AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ZENGİN VE ÇAKIR / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 57069/09)
KARAR
STRAZBURG
13 Şubat 2018
İşbu karar kesinleşmiş olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Zengin ve Çakır /Türkiye davasında,
Başkan,
Ledi Bianku,
Hâkimler,
Nebojša Vučinić,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
23 Ocak 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Faruk Zengin ve Hakan Çakır (“başvuranlar”) adlı iki Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 15 Ekim 2009 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkeme’ye yapılmış olan bir başvuru (no. 57069/09) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, İstanbul Barosuna bağlı avukatlar H. Karakuş ve G. Altay tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranların ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin şikâyeti, 9 Temmuz 2013 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geriye kalan kısmının, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54 § 3 maddesi uyarınca kabul edilemez olduğu beyan edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuranlar, sırasıyla 1987 ve 1986 doğumlu olup, Gümüşhane ve Erzincan’da ikamet etmektedir.
5. Başvuranlar, 18 Mayıs 2007 tarihinde, iddialara göre polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada işkence görerek 1973 yılında ölen TKP/ML’nin (Türkiye Komünist Partisi-Marksist/Leninist) lideri İbrahim Kaypakkaya’yı anmak için bir basın açıklamasına katılmışlardır.
6. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı, 7 Ocak 2008 tarihinde, başvuranlar da dâhil olmak üzere 15 kişiyi, Terörle Mücadele Kanunu’nun (3713 sayılı Kanun) 7(2) maddesi uyarınca, TKP/ML[1] lehine propaganda yapmakla suçlayarak haklarında ceza soruşturması başlatmıştır. İddianameye göre, toplantı sırasında, ikinci başvuran, TKP/ML’yi ve İbrahim Kaypakkaya’yı öven ifadeleri içeren bir basın bildirisi okumuş ve göstericiler tarafından aşağıdaki sloganlar atılmıştır: “İbrahim bizim liderimiz”, “Mücadelemiz devam ediyor ve edecek”, “İbrahim Kaypakkaya ölümsüzdür”, “Kahrolsun ABD” ve “Faşizmi akıttığı kanda boğacağız”. Grup ayrıca üzerinde “İbrahim Kaypakkaya ölümsüzdür - Partizan”[2] yazan bir pankart taşımıştır.
7. Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi, 31 Mart 2009 tarihinde, başvuranların suçlarını sabit bulmuş ve onların her birini 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca on ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, kararında, ikinci başvuranın basın açıklamasını okumasını ve birinci başvuranın sloganlar atmasını göz önünde bulundurarak, başvuranların TKP/ML lehine propaganda yaptığına karar vermiştir. İlgili mahkeme, kararını, söz konusu halka açık toplantının polis tarafından yapılan video kaydına ilişkin olarak bir bilirkişi tarafından hazırlanan rapora dayandırmıştır.
8. Başvuranların yargılama sırasında iyi halli olmasını ve daha önce hiçbir hüküm giymemiş olmalarını dikkate alan ilgili mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca, beş yıl boyunca kasıtlı olarak başka bir suç işlememeleri şartıyla, başvuranlar hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.
9. Başvuranlar 31 Mart 2009 tarihli söz konusu karara itiraz etmiştir. Başvuranlar, dilekçelerinde, ilk derece mahkemesinin maddi ve hukuki olayları yorumlamada hata yaptığını belirtmişler ve kendilerine isnat edilen suçlamalardan beraat etme talebinde bulunmuşlardır. Başvuranlar, ayrıca, kovuşturulmalarının, Sözleşme’nin 10. maddesini ihlal ettiğini belirtmişlerdir.
10. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 20 Temmuz 2009 tarihinde, söz konusu davada Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin uygulanmasının, iç hukuka uygun olduğuna karar vermiş ve başvuranların itirazını davanın esasını incelemeksizin reddetmiştir. Söz konusu karar, 5 Ağustos 2009 tarihinde başvuranlara tebliğ edilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
11. Söz konusu zamanda yürürlükte olan ilgili iç hukuk, Belge/Türkiye (no. 50171/09, § 19, 6 Aralık 2016) davasında bulunabilir.
12. Özellikle, somut başvuruya konu olayların meydana geldiği zamanda yürürlükte olan 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi aşağıdaki gibidir:
“Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır...”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
13. Başvuranlar, Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca, 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi kapsamında aleyhlerinde açılan ceza yargılamalarının ve daha sonra mahkûm edilmelerinin, ifade özgürlüğü haklarına yönelik bir ihlal teşkil ettiğinden şikâyetçi olmuşlardır.
14. Sözleşme’nin 10. maddesi aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izne tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
15. Hükümet, başvuranların ifade özgürlüğü haklarına yönelik müdahalenin yasal bir dayanağı olduğunu ve söz konusu müdahalenin, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün ve düzenin korunması ve suçun önlenmesi gibi meşru amaçları izlemiş olduğunu ileri sürmüştür. Bununla beraber, Hükümet, TKP/ML’nin bir terör örgütü olduğunu ve söz konusu halka açık toplantı sırasında bu örgütü öven sloganlar atıldığını ileri sürmüştür. 2013 yılında tadil edilen 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesini ileri süren Hükümet, demokratik bir toplumda müdahalenin gerekliliği meselesini Mahkeme’nin takdirine bırakmıştır.
16. Mahkeme, başvurunun, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, ayrıca, başvurunun kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
17. Davanın esası ile ilgili olarak, Mahkeme, hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına rağmen, başvuranların mahkumiyetlerinin, ifade özgürlüğü haklarını kullanmalarına yönelik bir “müdahale” anlamına geldiği kanaatindedir (bk., Şükran Aydın ve Diğerleri/Türkiye, no.49197/06 ve diğer 4 karar, § 44, 22 Ocak 2013; Gülcü/Türkiye, no. 17526/10, §§ 98-102, 19 Ocak 2016; ve Fatih Taş/Türkiye (no. 2), no. 6813/09, § 15, 10 Ekim 2017). Mahkeme, ayrıca, müdahalenin 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesine dayandığı kanaatindedir. Müdahalenin gerekliliğine ilişkin bulguları ışığında (bk. aşağıdaki 20. paragraf), Mahkeme, müdahalenin “kanuna uygunluğunun” bir incelemesinin yapılmasının gerekli olmadığı kanaatindedir. Mahkeme, ayrıca, somut davada, ulusal mercilerin ulusal güvenliğin ve düzenin korunması ve suçun önlenmesi gibi meşru amaçları izlediğinin düşünülebileceğini kabul etmeye hazırdır (bk. Faruk Temel /Türkiye no. 16853/05, § 52, 1 Şubat 2011).
18. Müdahalenin demokratik bir toplumda gerekliliğine ilişkin olarak Mahkeme, daha önce birkaç davada benzer şikayetleri incelediğini ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini kaydetmiştir (bk., örneğin, Savgın/Türkiye, no. 13304/03, §§ 39-48, 2 Şubat 2010; Gül ve Diğerleri/Türkiye, no. 4870/02, §§ 32-45, 8 Haziran 2010; Kılıç ve Eren/Türkiye, no. 43807/07, §§ 20-31, 29 Kasım 2011; yukarıda anılan Faruk Temel, §§ 58-64; ve yukarıda anılan Gülcü, §§ 113 ve 117). Mahkeme somut davayı incelemiştir ve farklı bir sonuca ulaşmak için hiçbir neden görmemektedir.
19. Mahkeme, bilhassa, başvuranların, bir basın açıklamasına katıldıkları gerekçesiyle 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca yargılanıp mahkûm edildiklerini gözlemlemektedir. Mahkeme, bu bağlamda, başvurunun davalı Hükümete tebliğ edildiği zaman, taraflardan, basın bildirisinin okunmasını kaydeden videonun ve yargılamayı yürüten mahkemeye sunulan ve söz konusu bildiriyi içeren bilirkişi raporunun bir kopyasını sunmalarının istendiğini kaydetmektedir. Başvuranlar söz konusu kopyaları göndermemiştir. Dolayısıyla, Mahkeme’nin elinde ikinci başvuran tarafından okunan basın bildirisinin metni bulunmamaktadır. Bununla birlikte, Mahkeme, ilk derece mahkemesinin kararının, söz konusu basın bildirisinin içeriğinin herhangi bir değerlendirmesini de içermediğini gözlemlemektedir. İlgili mahkeme, etkinlik sırasında atılan sloganları da incelememiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, iddianamede atıfta bulunulan sloganların ve pankartın içeriğinin neden şiddeti, silahlı direnişi ya da ayaklanmayı destekleyecek ya da şiddeti teşvik edebilecek (bk., yukarıda 6. paragraf) mahiyette gördüğüne dair hiçbir açıklama getirmeksizin söz konusu bildirinin, sloganların ve etkinlik sırasında taşınan pankartın TKP/ML lehine propaganda teşkil ettiğine karar vermiştir. Bunlar, dikkate alınması gereken önemli unsurlardır. Bunun yanı sıra, barışçıl bir halka açık toplantı sırasında sloganlar atılmış ve basın açıklaması okunmuştur ve dava dosyasında, başvuranların herhangi bir şiddet eylemine katıldıklarını veya şiddeti teşvik etme niyetinde olduklarını gösteren hiçbir belge bulunmamaktadır. Ancak, Erzurum Ağır Ceza Mahkemesinin, yukarıdaki hususları dikkate aldığı görülmemektedir. Özetle, Mahkeme, ulusal mahkemelerin, başvuranların 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca cezai mahkûmiyetine yönelik olarak “ilgili ve yeterli” gerekçeler sunmadığı kanaatindedir.
20. Yukarıda belirtilen mülahazalar, Mahkeme’nin başvuranların ifade özgürlüğü hakkına yönelik müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sonucuna varabilmesi için yeterlidir.
Sonuç olarak, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
21. Başvuranların her biri, manevi tazminat olarak 20.000 avro talep etmiştir. Başvuranların her biri ayrıca avukatlık ücretleri için 2.000 avro talep etmiştir. Ancak, başvuranlar avukatlık ücretlerine yönelik taleplerini destekleyici hiçbir belge sunmamıştır.
22. Hükümet, avukatlık ücretlerine yönelik talebe itiraz etmiştir. Hükümet, manevi tazminat konusunu Mahkeme’nin takdirine bırakmıştır.
23. Hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, başvuranların her birine manevi tazminat olarak 2.500 avro ödenmesine hükmetmiştir.
24. Masraflar ve giderler konusunda ise, Mahkeme, başvuranlar tarafından hiçbir belge sunulmadığından dolayı bu başlık altındaki talebi reddetmiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3.
(a) Davalı Devlet tarafından, başvuranların her birine, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 2.500 avro (ikibinbeşyüz avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranların adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 13 Şubat 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
[1] Yasadışı silahlı bir örgüt
[2] Partizan bir derginin adıdır.
Full & Egal Universal Law Academy