AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
YÜKSEL / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 30682/11)
KARAR
STRAZBURG
25 Eylül 2018
İşbu karar kesinleşmiş olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Yüksel / Türkiye davasında,
Başkan
Paul Lemmens,
Hâkimler
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
4 Eylül 2018 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonrasında,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın temelinde bir Türk vatandaşı olan Hamide Yüksel’in (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 29 Mart 2011 tarihinde yapmış olduğu (30682/11 no.lu) başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, İzmir Barosuna bağlı olarak görev yapan avukat T. Aslan Ağaç tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, yapmış olduğu bir konuşma nedeniyle 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca mahkûmiyetinin, Sözleşme’nin 7. ve 10. maddeleri kapsamındaki haklarını ihlal ettiğinden şikâyetçi olmuştur.
4. Sözleşme’nin 7. ve 10. maddeleri kapsamındaki yukarıda anılan şikâyetler, 21 Eylül 2016 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geriye kalan kısmı Mahkeme İçtüzüğü’nün 54 § 3 maddesine göre kabul edilemez bulunmuştur.
5. Hükümet, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine itiraz etmiştir. Mahkeme, Hükümetin itirazını değerlendirdikten sonra reddetmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
6. Başvuran, 1974 doğumlu olup İzmir’de ikamet etmektedir.
7. Başvuran, 21 Mart 2007 tarihinde, İzmir ilinin bir ilçesi olan Buca’daki Nevruz festivali kutlamalarına moderatörlerden biri olarak katılmıştır. Başvuran, etkinliğin sunuculuğunu yaparken, kalabalığa Kürtçe hitap etmiş ve onları, “Nevruz şehitleri” ve özgürlük ve demokrasi şehitleri anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunmaya davet etmiştir.
8. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Nisan 2007 tarihinde, başvuranın yakalanması ve ikamet yerinin aranması için emir çıkarmıştır.
9. Başvuran, 11 Nisan 2007 tarihinde, evinde yakalanmıştır.
10. Başvuran, 12 Nisan 2007 tarihinde, savcı ve sorgu hâkimi önüne çıkarılmıştır. Başvuran, savcıya ve hâkime vermiş olduğu ifadelerinde, Nevruz kutlamalarına moderatör olarak katıldığını ve yasa dışı slogan atmadığını belirtmiştir. Başvuran, devrimci şehitler anısına bir dakikalık saygı duruşu çağrısında bulunduğunu belirtmiştir. Sorgu hâkimi, başvuranın sorgulanmasının ardından, tutuklanmasına karar vermiştir.
11. Savcı, 24 Nisan 2007 tarihinde, başvuranı ve diğer yedi kişiyi 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7(2) maddesi uyarınca yasa dışı bir örgütün propagandasını yapmakla ve Türk Ceza Kanunu’nun 215. maddesi uyarınca suçu veya suçluyu övmekle itham ederek söz konusu kişiler aleyhine İzmir Ağır Ceza Mahkemesi önünde ceza davası açmıştır. Daha sonra, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi önünde ceza davası başlamıştır.
12. İlk derece mahkemesi, 13 Ağustos 2007 tarihinde, yargılamanın ilk duruşmasının sonunda, başvuranın tahliyesine karar vermiştir.
2. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Eylül 2008 tarihinde, başvuranı, 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca, yasa dışı bir örgütün propagandasını yapmaktan mahkûm etmiş ve bir yıl hapis cezasına hükmetmiştir. Söz konusu mahkeme, başvuranın Kürtçe konuşma yaptığını, konuşmasının sonunda bir erkek şahsın onun söylediklerini Türkçeye çevirdiğini ve tercümeye göre aşağıdaki cümleleri söylediğini gözlemlemiştir:
“Hoş geldiniz. Nevruzunuz kutlu olsun. Bizim bu günlere gelmemizi sağlayanlara teşekkür ediyoruz. Nevruz şehitleri, özgürlük ve demokrasi şehitleri ve bizi bu günlere ulaştıranların anısına sizleri saygı duruşuna davet ediyorum.”
3. Ağır Ceza Mahkemesi, ayrıca, başvuranın konuşmasından sonra, kalabalığın zafer (V) işareti yaptığını ve diğer konuşmacılar tarafından yapılan konuşmalar sırasında, kalabalığın PKK ve lideri lehine sloganlar attığını kaydetmiştir. Yerel mahkemeye göre, Nevruz kutlamaları, PKK lehine bir propaganda etkinliğine dönüşmüş ve konuşmacılar sloganlar atmış ve kalabalığı slogan atmaya teşvik etmiştir. Bununla beraber, Mahkeme, kutlamalar sırasında kalabalık tarafından PKK’nın simgelerinin ve pankartlarının taşındığını gözlemlemiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, konuşmacıların kalabalığı kışkırttığını ve sonuç olarak, bir terör örgütünün propagandasını yapma suçunu işlediklerini tespit etmiştir. Başvuranın 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca mahkûmiyeti ışığında mahkeme, Türk Ceza Kanunu’nun 215. maddesi kapsamındaki suçlamalar konusunda bir karar verilmesine gerek olmadığına kanaat getirmiştir.
15. Yargıtay, 21 Eylül 2010 tarihinde, İzmir Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır.
16. Başvuranın hapis cezası, 13 Ocak ve 22 Haziran 2012 tarihleri arasında infaz edilmiştir. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 22 Haziran 2012 tarihinde, başvuranın şartlı tahliyesine karar vermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
4. Somut tarihte yürürlükte olan ilgili iç hukuk Belge/Türkiye (no. 50171/09, § 19, 6 Aralık 2016) davasında bulunabilir.
18. Özellikle, mevcut başvuruya konu olayların meydana geldiği zamanda yürürlükte olan 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi aşağıdaki gibidir:
“Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır...”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
19. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca, Nevruz kutlamaları sırasında yapmış olduğu bir konuşma nedeniyle kovuşturulmasının ve daha sonra mahkûm edilmesinin, ifade özgürlüğüne haksız bir müdahale teşkil ettiğinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran, ayrıca, Sözleşme’nin 7. maddesi uyarınca, 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesinin, cezai mahkûmiyetini haklı göstermek için yeterince açık olmadığını ileri sürmüştür.
Mahkeme, ilk olarak, başvurunun Sözleşme’nin 10. maddesi bakımından incelenmesi gerektiği kanaatindedir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Döner ve Diğerleri/Türkiye, no. 29994/02, § 79, 7 Mart 2017). Sözleşme’nin 10. maddesi aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin yayın, televizyon veya sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
20. Hükümet, başvuranın görüşlerine itiraz etmiştir. Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin yasal bir dayanağı olduğunu ve bu müdahalenin meşru amaçlar olarak ulusal güvenliğin ve kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi gayelerini izlemiş olduğunu ileri sürmüştür. Bununla beraber, Hükümet, başvuranın konuşmasında PKK’yı meşrulaştırdığını ve Türk Silahlı Kuvvetleriyle yaşadıkları çatışmalar sırasında ölen teröristler için bir dakikalık saygı duruşu çağrısında bulunduğunu ileri sürmüştür. Bunun yanı sıra, kalabalık, başvuranın konuşmasının ardından, zafer (V) işareti yapmıştır. Hükümet, başvuranın konuşmasının içeriğini ve onun bir siyasetçi olmadığı gerçeğini göz önüne alarak, başvuranın konuşmasının bir siyasi söylem olarak korunamayacağı kanaatine varmıştır. Hükümet, ayrıca, ilk derece mahkemesinin bir bütün olarak etkinliğin koşullarını incelemiş olduğunu ve başvuranı mahkûm ederken diğer konuşmacıların konuşmalarını ve kalabalık tarafından atılan sloganları dikkate aldığını ileri sürmüştür. Bununla beraber, Hükümet, başvuran aleyhine yürütülen soruşturmanın, sadece 21 Mart 2007 tarihli etkinlik sırasındaki eylemlerine değil, aynı zamanda evinde bulunan kitaplara ve belgelere dayandığını öne sürmüştür. Hükümet, son olarak, başvuranın 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca verilebilecek ceza alt sınırından sadece bir yıl hapis cezasına mahkûm edildiğini kaydetmiştir. Özetle, Hükümet, başvuranın mahkûmiyetinin, demokratik bir toplumda gerekli olduğu ve izlenilen meşru amaçlarla orantılı olduğu kanaatindedir.
21. Mahkeme, başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını gözlemlemektedir. Ayrıca kabul edilemezliğe ilişkin başka herhangi bir gerekçe de bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
22. Başvuranın şikâyetinin esasına yönelik olarak, Mahkeme, başvuranın cezai mahkûmiyetinin başvuranın ifade özgürlüğünü kullanmasına yönelik bir “müdahale” teşkil ettiği ve bu müdahalenin 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesine dayandırıldığı görüşündedir. Uygulamada söz konusu hükmün öngörülebilirliği konusunda sorulabilecek sorular olmasına karşın, Mahkeme, müdahalenin gerekliliğine ilişkin tespitleri ışığında bu konuyu ele almayı gerekli görmemiştir (bk. aşağıda 28. paragraf) (bk. Öner ve Türk/Türkiye, no. 51962/12, § 21, 31 Mart 2015). Mahkeme, ayrıca, mevcut davada, ulusal makamların ulusal güvenliğin ve kamu düzeninin koruması ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru amaçlar izlemiş olduğunun düşünülebileceğini kabul etmeye hazırdır (bk. Faruk Temel/Türkiye no. 16853/05, § 52, 1 Şubat 2011).
5. Müdahalenin demokratik bir toplumda gerekliliğine ilişkin olarak Mahkeme, daha önce birkaç davada benzer şikâyetleri incelediğini ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini not etmektedir (bk., örneğin, Savgın/Türkiye, no. 13304/03, §§ 39-48, 2 Şubat 2010; Gül ve Diğerleri/Türkiye, no. 4870/02, §§ 32-45, 8 Haziran 2010; Kılıç ve Eren/Türkiye, no. 43807/07, §§ 20-31, 29 Kasım 2011; yukarıda anılan Faruk Temel, §§ 58-64; yukarıda anılan Öner ve Türk, §§ 19-27, yukarıda anılan Belge, §§ 24-38; Yigin/Türkiye [Komite], no. 36643/09, §§ 22-24, 30 Ocak 2018 ve Zengin ve Çakır/Türkiye [Komite], no. 57069/09, §§ 18-20, 13 Şubat 2018). Mahkeme somut davayı incelemiş ve somut davada Hükümetin farklı bir sonuca ulaşmayı gerektirecek herhangi bir argüman öne sürmediği kanaatine varmıştır.
24. Bilhassa, Mahkeme, başvuranın, 10 Eylül 2008 tarihli kararda anılan açıklamada bulunması ve kalabalığın başvuranın konuşmasının ardından zafer (V) işareti yapması nedeniyle 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca kovuşturmaya konu olup mahkûm edildiğini kaydetmektedir (bk. yukarıda 13 ve 14. paragraflar). Mahkeme, İzmir Ağır Ceza Mahkemesinin, 10. maddede yer alan ilkeler ışığında başvuranın açıklamasının içeriğine ilişkin bir değerlendirme sağlamadığını gözlemlemektedir. Özellikle, Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın açıklamasının, şiddeti, silahlı direnişi ya da ayaklanmayı teşvik edecek ya da şiddete sevk edebilecek nitelikte yorumlanıp yorumlanamayacağına ilişkin bir değerlendirme yürütmemiştir. Bunlar, dikkate alınması gereken önemli unsurlardır. Mahkeme, söz konusu açıklamanın, şiddeti, silahlı direnişi ya da ayaklanmayı teşvik ettiği şeklinde yorumlanamayacağı kanaatindedir.
25. Mahkeme, ilk derece mahkemesinin kararına göre, konuşmacıların kalabalığı kışkırttığını ve sonuç olarak, bir terör örgütünün propagandasını yapma suçunu işlediklerini de kaydetmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, söz konusu toplanmanın barışçıl olmadığına veya kutlamalara katılan insanların başvuranın açıklamasını dinledikten sonra şiddet eylemlerinde bulunduğuna dair dava dosyasında hiçbir bulgunun olmadığını gözlemlemektedir (bk., Kılıç ve Eren/Türkiye, no. 43807/07, § 27, 29 Kasım 2011 ve yukarıda anılan Belge, § 34). İlk derece mahkemesinin kararına göre, başvuranın açıklamasından sonra göstericiler sadece, Mahkemenin kanaatine göre, bir şiddet eylemi veya şiddeti teşvik edebilecek mahiyette düşünülemeyecek olan bir işaret olan zafer (V) işareti yapmıştır.
6. Özetle, Mahkeme, ulusal mahkemelerin, başvuranın 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca cezai mahkûmiyetine yönelik olarak “ilgili ve yeterli” nedenler sağlamadığı kanaatindedir.
7. Son olarak Mahkeme, başvuranın hükmedildiği ve bir kısmı infaz edilmiş olan 1 yıl hapis cezasının ağırlığına dikkat çekmiştir (bk. Karataş/Türkiye [BD], no. 23168/94, § 53, AİHM 1999‑IV).
8. Mahkeme, söz konusu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sonucuna varmıştır. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
29. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
30. Başvuran, sırasıyla maddi ve manevi tazminat olarak 23.000 avro ve 50.000 avro talep etmiştir. Başvuran, ayrıca, yerel merciler ve Mahkeme önünde oluşan masraf ve giderler karşılığında 5.650 avro talep etmiştir. Başvuran, masraf ve giderlere yönelik talebini desteklemek üzere, vekilinin yerel yargılamalar ve Mahkeme önündeki yargılamalar sırasında 66 saatlik hukuki hizmet verdiğini gösteren bir iş cetveli sunmuştur.
31. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
32. Mahkeme, başvuranın maddi tazminat talebini dayanaksız olduğu gerekçesiyle reddetmektedir. Öte yandan, hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, başvurana manevi tazminat olarak 5.000 avro ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme, ayrıca, Mahkeme önündeki yargılamalar için 2.500 avro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3.
(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki meblağların ödenmesine:
(i) manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 5.000 avro (beşbin avro) ödenmesine;
(ii) masraf ve giderler için, başvurana yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 2.500 avro (ikibinbeşyüz avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 25 Eylül 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy