AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
YÜKSELLER LTD. ŞTİ. / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 27530/09)
KARAR
STRAZBURG
19 Ocak 2021
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Yükseller Ltd. Şti. / Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk hukukuna tabi bir limited şirketi olan Yükseller Gıda Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi’nin (“başvuran”) 10 Mayıs 2009 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (No. 27530/09),
8 Nisan 2014 tarihli kısmi kabul edilebilirlik kararını,
Başvurunun Türk Hükümetine bildirilmesine ilişkin kararı,
Tarafların sundukları görüşleri,
Hükümetin, başvurunun bir komite tarafından incelenmesine ilişkin itirazının Mahkeme tarafından reddedildiği kararı dikkate alarak,
15 Aralık 2020 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Başvuru, taşınmazlarına fiili kamulaştırma (kamulaştırmasız el atma) nedeniyle başvurana kısmi tazminat ödenmesine ilişkindir. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürmektedir.
OLAY VE OLGULAR
2. Başvuran, merkezi Mersin’de kayıtlı olan Türk hukukuna tabi bir limited şirkettir. Başvuran, Mahkeme önünde Ankara Barosuna bağlı Avukat K. Coşar tarafından temsil edilmiştir.
3. Hükümet kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
4. Başvuran şirket, Güroymak - Muş kara yolu üzerinde yer alan, yüzölçümü toplam 68.050 m2 olan üç arazinin (pafta no. 9, parsel no. 1745, 1746 ve 1747) sahibidir.
5. Başvuran, yukarıda belirtilen arazilerine bitişik yolun rehabilitasyonu kapsamında, arazilerin bir kısmına kamulaştırmasız el atılması nedeniyle oluşan zararın telafisi amacıyla, 20 Ekim 2000 tarihinde, Güroymak Asliye Hukuk Mahkemesi (yerel mahkeme) nezdinde tazminat davası açmıştır. Başvuran, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak, 2.927.760.000 Türk lirası (TRL) (söz konusu dönemde yaklaşık 5.090 avro (EUR)) tazminat talep etmiştir.
6. Yerel mahkeme, 27 Mart 2002 tarihinde, başvuran lehine karar vermiştir. Mahkeme, özellikle, talep ettiği bilirkişi raporlarına dayanarak, arazilerin 19.248 m2’lik kısmında fiili kamulaştırma yapıldığını tespit etmiştir. Mahkeme, ihtilaflı kısma ait tazminatta fazlaya ilişkin hakkı saklı tutarak, başvurana 1.924.848.000 TRL (yaklaşık 1.600 EUR) ödenmesine hükmetmiştir.
7. Yargıtay, 4 Şubat 2003 tarihinde, bu kararı bozmuştur. Yargıtay, ihtilaf konusu arazilerin kadastro parseli olduğunu, yani bir imar planı gereğince imarlı veya imar gelebilecek alan dışında yer alan araziler olduğunu, buna karşın kamulaştırılan arazinin değerini tespit edebilmek için değerlendirmede esas alınan emsal arazilerin, imar parseli yani imar planına dâhil olan parseller olması gerektiğine hükmetmiştir. Söz konusu emsal arazilerde yüz ölçümünün bir kısmı (% 35’e kadar), imar planlama çalışmaları ve planın kabulü sırasında imar maliyetlerine katkı (düzenleme ortaklık payı) olarak yetkili makamlara devredilmiştir. Bu nedenle, bu alandaki uygulama gereğince, kamulaştırma bedelinin belirlenmesi için emsal karşılaştırması yoluyla belirlenen değerden % 35 indirilmesi gerektiği hükmüne varılmıştır.
8. Başvuran karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
9. Yargıtay, 10 Haziran 2003 tarihinde, 4 Şubat 2003 tarihli kararını düzeltmiş ve dava dosyasını, yeniden incelemesi için yerel mahkemeye göndermiştir. Yargıtay, emsal olarak dikkate alınan taşınmaz satışlarının, ihtilaf konusu taşınmazların değerinin belirlenmesi için dikkate alınması gereken tarihten sonra gerçekleştiği, hâlbuki bunun tersinin olması gerektiğine karar vermiştir.
10. Yerel mahkeme hâkimi, 22 Nisan 2005 tarihinde, bilirkişi heyetindeki iki uzman eşliğinde taşınmazlarda keşif incelemesinde bulunmuştur.
11. Bilirkişi heyetinin ilk raporu 27 Nisan 2005 tarihinde sunulmuş, bu rapor daha sonra ek bir rapor ile desteklenmiştir. Raporlarda, ihtilaf konusu parsellerin (no. 1745, 1746 ve 1747), eski bir parselin (no. 563) bölünmesiyle ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte raporlarda, 2004 yılında, yani başvuranın yerel mahkeme nezdinde dava açtığı tarihten sonra, ihtilaf konusu üç parselin, imar planı çalışmaları kapsamında kısmen ifraz edilerek bir kaç yeni imar parseline bölündüklerine dikkat çekilmiştir. Ancak, ek rapora göre, ihtilaf konusu parsellerden toplam yüzölçümü alanı 9.304,95 m2’lik bir kısmı, imar dönüşüm çalışmalarına ve nihai imar planına dâhil edilmemiştir. Bu kısım, tapu sicilinde hala eski parsel numaraları ile kayıtlı kalmıştır.
12. Bilirkişiler, raporlarında, eski parsellerin sınırlarına ve imar planı çalışmaları sonucu ortaya çıkanlara (“yeni parsellere”) dayalı olarak söz konusu yolun kapladığı alana dair tahmini bir değerlendirme yapmışlardır.
13. Bilirkişiler, yol tarafından işgal edilen kısmın, imar planı çalışmalarından önce 563 no.lu parsel ile 1745, 1746 ve 1747 no.lu parsellerin 22.368,76 m2’lik alanına tekabül ettiğini kaydetmişlerdir.
14. Bilirkişiler, imar planı çalışmalarından sonraki durumla ilgili olarak da, 1.189,74 m2 toplam alana sahip yeni parsellerin bir kısmının Karayolları tarafından işgal edildiğini belirtmişlerdir. Bununla birlikte, yukarıda belirtilen imar planı çalışmalarına dâhil edilmeyen 9.304,95 m2’lik kısmın da Karayolları tarafından işgal edildiğini eklemişlerdir. Dolayısıyla bilirkişiler, idare tarafından işgal edilen kısmın toplam alanının 10.494,69 m2 olduğu sonucuna varmışlardır.
15. Bilirkişilere göre, Karayolları tarafından işgal edilen ihtilaflı arazinin bir kısmının alanındaki azalma, imar planı kapsamında gerçekleştirilen ifraz işlemi sırasında yeni parsellerin kuzeye taşınmasından kaynaklanmıştır.
16. Bilirkişiler ayrıca, dosyanın, geçmişte ihtilaf konusu arazileri de kapsayan eski 563 no.lu parselin 17.170 m2’lik kısmının resmi olarak kamulaştırılmasıyla ilgili 1954 tarihli belgeler içerdiğini eklemişlerdir. Bilirkişiler, Asliye Hukuk Mahkemesinin, 1954’deki bu kamulaştırmayı hukuka uygun bulması halinde, Karayolları tarafından işgal edilen kısmın toplam alanının, söz konusu kamulaştırma işleminde belirtilen alanı aşmayacağı sonucuna varmışlardır. Aksi takdirde, Karayolları’nın işgal ettiği kısım, 10.494,69 m2 olacaktır.
17. İkinci bilirkişi heyeti, 1 Haziran 2005 tarihinde, raporunu sunmuş, bu rapor, daha sonra 30 Haziran ve 30 Aralık 2005 tarihli ek raporlarla desteklenmiştir.
18. Bu raporlarda ilk bilirkişi heyetinin varmış olduğu sonuçlar yinelenmiş ve başvuranın arazilerinin idare tarafından işgal edilen kısmının toplam alanının, 10.494,69 m2 (9.304,95 m2 ve 1 189,74 m2) olduğu belirtilmiştir. Bu raporlarda, 9.304,95 m2’lik kısmın imar planı çalışmalarından ve yeniden parselleme işleminden etkilenmediği, bu kısmın tapu sicilinde halen başvuran adına kayıtlı olduğu ve idare tarafından işgal edildiği teyit edilmiştir.
19. Bilirkişiler raporlarında ayrıca, imar planı çalışmalarına dâhil edilen kısmın % 29,53’ünün, idare tarafından düzenleme ortaklık payı olarak alındığını ve başvuran şirketin, imar planı çalışmalarının ardından, arazilerin 41.771,56 m2’lik bir kısmının sahibi olarak kaldığını belirtmişlerdir.
20. Bilirkişiler, daha sonra idare tarafından işgal edilen arazilerin değerini tahmini olarak belirlemişlerdir.
Yerel mahkemenin imar planını geçerli kabul etmesi durumunda, işgal edilen kısımların değerleri aşağıda belirtildiği gibi olacaktır:
- 9.304,95 m2’lik kısım için 218.666,32 Türk lirası (TRY),
- 1.189,74 m2’lik kısım için 37.298,89 TRY.
Yerel mahkemenin imar planının geçerli olmadığı kanaatine varması durumunda, 1745, 1746 ve 1747 no.lu parsellerin (eski 563 no.lu parselden kaynaklanan) işgal edilen kısmının 22.368,76 m2 olacağı ve bu durumda tahmini değerinin 525.665,86 TRY olacağı belirtilmiştir.
21. Asliye Hukuk Mahkemesi, 1 Mart 2006 tarihinde davayı reddetmiştir. Yerel mahkeme, ihtilaf konusu arazilerin kaynaklandığı 563 no.lu parselin bir kısmının 1954 yılında resmi olarak kamulaştırıldığı ve idare tarafından yol yapım çalışması kapsamında işgal edilen kısmın da kamulaştırılan kısma dâhil olduğu hükmüne varmıştır.
22. Yargıtay, 31 Ekim 2006 tarihinde, bu kararı bozmuştur. Yargıtay, ihtilaf konusu arazilerin 1954 yılında geçerli bir kamulaştırma işlemine konu olmadığına ve yerel mahkemenin 10 Haziran 2003 tarihli karara uyması gerektiğine hükmetmiştir. (yukarıdaki 9. paragraf).
23. Asliye Hukuk Mahkemesi, 5 Aralık 2007 tarihinde, başvuranın talepleri hususunda davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Yerel mahkeme, arazinin fiilen kamulaştırılan kısmının 1.189,74 m2 olduğu ve fazlaya ilişkin haklar saklı kalarak başvurana, 2.927,76 TRY (yaklaşık olarak 1.680 EUR)’nun davanın açıldığı tarihten itibaren yasal gecikme faiziyle ödenmesine, ayrıca 9304,95 m2’lik kısmın düzenleme ortaklık payı olarak idare yararına yapılan işleme dâhil olduğuna hükmetmiştir.
24. Yargıtay, 10 Haziran 2008 tarihinde, bu karara karşı yapılan temyiz başvurularını reddetmiştir.
25. Yargıtay, 5 Ocak 2009 tarihinde başvurana tebliğ edilen 24 Kasım 2008 tarihli kararla, tarafların karar düzeltilme itirazlarını reddetmiştir.
26. Asliye Hukuk Mahkemesi, 27 Mayıs 2009 tarihinde, başvuranın talebi üzerine daha önce 5 Aralık 2007 tarihli kararında saklı tutulmasına hükmettiği fazlaya ilişkin haklarla ilgili karar vererek, başvurana ilk davasını açtığı tarihten itibaren işleyen yasal gecikme faizleriyle birlikte 37.371 TRY ödenmesine karar vermiştir.
27. Yargıtay, idarenin temyiz başvurusu üzerine, 5 Nisan 2010 tarihinde, ödenmesine hükmedilen miktarla ilgili bir düzeltme yaparak bu kararı düzelterek onamıştır. Yargıtay, 5 Aralık 2007 tarihli kararda saklı tutulan miktarın 34.317,12 TRY olduğuna hükmederek, 27 Mayıs 2009 tarihli kararın hüküm kısmını bu yönde değiştirmiştir.
28. Dosyada yer alan belgelere göre, idare, Asliye Hukuk Mahkemesince hükmedilen miktarları 29 Temmuz ve 6 Eylül 2010 tarihlerinde yasal faizleriyle birlikte ödemiştir.
İLGİLİ İÇ HUKUK
29. İmar Kanunu’nun (3 Mayıs 1985 tarihli 3194 sayılı Kanun) 18. maddesi, makamlara (bölgeye göre belediye veya valiliğe), arazileri edinmeksizin, kentleşme için parseller oluşturmak ve bölge sakinlerinin yaşamı için gerekli altyapı ve (yollar, otoparklar, yeşil alanlar, okullar, hastaneler ve diğer kamu hizmetleri gibi) kamu tesislerini oluşturmak için bir çevrenin ifrazını içerebilecek imar planı çalışmaları yapma yetkisi vermektedir. Arazi sahipleri, parsellerinin bir kısmını yetkili makamlara bırakarak, imar dönüşüm çalışmalarına katkıda bulunurlar.
30. Çalışmalar tamamlanıp imar planı kabul edildikten sonra, oluşturulan yeni parseller, gerekli altyapıya sahip kentleşme parsellerine dönüşür ve daha önce sınırlı inşa edilebilirliğe sahip ve belirli koşullara tabi “kadastro parseli” olarak adlandırılırken, “imar parseli” statüsünü kazanır. Bu özellik, ilgili arazinin piyasa değerinde önemli bir artışa yol açar (bk. Seyhan/Türkiye (k.k.), no. 45810/99, 20 Mayıs 2008 ve Göksel Tütün Ticaret ve Sanayi A.Ş./Türkiye, no. 32600/03, 22 Eylül 2009).
31. “Düzenleme ortaklık payı” olarak bilinen, imar planı çalışmalarına dâhil olan çevrede bulunan taşınmazların yüzölçümlerinin bir kısmından idare lehine feragat edilmesi, bölgenin gelişmesiyle yaratılan yüksek katma değerin bir kısmının mal sahipleri tarafından yetkililere geri verilme biçimidir.
32. O tarihte, düzenleme ortaklık payının en yüksek oranı, ilk parselin yüzölçümünün % 35’dir.
33. O tarihte yürürlükte olan 18. maddesinin ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“(...) Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında ‘düzenleme ortaklık payı’ olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde otuz beşini geçemez. Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz (...)
Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır. (...) ”
34. 8 Mart 2019 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 7 Mart 2019 tarihli ve 809 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, Kaynar ve diğerleri/Türkiye (no. 21104/06 ve diğer 2 başvuru, § 24, 7 Mayıs 2019) kararında belirtilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
35. Başvuran, arazilerinin kamulaştırmasız el atılan kısmının tamamı için kendisine tazminat ödenmediğinden şikâyet etmektedir. Başvuran, öncelikle, arazisinin 22.368,76 m2’lik kısmının imar dönüşüm çalışmaları öncesindeki duruma göre tazminat ödenmesi gerektiğini iddia etmektedir. Başvuran ikinci olarak, sadece 1.189,74 m2’lik kısım için değil, toplam 10.494,69 m2 alan için kendisine tazminat ödenmesi gerektiğini, zira bu alanın tamamının, söz konusu çalışmaların ardından yapılan yol tarafından işgal edildiğini ileri sürmektedir. Başvuran son olarak, davanın açıldığı tarihten itibaren işleyen yasal faiziyle birlikte, bilirkişiler tarafından hesaplanan miktarın ödenmesi gerektiği kanaatindedir. Başvuran bu bağlamda 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürmektedir, bu madde aşağıdaki gibidir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez. ”
36. Hükümet, bu iddialara itiraz etmektedir.Davanın Konusu Hakkında
37. Mahkeme, bireysel başvuru hakkı kullanılarak kendisine “sunulan” bir davanın konusunun başvuran tarafından sunulan şikâyetle sınırlı olduğunu hatırlatır. Mahkeme, şikâyetin kapsamadığı olaylar hakkında karar veremez, zira bu, dava konusunun ötesine geçmek veya başka bir deyişle, Sözleşme’nin 32. maddesi anlamında kendisine sunulmamış olan konuları incelemek anlamına gelir (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10, § 126, 20 Mart 2018).
38. Mahkeme, başvuranın sunmuş olduğu ilk şikâyet (yukarıdaki 35. paragraf) ve ardından yaptığı açık beyanlar bakımından ve başvurunun Hükümete bildirildiği anda taraflara yöneltilen sorulara rağmen, başvuranın, faiz oranlarının yetersizliğinden veya gecikme faizleriyle karşılanmamış bir değer kaybından şikâyetçi olmadığını, şikâyetinin, sadece kamulaştırmasız el atma sebebiyle yoksun bırakıldığı mülkünün tamamı için kendisine tazminat ödenmemiş olmasıyla sınırlı olduğu kanaatindedir.Kabul Edilebilirlik Hakkında
39. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralına ilişkin iki kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir.
40. Hükümet, ilk olarak, başvuranın ikinci dava kapsamında verilen 27 Mayıs 2009 tarihli Asliye Hukuk Mahkemesi kararına (yukarıdaki 26. paragraf) karşı temyiz başvurusunda bulunmuş olması gerektiği kanaatindedir.
41. Hükümet, ikinci olarak, başvuranı, imar planına mahkeme önünde itiraz etmemekle suçlamaktadır. Bu bağlamda Hükümet, 9.304,95 m2’lik kısmın, idare tarafından, imar planı gereğince düzenleme ortaklık payı olarak alındığını ileri sürmektedir.
42. Diğer taraftan Hükümet, Mahkemeyi, ulusal mahkemelerin vardığı sonuçlardan ayrılmayı gerektirecek hiç bir neden görmediğinden, şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermesini istemektedir.
43. Başvuran, Hükümetin iddialarına itiraz etmektedir.
44. Mahkeme, ilk itirazla ilgili olarak, başvuranın temyiz başvurusunda bulunmadığı ikinci davanın, sadece Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 5 Aralık 2007 tarihli kararda saklı tutulan kısma ilişkin olduğunu tespit etmektedir. Başvuranın şikâyeti, ikinci davayla ilgili değildir, dolayısıyla bu itirazın reddedilmesi gerekmektedir.
45. Mahkeme, imar planına karşı itirazda bulunulmamasıyla ilgili olarak, başvuranın, öncelikle, imar dönüşüm çalışmalarından sonra ortaya çıkan duruma göre tazminat ödenmemiş olmasından şikâyet ettiğini gözlemlemektedir. Başvuran, ikinci olarak, sadece 1.189,74 m2’lik kısım için değil, toplam 10.494,69 m2 alan için kendisine tazminat ödenmiş olması gerektiğini, çünkü bu alanın, söz konusu çalışmaların ardından arazilerinin işgal edilen kısmına tekabül ettiğini ileri sürmektedir (yukarıdaki 35. paragraf).
46. Mahkeme, başvuranın, imar dönüşüm çalışmalarından sonra ortaya çıkan duruma göre hesap edilen alan için tazminat ödenmemiş olmasından şikâyet etmesi sebebiyle, söz konusu alanın, imar dönüşüm çalışmaları kapsamında yapılan ifraz işlemi ve söz konusu parsellerin yerlerinin değişmiş olması sebebiyle küçüldüğünü kaydetmektedir (yukarıdaki 15. paragraf). Bilirkişiler tarafından imar planından önceki durumla ilgili olarak yapılan alan hesaplaması ancak imar planının geçersiz kabul edilmesi durumunda dikkate alınabilecektir. (yukarıdaki 20. paragraf). Hâlbuki başvuran imar planına mahkeme önünde hiçbir zaman itiraz etmemiştir.
47. Mahkeme, bu koşullarda, yerel mahkemelere imar planı çalışmalarından kaynaklanan herhangi bir mülk kaybına karar verme imkanı verilmediğinden, başvuranın imar planı çalışmaları öncesindeki duruma güvenemeyeceği kanaatindedir. Mahkeme, bu nedenle, imar planı çalışmalarından sonra ortaya çıkan durumla ilgili şikâyete ilişkin olarak iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itirazı kabul etmektedir.
48. Buna göre başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerekmektedir.
49. İmar planı çalışmalarının ardından ortaya çıkan durum ve 9 304,95 m2’lik kısım için tazminat ödenmemesine gelince, Mahkeme, başvuranın, arazilerine kamulaştırmasız el atılması sebebiyle maruz kaldığını düşündüğü zarar için ulusal mahkemeler önünde tazminat davası açmış olması nedeniyle, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmiş olduğu kanaatindedir.
50. Mahkeme, bu nedenle, başvurucuya arazisinin 9,304,95 m2’si için tazminat ödenmediği iddiasıyla ilgili iç hukuk yollarının tüketilmediği iddiasını reddetmektedir.
51. Mahkeme, son olarak, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun veya Sözleşme’nin 35. maddesinde öngörülen herhangi bir gerekçeye dayanılarak kabul edilemez olmadığı kanaatiyle şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.Esas Hakkında
52. Başvuran, arazisinin fiilen kamulaştırılan kısmının, tazmin edilen alandan çok daha büyük olduğunu iddia etmektedir. Başvuran, bu bağlamda, yerel yargılamalar sırasında hazırlanan bilirkişi raporlarına atıfta bulunmaktadır.
53. Başvuran, sadece 1.189,74 m2’lik kısım için değil, 10.494,69 m2’lik kısmın tamamı için kendisine tazminat ödenmiş olması gerektiğini ileri sürmektedir, zira bilirkişi raporlarında, bu kısmın tamamına kamulaştırmasız el atıldığı tespit edilmiştir.
54. Hükümet, yerel mahkemelerin kararlarının, özellikle 27 Nisan 2005 tarihli rapor olmak üzere, bilirkişi raporlarına dayandığı kanaatindedir. Hükümete göre, bu raporda, kamulaştırmasız el atılan alanın, 10.494,69 m2 olduğu ve bu alanın 9.304,95 m2’lik kısmının düzenleme ortaklık payı olarak alındığı belirtilmiştir.
55. Hükümet, bu azaltmanın, 3194 sayılı İmar Kanunu tarafından öngörüldüğünü ve kamu yararına olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet, ayrıca, bu durumda arazi, imar dönüşüm çalışmasından önce fiilen kamulaştırıldığından, söz konusu kısım için yapılan kesintinin, arazinin değerinin belirlendiği tarihte yapıldığını, iddia etmektedir.
56. Hükümet, bilirkişi raporları ile ulusal mahkemelerin vardığı sonuçlar arasında çelişki bulunmadığı ve yerel mahkeme kararlarının keyfilik veya bariz eksiklikler nedeniyle bozulmadıkları sonucuna varmaktadır.
57. Mahkeme, tarafların, idare tarafından başvuranın arazilerinin bir kısmının işgal edilmesinin, başvuranın mülkiyet hakkının kullanımına yapılmış bir müdahale olarak değerlendirildiği konusunda hemfikir olduğunu kaydetmektedir.
58. Bu bağlamda, Mahkeme, mülkiyete saygı hakkına yapılan her türlü müdahalede, toplumun genel menfaatinin gereklilikleri ile bireyin temel haklarının korunması ihtiyacı arasında “adil bir denge” gözetilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (diğer kararlar arasında bk. Perdigão/Portekiz [BD], no. 24768/06, § 63, 16 Kasım 2010).
59. Mahkeme, somut olayda, kendisinden, ulusal mahkemelerin tazminat miktarını hangi temele dayanarak belirledikleri hakkında karar vermesinin istenmediği kanaatindedir. Mahkeme, fiili kamulaştırılan arazinin değerinin tahmin edilmesinde ve sonuç olarak ödenmesi gereken meblağın sabitlenmesinde kullanılacak kriterlerin belirlenmesinde Türk mahkemelerinin yerini alamaz, zira Mahkemenin görevi, özellikle Türk mahkemelerinin kararlarının keyfilik veya açıkça dayanaktan yoksunlukla hükümsüz kılınmamasını sağlamaktan ibarettir. (bk. Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], no. 73049/01, § 83, AİHM 2007‑I ve Yıltaş Yıldız Turistik Tesisleri A.Ş./Türkiye, no. 30502/96, § 38, 24 Nisan 2003).
60. Mahkeme, somut davadaki ihtilaflı arazinin, farklı bileşime sahip iki bilirkişi heyeti tarafından yürütülen birkaç bilirkişi raporuna konu olduğunu gözlemlemektedir. Bilirkişi raporlarında, imar dönüşüm çalışmasının ardından, başvuranın arazisinin yola karşılık gelen kısmının toplam 10.494.69 m2’lik bir alana sahip olduğu (bkz. Yukarıdaki 14. ve 18. paragraflar) bu hususun Hükümet tarafından tartışılmadığı açıktır. Ancak başvurana, sadece 1 189,74 m2’lik bir alan için tazminat ödenmiştir. Bu bağlamda, ulusal mahkemeler, işgal edilen alanın 9.304,95 m2’lik geri kalan kısmının, düzenleme ortaklık payı olarak idare tarafından alınan kısmın kapsamına girdiği kanaatine varmıştır (yukarıdaki 23. paragraf).
61. Hükümet, bu noktada, yerel mahkemelerin kararlarının bilirkişi raporlarına dayandığını ileri sürmektedir. Ancak Mahkeme, bilirkişi raporlarında 9,304,95 m2’lik bu kısmın düzenleme ortaklık payı kapsamında alındığına dair hiçbir şey olmadığını kaydetmektedir. Aksine, raporlar bu kısmın imar dönüşüm çalışması ve içerdiği arazi toplulaştırması ile ilgili olmadığını ortaya koymuştur (yukarıdaki 11 ve 18. paragraflar).
62. Mahkeme ayrıca, bilirkişilere göre, imar planı çalışmalarına dâhil edilen arazinin % 29,53’lük kısmının, yani 9.304,95 m2 dışında kalan kısmın, düzenleme ortaklık payı bağlamında idare tarafından alındığını tespit etmektedir ki bu durum mevcut başvurunun konusu değildir (yukarıdaki 19. paragraf). Mahkeme, bu noktada sadece, imar planı çalışmalarının dışında kalan bu kısmın, nasıl ve hangi yasal dayanakla düzenleme ortaklık payı olarak alınabildiğinin, Hükümet veya yerel mahkemeler tarafından açıklanmadığını gözlemleyebilmektedir.
63. Mahkeme, bilirkişi raporlarının yerel mahkemeler için bağlayıcı olmadığını ve bu nedenle yerel mahkemelerin bilirkişilerin sonuçlarını takip etmemeye karar verebileceğini kabul etmektedir. Bununla birlikte, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine uygunluk gereğince; özellikle dava dosyasındaki belgeler Mahkeme’nin bu sonuçları sorgulamasına izin vermediğinden, bu sonuçları reddetme gerekçelerini belirtmek bu mahkemelerin göreviydi.
64. Mahkeme, bu bağlamda, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin usuli güvenceleri bakımından, mahkemelerin kararlarını dayandırdıkları gerekçeleri yeterli bir şekilde açıklama yükümlülüğünün yerine getirilmemesinin, Sözleşme tarafından güvence altına alınan hakları teorik ve yanıltıcı hale getireceğini hatırlatmaktadır. Bu yükümlülük bakımından, başvuranın her iddiasına detaylı bir yanıt verilmesi gerekmese de, yine de zarar gören tarafın, başlıca taleplerinin dikkatli ve özenli bir şekilde incelenmesini bekleyebileceğini varsaymaktadır (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, no. 34764/05 ve diğer 3 başvuru, § 54, 1 Şubat 2011 ve bu kararda yer alan atıflar).
65. Buna göre, ulusal mahkemeler tarafından işlendiği iddia edilen olay veya hukuk hatalarını ele alma konusundaki sınırlı yargı yetkisine rağmen, Mahkeme, 9.304.95 m2’lik kısım için başvurana tazminat ödememe gerekçelerini ifade etme şeklinin, kamu yararı ile başvuranın haklarını koruma gereklilikleri arasında geçerli olması gereken adil bir dengenin kurulduğu sonucuna varmaya izin vermediği kanaatine varmaktadır (mutatis mutandis, bk. Kutlu ve diğerleri/Türkiye, no. 51861/11, §§ 73 ve 75, 13 Aralık 2016).
66. Dolayısıyla, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
67. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
“ Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. ”
68. Başvuran, başvurunun yapıldığı tarihten itibaren işleyen reeskont faiziyle birlikte 1.000.000 avro (EUR) talep etmektedir, ancak bu talebinin maruz kaldığı maddi ve/veya manevi zararla ilgili olup olmadığını belirtmemektedir.
69. Hükümet, Kaynar ve diğerleri/Türkiye (no. 21104/06 ve diğer 2 başvuru, 7 Mayıs 2019) kararına atıfta bulunarak, Mahkemeden, Sözleşme’nin 41. maddesi bağlamında sunulan talebe ilişkin kısmını kayıttan düşürmeye talep etmektedir. Hükümet, ikinci olarak, Mahkemeyi, başvuranın görüşüne göre sadece maddi zarara ilişkin olan talebini reddetmeye davet etmektedir.
70. Başvuran, 6384 sayılı Kanun ile kurulan Tazminat Komisyonu’nun adil ve tarafsız bir karar verebilecek durumda olmadığını iddia etmektedir.
71. Başvuranın iddiası, maddi ve manevi tazminat taleplerini içerecek şekilde yorumlanabildiği ölçüde, Mahkeme, Kaynar ve diğerleri (yukarıda anılan) kararında, özellikle kesinleşmiş kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren bir ay içinde 6384 sayılı Kanun ile kurulan Tazminat Komisyonuna başvuruda bulunulmasının idare tarafından tazminat ödenmesiyle sonuçlanabileceği gerekçesiyle, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlali sebebiyle 41. madde bağlamında ileri sürülen maddi ve manevi zarara ilişkin taleplerle ilgili kısmın, kayıttan düşürülmesine karar verdiğini hatırlatmaktadır.
72. İlgili belgelerin bulunmadığı ve başvuranın maddi zararını kesin bir şekilde hesaplamanın ciddi anlamda zor olduğu göz önüne alındığında, Mahkeme, somut olayda başka şekilde karar vermek için herhangi bir sebep görmemektedir. Sonuç olarak, davanın Sözleşme’nin 41. maddesiyle ilgili kısmının, maddi ve manevi zararla ilgili olması sebebiyle, kayıttan düşürülmesine karar verilmiştir.
73. Son olarak, başvuran herhangi bir masraf ve gider talebinde bulunmadığından, Mahkeme, bu bağlamda kendisine herhangi bir meblağ ödenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Başvuranın, arazilerinin 9 304,95 m2’lik kısmı için kendisine tazminat ödenmediğine ilişkin şikâyetin kabul edilebilir ve diğer şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna;Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlali sebebiyle maddi ve manevi tazminat talep edilmesine ilişkin olarak, davanın Sözleşme’nin 41. maddesiyle ilgili kısmının kayıttan düşürülmesine karar verilmiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 19 Ocak 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy