Olaylar – Bir iş mahkemesi 1997 yılında, özel bir şirketin başvurana hak etmiş olduğu maaşı ve geçerli sosyal güvenlik yardımlarını (yaklaşık olarak 8.350 avro) ödemesine karar vermiştir. Söz konusu karar 1999 yılında kesinleşmiştir. 2000 yılında bahse konu özel şirket hakkında iflas işlemleri başlatılmıştır. Başvuranın talepleri 2005 yılında iflas işlemleri esnasında kabul edilmiştir. Tasfiye memuru ile tasfiye kurulu, başvurana kendisini davaya ilişkin gelişmeler ve özellikle terekenin bölüştürülmesine dair duruşmaların tarihleri hakkında bilgilendirecekleri konusunda güvence vermiştir. Şirkete ait bir otel kompleksi 2008 yılında genel müzayede yoluyla satılmıştır. Söz konusu satış işlemine dair raporlar çevrimiçi olarak muhasebecilere yönelik bir internet portalında, Slovenya Basın Ajansı’nın internet sayfasında ve günlük bir finans gazetesinde yayımlanmıştır. Satış işlemi sonrasında 2008 yılının Haziran ayında, bölge mahkemesinin tasfiye kurulu iflas etmiş şirkete ait terekenin kalan 19 alacaklı arasında bölüştürülmesine dair bir teklif taslağını onaylamıştır. Söz konusu alacaklılarının her birine iflas işlemleri esnasında kabul edilen alacak miktarının %2.85’inin ödenmesi gerektiği yönünde bir teklifte bulunulmuştur. Bu oran, başvuran için 237 avroya (EUR) karşılık gelmekteydi. Söz konusu bölge mahkemesi terekenin bölüştürülmesi işleminin onaylanması maksadıyla 2008 yılının Eylül ayında başka bir duruşma daha gerçekleştirilmesine karar verip, bir duruşma tarihi tayin etmiştir. Bölge mahkemesi konuya ilişkin kararını yayınlamış ve duruşma tebligatını mahkemenin duyuru panosuna astırmıştır. Duruşma tebligatı ayrıca, yer ve tarih belirtilerek, Resmi Gazete’de de yayımlanmıştır. Duruşma esnasında bölge mahkemesi, tasfiye memurunun bölüştürme teklifini onaylamıştır. Mahkemenin bu kararı duruşmanın ertesi günü yine mahkemenin duyuru panosuna asılmıştır ve sekiz gün içerisinde kararı temyiz edebilme imkânı tanınmıştır. Karara ilişkin herhangi bir temyiz başvurusunda bulunulmaması nedeniyle ilgili karar kesinleşmiştir. 2008 yılının Kasım ayında, iflas işlemleri sonlandırılmıştır. Başvuran, 2008 yılının Aralık ayında, iflas işlemlerinin sonlandırılmasına ilişkin karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur. Başvuran, terekenin bölüştürülmesine ilişkin olarak gerçekleştirilen Eylül ayındaki duruşma hakkında uygun şekilde bilgilendirilmediğini ve iflas işlemleri esnasında talep edilen miktarın tamamının kendisine ödenmiş olması gerektiğini iddia etmiştir. Başvuranın temyiz davasının yanı sıra anayasal şikâyeti 2009 yılında reddedilmiştir.
Hukuki Değerlendirme - 6 § 1 Madde: Mahkeme celplerinin ve kararların mahkemenin duyuru panosuna asılmak ve Resmi Gazete’de yayımlanmak suretiyle tebliğine ilişkin kurallar, iflas işlemlerinin hızlı ve etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi meşru amacına hizmet eder. Şahsa tebliğ yapılması yoluyla dağıtımda bulunulmasının gerekçesi, bu tür yargılamaların çok sayıda alacaklıyı ve tarafı ilgilendirebileceği hususudur. Mahkeme belgelerinin şahsa tebliği, yargılamaların masraflarının önemli ölçüde artmasına yol açabilirdi; dahası, başarısız olunması halinde yargılamaların aksamasına neden olabilirdi. Ancak, iç hukuk uyarınca, terekenin bölüştürülmesine ilişkin duruşma yargılamalar açısından önemli bir noktayı temsil etmiştir. Bu noktaya kadar, alacaklılar resmi tasfiye memurunun terekenin bölüştürülmesine dair teklifine karşı itirazda bulunabilirlerdi. Alacaklıların, daha sonraki bir aşamada itirazda bulunmaları imkânı engellenmiştir. Bu bağlamda, bölüştürme kararına karşı temyiz başvurusunda bulunulması için izin verilen sekiz günlük süre sınırı oldukça kısadır. Başvuran, iflas eden şirketin terekesinin bölüştürülmesi için bir duruşma tarihi belirlenmesinin sekiz yıldan uzun bir zaman aldığı yargılamalara taraf bir şahıstır. Bunun yanı sıra, bir avukat tarafından temsil edilmeyen başvuran, tasfiye memuru tarafından kendisinin davaya ilişkin tüm gelişmelerden bilgilendirileceği konusunda güvence verildiğini iddia etmiştir. AİHM, davada yer alan alacaklıların sayısının oldukça az olduğu hususu dikkate alındığında, başvuranın bu konuda tasfiye memuruna güvenmemesini gerektirecek herhangi bir durum görmemektedir. Son olarak, iç hukukta iflas işlemlerine ilişkin davalardaki mahkeme celplerinin ve kararların şahsa tebliğ edilmesi öngörülmese de, terekenin bölüştürülmesine ilişkin duruşma tebligatının kitle iletişim araçları yoluyla yayınlanması imkânı sunulmaktadır. Mahkeme, somut davada yerel mahkemenin ikinci yayınlama seçeneğini tercih etmemesinden üzüntü duymuştur. Mahkeme, Hükümet’in başvuranın otel kompleksinin satışı hakkında çevrimiçi medya raporlarından bilgi edilmiş olması gerektiği yönündeki iddiasını kabul edememektedir. İlgili medyanın kamunun genelini hedef aldığı ve/veya başvurana ulaşmış olduğu düşünülemez (aksi yönde verilmiş, bilgisayar kullanamadığını ya da internete giremediğini iddia eden yaşlı bir bireyle ilgili, karar için bk. Geffre/Fransa (k.k.), 51307/99, 23 Ocak 2003, 49 sayılı Bilgi Notu. Başvuranın ikamet ettiği şehirden başka bir şehirde yer alan bir mahkemenin duyuru panosunu düzenli olarak incelemesini veya Resmi Gazete’nin her sayısına erişmesini beklemek gerçekçi bir beklenti olmayacaktır. Söz konusu koşullar altında, Mahkeme, başvuranın terekenin bölüştürülmesine ilişkin duruşmadan haberdar olma konusunda adil bir imkâna sahip olduğu ve yargılamalara katılmamasının kendisinin bu konuda gerekli özeni göstermemesinden kaynaklandığı sonucuna varamamaktadır (aksi yönde bir karar için bk. Cañete de Goñi /İspanya, no. 55782/00, 15 Ekim 2002, 38 sayılı Bilgi Notu). Ayrıca, Mahkeme, Devletin başvuran da dâhil olmak üzere, yargılamalarda kalan az sayıdaki tarafın terekenin bölüştürülmesine ilişkin duruşma ve söz konusu duruşmada alınan karar konusunda bilgilendirilmesini sağlamak amacıyla ek adımlar atması yönünde bir gereklilik getirilmesinin orantısız olmayacağını değerlendirmektedir. Başvuran, 10 Eylül 2008 tarihli duruşmaya katılma imkanından yoksun bırakılarak, tasfiye memurunun terekenin bölüştürülmesine ilişkin planına itiraz etme imkanından ve dolayısıyla da ödenmemiş maaşlar için talep ettiği miktarın daha yüksek bir oranını elde etme hakkını savunmaktan yoksun bırakılmıştır.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle).
Mahkeme ayrıca, yargılamaların uzunluğu ve bu bakımdan hukuk yolunun etkili olmaması nedeniyle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ile 13. maddesinin de ihlal edilmiş olduğuna karar vermiştir.
41. Madde: Başvurana manevi tazminat olarak 12,500 avro ödenmesine karar verilmiş; maddi tazminat talebi reddedilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy