarından suçlu bulmuş ve hapis cezasına mâhkum etmiştir. Aynı gün, başvuranın ilgili zamandaki avukatı S.G., bu karara karşı süre tutum dilekçesi sunmuş ve 11 Eylül 2009 tarihinde temyiz başvurusunda bulunmuştur.
3. Yargıtay 8. Ceza Dairesi Başkanı tarafından 24 Eylül 2010 tarihinde hazırlanan raporda, başvuranın avukatının (temyiz aşamasında kendisini temsil eden S.A.) 16 Haziran 2010 tarihinde dava dosyasının bir kopyasını almak için ikinci defa talepte bulunmasının ardından, ana klasörün kaybolduğu ve kapsamlı bir arama yapılmasına rağmen bulunamadığının ortaya çıktığı belirtilmiştir. Bunun üzerine Dairesi Başkanı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından dava dosyasının yeniden oluşturulmasını istemiştir.
4. Yargılamayı yürüten mahkemenin kalemi tarafından 18 Ekim 2010 tarihinde hazırlanan bir rapora göre, ana klasör daha sonra yeniden oluşturulmuş ve aşağıdaki unsurları içermiştir: (i) aslının gerçek bir kopyası olarak onaylanan 27 Mayıs 2004 tarihli iddianame, (ii) zabıt katibinin imzasını taşıyan ve mahkemenin bilgi işlem sisteminden çıktılarının alınmış olduğunu belirten yargılamayı yürüten mahkeme nezdinde yapılmış olan duruşmaların kayıtlarının kopyaları ve (iii) yargılamayı yürüten mahkemenin gerekçeli kararının ana kopyası.
5. Başvuranın avukatı 6 Aralık 2010 tarihinde, yeniden oluşturulmuş olan dosyada hangi belgelerin veya delillerin eksik olduğunu belirlemek amacıyla, mahkemeden kendisine tüm klasörlerin içeriğinin bir listesinin verilmesini talep etmiştir.
6. Yargıtay 14 Aralık 2010 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını, dava dosyasındaki ana klasörün kaybına veya kısmen yeniden oluşturulmasına yer verilmeksizin onamıştır.
7. Başvuranın avukatı 15 Şubat 2011 tarihinde, yargılamayı yürüten mahkemeden tüm klasörlerin içeriğinin bir listesini aldıktan sonra, yeniden oluşturulmuş olan dava dosyasında yer almayan belgelerin ayrıntılı bir listesini sunmuştur.
8. Dava dosyasının ana klasörü 10 Haziran 2011 tarihinde, Yargıtayın bodrum katında bulunmuştur.
9. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki adil yargılanma hakkının, Yargıtayın temyiz incelemesini, kaybolan ve birçok önemli belgeyi içeren ana dosyanın yokluğunda gerçekleştirdiği gerekçesiyle ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
10. Hükümet, başvuranın 2004 yılında dinlenen bir telefon görüşmesine göre, başvuranın Yargıtaydaki bir katipten belirli bir dosyanın birkaç yıl boyunca “kaybolmasını” istemiş olması nedeniyle, başvurunun bireysel başvuru hakkını suistimal ettiği gerekçesi ile reddedilmesi gerektiğini iddia etmiştir. Başvuranın avukatı, bu iddiaya şiddetle karşı çıkmıştır. Bunun somut davayla hiçbir ilgisi olmadığını savunmuş ve Hükümeti, varsayımlara dayanarak başvuran aleyhinde şüphe uyandırmaya çalışmakla eleştirmiştir.
11. Mahkeme, Hükümet tarafından atıfta bulunulan telefon görüşmesinin yargılamayı yürüten mahkemenin kararını 2009 yılında verdiği ve dava dosyasının daha sonra Yargıtaya gönderildiği somut davayla ilgili olmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, Hükümetin dinlenen telefon görüşmesine dayanan itirazı kabul edilemez. Bu doğrultuda Mahkeme, Hükümetin ilk itirazını reddetmektedir.
12. İkinci olarak Hükümet, başvurunun, yerel mahkemeler tarafından varılan sonuca itiraz etme amacıyla yapılmış olması sebebinden dolayı açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olarak beyan edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
13. Mahkeme, başvurunun esasa ilişkin bir inceleme yapılmaksızın belirlenemeyecek karmaşık olay ve hukuk konularını gündeme getirdiği kanaatindedir. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dâhilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesini karşılamadığı kanaatindedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
14. Başvuran, şikâyetlerini tekrarlamıştır.
15. Hükümet, başvuranın mahkûmiyetinin dayanağını oluşturan delillerin her zaman dava dosyalarının kaybolmayan kısmında bulunduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca, başvuran kayıp belgelerin yargılamanın genel olarak adilliğini etkileyip etkilemediğini ve etkilediyse nasıl etkilediği hususunda bir açıklamada bulunmamıştır. Nitekim başvuranın avukatları Yargıtay ve Mahkeme nezdinde hangi belgelerin kaybolduğu hususunda tutarsız davranmış olup sadece, diğerlerinin yanı sıra, temyiz hususunda tutarlı davranmışlardır. Ancak, söz konusu zamanda yürürlükte olan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu uyarınca, temyiz gerekçelerinin sunulması isteğe bağlıydı ve bu tür gerekçelerin sunulmaması temyiz başvurusunun reddedilmesine neden olmazdı. Her halükarda, Yargıtay davanın kapsamlı bir incelemesini yapmış ve bazı belgelerin kaybolmasından kaynaklanabilecek her türlü zararı gidermiştir.
16. Yeniden oluşturulmuş olan dava dosyasının içeriği göz önüne alındığında (bk. yukarıda 4. paragraf), Mahkemenin bu noktadaki incelemesi, başvuranın gerekçeli temyiz dilekçesinin kaybı ile sınırlı olacaktır. Zira başvuran, Hükümetin hangi belgelerin kayıp olduğuna dair iddiasına itiraz etmemiş veya bu belgelerin neler olduğunu tutarlı bir şekilde belirtmemiştir. Dolayısıyla hukuki sorunun özü, başvuranın gerekçeli temyiz dilekçesinin yokluğunda Yargıtay tarafından gerçekleştirilen temyiz incelemesinin Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca çekişmeli yargı ilkesine aykırı olup olmadığıdır.
17. Çekişmeli usul ilkesine ilişkin genel ilkeler Vegotex International S.A. / Belçika ([BD], no. 49812/09, § 134, 3 Kasım 2022) ve, daha fazla referans ile birlikte, Murtazaliyeva / Rusya ([BD], no. 36658/05, § 91, 18 Aralık 2018) kararlarında bulunabilir. Bu ilkeye göre, taraflar iddialarının başarıya ulaşması için gerekli olan her türlü delili sunma fırsatına sahip olmalıdır. Taraflar aynı zamanda mahkemenin kararını etkilemek amacıyla sunulan tüm deliller veya yapılan görüşler hakkında bilgi sahibi olmalı ve yorum yapabilmelidir (bk. aynı kararda § 91).
18. Başvurana temyiz başvurusunun başarılı olması için ilgili unsurları kendisine açıklama fırsatı verilip verilmediğinin belirlenmesi hususunda; Mahkeme, öncelikle, yerel mahkemelerin kayıp belgeler hususuna yaklaşımının hiçbir zaman başvuranı veya avukatını dâhil etmediğini kaydetmektedir. Mahkemenin elindeki belgeler, ana dosyanın yeniden oluşturulması için atılan adımlardan başvuranın ya da avukatlarının haberdar edildiğini göstermemektedir. Hükümet de aksi yönde bir iddiada bulunmamıştır. Ayrıca, dava dosyası yeniden oluşturulduktan sonra başvurana veya avukatlarına iletilmediği görülmektedir. Başvuran, yeniden oluşturulan dava dosyasının içeriğinden haberdar edilmeden, Yargıtay nezdindeki dava dosyasının hangi belgelerden oluştuğunu bilemezdi. Yargılamayı yürüten mahkeme başvuranı veya avukatını dava dosyasının yeniden oluşturulacağı hususunda bilgilendirmek ve eksik belgeleri sunmaya davet etmek için hiçbir somut adımı atmamıştır. Yargılamayı yürüten mahkemenin kalemi tarafından hazırlanan raporda, davaya müdahil olan avukatlardan hiçbirine ulaşılamadığı belirtilmiş olsa da, bu doğrultuda hangi adımların atıldığı ve bu avukatlardan herhangi birine iletişime geçmenin neden mümkün olmadığı açıkça belirtilmemiştir. Ayrıca, Baro ile irtibata geçmek için hangi adımların atıldığı ve bu çabaların neden sonuçsuz kaldığı açık değildir.
19. Bununla beraber, Yargıtay yargılamayı yürüten mahkemenin kararını onadığında dava dosyasının veya içeriğinin yeniden oluşturulmasından hiç bahsedilmemiştir.
20. Bu doğrultuda, başvuran, temyiz gerekçelerinin belirtildiği bir temyiz başvurusunda bulunmuş olsa da, yerel mahkemelerin yukarıda belirtilen tutumu, başvuranın yorumda bulunması ve bununla bağlantılı olarak gerekçeli temyiz dilekçesinin Yargıtay tarafından incelenmesi için gerçek bir fırsat olmadığı anlamına gelmektedir. Mahkeme, mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu uyarınca temyiz gerekçelerini ortaya koyan temyiz başvurularının isteğe bağlı olduğu gerçeğine bakılmaksızın, Yargıtayın başvuranın temyiz başvurularını dikkate almadan davayı kapsamlı bir şekilde incelediği yönündeki Hükümet argümanını kabul edemez (ayrıca karşılaştırınız, Quadrelli / İtalya, no. 28168/95, § 34, 11 Ocak 2000). Bir duruma ilişkin zarar olmasa bile bir ihlalin varlığı düşünülebiliyor ise, Mahkemenin bu durumun herhangi bir zarar getirip getirmediğini belirlemesine gerek yoktur. (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Bajić / Kuzey Makedonya, no. 2833/13, § 59, 10 Haziran 2021, ve Zahirović / Hırvatistan, no. 58590/11, § 48, 25 Nisan 2013).
21. Yukarıdaki hususlar ışığında ve başvuran için mevzubahis olan durumu, yani mahkûmiyeti ve hapis cezasını, göz önünde bulundurarak, Mahkeme, başvuranın yukarıda belirtilen gerekçeli temyiz dilekçesi yokluğunda yapılan temyiz incelemesinin Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca çekişmeli usul ilkesinin gerekliliklerine uygun olmadığı sonucuna varmıştır.
22. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
23. Başvuran adli tazmin talebinde bulunmamıştır. Bu doğrultuda, başvurana bu bağlamda herhangi bir meblağ ödenmesine hükmetmeye gerek yoktur. Buna karşın Mahkeme, en uygun tazmin şeklinin başvuranın, eğer dilerse, Sözleşme’nin 6. maddesinin gerekliliklerin uygun olarak yeniden yargılanması olacağını yinelemektedir (bk. Soytemiz / Türkiye, no. 57837/09, § 64, 27 Kasım 2018).
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 9 Mayıs 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Pauliine Koskelo
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan