AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ZÜMRÜT / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 27167/12)
KARAR
STRAZBURG
17 Mart 2020
İşbu karar kesinleşmiş olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Zümrüt/Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Daire olarak toplanarak, 11 Şubat 2010 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Osman Zümrüt’ün (“başvuran”) 19 Mart 2012 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 27167/12) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Samsun Barosuna bağlı Avukat H. Kayhan tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ise (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın ilk derece mahkemesinin kararı hakkında temyiz talebinde bulunamadığı ve ifade özgürlüğü hakkına maruz kaldığı kanaatine vardığı yapılan müdahale konusundaki şikâyetler, 16 Nisan 2018 tarihinde, Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geriye kalan kısmı Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, kabul edilemez olarak ilan edilmiştir.
OLAY DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1944 doğumludur ve Samsun’da ikâmet etmektedir.
5. Başvuran, olay tarihinde, Haber gazetesinde köşe yazarıdır.
6. Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı, 8 Nisan 2011 tarihli iddianameyle, başvuran hakkında söz konusu gazetenin 2 Mart 2011 tarihli sayısında ilgili tarafından yayımlanan “Yüce Allah’a bağlı olmak ve R.’[1]nin köpeklerinden [korunmak için] Yüce Allah’a sığınmak” başlıklı haberin içeriği nedeniyle, hakaret suçundan kamu davası açmıştır. İddianameye göre, bu haberin içeriğinde suç duyurusunda bulunan iktidardaki parti olan AK Parti milletvekili S.K.’nın onuruna, haysiyetine ve itibarına zarar verilmiştir. İddianamede belirtilen haberin ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
“(...) R.’ye bağlı olursanız, şeytanın askerleri olursunuz (...)”
“(...) Ey Türkiye’min ve Samsun’umun inananları (...) sizleri köleye [dönüştürmek] isteyenlere bağlı olmayın ve sizlere kömür, makarna vs. dağıtanların etkisi altında kalmayın. Allah’a bağlı kalın (...)”
“(...) Bütün korkular AKP’den gelmemekte, sizden gelmekte. Yüce Allah yerine AKP’ye bağlanırsanız (...) ve AKP’ye bağlanmaya devam ederseniz [korkuların] kaynağı ve nedeni olursunuz (...)”
“(...) Tövbe edin. Kendinizi toparlayın. [Allah’ın yasakladığına izin veren] AKP’ye bağlanmayın”
“(...) bir kişiye ve özellikle R.’nin köpeklerine boyun eğme. Eğer sen boyun eğersen inançsız yerine geçersiz (...)”
7. Samsun Asliye Ceza Mahkemesi, 12 Ekim 2011 tarihinde, Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesine dayanarak başvuranın 1.740 Türk lirası (olay tarihinde yaklaşık 950 avro EUR) adli para cezası ile cezalandırılmasına hükmetmiştir. Asliye Ceza Mahkemesi, öncelikle bir haberin, kanun tarafından korunmadan yararlanan daha yüksek bir hakkın kullanılmasına karşılık gelen basın haberi olarak nitelendirilebilmesi için, haberin doğru ve güncel olması, yayımlanması için kamu menfaatinin bulunması ve iddia edilen suç ile haber arasında mantıksal bir bağın gerektiğini belirtmiştir. Asliye Ceza Mahkemesi, koşullar yerine getirilmediği takdirde, yayımlanan haberin yasadışı ve kabul edilebilir eleştiri sınırlarını aştığı şeklinde değerlendirme yapılması gerektiğini eklemiştir. Asliye Ceza Mahkemesi bu bağlamda, ihtilaf konusu haberde kullanılan ifadelerin, kabul edilebilir eleştiri sınırlarını aştığını ve hakaret oluşturan unsurları bir araya getirdiğini değerlendirmiştir. Asliye Ceza Mahkemesi ayrıca, kararının Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 272. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi gereğince, kesin olduğunu belirtmiştir.İLGİLİ İÇ HUKUK
A. Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi
8. “Hakaret” başlıklı (1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 26 Eylül 2004 tarihli ve 5237 sayılı Kanun) somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
“Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(...)”
B. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 272. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi
9. Olay tarihinde yürürlükte olduğu şekliyle, (17 Aralık 2004 tarihinde yürürlükte olan 4 Aralık 2004 tarihli ve 5271 sayılı Kanun) Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 272. maddesinin 3. fıkrasının a) bendine göre, hapis cezasından çevrilen adlî para cezaları hariç olmak üzere, sonuç olarak belirlenen iki bin Türk lirası dâhil adlî para cezasına mahkûmiyet hükümlerine karşı istinaf yoluna başvurulamaz.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
10. Başvuran, Asliye Ceza Mahkemesinin kararı hakkında temyiz talebinde bulunma imkânından yoksun bırakılmasından şikâyet etmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürmektedir.
11. Olaylar ve olguların hukuki nitelendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, başvuranın şikâyetinin Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
12. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
13. Başvuran, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
14. Hükümet, başvuru konusunda, belirli bir meblağı aşmayan adli para cezasına mahkûmiyet kararlarının bertaraf edilmesinin, davaların hakkaniyetle ve temyiz taleplerinin etkin bir şekilde yürütülmesi ve ayrıca orantılılık gerekliliğini karşılaması yönünde bir amaç izlediğini iddia etmektedir.
15. Mahkeme, somut olayda olduğu gibi, birçok davada ilk derece mahkemesinin kararı hakkında temyiz talebinde bulunma imkânsızlığı konularında, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (Bayar ve Gürbüz/Türkiye, No. 37569/06, §§ 40-49, 27 Kasım 2012).
16. Mahkeme somut olayda, başvuranın bir mahkemeye erişim hakkının orantısız bir şekilde engellendiği ve dolayısıyla Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının güvence altına aldığı mahkemeye erişim hakkının kendi özünde ihlal edildiği kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, yukarıda belirtilen Bayar ve Gürbüz davasında vardığı sonuçtan uzaklaşmak için bir neden görmemektedir.
17. Dolayısıyla bu bağlamda, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
18. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, Asliye Ceza Mahkemesi’nin hakkında tarafsız bir tutum sergilemediği ve işlemediği bir suçtan cezalandırıldığından şikâyet etmektedir.
19. Başvuran, Sözleşme’nin 9 ve 10. maddelerini ileri sürerek, kendisi tarafından kaleme alınan bir haber nedeniyle, cezai olarak mahkûm edilmesinden şikâyet etmektedir.
20. Mahkeme, başvuranın bu şikâyetleriyle özellikle bu haberinin içeriği nedeniyle, cezai olarak mahkûm edilmesinden yakındığını kaydetmektedir. Olay ve olguların hukuki nitelendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, söz konusu şikâyetlerin yalnızca Sözleşme’nin 10. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.Kabul Edilebilirlik Hakkında
21. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.Esas Hakkında
1. Tarafların İddiaları
22. Başvuran, haberinin yerel makamlar tarafından yanlış yorumlandığını ve haberin içeriği nedeniyle hakkında verilen cezai mahkûmiyetinin ifade özgürlüğü hakkınını ihlal ettiğini savunmaktadır.
23. Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik yapıldığını iddia ettiği müdahalenin, Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi tarafından öngörüldüğünü ve başkasının itibarının veya hakkının korunmasını oluşturan meşru bir amaç izlediğini savunmaktadır. Hükümet, aşağılayıcı ve olgusal dayanaktan yoksun olduğu kanaatine vardığı ihtilaf konusu haberin içeriğini dikkate alarak, ulusal mahkemelerin başvuranın ifade özgürlüğü hakkı ile karşı tarafın özel hayatına saygı hakkı arasında adil bir denge kurdukları kanaatine varmaktadır. Hükümet, ihtilaf konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli ve izlenen meşru amaca orantılı olduğu sonucuna varmıştır.
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
24. Mahkeme, somut olayda yerel bir gazetede köşe yazarı olan başvuranın bu gazetede yayımladığı bir haber nedeniyle, adli para cezasına mahkûm edildiğini ve iktidarda olan siyasi parti ve destekçilerini eleştirdiğini kaydetmektedir.
25. Mahkeme, başvuranın cezai mahkûmiyetinin, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına bir müdahale teşkil ettiği hususunun taraflar arasında tartışma konusu yapılmadığını, bu müdahalenin kanun, özellikle Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi (yukarıda 8. paragraf) tarafından öngörüldüğünü ve Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası bakımından yani başkasının itibarının veya haklarının korunması gibi meşru bir amaç izlediğini gözlemlemektedir.
26. Mahkeme, müdahalenin gerekliliğiyle ilgili olarak, özellikle Couderc ve Hachette Filipacchi Dernekleri/Fransa ([BD], No. 40454/07, §§ 83-93, AİHM 2015 (özetler)) ve Tarman/Türkiye (No. 63903/10, §§ 36-38, 21 Kasım 2017) kararlarında özetlenen ifade özgürlüğü ve özel hayatın korunması konusunda içtihadından doğan ilkeleri hatırlatmaktadır. Mahkeme, ulusal makamlar tarafından başvuranın ifade özgürlüğü hakkı ile karşı tarafın itibarının korunması hakkı arasında bir dengenin içtihadında düzenlenen kriterlere riayet çerçevesinde yapılıp yapılmadığı konusunu değerlendirmek için (yukarıda belirtilen Tarman, § 38), özellikle ulusal hâkim tarafından belirlenen gerekçeyi dikkate alması gerektiğini hatırlatmaktadır (ibidem, § 40).
27. Mahkeme somut olayda, ihtilaf konusu haberde başvuranın iktidardaki siyasi partinin eylemlerini eleştirdiğini ve insanları bu parti desteklememeye ve izlememeye çağırdığını ve ayrıca ilgili insanları “köleye” dönüştürdüğü kanaatine vardığını kaydetmektedir. Mahkeme ardından Asliye Ceza Mahkemesinin 12 Ekim 2011 tarihli kararında ihtilaf konusu haberde kullanılan ifadelerin kabul edilebilir eleştiri sınırlarını aştığını ve hakaret niteliği taşıdığını gözlemlemektedir (yukarıda 8. paragraf).
28. Mahkeme, kararında Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen gerekçenin, bu mahkemenin içtihadında düzenlenen ilgili kriterler doğrultusunda (yukarıda belirtilen Tarman, § 38) ilgilinin ifade özgürlüğü hakkı ile karşı tarafın özel hayatına saygı hakkını bir dengede tuttuğunu belirtmeye imkân sağlamadığını değerlendirmektedir. Mahkeme nitekim, söz konusu kararda, bazı ilkeler belirtilmiş olsa da, S.K.’nın somut olayda belirli bir ağırlık eşiği teşkil eden ve başvuranın adının hiçbir şekilde belirtilmediği haber nedeniyle, özel hayata saygı hakkından kişisel olarak yararlanmayı zedeleyecek şekilde yapılan bir ihlalin mağduru olduğu kanaatine varılıp varılamayacağı ve karşı tarafın özel hayatına saygı hakkının, somut olayın koşullarında, özellikle davacı S.K.’nın siyasetçi statüsü ve başvuranın cezaya mahkûm edilmesinin, gazeteci olan başvuranın ifade özgürlüğünü kullanması üzerindeki caydırıcı etkisi dikkate alındığında, başvuranın para cezasına çarptırılmasıyla ifade özgürlüğü hakkına yapılan ihlali haklı gösterip gösteremeyeceği konularında tatmin edici bir analiz yapılmadığı kanaatine varmaktadır. Mahkeme ayrıca, başvuranın haberinde yer alan ihtilaf konusu ifadelere ilişkin - olgusal açıklama ya da değer yargısı şeklinde - açık bir nitelendirmenin bulunmadığı bu kararda, söz konusu iddiaların olgusal dayanağı ve bunların kamu menfaati tartışmasına katkıları hakkında uygun bir incelemenin yapılmadığını kaydetmektedir.
29. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, ulusal makamların içtihadında düzenlenen kriterlere uygun bir şekilde söz konusu menfaatleri bir dengede tutmadıklarını değerlendirmektedir.
30. Mahkeme dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
31. Başvuran, maddi tazminat olarak 39.120 avro (EUR) ve manevi tazminat olarak 20.000 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran, bu taleplerine dayanarak hiçbir belge sunmamaktadır.
32, Hükümet, başvuranın, desteklenmediği ve aşırı olarak değerlendirdiği maddi tazminat için talebine dayanarak kanıtlayıcı hiçbir belge sunmadığını belirtmektedir. Hükümet ayrıca, desteklenmediği ve aşırı olduğu kanaatine vardığı manevi tazminat için yapılan talep arasında nedensellik bağının bulunmadığını ve bu bağlamda talep edilen meblağın Mahkeme içtihadında verilen meblağlara uygun olmadığını iddia etmektedir.
33. Mahkeme, başvurana verilen adli para cezasına tekabül eden maddi tazminat olarak 950 avro ödenmesinin ve manevi tazminat olarak 3.250 avro ödenmesinin uygun olduğunu değerlendirmektedir.
MAHKEME, BU GEREKÇELERLE, OY BİRĞİYLE, Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
a) Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, aşağıdaki meblağları ödemekle yükümlü olduğuna:ödemesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, maddi tazminat olarak 950 avro (dokuz yüz elli avro) ödenmesine;ödemesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazimat olarak 3.250 avro (üç bin iki yüz elli avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu meblağlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,Başvurunun geri kalan kısmı için adil tazmin talebinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 17 Mart 2020 tarihinde bildirilmiştir.
Hasan BakırcıEgidijus Kūris
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
[1]Başvuran bir alt başlığın notunda bu yazının “şeytan” anlamına gelen bir sözcüğe atıfta bulunduğunu belirtmekteydi.
Full & Egal Universal Law Academy