AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başvuru no. 42320/10
YURTSEVER / TÜRKİYE
STRAZBURG
5 Eylül 2017
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Yurtsever / Türkiye davasında,
Başkan,
LediBianku,
ValeriuGriţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 4 Temmuz 2017 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Türk vatandaşı olan İsmail Yurtsever’in (“başvuran”), 10 Haziran 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı yapmış olduğu (42320/10 No.lu) başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosu’na bağlı Avukat O. Gümüştaş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3.Başvuranın, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia ettiği müdahaleye ve yargılamanın adilliğine ilişkin şikâyetleri 25 Ağustos 2014 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiş ve başvurunun, Mahkeme İçtüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
4.Hükümet, başvurunun komite tarafından incelenmesine karşı çıkmıştır. Mahkeme, Hükümetin itirazını inceledikten sonra itirazı reddetmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5.Başvuran, 1942 doğumludur ve Kocaeli’nde ikamet etmektedir.
6.Başvuranın da aralarında bulunduğu yaklaşık on beş kişi, o dönemde Gebze Cezaevinde tutuklu bulunan S.T.nin genel seçimlerdeki adaylığını desteklediklerini dile getirmek için 3 Temmuz 2007 tarihinde söz konusu cezaevi önünde toplanarak bir basın açıklaması gerçekleştirmiştir.
7.Başvuran, burada şu konuşmayı yapmıştır:
“Ben bir açıklamada bulunabilir miyim dostlar? Ben İstanbul 3. Bölge Bağımsız Sosyalist Adayı olarak genel seçimlerde adaylığımı koydum. Ancak faşist devletin yasaları düşüncelerimi ifade ettiğim için beni suçlu bulmuştu ve cezalandırmıştı; seçilme ve seçme hakkımdan yoksun bırakmıştı. Ancak diğer kişilerden farklı olarak, hukuksal mücadelemi verdim ve haklarımı kazandım. S.T.nin de aday olduğu, İstanbul 3. Bölge’de bağımsız sosyalist aday olarak seçime girdim. Dolayısıyla Kürt halkı ve emekçi Kürt kadınları için ve T.C. (Türkiye Cumhuriyeti) ile Büyükanıt’ın (eski Genel Kurmay Başkanı) uşaklarına, düzen çocuklarının Kürdistan’da estirdiği teröre, baskılara ve şiddete bir tepki olsun diye S.T.den yana adaylığımı geri çektim. Kirli savaşa karşı Kürt halkının yanında olmak, özgürlük ve demokrasi haklarının kullanılmasından yana irademi belirtmek ve L.Z.nin [Türk milletvekili] meclisten cezaevine gönderilmesine yanıt olarak S.T.nin cezaevinden meclise götürülmesi için adaylığımı geri çektim. S.T.yi yerime bıraktım, onun yanındayım ve onunla birlikte çalışacağım. 24 Temmuz’da S.T.yi meclise göndereceğiz (...). Adım İsmet Yurtsever.”
8.Gebze Cumhuriyet Savcısı, 17 Kasım 2007 tarihinde başvuranı Türklüğü, Devlet’in kurum ve organlarını aşağılamakla suçlamış ve Türk Ceza Kanunu’nun (“TCK”) 301. maddesi uyarınca başvuranın cezalandırılmasını talep etmiştir.
9.Ceza yargılaması 9 Nisan 2008 tarihinde, Gebze Asliye Ceza Mahkemesi önünde görülmeye başlanmıştır.
10. Gebze Asliye Ceza Mahkemesi, 30 Nisan 2008 tarihinde yapılan değişiklik gereğince TCK’nın 301. maddesinde uyarınca soruşturma yapılması için gerekli kılınan Adalet Bakanının izinin alınması amacıyla 20 Mayıs 2008 tarihinde yargılamayı durdurmuştur.
11.26 Ağustos 2008 tarihinde Adalet Bakanı gerekli izni vermiştir.
12.Ceza yargılaması tekrardan Asliye Ceza Mahkemesinde görülmeye başlanmıştır.
13.Başvuran 30 Aralık 2008 tarihli duruşmada, 3 Temmuz 2007 tarihli toplantı sırasında S.T.yi desteklediğine dair bir konuşma yapmakla yetindiğini belirtmiştir. Dolayısıyla başvuran, suçlamayı kabul etmemiş ve beraatını talep etmiştir.
14.Asliye Ceza Mahkemesi’ne 6 Ekim 2009 tarihinde sunduğu savunma dilekçesinde, başvuran, savaşa ve şiddete karşı olduğunu ve “faşist devlet” söylemiyle Devletin yaptığı baskı ve işkence politikalarını eleştirmek amacı olduğunu açıklamıştır. Başvuran, “Büyükanıt’ın uşakları” ifadesini, Büyükanıt’ın bir kitapçıda patlayan bombayla ilgili davada suçlanan kişiler hakkındaki beyanını eleştirmek için kullandığını belirtmiştir. Başvuranın savunmasına şu şekilde devam etmiştir: Konuşmasının aşağılayıcı veya hakaret niteliğinde olmadığını, eleştiri sınırları içerisinde yapılan bir konuşmanın söz konusu olduğunu dolayısıyla da düşüncesini ifade ettiğini ve bu konuşmanın aşağılayıcı veya küçümseyici herhangi bir anlam içermediğini ileri sürmüştür. Sonuç olarak başvuran, atılı suçu işlediğini kabul etmemiş ve beraatını talep etmiştir.
15.Gebze Asliye Ceza Mahkemesi, 7 Ekim 2009 tarihinde kararını vermiştir. Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranın konuşmasında kullandığı ifadelerin eleştiri sınırlarını aştığı kanaatine vararak başvuranı beş ay hapis cezasına mahkûm etmiş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.
16.Başvuran, 25 Kasım 2009 tarihinde bu karara itiraz etmiştir. Başvuran, sözlerinin aşağılayıcı ve hakaret niteliğinde olmadığını, yalnızca genel seçimler için S.T.yi desteklediğini dile getirmek istediğini iddia etmiştir. Başvuran söz konusu ifadeleri söyleyerek, mahkeme içtihadında da tanımlandığı şekliyle, ifade özgürlüğünü kullandığı kanaatindedir.
17.Gebze Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Aralık 2009 tarihinde bu itirazı reddetmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
18. 30 Nisan 2008 tarihinde 5759 sayılı Kanun ile değiştirildiği şekliyle, Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.
Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
19. Başvuran, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ileri sürerek, kendisine göre, ifade özgürlüğü kapsamına giren ve şiddeti teşvik etmeyen söylemlerde bulunduğu gerekçesiyle mahkûm edilmesinden şikâyetçi olmaktadır.
20.Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 6 ve 14. maddelerini ileri sürerek, TCK’nın 301. maddesi uyarınca ceza soruşturması yapılmasının Adalet Bakanının iznine bağlı olması nedeniyle bağımsız bir mahkeme önünde adil yargılanma hakkından yararlanamamaktan ve bu bağlamda ayrımcılığa maruz kalmaktan şikâyet etmektedir.
21. Olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda yetkili olan Mahkeme, söz konusu şikâyetlerin sadece Sözleşme’nin 10. maddesi çerçevesinde incelenmesi gerektiği kanaat getirmektedir. Söz konusu maddenin somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
A. Kabul edilebilirlik
22.Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek şikâyetin kabul edilebilir olduğunu beyan etmektedir.
B. Esas hakkında
1. Tarafların iddiaları
23. Başvuran, kendBaşvurana göre, ifade özgürlüğünü kullandığı konuşmanın, yaptırımı gerektiren toplum için herhangi bir tehdit oluşturmamaktadır. Başvuran, bu konuşmanın cezai sonuçlarını tahmin edemeyeceğini ve yetkililerin, cezai yaptırım korkusu olmadan ifade özgürlüğünün kullanımını güvence altına almaları gerektiğini belirtmektedir.
24.Hükümet, adli makamların başvuran hakkında verdiği kararın, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturduğunu kabul etmektedir.
25.Akabinde Hükümet, başvuranın cezalandırıldığı TCK’nın 301. maddesinin, Mahkeme İçtihadı tarafından gerekli görülen yasa niteliğini karşıladığını ve başvuranın konuşmasından doğabilecek cezai sorumluluğu tahmin edebileceğini ileri sürmektedir.
26.Hükümet ayrıca, söz konusu müdahalenin kamu güvenliği ve ulusal güvenliğin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru amaçları güttüğünü belirtmektedir.
27. Son olarak Hükümet, başvuranın ihtilaflı sözlerinin kabul edilebilir eleştiri sınırlarını aştığı ve Türkiye Cumhuriyeti’ne hakaret oluşturduğu kanaatindedir. Bu nedenle Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğu inancındadır.
1. Mahkeme’nin değerlendirmesi
28. Mahkeme özellikle, Dilipak/Türkiye (No. 29680/05, §§ 60-64, 15 Eylül 2015) ve Karácsony ve diğerleri/Macaristan ([BD], No. 42461/13, § 132, 17 Mayıs 2016) kararlarında özetlenen ifade özgürlüğü konusuna ilişkin içtihadından doğan temel ilkeleri hatırlatmaktadır.
29.Mahkeme somut olayda, başvuranın cezai mahkûmiyetinin, ilgilinin Sözleşme’nin 10. maddesinin 1. fıkrasınca korunan ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale oluşturduğu konusunda taraflar arasında bir anlaşmazlık olmadığını gözlemlemektedir.
30. Mahkeme, TCK’nın 301. maddesinin, söz konusu müdahalenin yasal dayanağı olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme bu bağlamda, “Türk milletini ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini aşağılamak” ifadesinin geniş bir kapsama sahip olması nedeniyle başvuranın söz konusu hükme dayalı olarak suçlanmasının başvuran için öngörülebilir olduğuna dair ciddi şüphelerin ortaya konulabileceğini hatırlatmaktadır (Dilipak yukarıda anılan, §§ 57-58). Öte yandan söz konusu hükümde öngörülen suçun soruşturulması için Adalet Bakanının izninin zorunlu kılınmasına ilişkin olarak Mahkeme, siyasi gelişmelerin Adalet Bakanının bu bağlamdaki tutumunu etkileyebileceğini ve keyfi soruşturmaların açılmasına neden olabileceğini düşündüğünü hatırlatmaktadır (Altuğ Taner Akçam/Türkiye, No. 27520/07, § 94, 25 Ekim 2011). Bununla birlikte, müdahalenin gerekliliği konusunda vardığı sonuç dikkate alındığında (aşağıda 34. paragraf), Mahkeme, bu sorunu incelemesinin gerekli olmadığı kararına varmaktadır.
31.Mahkeme, ihtilaflı müdahalenin, kamu güvenliğinin, kamu düzenin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesine yönelik meşru amaçlar izlediğini kabul etmektedir(Dilipak, yukarıda § 59).
32.Müdahalenin gerekliliği konusunda Mahkeme, başvuranın uyuşmazlık konusu konuşmasında, genel seçimlere adaylığını koyan bir adayı desteklediğini açıkladığını ve demokratik bir toplumda tartışmasız bir şekilde kamuyu ilgilendiren, devletin Kürt asıllı vatandaşlarına yönelik izlediği siyaset ve uygulamalar hakkındaki fikir ve düşüncelerini dile getirdiğini gözlemlemektedir. Mahkeme uyuşmazlık konusu konuşmanın ilgili kısımlarını inceleyerek (yukarıdaki 7. paragraf), kullanılan bazı ifadelerin ağır olmasına rağmen bu bölümlerin devlete ve devlet yetkililerine karşı sert bir eleştiri olarak değerlendirilebileceğini düşünmektedir. Mahkeme, konuşmanın herhangi bir şekilde “haksız saldırı” ve hakaret niteliği taşımadığı ve şiddete ya da nefrete teşvik etmediği kanaatine varmaktadır. Mahkeme’ye göre başvuranın açıklamaları yanlış gerekçelere dayalı hakaret ya da aşağılayıcı sözler ve devlete ve devletin yetkililerine karşı şiddet eylemlerini kışkırtacak ifadeler içermemektedir (idem, 68).
33.Mahkeme ayrıca, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş olsa bile adli makamların, başvuranı hapis cezasına mahkûm ederek ilgilinin kamu yararına ilişkin konularda görüşlerini ifade etme iradesi üzerinde caydırıcı bir etki doğurduğu kanaatindedir. (bk. mutatis mutandis, Dilipak, yukarıda anılan, § 70).
34.Yukarıda sıralanan gerekçeler ışığında, Mahkeme, ihtilaf konusu tedbirin zorlayıcı bir sosyal gereksinimi karşılamadığı, her halükarda, amaçlanan meşru amaçlarla orantılı olmadığı ve bu nedenle, söz konusu tedbirin demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
35.Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
36. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
37. Başvuran, maruz kaldığını belirttiği manevi zarar kapsamında 10.000 avro talep etmektedir.
38.Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
39.Mahkeme, başvurana manevi tazminat için 2.500 avro ödenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
B. Masraf ve giderler
40. Başvuran ayrıca, avukatlık masrafları için 1.000 avro, tercüme masrafları için 700 Türk lirası (TL), fotokopi ve de yazışma masrafları için 100’er TL talep etmektedir. Başvuran taleplerini desteklemek için, avukatının hazırladığı çalışma saati dökümünü, avukatının verdiği 3.000 TL tutarındaki bir faturayı, tercümana 700 TL ödendiğine dair bir belge ve yukarıda belirtilen fotokopi ve posta masraflarının yer aldığı bir belgeyi sunmuştur.
41.Hükümet, başvuranın masraf ve giderler kapsamındaki taleplerinin abartılı olduğu kanaatindedir.
42.Mahkeme elindeki belgeleri ve kendi içtihadını dikkate alarak başvurana tüm masraflar dâhil olmak üzere 1.000 avro ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
43. Mahkeme gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1.Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikâyetleri kabul edilebilir olduğuna;
2.Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) Davalı Devletin başvurana, üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki tutarları ödemesine;
i) Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat için 2.500 avro (iki bin beş yüz) ödenmesine;
ii) Başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 1.000 avro (bin avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar, bu miktara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine;
karar vermektedir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. fıkraları uyarınca 5 Eylül 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy