© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2013. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2013. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright indication at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2013. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
BİRİNCİ DAİRE
ZOLOTAS/YUNANİSTAN (No 2) DAVASI
(Başvuru no 66610/09)
KARAR
[Özet]
STRAZBURG
29 Ocak 2013
KESİN KARAR
29/04/2013
Bu karar Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrasına göre kesinleşmiştir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Zolotas/Yunanistan (no 2) davasında,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Birinci Daire) aşağıdaki yargıçlarla toplanmıştır:
Başkan: Isabelle Berro-Lefèvre,
Üyeler: Elisabeth Steiner,
Khanlar Hajiyev,
Mirjana Lazarova Trajkovska,
Julia Laffranque,
Linos-Alexandre Sicilianos,
Erik Møse,
Daire Yazı İşleri Müdür Yardımcısı: André Wampach
Mahkeme 8 Ocak 2013 tarihinde kapalı olarak müzakerede bulunduktan sonra aynı tarihte aşağıdaki kararı kabul etmiştir:
USUL
1. Bu dava, İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme’nin (« Sözleşme ») 34. maddesine göre, bir Yunan vatandaşı olan Bay Anastasios Zolotas (« başvurucu ») tarafından 7 Aralık 2009 tarihinde Yunanistan Cumhuriyeti’ne karşı Mahkeme’ye yapılan bir başvurudan (no 66610/09) kaynaklanmıştır.
2. Yunan Hükümeti (« Hükümet ») ajanının delegeleri olan Devlet Hukuk Konseyi’nde yedek hâkim olan Bayan F. Dedoussi ve Devlet Hukuk Konseyi’nde denetçi olan Bayan Z. Hadjipavlou tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvurucu özellikle Sözleşme’nin 1 no’lu Protokolü’nün 1. maddesinde güvence altına alınan hakkın ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
4. 31 Ağustos 2011 tarihinde Hükümet başvurudan haberdar edilmiştir. Öte yandan, Sözleşme’nin 29(1). fıkrasına dayanılarak, davanın kabuledilebilirliği ile esasının birlikte inceleneceğine karar verilmiştir.
DAVANIN ESASI
5. Başvurucu 1924 yılında doğmuş ve başvurusu Mahkeme önünde derdest iken 27 Şubat 2011 tarihinde ölmüştür. Oğlu Bay Panayotis Zolotas başvuruyu devam ettirmek istediğini belirtmiştir.
I. DAVA KONUSU OLAYLAR
6. 11 Temmuz 1974 tarihinde avukatlık mesleğini yürüten başvurucu Yunanistan Genel Bankası’nda bir banka hesabı açmış ve hesabına 660 000 drahmi (1 936,90 Euro (EUR)) para aktarmıştır. 1981’in ikinci döneminden itibaren ve 2003 yılına kadar bu hesapta hiçbir işlem yapılmamıştır (para alma veya yatırma veya bu amaçla düzenlenen karneye faizin kaydedilmesi). Başvurucu hem kendisi hem de eşi için sakatlığa yol açan ciddi sağlık sorunlarından dolayı yıllar boyunca yurt dışında ikamet etmek zorunda kalmıştır. 6 Şubat 2003 tarihinde başvurucu bankadan hesabının durumu hakkında kendisini bilgilendirmesini istemiştir. Banka kendisine 1981 yılının ikinci döneminden beridir hesabında herhangi bir işlem gerçekleştirilmediği için söz konusu hesapla ilgili bütün hak iddialarının zamanaşımına uğradığını bildirmiştir. Ancak banka başvurucunun hesap defterinde bulunan ve üzerine hesaptan doğan faizin işlendiği şahsi fişini güncellediğini de belirtmiştir.
7. 3 Haziran 2003 tarihinde başvurucu bankaya karşı hukuk mahkemelerinde dava açmıştır. Başvurucu bankaya yatırdığı parasını faizleriyle birlikte (toplam 30 550,74 EUR) istemiştir. Atina ilk derece mahkemesi, 21 Nisan 2005 tarih ve 1481/2005 sayılı kararında, başvurucunun hak iddialarının Medeni Kanun’un 830. maddesi anlamında (aşağıda paragraf 18-19) düzensiz mevduat sözleşmesinden (anomali parakatathiki) doğan haklar için öngörülen 20 yıllık zamanaşımına uğradığını belirterek başvurucunun davasını reddetmiştir. Daha açıkçası mahkeme şunları belirtmiştir:
« (...) [Başvurucu] burada uygulanmayan 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi (...) ile mülkiyete saygıyla ilgili 20 Mart 1952 Paris Protokolü’nü ileri sürmektedir, çünkü ulusal hukukun bir kurumu olarak zamanaşımı bu Protokoller’e üstün gelir. [Medeni Kanun’un 247. maddesinde öngörülen] bu zamanaşımı ulusal bankalardaki söz konusu mevduatlar ile onlara bağlı faizlerin sahipleri tarafından, mevduatlar için yirmi sene, faizler için beş sene içerisinde, talep edilmemeleri durumunda, 1195/1942 sayılı kanun hükmünde kararnamenin 3. maddesi gereği olarak, kesin olarak Devlete geçiyor olmalarından bağımsız bir şeydir (...). »
8. Başvurucu bu karara itiraz etmiştir. Başvurucu ilgili ulusal hukuk düzenlemeleri ile Sözleşme’nin 1 no’lu Protokolü’nün 1. maddesine dayanmıştır. Başvurucu zamanaşımı süresinin mücbir sebep nedeniyle durduğunu veya Medeni Kanun’un 260. maddesi gereği olarak kesildiğini, çünkü bankanın dosyasını her altı ayda bir oluşan faizleri işlemek suretiyle güncellediğini ileri sürmüştür.
9. Atina İstinaf Mahkemesi, 6 Nisan 2006 tarih ve 2452/2006 sayılı kararında, düzensiz mevduat sözleşmeleri için uygulanan yirmi yıllık zamanaşımının bir kamu yararı amacıyla haklılaştırıldığını (varlıkları şüpheli hale gelecek kadar eski bir dönemde kurulmuş hukuki ilişkilerin kamu yararına (koinoniki oikonomia) tasfiye edilmesi) belirtmek suretiyle başvurucunun itirazını reddetmiştir. İstinaf mahkemesine göre, bankanın başvurucunun hesabına faiz aktarmaya devam ediyor olması yirmi yıllık zamanaşımı süresini durdurabilecek bir başvurucunun hak iddialarının kabulü fiili oluşturmamaktadır. Banka mevduatları için bu sürenin akışı sadece yeni bir para aktarımı veya para çekimi, para transferi veya faiz aktarımı işlemiyle kesilebilirdi. Ayrıca istinaf mahkemesi yirmi sene boyunca hareketsiz kalan banka hesaplarına konulmuş paraların bu sürenin bitiminde Devlete geçeceğini öngören 1195/1942 sayılı kanun hükmünde kararnameye dayanmıştır.
10. İstinaf mahkemesi başvurucunun zamanaşımı süresinin mücbir sebep (başvurucu ve eşinin hastalıkları) nedeniyle durduğu yönündeki itirazını da reddetmiştir. İstinaf mahkemesi olayda mücbir sebep bulunmadığını, çünkü bu hastalıkların bütün zamanaşımı süresi boyunca ve özellikle de bu sürenin son altı ayı boyunca sürmediklerine ve dolayısıyla başvurucunun kendisi veya bir temsilcisi aracılığıyla yatırdığı para ve ona bağlı faizleri çekme konusunda bir imkânsızlık içerisinde bulunmadığına hükmetmiştir.
11. Başvurucu temyize gitmiş ve Sözleşme’nin 1 no’lu Protokolü’nün 1. maddesine dayanmıştır.
12. 12 Ocak 2009 tarihinde Yargıtay, söz konusu mevzuatın uygulanmasının başvurucunun 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinde tanımlanan mülkiyetine saygı hakkını ihlal etmediği gerekçesiyle temyiz talebini temelden yoksun olmaktan reddetmiştir (50/2009 sayılı karar). Daha açıkçası Yargıtay şunu ifade etmiştir:
« (...) Her zamanaşımı gibi yukarıda geçen zamanaşımının da geçmişte kalan ve bundan dolayı da şüpheli hale gelen ilişkilerin düzenlenmesini gerektiren genel yarar ve kamunun yararı nedeniyle dayatılması, ihtilaf konusu düzenlemeleri [1 no’lu Protokol’e] aykırı hale getirmez. »
13. Bu karar 9 Haziran 2009 tarihinde tamamlanmış ve onaylanmıştır.
II. İLGİLİ ULUSAL HUKUK VE UYGULAMA
14. « Bankalardaki mevduat ve diğer değerler ve hakların Devlet lehine zamanaşımına uğraması hakkında » 1195/1942 sayılı kanun hükmünde kararnamenin 3. maddesi şöyledir:
Mevduat ve faizlerin Devlet lehine zamanaşımına uğraması
« Ulusal bankalardaki mevduat ve faizler (...), hesap sahibi tarafından talep edilmedikleri veya kullanılabilir oldukları andan itibaren yirmi yıl içerisinde hesap üzerinde hiçbir işlem yapılmadığı ve faizler için talep edilebilir hale geldikleri andan itibaren beş yıl içerisinde Devlete kesin bir şekilde geçerler. »
15. 1195/1942 sayılı kanun hükmünde kararname Bakanlar Kurulu’nun 30 Mayıs 1946 tarih ve 315 sayılı işlemiyle değiştirilmiş ve Medeni Kanun’un kabul edilmesinden sonra da yürürlükte kalmıştır.
16. Bu kanun hükmünde kararnameye göre bazı alacak ve taleplerin klasik hukukta olduğu gibi borçluya kalması yerine zamanaşımına uğraması Devletin yararınadır. Banka ve kredi kurumlarındaki mevduatlar dışında bu alacak ve talepler, banka ve anonim şirketlerdeki mevcut sermaye, kıymetli evrak ve taşınabilir değerlerden kaynaklanan yıllık faizlerden gelen alacak ve talepleri de kapsar.
(...)
18. Medeni Kanun’un ilgili düzenlemeleri şöyledir:
Madde 247
Taleplerin zamanaşımına uğraması
« Başkasından bir eylemde bulunma veya bulunmamasını (hak iddia etme) isteme hakkı zamanaşımına tabidir. »
Madde 249
Yirmi yıllık zamanaşımı
« Aksi öngörülmediği müddetçe hak talep etmenin zamanaşımı süresi yirmi yıldır. »
(...)
Madde 260
Kesilme - Tanıma
« Zamanaşımı hakkın yükümlü (borçlu) tarafından, her ne şekilde olursa olsun, tanınmasıyla kesilir. »
(...)
Madde 830
Düzensiz mevduat
« Bir para veya tükenen başka şeylerin bırakılması, eğer bırakan kişi onları kullanma yetkisine sahipse, şüphe durumunda, ödünç verme olarak kabul edilir. Ancak iade etmenin yeri ve zamanıyla ilgili olarak, şüphe durumunda, mevduatla ilgili düzenlemeler uygulanır. (...) »
19. « düzensiz mevduat » ifadesiyle belirtilen şey tarafların anlaşması sonucunda para veya tükenen başka şeylerin onlardan yararlanma yetkisine haiz olan diğer taraf tarafından saklanması amacıyla teslim edilmesidir. Doktrin ve sabit bir içtihada göre, paranın bir bankaya alışılmış bir faiz oranıyla ve yatırılan parayı hemen çekme olanağı olacak şekilde tevdi edilmesi düzensiz mevduat sözleşmesi niteliğine sahiptir.
20. Medeni Kanun’un 260. maddesine göre, borçlunun hakkı her ne şekilde olursa olsun tanımasıyla zamanaşımı kesilir. Genel kabul gören görüş, böyle bir tanımanın söz konusu olması için borçlunun yükümlülüğünü ve alacaklının hakkını tanıdığını açıkça gösteren bir davranış veya fiilin yeterli olmasıdır. Böyle bir tanıma borcun kısmen iadesi, faizlerin ödenmesi, bir teminat verme, bir süre verilmesi talebinde bulunma veya borçtan muaf tutulma talebinde bulunma şeklini alabilir (Georgiadis-Stathopoulos, Medeni Kanun. Madde madde yorumlama, s. 461).
21. Borçlunun tanıma fiilinin zamanaşımı süresini kesmesi için (Medeni Kanun’un 260. maddesi) bu fiilin alacaklıya yönelik yapılması ve ona ulaşması gerekmektedir (Yargıtay’ın 1178/1976 sayılı kararı, Nomiko Vima 25/710). Borçlunun borcu hesap defterlerinde kaydetmiş olması 260. madde anlamında hakkın tanınmasını meydana getirmez ve dolayısıyla zamanaşımını kesmez (Yargıtay’ın 924/1977 sayılı kararı, Nomiko Vima 26/726).
22. Bir hesap sahibinin bu hesapla ilgili hak taleplerinin zamanaşımına uğramasıyla ilgili olarak, zamanaşımının yeni bir yatırma veya çekme veya hesapta bir değişiklik yapan her işlemle kesildiği kabul edilir. Zamanaşımı ne hesabın ortaya çıkardığı faizle – bu faizler sermayeye dönüşse de – ne de altı ayda bir hesap sahibinin dosyasının güncellenmesiyle kesilir (Yargıtay’ın 739/2004 ve 50/2009 sayılı kararları).
(...)
24. Aynı şekilde Yargıtay, bankanın zamanaşımı süresinin dolmasından önce ilgiliyi bundan haberdar etme zorunluluğunun bulunmadığına hükmetmiştir. Banka ilgiliye hesabına yatırılan miktarın ve hesabındaki hareketlenmelerin varlığının kanıtını oluşturan bir hesap defteri verdiğine göre bu defteri güncellemek hesap sahibine düşer (Yargıtay’ın 432/1990 ve 1623/1995 sayılı kararları).
HUKUK AÇISINDAN
I. GENEL GÖZLEMLER
25. Mahkeme her şeyden önce Bay Panayotis Zolotas’ın Şubat 2011 yılında hayatını kaybeden başvurucunun yapmış olduğu başvuruyu devam ettirmeye hakkı olup olmadığı sorusunu çözmelidir.
26. Mahkeme başvurucunun yargılama sırasında öldüğü birçok davada mirasçılar veya yakın hısımların başvuruyu devam ettirme isteklerini dikkate aldığını hatırlatır (örnek olarak bakınız Deweer/Belçika, 27 Şubat 1980, §§ 37-38, Seri A no 35; X/Birleşik Krallık, 5 Kasım 1981, § 32, Seri A no 46; Vocaturo/İtalya, 24 Mayıs 1991, § 2, Seri A no 206-C; G./İtalya, 27 Şubat 1992, § 2, Seri A no 228-F; Pandolfelli ve Palumbo/İtalya, 27 Şubat 1992, § 2, Seri A no 231-B; X/Fransa, 31 Mart 1992, § 26, Seri A no 234‑C; Raimondo/İtalya, 22 Şubat 1994, § 2, Seri A no 281‑A; Malhous/Çek Cumhuriyeti (kabuledilebilirlik üzerine karar) [BD], no 33071/96, CEDH 2000‑XII ve, a contrario, Scherer/İsviçre, 25 Mart 1994, §§ 31-32, Seri A no 287).
27. Mahkeme bu olayda Bay Panayotis Zolotas’ın başvurucunun oğlu ve onun ab intestat ve par indivis mirasçısı olduğunu ve 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi tarafından güvence altına alınan hakkın son derece aktarılabilir olduğunu not eder. Dolayısıyla Bay Panayotis Zolotas kendisine ölmüş olan babası adına şikâyet etme niteliğini kazandıran meşru bir çıkara sahiptir.
II. SÖZLEŞME’NİN 1 NO’LU PROTOKOLÜ’NÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
28. Başvurucu ulusal yargı mercilerinin Medeni Kanun’da öngörülen yirmi yıllık zamanaşımı süresi ile 1195/1942 sayılı kanun hükmünde kararnameye dayanmak suretiyle, hesabının bulunduğu bankaya karşı yönelttiği hak taleplerinin zamanaşımına uğradığına ve hesabındaki miktarın aktif olmayan banka hesaplarının tek yararlanıcısı olan Devlete geçtiğine hükmetmiş olmalarından şikâyet etmektedir. Başvurucu 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmekte olup söz konusu madde şöyledir:
« Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez. »
(...)
B. Esas
1. Tarafların argümanları
a) Hükümet
30. Hükümet 1195/1942 sayılı kanun hükmünde kararnamenin esas amacının sermaye ve kıymetli evrak ve taşınır değerlerden gelen yıllık faizlere denk gelen paraya, bunların sahiplerinin hareketsiz kalmaları – ki bu hareketsizlik çoğu zaman bu kişilerin çocuk sahibi olmadan ölmeleri veya hak iddialarından vazgeçmelerinden kaynaklanmaktadır – sonucunda banka, anonim şirket ve diğer tüzel kişiler tarafından el konulmasını engelleme genel çıkarına hizmet ettiğini belirtmektedir.
31. Başvurucunun hak iddiası kanun hükmünde kararnamedeki düzenlemelerden bağımsız olan ve onlarla aynı zamanda yürürlükte olan Medeni Kanun genel düzenlemeleri tarafından öngörülen zamanaşımı kapsamına girmiştir. Kanun hükmünde kararname ile Medeni Kanun’un 247 ve sonraki maddeleri arasındaki fark zamanaşımına uğramış olan alacağın inaktif hesabın açıldığı bankaya değil de Devlete devredilmesidir. Kanun hükmünde kararname hükümlerinin başvurucunun durumunda uygulanmasının zamanaşımı üzerinde hiçbir etkisi yoktur, çünkü Hükümet’e göre başvurucunun hak iddiası her halükarda, sadece Medeni Kanun temelinde olsa dahi, zamanaşımına uğrayacaktı. Tek fark bu durumda bundan yararlanacak olan Devlet değil banka olacaktı.
32. Bankanın zamanaşımı süresi dolmadan önce başvurucuyu bundan haberdar etme yükümlülüğü yoktu. Banka başvurucuya hesabına yatırılan miktarın ve hesabındaki hareketlenmelerin varlığının kanıtını oluşturan bir hesap defteri verdiğine göre bu defteri güncellettirmek ona düşüyordu (Yargıtay’ın 432/1990 ve 1623/1995 sayılı kararları – yukarıda paragraf 24).
33. Bundan başvurucunun hesap dökümünün, banka tarafından, hesabından doğan faizlerin işlenmesi suretiyle, altı ayda bir güncellenmesi zamanaşımı süresini kesmediği sonucu çıkar, çünkü bu işlem başvurucuya yöneltilmemiş ve ona ulaşmamıştır. Bu işlem sadece banka verilerinin güncellenmesiyle ilgili olup bankanın bir iç prosedür işlemidir. Bu işlem başvurucunun bilgisine sunulmamıştır, çünkü başvurucu bir işlem gerçekleştirmek veya hesabında yapılmış olan değişiklikleri hesap defterine geçirmek için bankaya uğramamıştır.
34. Öte yandan Hükümet başvurucuyu azami bir özen göstermemekle eleştirmektedir. Son olarak ulusal yargı mercileri başvurucunun zamanaşımı süresinin kendisi ve eşinin hastalıkları nedeniyle durduğu yönündeki argümanını desteklemek için ileri sürdüğü mücbir sebep argümanını reddetmiştir.
b) Başvurucu
35. Başvurucu sözleşme özgürlüğü düşüncesiyle hesap açtığı sıradaki niyetinin bir kayd-ı hayat şartıyla faiz sözleşmesi yapmak olduğunu ileri sürmektedir. Başvurucuya göre, kamu düzeninin tehlikeye sokulmadığı açıkken, zamanaşımının işletilmesi iyi niyet, ahlak ve karşılıklı uygulamalar ilkeleriyle uyuşmamaktadır. Ayrıca mevduatın faiz birikimi yoluyla sermayelendirilmesi onun görüşüne göre zamanaşımına tabi tutulamaz, çünkü bu yolla banka dolaylı ancak kesin bir şekilde hak iddiasını tanıyordu. Öte yandan faizlerin sermayalendirilmesi zamanaşımının durması için bir neden oluşturmaktadır.
36. Başvurucu bankanın parasını kaybetme riski konusunda kendisini bilgilendirmesi ve Devletin kendisi ile mirasçılarının mülkiyet hakkını korumak için parasını zamanaşımı tarihinden sonra makul asgari bir süre boyunca tutması gerektiğini belirtmektedir. Başvurucu böyle bir bilgilendirmeyi öngören Fransız, İtalyan ve Alman mevzuatlarını örnek olarak göstermektedir.
37. Başvurucu zamanaşımı süresi boyunca ve özellikle de sürenin son dönemi (1994) ile bankadan hesabının durumu konusunda kendisini bilgilendirmesini istediği tarih (6 Şubat 2003) arasındaki sürede, hesabında hiçbir hareketliliğin olmamasının mücbir sebepten kaynaklandığını belirtmektedir.
38. Son olarak başvurucu 1195/1942 sayılı kanun hükmünde kararnamenin hiçbir zaman onaylanmadığını ve geçerli bir hukuki işlem hükmünde olmadığını ileri sürmektedir. Başvurucu Yunanistan gibi demokratik bir ülkenin Nazi Almanyası tarafından işgal edildiği dönemden kalma bir metni uygulamasının ve bir bireyin parasına zımnen el koymasının rahatsız edici olduğunu düşünmektedir. Onun gözünde mal ve mülklerini kaybeden ilgili insanların zararlarının tazminini öngören bir kanun olmaksızın bu olayda şahsi çıkar aleyhine kamu yararı ileri sürülemez.
2. Mahkeme’nin değerlendirmesi
a) Uygulanabilir ilkelerin hatırlatılması
39. Mahkeme esas olarak bireyin mal ve mülküne saygı hakkına yönelik her türlü Devlet müdahalesine karşı bireyi korumaya çalışan 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin, özellikle bir başvurucunun meşru bir şekilde alınmasını bekleyebileceği tedbirler ile bu başvurucunun mal ve mülkünden yararlanması arasında doğrudan bir bağın olduğu durumlarda, Devlet için aynı zamanda mülkiyet hakkının korunması için gerekli bazı tedbirleri ortaya çıkaran pozitif yükümlülükleri de içerdiğini hatırlatır (Öneryıldız/Türkiye [BD], no 48939/99, § 134, CEDH 2004-XII, Păduraru/Romanya, no 63252/00, § 88, CEDH 2005-XII, Broniowski/Polonya [BD], no 31443/96, § 143, CEDH 2004-V ve Sovtransavto Holding/Ukranya, no 48553/99, § 96, CEDH 2002-VII). Yatay ilişkiler çerçevesinde bile Devlete bazı yükümlülükler yükleyebilecek kamu yararı mülahazaları söz konusu olabilir. Böylece Broniowski kararında (yukarıda geçen, § 143) Mahkeme 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinden doğan pozitif yükümlülüklerin Devlete mülkiyet hakkının korunması için gerekli bazı tedbirler almasını dayatabileceğini söylemiştir. Şu halde Devlete bazı yükümlülükler dayatabilecek olan genel çıkar mülahazaları yatay ilişkiler çerçevesinde bile söz konusu olabilir (Kotov/Rusya [BD], no 54522/00, § 109, 3 Nisan 2012).
40. 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi bakımından Pozitif ve negatif yükümlülükler arasındaki sınır açık bir tanım yapmaya elverişli değildir, ancak uygulanabilir ilkeler benzerdir. Davayı Devletin pozitif yükümlülükleri açısından da değerlendirsek kamu gücünün haklılaştırılması gereken müdahalesi açısından da değerlendirsek uygulanacak kriterler özünde farklı değildir. Mal ve mülke saygı hakkına yapılan müdahale de bir eylemde bulunmaktan kaçınma da toplumun genel çıkarları ile bireyin temel haklarının korunması mecburiyeti arasında adil bir denge kurmalıdır (Başka kararlar yanında bakınız Sporrong ve Lönnroth/İsveç, 23 Eylül 1982, § 69, Seri A no 52 ve Kotov, yukarıda geçen, § 110).
41. Mahkeme aynı zamanda bazı koşullarda 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin « gerçek veya tüzel kişiler arasındaki bir uyuşmazlık söz konusu olsa bile (...) mülkiyet hakkının korunması için gerekli bazı tedbirlerin » alınmasını dayatabileceğini belirtmiştir (Sovtransavto Holding, yukarıda geçen, § 96). Bu ilke borçlu özel şahıslara karşı yönlendirilen icra prosedürü bağlamanda geniş bir şekilde uygulanmıştır (Fouklev/Ukrayna, no 71186/01, §§ 89-91, 7 Haziran 2005; Kesyan/Rusya, no 36496/02, §§ 79-80, 19 Ekim 2006; aynı zamanda bakınız Kin-Stib ve Majkić/Sırbistan, no 12312/05, § 84, 20 Nisan 2010, Marčić ve diğerleri/Sırbistan, no 17556/05, § 56, 30 Ekim 2007 ve mutatis mutandis, Matheus/Fransa, no 62740/00, §§ 68 ve devamı, 31 Mart 2005).
42. Devletin davranışının 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesiyle uyuşup uyuşmadığını değerlendirmek için Mahkeme, söz konusu farklı çıkarların tümünü incelemeli ve Sözleşme’nin amacının « gerçek ve somut » hakları korumak olduğunu akıldan çıkarmamalıdır. Mahkeme görünüşün ötesine geçmeli ve ihtilaflı durumun gerçekliğini araştırmalıdır. Bu değerlendirme sadece – eğer durum mülkiyetten yoksun bırakmayı andırıyorsa – uygulanabilir zarar giderim şekillerini değil ama aynı zamanda, Devletin kullandığı araçlar ve onların hayata geçirilmesi dâhil tarafların davranışlarını da kapsayabilir. Bu bağlamda belirsizliğin – yasal veya idari olsun ya da otoritelerin uygulamalarından kaynaklı olsun – Devletin davranışını değerlendirmede dikkate alınması gereken bir unsur olduğunu belirtmek gerekir. Gerçekte genel çıkarla ilgili bir husus söz konusu olduğunda kamu otoriteleri zamanında, doğru bir şekilde ve büyük bir tutarlılıkla hareket etmelidirler (Tunnel Report Limited/Fransa, no 27940/07, § 39, 18 Kasım 2010).
43. Mahkeme ayrıca bir başvurucunun hak iddialarının bir zamanaşımı süresine tabi olmasının Sözleşme açısından başlı başına bir sorun teşkil etmediği yönündeki içtihadını hatırlatır. Zamanaşımı sürelerinin oluşturulması sözleşmeci Devletlerin hukuk sistemlerinin ortak özelliği olup davalara bir son belirleyerek hukuk güvenliğini güvenceye almayı ve mahkemelerin uzun bir süre önce olmuş olaylarla ilgili karar vermeye çağrılmaları durumunda ortaya çıkabilecek adaletsizliği önlemeyi hedeflemektedir (J.A. Pye (Oxford) Ltd ve J.A. Pye (Oxford) Land Ltd/Birleşik Krallık [BD], no 44302/02, § 68, CEDH 2007-III; Stubbings ve diğerleri/Birleşik Krallık, 22 Ekim 1996, § 51, Kararlar Derlemesi 1996-IV).
44. Son olarak Mahkeme 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde geçen « kamu yararı » kavramının doğası gereği geniş bir kavram olduğunu belirtir. Ulusal makamlar neyin « kamu yararı » olduğunu belirlemek için uluslararası yargıca göre prensip olarak daha iyi bir yerde durmaktadırlar. Kanun koyucunun ekonomik ve sosyal bir politika yürütmek için geniş bir davranış özgürlüğüne sahip olmasını normal gören Mahkeme, kanun koyucunun « kamu yararı »nın gereklerini tasarlama biçimine, vardığı karar açıkça temelden yoksun olmadıkça, saygı gösterir. Olası bir yedek çözümün varlığı söz konusu mevzuatı tek başına haksızlaştırmaz. Kanun koyucu takdir yetkisinin sınırlarını aşmadığı müddetçe Mahkeme kanun koyucunun sorunun çözümü için en iyi yöntemi benimseyip benimsemediğini veya kanun koyucunun yetkisini farklı bir şekilde kullanması gerekip gerekmediğini söyleyemez (J.A. Pye (Oxford) Ltd/Birleşik Krallık, no 44302/02, §§ 43-45, 15 Kasım 2005).
b) Olaya uygulama
45. İşbu davada Mahkeme öncelikle başvurucu 6 Şubat 2003 tarihinde hesabının durumunu öğrenmek için bankaya gittiğinde hesabında 1981 yılının ikinci döneminden beridir bir hareketlilik olmadığından dolayı hesabıyla ilgili bütün hak iddialarının zamanaşımına uğradığını öğrendiğini kaydeder. Ulusal yargı mercilerinin kararlarından başvurucunun hesap açarken bankayla bir sözleşme imzaladığı ve Yunanistan’daki sabit içtihat ve doktrine göre bunun bir düzensiz mevduat sözleşmesi olduğu (Medeni Kanun’un 830. maddesi) çıkmaktadır. Başvurucunun bu sözleşmeden doğan hak iddiaları Medeni Kanun’un öngördüğü yirmi yıllık zamanaşımına tabiydi (madde 247 ve 249).
46. Mahkeme başvurucunun başvurduğu ulusal yargı mercilerinin 1195/1942 sayılı kanun hükmünde kararnamenin 3. maddesini uyguladıklarını ve bu maddeye göre bankalardaki mevduat ve faizlerinin hesap sahibi tarafından talep edilmemesi veya yirmi yıllık bir süre boyunca hesap üzerinde hiçbir hareketliliğin olmaması durumunda bu mevduat ve faizlerin Devlete kesin bir şekilde geçeceğini de not eder. Dahası istinaf mahkemesi zamanaşımı süresinin ne kesildiğine – başvurucunun hesabının ortaya çıkardığı faizlerin bankanın hesap dökümüne kaydedilmiş olması süreyi kesmez (yukarıda paragraf 9) – ne de başvurucunun ileri sürdüğü mücbir sebep nedeniyle durduğuna hükmetmiştir (yukarıda paragraf 10).
47. Mahkeme’ye göre başvurucunun hesabıyla ilgili hak iddialarının zamanaşımına uğraması başvurucunun mülkiyet hakkına bir müdahale oluşturur. Bu müdahale ne bir kamulaştırma ne de mülkiyetin kullanılmasının düzenlenmesine yönelik bir tedbirdir. Dolayısıyla bu müdahalenin 1. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi açısından incelenmesi gerekmektedir (mutatis mutandis bakınız Optim ve Industerre/Belçika (kabuledilebilirlik üzerine karar), no 23819/06, § 35, 11 Eylül 2012). Aynı zamanda toplumun genel çıkarıyla ilgili gerekler ile bireyin temel haklarının korunmasıyla ilgili zorunluluklar arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığını belirlemek gerekmektedir.
48. Mahkeme Medeni Kanun’un 247 ve 249. maddeleri ve 1195/1942 sayılı kanun hükmünde kararnamenin 3. maddesiyle düzenlenen zamanaşımının meşru bir amaç izlediğinden şüphe duymamaktadır. İstinaf mahkemesinin 6 Nisan 2006 tarihli kararında belirttiği gibi düzensiz mevduat sözleşmeleri için öngörülen yirmi yıllık zamanaşımı kamu yararıyla ilgili bir amaçla haklılaştırılabilir: varlıkları şüpheli hale gelecek kadar eski bir dönemde kurulmuş hukuki ilişkilerin kamu yararına tasfiye edilmesi.
49. Mahkeme ayrıca zamanaşımı konusundaki içtihadına da bakıldığında (yukarıda paragraf 43) yukarıda aktarılan Yunan zamanaşımı sisteminin makul olduğuna karar verir: yirmi yıllık süre geniş bir süre ve ilgililer için bu süreyi durdurmak ne zor ne de imkânsızdır.
50. Yunan yargı mercileri başvurucunun davasında hüküm tesis ederken yürürlükteki ilgili mevzuat ve içtihadı takip edip uygulamışlardır: bir taraftan bir hesap sahibinin hak iddialarıyla ilgili zamanaşımı süresinin sadece hesap sahibinin mevduatını talep etmesi veya hesabı üzerinde bir işlem gerçekleştirmesi durumunda kesileceğini öngören kanun hükmünde kararnamenin 3. maddesi ve diğer taraftan zamanaşımı süresinin hak iddiasının borçlu (bu olayda banka) tarafından tanınmasıyla kesileceğini öngören Medeni Kanun’un 260. maddesi. Bununla ilgili olarak Yargıtay bu tanıma işleminin alacaklıya yöneltilmesi ve ona ulaşması gerektiğine ve sadece borcun banka hesap dökümüne kaydedilmesinin 260. madde anlamında hak iddiasının tanınmasını oluşturmayacağına ve dolayısıyla zamanaşımı süresini kesemeyeceğine hükmetmiştir (yukarıda paragraf 18 ve 21).
51. Ancak Mahkeme bir banka hesabıyla ilgili hak iddialarının belli bir dönem boyunca bu hesap üzerinde bir hareketliliğin olmaması nedeniyle zamanaşımına uğraması kadar radikal bir tedbirin, faiz işlenmesinin hesap üzerinde bir hareketlilik oluşturmadığına yönelik içtihatla birlikte değerlendirildiğinde, hesap sahiplerini banka ve kanun hükmünde kararnamenin uygulandığı durumda Devlete oranla dezavantajlı bir duruma soktuğunu düşünmektedir. Özellikle bu tespit hesap sahiplerinin medeni hukuk veya banka hukukunda yetenekli olmayan basit bireylerden oluştuğu durumlar için geçerlidir.
52. Mahkeme Medeni Kanun’un 830. maddesine göre, bir miktar parayı bankaya yatıran kişinin bankaya bu parayı kullanma hakkını vermesi durumunda bankanın bu parayı saklaması gerektiğini ve bankanın bu parayı kendi hesabına kullanıyor olması durumunda da parayı yatırmış olan kişiye sözleşme dâhilinde bir miktar para ödemesi gerektiğini not eder. Dolayısıyla bir hesap sahibi, özellikle hesabına faiz aktarıldığını fark ettiği zaman, iyi niyetli bir şekilde bankadaki parasının güvende olduğunu düşünebilir. Hesap sahibinin bankayla yapmış olduğu sözleşmenin dengesi ile mali çıkarını tehdit eden bir durumun, yasaya uyması ve mülkiyet hakkını koruması için gerekli tedbirleri önceden alabilmesi için, kendisine bildirileceğini beklemesi meşrudur. Böyle bir güven ilişkisi bankayla ilgili işlemler ve buna bağlı hakların ayrılmaz bir parçasıdır.
53. Öte yandan Mahkeme hukuki güvenlik ilkesinin Sözleşme’nin bütün maddelerinde zımnen mevcut olduğunu ve hukuk Devletinin temel unsurlarından birisini oluşturduğunu hatırlatır (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, [BD], no 13279/05, § 56, 20 Ekim 2011). Oysa Mahkeme’nin görüşüne göre Devletin vatandaşı koruma ve zamanaşımının ortaya çıkarabileceği üzücü sonuçlar dikkate alındığında, bankalar için inaktif bir hesabın sahibini zamanaşımı süresinin sonunun yaklaştığından haberdar etme ve böylece hesap sahibine mesela hesabı üzerinde bir işlem gerçekleştirmek suretiyle zamanaşımını kesme olanağını verme zorunluluğu öngörme gibi bir pozitif yükümlülüğü vardır. Böyle bir bilgilendirmenin yapılmasını istememek toplumun genel çıkarıyla ilgili gerekler ile bireyin temel haklarının korunmasıyla ilgili zorunluluklar arasındaki adil dengeyi bozabilir.
54. Mahkeme böyle bir bilgilendirme olmadığından dolayı başvurucunun ne – istinaf mahkemesinin bu olayda belirttiği gibi – varlığı belirsiz hukuki ilişkileri ortadan kaldırma gereği ne de banka sisteminin iyi işleyişiyle haklılaştırılabilecek aşırı ve orantısız bir yük yüklendiği kanaatindedir.
55. Şu halde başvurucu açısından 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
(...)
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
59. Sözleşme’nin 41. maddesi şöyledir:
« Mahkeme, Sözleşme’nin veya Protokollerin ihlal edildiğini tespit ederse, ve ilgili sözleşmeci tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen giderme imkânı veriyorsa, Mahkeme gerekli görürse zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık verilmesine hükmeder. »
A. Zarar
60. Başvurucunun oğlu öncelikle babasının görmüş olduğu maddi zararın giderilmesini talep etmektedir. Başvurucunun oğlu bununla ilgili olarak babasının Mahkeme’ye yaptığı ve bankaya koyduğu para ve ondan gelen faizin toplamı olan ve Atina ilk derece mahkemesine vermiş olduğu 3 Haziran 2003 tarihli dava dilekçesinde de geçen miktara (30 550,74 EUR) denk gelen 660 000 Drahmiyi talep etmiş olduğu başvurusuna göndermede bulunmaktadır. Manevi zarar olarak ta 100 000 EUR talep etmektedir.
61. Maddi zararla ilgili olarak Hükümet başvurucunun oğlunun, Mahkeme içtüzüğünün 60(2). fıkrasına uygun bir şekilde, kendisine tanınan süre içerisinde ve savunmacı Devletin para birimini kullanarak belirli bir talep sunmadığını ileri sürmektedir. Başvurucunun oğlu sadece açık bir talep içermeyen ve başvurucunun Atina ilk derece mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesine atıf yapan başvuru formuna göndermede bulunmaktadır. Manevi tazminata gelince, Hükümet talep edilen miktarın sadece temelsiz ve aşırı bir miktar olduğunu değil, ama aynı zamanda başvurucunun oğlunun böyle bir tazminatı talep edemeyeceğini, çünkü ihtilaf konusu tedbirden etkilenenin hiçbir şekilde başvurucunun mirasçıları değil başvurucunun kendisi olduğunu düşünmektedir.
62. Mahkeme başvurucunun oğlunun maddi tazminatla ilgili iddialarını gerektiği sunduğu kanaatindedir. Başvurucunun oğlu başvurucunun kendisinin Atina ilk derece mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde açıkça Euro olarak belirtmiş olduğu ve talep ettiği miktarı (30 550,74 EUR) istemektedir.
63. Mahkeme bir taraftan bu olayda 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmakta ve diğer taraftan Yunan yargı mercilerinin başvurucunun davasını kabul etmeleri durumunda başvurucuya verecekleri miktar konusunda spekülasyon yapamayacağını belirtmektedir. Ancak Mahkeme başvurucunun oğluna bütün zararları için toplam 15 000 EUR verilmesinin uygun olacağını düşünmektedir.
B. Ücretler ve masraflar
64. Başvurucunun oğlu ücret ve masraflar için 5 000 EUR talep etmekte ancak bu miktarın ulusal yargı mercileri veya Mahkeme veya her ikisi önünde yapılmış masraflar olduğunu belirtmemektedir.
65. Hükümet başvurucunun oğlunun iddialarını destekler nitelikte hiçbir kanıt sunmadığını belirtmektedir.
66. Mahkeme içtihadına göre bir başvurucu sadece gerçekliği, gerekliliği ve oranının makul nitelikte olduğu kanıtlanmış olan ücret ve masrafların geri iadesini talep edebilir. Bu olayda Mahkeme başvurucunun başvurulan yargı mercileri ile Mahkeme önünde yapılmış masraflarla ilgili hiçbir fatura sunmadığını not eder. Dolayısıyla ücret ve masraflarla ilgili talepleri reddetmek gerekir.
C. Gecikme faizi
67. Mahkeme gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, OYBİRLİĞİYLE, MAHKEME,
(...)
2. 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3.
a) Savunmacı devletin başvurucunun oğluna, kararın Sözleşme’nin 44(2). fıkrasına göre kesinleşeceği günden başlamak üzere üç ay içerisinde, bütün zararları için toplam 15 000 EUR’u (on beş bin Euro), miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte ödemesine;
b) Yukarıda belirtilen sürenin sona ermesinden ödeme gününe kadar geçen süre için, yukarıdaki miktara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faizin üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanması;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
Fransızca olan bu karar 29 Ocak 2013 tarihinde ve İçtüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak bildirilmiştir.
André WampachIsabelle Berro-Lefèvre
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2013.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadelerin kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2013.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissionned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case–law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non–commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2013.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle–ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci–dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante: publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy