Olaylar – Başvuran, her iki ön kolunu da bir kazada kaybetmiştir ve bir başkasının yardımını gerektiren, birinci derece sakatlığı olduğu belgelenmiştir. Haziran 2002’de, reşit olmayan bir çocuğa karşı bir dizi suç işlediği ve bir kişiyi yalancı şahitliğe zorladığı şüphesiyle tutuklamıştır. 2002 yılında mahkûm edilmiştir ve 2003 yılında istinaf mahkemesi, ilk derece mahkemesinin, kendisine üç yıl hapis cezası veren kararını onaylamıştır. Gözaltındayken, başvurana, protez edinme uygulaması hakkında bilgi verilmiş ve başvuruda bulunma ve masraf iadesi almasında kendisine yardımcı olunmuştur. Başvuran, biyomekanik protez takılmasını istemiş; ancak ücretin iade edilmeyen kısmını ödemeye gücü yetmemiştir. Temmuz 2003’te, cezaevi sistemi dışında ortopedik tedavi alması için kendisine izin verilmiştir; başvuran ücretsiz olarak iki adet basit mekanik protez edinmiş ve fizyoterapi görmüştür. 2004 Temmuz’da cezaevine geri dönmüştür. Ekim 2006’da, şartlı tahliye alarak serbest bırakılmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde, başvuran, sakatlığı ve özel ihtiyaçlarından ötürü, uzun süren tutukluluğunun, Sözleşme’nin 3. maddesini ihlâl ettiğinden şikâyetçi olmuştur.
Hukuk – 3. Madde: Gözaltındaki kişiler, savunmasız bir konumdadır ve yetkililer onları korumakla görevlidir. Sakatlığı bulunan kişileri tutukevlerine almaya ve onları orada tutmaya karar verdiklerinde, yetkililerin, sakatlıktan doğan özel ihtiyaçları karşılayan koşulları temin etmede özel ihtimam göstermeleri gerekmektedir. Bu tür davada, endişeye neden olduğu durumlarda tutukluluğun devam etmesinin, mahkûmun sağlık durumu ile bağdaşıp bağdaşmadığının değerlendirilmesinde, özellikle üç etkenin göz önünde bulundurulması gerekliydi. Bunlar: (a) mahkûmun durumu, (b) sağlanan bakımın kalitesi ve (c) sağlık durumu göz önünde bulundurulduğunda mahkûmun tutuklu kalmaya devam etmesinin gerekip gerekmediği. Bu ilkeleri uygulamada, Mahkeme daha önce, ciddî fiziksel sakatlıktan muzdarip kişileri, sağlık durumlarına uygun olmayan koşullarda tutuklu tutmanın veya onları sıkıntılarının rahatlatılmasında, duş almada, giyinmede veya soyunmada yardım alırken hücre arkadaşlarına bağımlı bırakmanın, aşağılayıcı muameleye denk olduğuna hükmetmiştir.
Başvurana basit mekanik protez takılmasından hem önce hem de sonra hazırlanan bir dizi sağlık raporu, açık bir biçimde, başvuranın kendi kendine yetemediğini ve cezaevinde tutuklu bulundurulmaya elverişli olmadığını belirtmiştir. Bununla birlikte, her iki tutukluluğu süresince, yetkililer, başvuranın tutuklu arkadaşlarından yardım almasını sağlayacak adımlar atmıştır. İhtiyaç hâsıl olduğunda, başvuranın tutuklu arkadaşlarından yardım istemesine olanak vermek için, tutukevi içerisinde düzenlemeler yapmışlardır. Tutukluluğundan kaynaklanan zorlukları hafifletmek veya telâfi etme girişimiyle, örneğin haftada altı defa duş alma imkânı gibi, başka özel düzenlemeler de yapılmıştır. Bu nedenle, yetkililerin başvuran karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmediği ve onu tamamen mahkûm arkadaşlarının varlığına ve iyi niyetine bağımlı bıraktıkları söylenemezdi.
Üstelik başvuranın durumunun, resmî hemşire eğitimini gerekli kılacak herhangi bir özel bakım istemediği açıktı. Başvuran, özellikle protezleri kullanmaya başladıktan sonra, çoğunlukla kendi kendini idare edebilmekteydi ve ihtiyaç duyduğu yardım, daha fazla hassasiyet isteyen yıkama ve giyinme işleriyle sınırlıydı. Mahkeme’nin, gönüllü dahi olsalar ve hatta yardımları yalnızca cezaevi revirinin kapalı olduğu zamanlarda istense dahi, fiziksel sakatlığı olan bir mahkûma rutin desteğin hücre arkadaşları yoluyla sağlanması sistemini sıklıkla eleştirdiği doğruydu. Bununla birlikte, işbu davanın özel koşullarında, Mahkeme, başvurana yeterli ve gerekli yardımın sağlanması için yetkililer tarafından uygulamaya konulan sistemi suçlu bulmak için hiçbir sebep görmemiştir.
Protez edinmeyle ilgili olarak, basit mekanik protezlerin masrafının tam iadesi, fazla gecikmeden onaylanmış ve başvuranın almaya karar verdiği biyomekanik protezlerin finansmanı ile ilgili gerekli uyarılar yapılmıştır.
Nihayetinde, başvuran mekanik protezleri ücretsiz olarak edinmiş ve gerekli fizyoterapiyi görmüştür. Dolayısıyla, cezaevi yetkilileri, aktif bir biçimde, başvuranın durumuna uygun bir çözüm aramış ve bu çözümü fazla gecikmeden sağlamayı başarmıştır. Ayrıca, dava, maddî olanaklardan yoksun tutuklulara ortopedik veya prostetik bakım sağlamaya yönelik sağlık sigortası sistemindeki hatalardan kaynaklanan sistemsel bir soruna ilişkin değildi. Polonya mevzuatı gereğince, biyomekanik protez isteyen her hasta, iadenin ancak oldukça sınırlı bir kısmını talep edebilmekte ve farkı kendi kaynaklarından ödemek zorundaydı. Sonuç olarak, basit mekanik protezlerin olduğu ve gerçekte başvurana ücretsiz olarak sağlandığı ve biyomekanik protez ücretinin küçük bir kısmının iadesinin de yapıldığı akılda tutularak, davalı Devlet’in, gelişmiş bir prostetik cihazın tüm masraflarını ödemeyerek, 3. madde kapsamındaki yükümlülüklerini yerine yetirmede başarısız olduğu söylenemezdi. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuran karşısında cezaevi yönetiminin proaktif tutumuna dikkat çekmiştir.
Yetkililer, başvurana, özel ihtiyaçlarının gerektirdiği düzenli ve yeterli desteği sağlamıştır. İlâveten, başvuranı küçük düşürmek veya aşağılamak şeklinde bir olay ya da müspet bir niyet olduğuna dair hiçbir gösterge bulunmamaktaydı. Bu nedenle, önkolları kesik bir mahkûm, tutukluluğun zorluklarına karşı daha savunmasızdıysa da, işbu davanın koşullarında başvurana yapılan muamele, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olarak aşağılayıcı muamele teşkil etmek için gerekli şiddet eşiğine ulaşmamıştır.
Sonuç: ihlâl yok (ikiye karşı beş oyla).
Full & Egal Universal Law Academy