AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 19526/07
Sabriye ve Zübeyir ÇELİK / Türkiye
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 13 Eylül 2016 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 26 Nisan 2007 tarihli başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranların cevap olarak sunduğu görüşleri göz önünde bulundurarak, yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuranlar Sabriye Çelik ve Zübeyir Çelik sırasıyla 1964 ve 1965 doğumlu Türk vatandaşları olup Batman’da ikamet etmektedir. Mahkeme önünde, İzmir Barosuna bağlı Avukat Ç. Bingölbalı tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın koşulları
2. Başvuranların oğlu Ekrem Çelik, askerliğini yapmak üzere 24 Şubat 2005 tarihinde donanmaya katılmıştır. Ekrem Çelik’e, Marmaris’te bulunan amiral lojmanlarını koruma görevi verilmiştir.
3. Ekrem Çelik, askerlik hizmetine başlamadan önce, içerisinde bilhassa psikolojik muayenenin de bulunduğu olağan tıbbi muayene prosedüründen geçirilmiştir. Bilgi formunda özel herhangi bir sorunu olduğunu belirtmemiştir. Doktorlar, ilgilinin, askerlik yapmaya elverişli olduğu sonucuna varmışlardır.
4. 29 Mayıs 2005 tarihinde ateşli silah atış sesi duyan yetkililer, Ekrem Çelik’in cansız bedenini bulmuşlardır. Ekrem Çelik, askeri lojmanların önündeki nöbetçi kulübesinin yanında bulunan yağmur suyu tahliye kanalının içerisinde sırt üstü yatar vaziyette bulunmuştur..
5. Aynı gün saat 11.45 sıralarında, bir askeri savcı, Marmaris Emniyet Amiri ve olay yeri inceleme uzmanı bir polis memurundan oluşan soruşturma komisyonu delil toplamak üzere olay yerine gitmiştir. Askeri savcı tarafından tutanak düzenlenmiş; kroki çizilmiş; olay yerinin ve cesedin fotoğrafları çekilmiştir. Öte yandan, atış kalıntısı olup olmadığını araştırmak amacıyla müteveffanın ellerinden numuneler alınmıştır. Tutanakta, olay yeri inceleme uzmanının, tüfek üzerinde parmak izi incelemesi yaptığı; ancak alınan parmak izlerinin karşılaştırma yapmak için yeterince belirgin olmadığı belirtilmiştir.
6. Tutanakta ayrıca, ölümün bitişik mesafeden yapılan atış neticesinde meydana geldiği; 8 cm. çapında olan ve etrafında barut izleri (tatuaj) bulunan mermi giriş deliğinin göğsün sol tarafında bulunduğu; öte yandan, kürek kemiğinde, merminin yörüngesini ve çıkışını gösteren 5 cm. çapında bir delik olduğu belirtilmiştir.
7. Yine tutanaktan, olay yerinde bir kovan ve G-3 tipi piyade tüfeği ile içinde on yedi adet mermi bulunan şarjör dışında başkaca herhangi bir bulguya rastlanmadığı anlaşılmaktadır.
8. Yapılan incelemeler neticesinde, müteveffanın kanında alkol ve diğer uyuşturucu maddelere rastlanmamış; ellerinde barut izi bulunmamıştır.
9. Müteveffanın kişisel eşyaları ve dolabında arama yapılmış; ancak olayı aydınlatabilecek herhangi bir bulguya rastlanmamıştır.
10. 30 Mayıs 2005 tarihinde, askeri savcı refakatinde hastanede fotoğraflar çekilerek ölü harici muayenesi yapılmış; daha sonrasında klasik otopsi gerçekleştirilmiştir. Düzenlenen otopsi raporunda, olayın intihar olduğu sonucuna varılmıştır.
11. Kriminal Polis Laboratuvarı tarafından 31 Mayıs 2005 tarihinde müteveffanın silahında kriminolojik inceleme yapılmıştır. Silahta herhangi bir aksaklık tespit edilmemiştir. Yapılan inceleme neticesinde, olay yerinde bulunan boş kovanın Ekrem Çelik’in tüfeğinden çıktığı doğrulanmıştır.
12. Askeri savcılığın talebi üzerine istinabe yoluyla 14 Haziran 2005 tarihinde, müteveffanın anne ve babasının, Batman Cumhuriyet savcısı tarafından ifadeleri alınmıştır. İlgililer, olay günü oğullarıyla telefonda konuştuklarını ve askerlik yapmaktan memnun göründüğünü beyan etmişlerdir. Oğulları telefonda, görev yerini sevdiğini ve kimseyle sorunu olmadığını söylemiştir. İlgililer, oğullarının askere alınmadan önce herhangi bir psikolojik sorunu olmadığını eklemişlerdir.
13. İzmir Askeri Savcısı 20 Eylül 2006 tarihinde, başvuranların oğlunun nöbet esnasında G-3 tipi piyade tüfeğiyle intihar ettiği kanaatine vararak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Askeri savcı bu karara varırken, olaydan sonra yapılan balistik inceleme sonuçlarına dayanmıştır. Söz konusu balistik inceleme sonuçlarına göre, Ekrem Çelik’in silahı ve bilhassa silahın güvenlik sistemi çalışır durumda olup, olay yerinde bulunan kovan bu silahtan çıkmıştır. Askeri savcı kararında aynı zamanda, Kriminal Polis Laboratuvarı tarafından düzenlenen ve atışın bitişik mesafeden yapıldığına ilişkin rapora dayanmıştır. Askeri savcı kararında, müteveffanın ellerinde barut izi bulunmamasının tüfeğin uzunluğuna bağlı olduğunu; bu durumun, kendi nazarında, atış yapan kişinin ellerine barut bulaşma ihtimalini genellikle azalttığını ifade etmiştir. Öte yandan, sorguya çekilen ve aralarında hiyerarşik üstlerin de bulunduğu tüm askerler, Ekrem Çelik ile ilgili herhangi bir sorundan ya da Ekrem Çelik’in herhangi bir şikâyetinden haberdar olmadıklarını; öte yandan Ekrem Çelik’in takımına iyi bir şekilde uyum sağladığını ve askere alındıktan sonra uyum eğitimine katıldığını ifade etmişlerdir. Ekrem Çelik’in 29 Mayıs 2005 tarihinden sonra terhis olan bir kısım askerin de istinabe yoluyla ifadelerinin alındığını ve ilgililerin benzer beyanlarda bulunduklarını belirtmiştir.
14. Başvuranlar 28 Eylül 2006 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmişlerdir.
15. Güzelyalı Askeri Mahkemesi 8 Aralık 2006 tarihinde İzmir Askeri Savcısının kararını onamıştır.
16. Zaman içinde, 2005 yılında, ceza yargılaması sırasında, Mehmetçik Vakfı (askerlik hizmetlerini ifa ettikleri sırada yaralanan ya da hayatını kaybeden erlerin ailelerine yardım etme amacı taşıyan vakıf) başvuranlara, olayların meydana geldiği dönemde 3.100 avroya tekabül eden 5.616 Türk lirası tutarında yardımda bulunmuştur.
B. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önünde açılan tazminat davası
17. Başvuranlar 7 Eylül 2006 tarihinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önünde Savunma Bakanlığına karşı tam yargı davası açmışlardır. İlgililer, askeri yetkilileri, olayı önlemek için gerekli tedbirleri almamakla suçlamış ve Ekrem Çelik’in ölümünden sorumlu tutmuştur.
18. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 10 Ocak 2007 tarihli kararıyla, Ekrem Çelik’in intiharına ilişkin sorumluluğun askeri idareye yüklenemeyeceği gerekçesiyle başvuranların talebini reddetmiştir.
19. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 14 Mart 2007 tarihinde, başvuranlar tarafından yapılan karar düzeltme talebini reddetmiştir.
ŞİKÂYETLER
20. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesine dayanarak, ulusal makamları, Ekrem Çelik’in yaşam hakkını güvence altına almak için gerekli tedbirleri almamakla ve oğullarının ölüm nedeni hakkında etkin bir soruşturma yürütmemekle suçlamaktadırlar. Öte yandan, müteveffanın ellerinde barut izi bulunmamasının, intihar iddiasına şüphe düşürdüğünü ileri sürmektedirler.
Başvuranlar aynı zamanda, ceza soruşturmasını yürütmekle görevli olan adli makamların bağımsız ve tarafsız olmadıklarından yakınmaktadırlar. Başvuranlar bu bağlamda, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürmektedirler.
Başvuranlar, Sözleşme’nin 13. maddesine dayanarak, iç hukukta, Sözleşme’nin 2 ve 6. maddeleri bağlamındaki şikâyetlerini dile getirmelerine imkân veren etkin bir başvuru yoluna sahip olmadıklarından yakınmaktadırlar.
Başvuranlar son olarak, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi hâkimlerini bağımsız ve tarafsız olmamakla suçlayarak, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında etkili başvuru haklarının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 2. maddesi hakkında
21. Başvuranlar, askeri makamların oğullarının hayatını korumak için gerekli tedbirleri almadıklarını ve ölüm koşullarını aydınlatmak için derinlemesine bir soruşturma yürütmediklerini iddia etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesini ileri sürmektedirler. Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında, iç hukukta etkin bir hukuk yoluna sahip olmadıklarından yakınmaktadırlar. Olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eden Mahkeme, söz konusu şikâyetleri Sözleşme’nin 2. maddesi açısından inceleyecektir. İşbu maddenin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. (...)”
22. Hükümet, söz konusu intihar olayında yetkililerin sorumluluğunu kabul etmemektedir. Hükümet, erlerin ruhsal ve fiziksel bütünlüğünün korunması için öngörülen mekanizmanın uygun ve yeterli olduğu kanaatindedir. Askeri yetkilileri olayı öngörmemekle ve olayı önlemek için ellerinden geleni yapmamakla suçlamanın onlara aşırı bir yük yükleyeceği kanısındadır. Hükümet ayrıca, başvuranlara Mehmetçik Vakfı yoluyla tazminat ödendiğini eklemektedir.
1. Konuyla ilgili genel ilkeler
23. Mahkeme, Devletlerin, zorunlu askerlik hizmeti alanında erleri korumak için gerekli her türlü tedbiri alma yükümlülüğü ile ilgili içtihadından kaynaklanan ilkelere atıfta bulunmaktadır (Arguz ve Karagöz/Karagöz (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 58256/08, §§ 31‑34, 6 Ekim 2015).
24. Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönünden, bir ölümün koşullarını aydınlatmak için yeterince derin bir soruşturma yürütme gerekliliğine rehberlik eden ilkeler için Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye ([BD], No. 24014/05, §§ 169‑182, 14 Nisan 2015) içtihadına atıfta bulunmaktadır.
2. Söz konusu ilkelerin somut olaya uygulanması
25. Mevcut davada, Mahkeme, cinayet iddiasını, soruşturma yürütmekle görevli yetkililerin bu husustaki tutumunu ve Ekrem Çelik’in hayatını korumak için tedbir alınmadığı iddiasını eş zamanlı olarak inceleyecektir. Dolayısıyla Mahkeme, soruşturma sırasında farklı yöntemlerin öngörülüp öngörülmediğini ve askeri yetkililerin, ilgilinin intihar etmesi için ortada bir risk olduğunu bilip bilmediklerini ya da bilmeleri gerekip gerekmediğini araştırmalıdır. Bu soruya olumlu yanıt verilmesi durumunda, Mahkeme, yetkililerin bu riski önlemek için kendilerinden makul olarak beklenebilecek her şeyi yapıp yapmadıklarını incelemelidir.
26. Mahkeme öncelikle, askeri savcılığın derhal durumdan haberdar edildiğini ve 29 Mayıs 2005 tarihinde Ekrem Çelik’in hayatını kaybettiği gün ilk soruşturma tedbirlerinin alındığını gözlemlemektedir. Askeri savcılık 20 Eylül 2005 tarihinde soruşturmaları kapatmış ve kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Askeri Mahkeme 8 Aralık 2006 tarihinde başvuranların itirazını reddetmiştir. Bu koşullarda, Mahkeme, ceza yargılamasının ve hazırlık soruşturmalarının gereken ivedilikle yürütüldüğü ve soruşturmada herhangi bir haksız gecikmeye mahal verilmediği değerlendirmesinde bulunmaktadır.
27. Mahkeme bunun yanı sıra, yetkililerin, söz konusu olaya ilişkin delil unsurlarının toplanması ve muhafaza edilmesi amacıyla uygun tedbirler aldıkları kanaatindedir.
28. Mahkeme, klasik otopsi yapıldığını ve bu esnada fotoğraflar çekildiğini kaydetmektedir. Yapılan işlem sonrasında, ölümün nedeni ve muhtemel atış mesafesiyle ilgili klinik tespitlerin objektif analiziyle birlikte yaralara ilişkin rapor düzenlenmiştir.
29. Dosyadaki belgelerden ve ölüme ilişkin koşulların tamamından, adli makamların bilhassa üçüncü bir kişinin müdahalesi olduğunu gösteren delil unsurları bulunmaması nedeniyle intihar iddiası üzerinde durdukları anlaşılmaktadır. Kuşkusuz, ne arkadaşlarının ve üstlerinin ne de müteveffanın anne ve babasının savcının tahsis kararında yer alan ifadeleri, Ekrem Çelik’in intihar gerekçelerini aydınlatmaya imkân vermemektedir. İntihar iddiasını onaylayan otopsi ve kriminolojik incelemeler, cinayet ihtimalini kesin olarak bertaraf etmiştir.
30. Mahkeme hiçbir unsurun, Ekrem Çelik’in hayatının bir şekilde üçüncü bir kişinin hareketleriyle tehdit edildiğini varsaymaya imkân vermediğini eklemektedir. İlgilinin cinayete kurban gittiği yönündeki her türlü beyan spekülasyondan kaynaklanmaktadır. Öte yandan, müteveffanın anne ve babası, oğullarının kimseden şikâyetçi olmadığını ve askerlik yaptığı sırada mutlu göründüğünü ifade etmişlerdir. Başvuran taraf, askeri makamların hangi hususta daha ihtiyatlı olmaları gerektiğini ifade etmemekte ve oğulları bakımından almaları gereken önleyici tedbirlerin neler olduğunu belirtmemektedir.
31. Mahkeme, yetkililerin gecikmeye mahal vermeden kriminolojik bilirkişi incelemeleri yaptıklarını, kışladan ayrılan erlerin istinabe yoluyla ifadelerinin alındığını gözlemlemektedir (yukarıda 13. paragraf). Kuşkusuz, müteveffanın ellerinde barut izi ve Ekrem Çelik’in tüfeği üzerinde yeterince belirgin parmak izleri bulunmaması, atışın kaynağının kesin olarak belirlenmesine imkân vermemektedir. Bunun yanı sıra, bilirkişiler, raporlarında, bu durumun, uzun namlulu tüfek kullanılan durumlarda sıklıkla karşılaşılan bir durum olduğunu doğrulamışlardır. Öte yandan, hiçbir unsur, Ekrem Çelik’in ellerinden barut izi almanın mümkün olmayışının soruşturmanın sonucu üzerinde belirleyici bir öneme sahip olduğu sonucuna varmaya imkân vermemektedir (bk. a contrario, Mehmet Köse/Türkiye, No. 10449/06, § 69, 1 Nisan 2014).
32. Yukarıda sıralanan koşullarda askeri savcı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Mahkeme, işbu kararda, başvuranların beyanlarına rağmen, adli makamların vardıkları sonuçlar ışığında, intihar iddiasının yakın olduğunun tespit edilmemesi nedeniyle “resmi” bir soruşturma yürütme usuli yükümlülüğünde bir eksiklik göremeyecektir (Stern/Fransa (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 70820/01, 11 Ekim 2005). Aynı zamanda, Mahkeme, askeri savcının, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermeden önce, Ekrem Çelik’in ölüm koşullarını aydınlatmak amacıyla yeterince derin bir soruşturma yürüttüğü kanaatindedir ve ulusal makamlar tarafından benimsenen intihar iddiasını kabul etmemek için herhangi bir neden görmemektedir (Uzun/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 38679/07, § 48, 1 Mart 2016).
33. Geriye, askeri makamların gerçek bir intihar riskinin var olduğunu bilip bilmediklerini; bilmeleri halinde, bu riski önlemek için kendilerinden makul olarak beklenebilecek her şeyi yapıp yapmadıklarını belirlemek kalmaktadır.
34. Bu bağlamda, Mahkeme, başvuruda, Ekrem Çelik’in hiyerarşik üstleri ya da bir başkası tarafından kendisini intihara itebilecek kötü muamelelere maruz kaldığına ilişkin herhangi bir iddia yer almadığını kaydetmektedir.
35. Mahkeme, ilgilinin psikolojik sıkıntıları olduğunun ve askeri makamların durumdan haberdar edildiklerinin de iddia edilmediğini gözlemlemektedir.
36. Mahkeme daha önce, kişinin, diğer askerlerin ya da kendi yaşamının korunması amacıyla tedbir almanın gerekliliğini açığa vuran herhangi bir istikrarsızlık belirtisi göstermediğinde, üstlerini, benzer olayları önlemek amacıyla daha fazla çaba göstermemekle suçlamanın onlara aşırı bir yük yükleyeceğini ifade etmiştir (Nurten Deniz Bülbül/Türkiye, No. 4649/05, §§ 37, 23 Şubat 2010 ve yukarıda anılan Uzun kararı, § 41). Mahkeme, bu içtihadın mevcut davaya uygulanabilir olduğu kanaatine varmaktadır.
37. Başvuranlar son olarak, ceza soruşturmasında görevli askeri yargı organlarını yani askeri savcılığı ve Güzelyalı Askeri Mahkemesini bağımsız ve tarafsız olmamakla suçlamaktadırlar.
38. Bu bağlamda, Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinde belirtilen mahkemelerin bağımsızlığı gerekliliğine riayet edilmesinden farklı olarak, Sözleşme’nin 2. maddesinin usuli gerekliliğine riayet edilmesini şu parametrelere dayalı olarak değerlendirdiğini belirtmenin yararlı olacağı kanaatindedir: Soruşturma tedbirlerinin uygunluğu, soruşturmanın hızlılığı, müteveffanın yakınlarının soruşturmaya katılması ve soruşturmanın bağımsızlığı. Bu parametreler kendi içlerinde birbirlerine bağlıdırlar ve 2. maddenin usul yönünden gerekliliklerine riayet edilip edilmediğini belirlemeye imkân vermektedirler. Başka bir ifadeyle, ceza soruşturmasından görevli makamların bağımsızlığının yasaya uygun güvencelerden yoksun olması tek başına belirleyici bir gerekçe teşkil etmemektedir. Öte yandan, soruşturmanın bağımsızlık derecesi soruşturmadan görevli makamların somut tutumları ve olası eksiklikler de dikkate alınarak değerlendirilmektedir (bk. daha derin açıklamalar için, yukarıda anılan Mustafa Tunç ve Fecire Tunç kararı, §§ 217-234).
39. Somut olayda, Mahkeme hiçbir unsurun, askeri yargı organlarının, soruşturmanın seyrinde bağımsızlık ve tarafsızlık eksikliği olduğunu düşündürecek somut bir tutuma sahip oldukları sonucuna varmaya imkân vermediği kanaatindedir. Öte yandan, soruşturmanın, Sözleşme’nin 2. maddesi anlamında yeterince bağımsız olduğu kanaatindedir.
40. Netice itibarıyla, Mahkeme, davanın koşulları bakımından, 2. maddenin gerekliliklerinin, ne esas ne de usul yönünden ihlal edilmediği kanaatindedir.
41. Başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
B. Başvurunun geri kalan kısmı hakkında
42. Başvuranlar, tazminat taleplerini inceleyen Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak değerlendirilemeyeceğini iddia etmektedirler.
43. Mahkeme, işbu şikâyetin kabul edilebilirliği hakkında karar verecek durumda olmadığı kanaatine varmakta ve başvurunun bu kısmının İçtüzüğünün 54. maddesinin 3. fıkrasının b) bendi uyarınca, yazılı görüş için davalı Hükümetin bilgisine sunmanın gerekli olduğu kanısına varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvuranların, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmadığı bağlamındaki şikâyetinin incelenmesinin ertelenmesine;
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 20 Ekim 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy