AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no.2873/17
Kadriye ÇATAL / TÜRKİYE
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkim
Işıl Karakaş,
NebojšaVučinić,
ValeriuGriţco,
KsenijaTurković,
JonFridrikKjølbro,
Georges Ravarani
veBölüm Yazı İşleri Müdürü StanleyNaismith’inkatılımıyla 7 Mart 2017 tarihindeDaire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 5 Aralık 2016tarihli başvuruyu dikkate alarak gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLARBaşvuran Kadriye Çatal, 1972 doğumlu ve Ankara’da ikamet etmekte olan bir Türk vatandaşıdır. Başvuran, Ankara Barosu’na bağlı Avukat Güntaç Değer tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları Davanın kendine özgü koşuları başvuran tarafından ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir. Olayların meydana geldiği dönemde, başvuran Ankara İş Mahkemesinde hâkim olarak görev yapmaktaydı. 15-16 Temmuz 2016 gecesi FETÖ/PDY (Fetullahçı terör Örgütü / Paralel Devlet Yapılanması) ile bağlantılı oldukları gerekçesiyle suçlanan Türk Silahlı Kuvvetlerine mensup bir grup kişi başarısız olan bir darbe girişiminde bulunmuşlardır. Gece boyunca, çoğu sivil olmak üzere 200’den fazla kişi darbecilere karşı koyarak hayatını kaybetmiştir. Ertesi gün, yetkili makamlar ordu ve yargı bünyesinde görev yapan birçok kişiyi tutuklamış ve görevden uzaklaştırmışlardır.
5.Diğerlerinin yanı sıra, disiplin suçları konusunda görevli olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2. Dairesi, 16 Temmuz 2016 tarihinde, başvuranın da aralarında bulunduğu 2.735 hâkim ve savcının açığa alındığını duyurmuştur.
6.Aynı gün başvuran, yakalanmış ve Ankara Emniyet Müdürlüğünde gözaltına alınmıştır.
7.Başvuran 21 Temmuz 2016 tarihinde serbest bırakılmıştır. Dosyadaki unsurlara göre, başvuran aleyhinde herhangi bir cezai takibat başlatılmamıştır.
8.21 Temmuz 2016 tarihinde olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından olağanüstü hâl sırasında, Anayasanın 121. maddesi uyarınca, yirmi bir kanun hükmünde kararname (667-687 sayılı) çıkarılmıştır.
23 Temmuz 2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan bu kararnamelerden biri olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3. maddesinde özellikle, Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakları olduğu değerlendirilen hâkim ve savcıların meslekten çıkarılmaları konusunda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun yetkili olduğu öngörülmektedir.
9.Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu, söz konusu hükme dayanarak 24 Ağustos 2016 tarihinde verdiği karar ile, başvuran da dâhil olmak üzere yukarıda sözü edilen yapı oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakları bulundukları değerlendirilen 2.847 hâkim ve savcıyı meslekten çıkarmıştır.
10.Başvuran 1 Eylül 2016 tarihinde, 24 Ağustos 2016 tarihli karara itiraz etmiştir.
11.Türkiye Büyük Millet Meclisi 18 Ekim 2016 tarihinde, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin kabul edilmesine ilişkin 23 Ekim 2016 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan 6749 sayılı kanunu kabul etmiştir.
12.Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu, 30 Kasım 2016 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan 29 Kasım 2016 tarihli kararı ile başvuranın yaptığı itirazı reddetmiştir.
B. İlgili iç hukuk ve uygulaması
13. Olağanüstü hâl konusunda Anayasanın somut olayla ilgili hükümleri, Zihni/Türkiye kararında ((kabul edilebilirlik hakkında karar) No. 59061/16, §§ 8-11, 29 Kasım 2016) yer almaktadır.
1. Anayasa Mahkemesinin 9 Ağustos 2016 tarihli kararı
14.Anayasa Mahkemesi, 9 Ağustos 2016 tarihli genel kurul toplantısında, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin3. maddesinin 1 fıkrası uyarınca milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduklarına karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakları oldukları değerlendirilen iki üyesinin meslekten çıkarılmalarına karar vermiştir.
2. Olağanüstü hâl döneminde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin yargısal denetimi
15. Olağanüstü hâl sürecinde yayımlanan kanun hükmünde kararnameler ve bu kararnameler uyarınca alınan tedbirlerin yargısal denetimi, Türk mahkemelerin içtihadında ve doktrininde her zaman tartışmalı bir konu olmuştur. Anayasa Mahkemesi,incelemesine sunulan işlemlerin hukuki tavsifini yapmakla yetkili olduğunu ve Anayasanın 121. maddesi ile düzenlenen usule göre çıkarılan bir kararnamenin, yukarıda anılan hüküm uyarınca olağanüstü hal döneminde yayımlanan bir kanun hükmünde kararname olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğini belirtmenin kendisine ait olduğunu düşündüğünden geçmişte söz konusu kanun hükmünde kararnamelerin Anayasaya uygunluğunu denetlemeye karar vermiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, özellikle makamlara olağanüstü hâle tabi olmayan bir bölgeyle ilgili işlem yapma yetkisi veren bu kararnamelerin bazı hükümlerini iptal etmiştir. Diğer taraftan, olağanüstü hal sırasında yapılan işlemlerin geçici nitelikte olması nedeniyle bu tür kararnamelerin bir kanunu değiştiremeyeceğini de belirtmiştir ( E.1990/25, K.1991/1, E.1991/6, K.1991/20, E.1992/30, K.1992/36 et E.2003/28, K.2003/42 sayılı kararlar).
16. Akabinde,Anayasa Mahkemesi, Türk milletvekilleri tarafından Anayasaya aykırılık iddiasıyla yapılan başvuru vesilesiyle, 12 Ekim 2016 tarihinde ( 668 ve 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelere ilişkin olarak) ve 2 Kasım 2016 tarihinde (670 ve 671 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelere ilişkin olarak) verdiği dört ilke kararı ile içtihat değişikliğine gitmiş ve olağanüstü hâl sürecinde yayımlanan kanun hükmünde kararnamelerin Anayasaya uygunluğunu incelemekle yetkili olmadığına karar vermiştir. 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ilişkin verdiği 12 Ekim 2016 tarihli ilke kararında, bilhassa Anayasanın 148. maddesinde, olağanüstü hallerde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin, Anayasa Mahkemesi önünde ne şekil ne esas bakımından Anayasaya aykırılık başvurusunun konusu olamayacağının belirtilmiş olduğunu değerlendirmiştir. Öte yandan, Anayasanın 121. maddesi uyarınca söz konusu kanun hükmünde kararnamelerin denetiminin yasama erkinin sorumluluğunda olduğunu vurgulamıştır.
17. 15 Temmuz 2016 tarihli hadiselerin ardından Anayasa Mahkemesine 45.000’den fazla bireysel başvuru yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi, şu ana dek, kanun hükmünde kararnamelerle davalı kişiler hakkında yapılan işlemleri inceleme yetkisinin olup olmadığı konusunda henüz bir karar vermemiştir.
18. Danıştay ise 4 Kasım 2016 tarihli kararında, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu kararı ile meslekten çıkarılan bir hâkim tarafından yapılan iptal başvurusunun esasını inceleme yetkisine sahip olmadığını açıklamıştır. Danıştay, kararının gerekçesinde özellikle, şikâyet edilen işlemin geçici olmayan ve “olağanüstü tedbir” niteliğinde olduğuna ve yargı denetimine tabi bir disiplin cezası olan meslekten çıkarma cezası niteliğinde olmadığına karar vermiştir. Bu tür başvuruların incelenmesinin öncelikle idare mahkemelerinin sorumluluğuna girdiğini değerlendiren Danıştay, dosyayı ilk derece mahkemesine göndermiştir. Söz konusu başvuru, halen ulusal mahkemeler önünde derdesttir.
19. Öte yandan idare mahkemeleri verdikleri çoğu kararda, olağanüstü hallerde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle doğrudan görevden ilişiği kesilen kamu görevlileri tarafından yapılan iptal başvurularını esas bakımından inceleme yetkilerinin olmadığını açıklamışlardır. Bu başvurular, halen ulusal mahkemeler önünde derdesttir.
3. 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (“685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname”)
20.685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, Anayasanın 121. maddesi uyarınca Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından 2 Ocak 2017 tarihinde kabul edilmiştir. Bu kararname,Resmî Gazete’de 23 Ocak 2017 tarihinde yayımlanmıştır. Nitekim söz konusu kararname ile olağanüstü hal kapsamında yayımlanan kanun hükmünde kararnameler ile doğrudan meslekten çıkarılan kamu görevlilerine yönelik tedbirlere ilişkin başvuruları,değerlendirmesi ve karara bağlaması için Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun kurulması öngörülmüştür.Bu kararname aynı zamanda,667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca alınan tedbirlerin yargı denetimine ilişkin ulusal mahkemelerin yetkisiyle ilgili tartışmalara son vermiştir. Kararnamenin somut olayla ilgili kısımları şu şekildedir:
“Yargı denetimi
Madde 11
(...)
2) 22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 3’üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’a dava açabilir.
Geçiş hükümleri
Madde 1
(...)
4)Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımlandığı tarihten önce 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesinin birinci fıkrası ile 6749 sayılı Kanunun 3’üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımlandığı tarihten itibaren altmış gün içinde 11’inci maddenin ikinci fıkrasında yer alan hükümlere göre dava açabilir. Bu kapsamda idare mahkemelerinde derdest olan davalar Danıştay’a gönderilir. Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımlandığı tarihten önce açılmış olup da karar verilen dosyalarda da bu fıkra hükümleri uygulanır.”
C. 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi sonrasında çıkarılan 667-676 sayılı Kanun Hükümünde Kararnameler hakkında Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu’nun (“Venedik Komisyonu”) 865/2013 sayılı Görüşü
21. Venedik Komisyonu, 109. Genel Kurul toplantısında (9-10 Aralık 2016), 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından olağanüstü hâl kapsamında çıkarılan 667-676 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelere ilişkin 865/2016 sayılı görüşü kabul etmiştir (CDL-AD(2016)037). Venedik Komisyonu bu belgede özellikle, hakimlerin görevden alınmasına ilişkin her bir kararın, bireye özgü alınması ve gerçekliği kanıtlabilir delillerle gerekçelendirilmesi gerektiğini ve de Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundaki işlemlerde en azından asgari usuli güvence standartlarına uyulması gerektiğinin altını çizmiştir. Venedik Komisyonu ayrıca, söz konusu işlemlerin yargı denetiminin önemine dikkat çekmiştir (147-150. paragraflar).
ŞİKÂYETLER
22. Başvuran, Sözleşme’nin 6 ve 13. maddelerini ileri sürerek, mahkemeye erişemediği ve hakkındaki meslekten çıkarma tedbiriyle ilgili haklarını savunmak için ulusal bir mahkeme önünde etkili bir başvuru yolundan yararlanamadığı gerekçesiyle şikâyet etmektedir.
Başvuran ayrıca, söz konusu meslekten çıkarma tedbirinin Sözleşme’nin 7. maddesini ihlal ettiğini iddia etmektedir.
Buna ek olarak, Sözleşme’nin 8. maddesi tarafından korunan özel hayata saygı hakkının ihlali anlamına geldiğini düşündüğü yukarıda sözü edilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği veya mensubiyeti nedeniyle meslekten çıkarılmasından şikâyet etmektedir.
Öte yandan Sözleşme’nin 14. maddesine dayanarak, ihtilaf konusu meslekten çıkarılma nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldığı konusunda şikâyet etmektedir.
Bunlara ilaveten başvuran, aynı gerçeklere dayanarak, Sözleşme’nin 15, 17 ve 18. maddelerinin ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir.
Son olarak, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesi bağlamında, keyfi olarak nitelendirdiği, yukarıda sözü edilen meslekten çıkarma tedbiri tüm geçim imkânlarını kaybettiğini iddia etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Başvuran, Sözleşme’nin 6, 7, 8, 13, 14, 15, 17 ve 18. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilmesinden şikâyetçi olmaktadır. Mahkeme öncelikle, başvuranın önceden ulusal mahkemelere başvurmaksızın kendisine başvuruda bulunduğunu tespit etmektedir. Bu eksikliği haklı göstermek için, ilgili, olağanüstü hal kapsamında kanun hükmünde kararname ile alınan tedbirlerin itiraza konu edilebilecek nitelikte olmaması nedeniyle, ihtilaf konusu görevden çıkarma tedbirine itiraz etmesini sağlayacak nitelikte etkin bir hukuk yoluna sahip olmadığını ileri sürmektedir. Başvuran aynı zamanda, Anayasa Mahkemesinin iki üyesinin ve bu mahkeme bünyesinde çalışan raportör hâkimlerin yakalanarak, tutuklandıklarını belirtmektedir. Böylelikle, başvuran bu bağlamda, Anayasa Mahkemesinin tarafsız şekilde karar verecek bir durumda bulunmadığı ve bu mahkemeye yapılan bir başvurunun başarı şansının olmadığı kanısındadır. Ayrıca, idari yargı yoluna ilişkin olarak, 4 Kasım 2016 tarihli Danıştay kararına atıfta bulunan ilgili, Danıştay’ın, yukarıda anılan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından verilen bir kararla görevinden çıkarılan bir hâkim ya da savcı tarafından açılan iptal davasının esasına bakmakla yetkili olmadığını açıkladığını belirtmektedir (yukarıda 18. paragraf). Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının, Sözleşmeci devletlere, kendilerinin yaptığı iddia edilen ihlalleri, bu iddiaların Mahkemeye sunulmasından önce, engelleme veya telafi etme fırsatı sunmayı amaçladığını hatırlatmaktadır (bk., diğer birçok karar arasında, Selmouni/Fransa [BD], No. 25803/94, § 74, AİHM 1999-V). Sözleşme’nin 13. maddesinin konusu olan ve bu madde ile sıkı bir bağı bulunan bu kural, iç hukukun, Sözleşme’nin ihlalinin iddia edilmesi durumunda, etkin bir başvuru yolu sunduğu varsayımına dayanmaktadır. Dolayısıyla, bu kural, Sözleşme tarafından kurulan koruma mekanizmasının, insan haklarını güvence altına alan ulusal sistemlere nazaran ikincil bir nitelik taşımasını gerektiren ilkenin önemli bir yönünü teşkil etmektedir (Vučković ve diğerleri/Sırbistan (ilk itiraz)[BD], No.17153/11 ve diğer 29 başvuru, §§ 69-70, 25 Mart 2014; ayrıca bk. Brusco/İtalya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 69789/01, AİHM 2001-IX ve Demopoulos ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar) [BD], No. 46113/99, 3843/02, 13751/02, 13466/03, 10200/04, 14163/04, 19993/04 ve 21819/04, § 69, AİHM 2010). Bu nedenle Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin hükümlerinin, yalnızca hem ihtilaf konusu ihlallerle ilgili olan hem de uygun ve yeterli olan hukuk yollarının tüketilmesini gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Bu başvuru yolları, sadece teoride değil, aynı zamanda uygulamada da yeterli bir kesinlik düzeyinde mevcut olmalıdır, aksi takdirde istenilen etkinlik ve erişilebilirlikten yoksun olmaktadır (özellikle bk. Akdivar ve diğerleri/Türkiye, 16 Eylül 1996, § 66, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1996-IV ve Dalia/Fransa, 19 Şubat 1998, § 38, Derleme 1998-I). Dahası, "genel olarak kabul edilen uluslararası hukuk ilkelerine" göre, bazı özel koşullar, başvuranı, kendisine sunulan iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğünden muaf tutabilmektedir (yukarıda anılan Selmouni kararı, § 75). Bununla birlikte, Mahkeme, açık şekilde sonuçsuz kalacağı kesin olmayan belirli bir başvuru yolunun başarıya ulaşıp ulaşmayacağına dair şüphe duyulmasının, bu hukuk yolunun tüketilmemesini haklı göstermek için geçerli bir sebep teşkil etmediğini yeniden belirtmek istemektedir (yukarıda anılan Brusco kararı). Mahkeme aynı zamanda, iç hukuk yollarının tüketilmesinin genel olarak başvurunun kendisine sunulduğu tarihte değerlendirildiğini hatırlatmaktadır. Bununla birlikte, Mahkemenin birçok defa belirttiği üzere, bu kural istisnalar olmadan işlememektedir ve bu istisnalar her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı gösterilebilmektedir (Baumann/Fransa, No. 33592/96, § 47, AİHM 2001‑V (özetler)). Böylelikle, Mahkeme bilhassa, iç hukuk yollarını tüketme koşulunun, yargılamaların aşırı uzun sürmesini konu edinen başvurulara ilişkin bazı üye devletler hakkında yürütülen davalarda başvurunun yapıldığı tarihte değerlendirilmesi gerektiği yönündeki genel ilkeden uzaklaşmıştır (Fakhretdinov ve diğerleri/ Rusya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 26716/09, 67576/09 ve 7698/10, 23 Eylül 2010, Taron/Almanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 53126/07, 29 Mayıs 2012 ve MüdürTurgut ve diğerleri/ Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 4860/09, 26 Mart 2013). Mahkeme aynı şekilde, mülkiyet hakkına ilişkin sorunların ileri sürüldüğü, Türkiye hakkında açılan bazı davalarda da söz konusu ilkeden sapmıştır (İçyer/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 18888/02, §§ 73‑87, 12 Ocak 2006, Altunay/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 42936/07, 17 Nisan 2012 ve Arıoğlu ve diğerleri/ Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No.11166/05, 6 Kasım 2012). Mahkeme somut olayda, idari yargı yolunun etkinliğine ilişkin başvuranın iddiasını dikkate almaktadır: Bu konuda, ilgili, Danıştay’ın, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulunun kararının ardından görevinden çıkarılan bir hâkim ya da savcı tarafından açılan iptal davasının esasına bakmakla yetkili olmadığını açıkladığı ve davayı yetkili İdare Mahkemesine gönderdiği 4 Kasım 2016 tarihli kararına atıfta bulunmaktadır (yukarıda 18. paragraf). Oysa Mahkeme, mevcut başvurunun sunulmasının ardından, 2 Ocak 2017 tarihinde kabul edilen ve 23 Ocak 2017 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin Danıştay’ı, ilk derece mahkemesi olarak, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3. maddesi uyarınca alınan tedbirlere karşı açılan davaların esasına bakmakla görevlendirdiğini saptamaktadır (yukarıda 20. paragraf). Böylelikle, bu türden tedbirlere tabi tutulan yargılanabilir kişilerin, bundan böyle, kendilerini ilgilendiren kararların kesinleştiği tarihten itibaren altmış günlük bir süre içinde bu yüksek mahkemeye doğrudan başvurma imkânları bulunmaktadır. Özellikle başvuranın durumuna ilişkin olarak, başvuran, 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin geçici hükümlerinin 1. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, söz konusu Kanun Hükmünde Kararname’nin yayımlandığı tarihten itibaren altmış günlük bir süre içinde idari yargıda dava açma olanağına sahiptir (yukarıda 20. paragraf). Dolayısıyla, yürütme gücünün, olağanüstü hal döneminde yayımlanan kanun hükmünde kararnameler uyarınca alınan tedbirlerin yargısal denetimine ilişkin ulusal mahkemelerin yetkisi hakkında yapılan tartışmalara son verdiğini belirtmek gerekmektedir. Mahkeme burada, insan haklarını güvence altına alan ulusal sistemlere nazaran ikincil bir göreve sahip olduğunu hatırlatarak (Handyside/Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, § 48, A serisi no. 24), başvuranın, yerel mahkemelere Sözleşme hükümlerinin ihlal edildiği iddiasına ulusal düzeyde çözüm bulma fırsatı vermesini sağlayacak yeni bir hukuk yoluna sahip olduğunu tespit etmektedir (OvidiuTrailescu/Romanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 5666/04 ve 14464/05, § 72, 24 Ağustos 2010). Üstelik, hâkim veya savcıları etkileyen görevden çıkarma tedbirlerinin yargısal denetimine ilişkin hukuki tartışmalar ile ilgili sorunlu bir duruma çözüm getirebilecek nitelikte bir hukuk yolu oluşturma yönünde özel bir amaçla kabul edilen yeni bir hükme ilişkin olarak, kendilerine bu hükmü uygulatma imkânı vermek amacıyla ulusal mahkemelere başvurulmasında yarar bulunmaktadır (bk.,mutatismutandis, Şefik Demir (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 51770/07, § 32, 16 Ekim 2012). Mahkeme aynı zamanda, Danıştay tarafından verilen kararlara bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesi önünde itiraz edilebileceğini ve bu yüksek mahkemeye başvurulmasının ve aynı mahkeme tarafından verilen kararların ardından, herkesin, gerektiği takdirde, Sözleşme bağlamında bir şikâyetle kendisine başvurabileceğini ifade etmektedir. Yukarıda belirtilenleri dikkate alarak ve 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin niteliğini ve söz konusu Kararname’nin çıkarıldığı bağlamı göz önünde bulundurarak Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi koşulunun başvurunun yapıldığı tarihte değerlendirilmesi gerektiği yönündeki genel ilkeye bir istisna getirilmesinin haklı gösterildiği kanısına varmaktadır (Scordino/İtalya(No. 1) [BD], No. 36813/97, § 144, AİHM 2006‑V). Dolayısıyla, bu yeni başvuru yolunun sınırlarını kontrol etme görevi, Sözleşme hükümlerinin ihlal edildiği iddiasından dolayı mağdur olduğu kanaatine varan kişiye aittir (bk.,mutatismutandis, yukarıda anılan Sefik Demir kararı, § 32, Hasan Uzun/Türkiye(kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 10755/13, § 69, 30 Nisan 2013). Böylelikle Mahkeme, 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname tarafından düzenlenen başvuru yolunun, ilk bakışta (a priori) erişilebilir bir hukuk yolu teşkil ettiği sonucuna varmaktadır.Ayrıca Mahkemenin elinde, bu başvuru yolunun, başvuranın Sözleşme hükümleri bağlamındaki şikâyetlerine uygun bir çözüm getirebilecek nitelikte olmadığını ve başarı sağlayacak makul bakış açıları sunmadığını belirtmesine imkân verebilecek herhangi bir unsur bulunmamaktadır. Mahkeme, bununla birlikte, bu sonuç çerçevesinde, gerektiği takdirde, söz konusu başvuru yolunun etkinliğinin yeniden incelenmesi ihtimali ve özellikle ulusal mahkemelerin Sözleşme’nin gereklilikleriyle tutarlı ve uyumlu bir içtihat düzenleme kapasitesi hakkında peşin bir yargıya varılmadığını vurgulamaktadır (Korenjak/Slovenya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 463/03, § 73, 15 Mayıs 2007). Mahkeme, öte yandan, ikincillik ilkesinin gerektirdiği üzere, mevcut iç hukuk yollarını tüketen başvuranlar tarafından sunulan her türlü şikâyet için nihai denetim yetkisini saklı tuttuğunu hatırlatmaktadır (RadoljubMarinković/Sırbistan (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 5353/11, §§ 49-61, 29 Ocak 2013). Sonuç olarak, başvuranın, ihtilaf konusu görevden çıkarma tedbiri nedeniyle, Sözleşme tarafından güvence altına alınan haklarının ihlal edilmesinden şikâyetçi olduğundan, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca ulusal mahkemelere başvurması gerekmektedir. Dolayısıyla, başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 10 Mart 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
StanleyNaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy