AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 27043/15
Ömer ÇELİK / Türkiye
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 12 Ekim 2021 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan ve 1958 doğumlu bir Türk vatandaşı olan ve Edirne’de ikamet eden ve ayrıca İstanbul Barosuna bağlı Avukat C. Canbazer tarafından temsil edilen Ömer Çelik’in (“başvuran”) 20 Mayıs 2015 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu 27043/15 No.lu başvuruyu, başvurunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde Türkiye temsilcisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetinin (“Hükümet”) bilgisine sunulması kararını ve tarafların görüşlerini dikkate alarak gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, başvuranın ifadesine göre, İdare tarafından usulüne uygun olarak yürütülmeyen bir kamulaştırma işlemiyle ilgilidir.
2. İdare, 2 Aralık 1985 tarihinde, başvuranın mülkünün kamulaştırılmasına karar vermiştir.
3. İdare, 28 Nisan 1986 tarihinde, bu vesileyle açılan banka hesabına kamulaştırma bedeli bağlamında bir meblağ yatırmıştır.
4. Bununla birlikte, posta servisi, ilgilinin bulunamaması nedeniyle, başvurana kamulaştırma kararını tebliğ edememiştir.
5. İdare, daha sonra Bakırköy Nüfus Müdürlüğünden, Küçükçekmece Vergi Dairesinden, Bakırköy Tapu ve Kadastro Müdürlüğünden, İkitelli-Ziyagökalp mahallesinin muhtarından ve Bakırköy Jandarma Komutanlığından ilgilinin adresini talep etmiştir.
6. Yapılan araştırmalara rağmen, kamulaştırma kararının tebligatı, ilgilinin belirttiği son adreste tanınmadığı gerekçesiyle yapılamamıştır.
7. İdare, Çelik’in adresinin belirlenmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle, basında ilan yayımlanması yoluyla (ilanen tebligat) tebligatın yapılmasına karar vermiştir.
8. İlan, 29 Şubat 1988 tarihinde yayımlanmıştır.
9. Söz konusu taşınmaz, 30 Temmuz 1990 tarihinde, İdare adına tapu siciline tescil edilmiştir.
10. Başvuran, 13 Ocak 2009 tarihinde, İdare tarafından taşınmazının fiilen kamulaştırılması nedeniyle ulusal mahkemeler önünde tazminat davası açmıştır.
11. Ulusal mahkemeler, kamulaştırma kararının tebligatının usulüne uygun olduğu ve söz konusu kararın yayımlandığı tarihin ardından yaklaşık 21 yıl sonra tazminat davası açan başvuranın dava hakkının düştüğü gerekçesiyle, ilgilinin talebini reddetmişlerdir.
12. Aynı zamanda, başvuran tarafından yapılan bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Bu karar, başvuranın avukatına 21 Ocak 2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.
13. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürerek, tazminat ödenmeksizin mülkünden yoksun bırakıldığını iddia etmekte ve İdarenin resmi kamulaştırmayı düzenleyen kurallara aykırı olarak taşınmazına el koyduğunu ileri sürmektedir. Başvuran aynı zamanda, Sözleşme’nin 6. maddesi anlamında adil yargılanma hakkının ihlal edilmesinden şikâyetçi olmaktadır.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
14. Mahkeme, makamların, başvuranı mülkünün kamulaştırılacağına dair bilgilendirmek için gerekli girişimlerde bulunduklarını ve bu vesileyle açılan bir banka hesabına kamulaştırma bedeli bağlamında bir meblağ yatırdıklarını gözlemlemektedir.
15. Mahkeme, ilgilinin adresinin bulunamadığını ve dolayısıyla, İdarenin basında kamulaştırma ilanı yayımladığını tespit etmektedir. Başvuran Çelik, yalnızca bu ilanın yayımlanmasının ardından yaklaşık yirmi bir yıl sonra, taşınmazının fiilen kamulaştırıldığını ileri sürerek, tazminat davası açmıştır.
16. Hâlbuki ulusal mahkemeler, kamulaştırmanın 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 28 ve 35. maddeleri uyarınca makamlar tarafından usulüne uygun olarak tamamlandığı, taşınmazın İdare adına tapu siciline usulüne uygun olarak tescil edildiği ve başvuranın verilen yasal süre içinde davasını açmadığı kanısına varmışlardır.
17. Mahkeme, iç hukuku yorumlama ve uygulama görevinin, öncelikle ulusal makamlara ve özellikle mahkemelere ait olduğunu hatırlatmaktadır (Slivenko/Letonya [BD], No. 48321/99, § 105, AİHM 2003‑X ve Jahn ve diğerleri/Almanya [BD], No. 46720/99 ve diğer 2 başvuru, § 86, AİHM 2005‑VI). Mahkeme, bilhassa dosyada, ulusal makamların söz konusu yasal hükümlere ilişkin açıkça yanlış veya keyfi sonuçlara yol açan bir uygulama yaptıkları sonucuna varılmasına imkân veren herhangi bir unsurun bulunmaması halinde, iç hukuka riayet edilip edilmediğini tespit etmek için sınırlı bir yetkiye sahiptir (Beyeler/İtalya [BD], No. 33202/96, § 108, AİHM 2000-I).
18. Mahkeme, ulusal mahkemelerin vardıkları sonucun herhangi bir yasal dayanaktan yoksun veya iç hukuktaki hükümlere aykırı olduğunun düşünülmesini sağlayacak herhangi bir unsur görmemektedir.
19. Mahkeme bu bağlamda, başvuranın iddialarının gerçekte, özellikle ulusal mahkemeler tarafından yapılan iç hukuka ilişkin yorumlamanın ve uygulamanın ve bu mahkemelerin kabul ettikleri çözümün eleştirilmesinden ibaret olduğunu gözlemlemektedir. Hâlbuki Mahkeme, ulusal mahkemelerin kararlarının keyfi veya açıkça mantıksız olduğu görülmediği sürece, yasal hükümlerin değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında bu mahkemelerin yerine geçmekle görevli değildir. Somut olayda, Mahkeme, başvurana kamulaştırma kararını tebliğ etmek amacıyla ilgilinin adresini belirlemek için İdare tarafından ciddi bir özen gösterilmediğini belirten herhangi bir unsurun bulunmadığı kanısına varan ulusal mahkemeler tarafından yapılan değerlendirmede keyfi ya da açıkça mantıksız herhangi bir unsur görmemektedir.
20. Sonuç olarak, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında dile getirdiği şikâyetler, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksundur ve bu şikâyetlerin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
21. Tazminat ödenmeksizin taşınmaz mülkiyetinin kaybı iddiasına ilişkin olarak, Mahkeme, başvuranın İdare tarafından bankaya yatırılan kamulaştırma bedeli miktarını çekmemesinin nedeni hakkında herhangi bir açıklama yapmadığını gözlemlemektedir.
22. Dahası, kamulaştırma ilanının yayımlanmasının ardından yaklaşık yirmi bir yıl sonra, yani verilen yasal sürenin dışında ulusal mahkemelere başvuruda bulunan başvuranın, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında iç hukuk yollarını tükettiği kabul edilemez.
23. Böylelikle, yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme aynı zamanda, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 3. fıkraları uyarınca, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında başvuran tarafından dile getirilen şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 18 Kasım 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir._p_2}
Hasan Bakırcı Aleš Pejchal Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan