AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 62349/11
Salih ÇELLİK / Türkiye
10 Eylül 2019 tarihinde,
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü), Daire olarak toplanarak, 28 Temmuz 2011 tarihinde yapılan yukarıda belirtilen başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuran tarafından bu görüşlere verilen cevaplar dikkate alınarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuran Salih Çellik, Türk vatandaşı olup, 1962 doğumludur ve Şanlıurfa’da tutuklu bulunmaktadır. Başvuran, Mahkeme önünde, Şanlıurfa Barosuna bağlı Avukat N. Özalp tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuran, Şanlıurfa E Tipi Cezaevi ortak yaşam ünitesinde, 28 Haziran 2007 ile 20 Haziran 2012 tarihleri arasında tutuklu bulunmuştur. Söz konusu tarihten sonra, başvuran aynı ildeki T Tipi Cezaevine nakledilmiştir.
1. Şanlıurfa E Tipi Cezavinde Tutukluluk Koşulları
5. Başvuran, cezaevinin alım kapasitesinin iki katına ulaştığı kanaatine varmaktadır. Cezaevi idaresi, tutukluların aşırı sayısını karşılamak için ranzaların ve yer yatağının bulunduğunu eklemiştir. Bu durum, tuvalet ve duşlara erişim için sıraya girilmesine neden olmuştur. Sıcaklık yükseldiğinde, havalandırma yetersiz olmaktadır.
6. Hükümet, Mahkemeye, başvuranın cezaevine nakline ilişkin doğru tarihleri belirtmeksizin ve bulunduğu yaşam üniteleri arasında bunlara uygun olarak bir sunum yapmaksızın, ilgilinin tutukluluk koşulları hakkında aşağıdaki bilgileri vermiştir.
7. İlgili, yapımı benzer olan D-1 ve D-8 ünitelerinde 2008 ve 2009 yıllarında tutuklu bulunmuştur. Bu yaşam üniteleri, iki kattan oluşmaktadır, binanın üst katında yatakhane bulunmaktadır. Bahçe katında, tuvalet ile banyo için ayrı bir oda, bir mutfak köşesi ve yemek için bir alan bulunmaktadır. Bu iki yaşam ünitesinde, eni 70 (“cm”) boyu 100 cm çapında olan 9 pencere bulunmaktadır. Ayrıca, tutuklular genellikle yazın saat 06.00’dan 18.30’a ve kışın 07.00’dan 16.30’a kadar erişilebilir olan bir yürüyüş alanına sahiplerdir.
D-1 yaşam ünitesinin alanı 120.5 m2’dir. Başvuranın D1 yaşam ünitesinde olduğu dönem boyunca, bu ünitede 24 ranza bulunmaktadır; ortalama tutuklu sayısı 21, en fazla tutuklu sayısı ise 23’tür.
D-8 yaşam ünitesinin alanı 135 m2’dir. Başvuranın bu yaşam ünitesinde bulunduğu süre boyunca, söz konusu yaşam ünitesinde 36 adet ranza mevcut olmaktadır. Tutuklu sayısı ortalama 12 en fazla ise 37 olmuştur.
Yukarıda belirtilen bu yaşam ünitesinde, kalınan en fazla süre toplam olarak 1 ile 5 aydır. Dolayısıyla, en fazla kalınan bu süre boyunca söz konusu yaşam ünitelerinde bir tutuklunun alanı sırasıyla 5.2 m2 ile 3.6 m2’dir.
8. Başvuran, 2010 yılında, tek bir kattan oluşan, ikiye ayrılan, bir kısmı yatakhane diğer kısmı ise günlük yaşam alanı olarak kullanılan B-5 yaşam ünitesinde tutuklu bulunmuştur. Söz konusu yaşam ünitesinde 14 adet ranza, 70x100 cm çapında 4 pencere bulunmakta ve bu yaşam ünitesi 66m2’lik bir alandan oluşmaktadır. En uzun süre çerçevesinde, bu yaşam ünitesinde 11 kişi bulunmuş ve her tutuklunun kişisel olanı 6m2’dir. Yürüyüş alanı 25m2’dir.
9. Ardından, başvuran 2011 yılında, yukarıda belirtilen ünitelere benzer bir düzeni olan ve yine iki kattan oluşan D-11 no.lu yaşam ünitesinde tutuklu bulunmuştur. Söz konusu yaşam ünitesinde 70x100 cm çapında 13 pencere ve 22 adet ranza bulunmaktadır. Tuvalet ve banyonun bulunduğu odada, 3 tuvalet ve 2 duşakabin bulunmaktadır. Söz konusu yaşam ünitesi 254 m2’den oluşmakta ve bu yaşam ünitesinde, dönemi çerçevesinde en fazla 35 kişi bulunmuş ve böylelikle her bir tutuklunun kişisel alanı 7.2m2’dir. Yürüyüş alanı 48m2’dir.
10. Ayrıca, Hükümet, bu yaşam ünitesinin en kalabalık döneminde yatakların eklendiğini ve böylelikle her tutuklunun kendi bireysel yatağına sahip olduğunu belirtmektedir.
2. Somut Olayda Devam Eden Yargılama
11. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, 27 Ocak 2010 tarihinde, başvuranın temsilcisinin talebine cevaben Şanlıurfa E Tipi Cezaevi kapasitesinin 696 olduğu ve söz konusu tarihte 1026 tutuklunun bulunduğu konusunda bilgilendirmiştir.
12. Şanlıurfa İdare Mahkemesi, 16 Eylül 2010 tarihinde, söz konusu cezaevinin kalabalık nüfusunun, idare tarafından yapılan hata veya ihmalden kaynaklanmadığı ancak araçların yetersizliğinden kaynaklandığı ve nüfus kalabalığının insanlık dışı ya da aşağılayıcı bir muamele olarak nitelendirilemeyeceği gerekçesiyle, -zira bütün tutuklular aynı durumda bulunmaktadır - başvuranın tazminat talebini reddetmiştir. Bu karar, 7 Ocak 2011 tarihinde, Bölge İdare Mahkemesi tarafından onaylanmıştır. Başvuranın karar düzeltme talebi, 20 Mayıs 2011 tarihinde, söz konusu mahkeme tarafından reddedilmiştir.İLGİLİ ULUSLARARASI HUKUK
13. Mahkeme, 30 Eylül 1999 tarihinde kabul edilen “Cezaevinin Aşırı Kalabalıklaşması ve Cezaevi Mevcudu Hakkında Üye Devletler Bakanlar Komitesinin R (99) 22 Sayılı Tavsiye Kararına ve 11 Ocak 2006 tarihinde benimsenen Avrupa Cezaevleri Kuralları Hakkında Üye Devletler Bakanlar Komitesinin Rec (2006)2 Sayılı Tavsiye Kararına atıfta bulunmaktadır.
14. İşkencenin ve cezaların veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamelelerin önlenmesi için Avrupa Komitesi, başvuranın Şanlıurfa E Tipi Cezaevinde bulunduğu tarihten çok daha sonra 2013 yılının Haziran ayında, söz konusu cezaevine bir ziyarette bulunmuştur. (CPT/Inf (2015) 6, Bölüm:15/32) 27 Kasım 2013 tarihli raporunun ilgili kısımları şu şekildedir:
“57. (...) Diyarbakır, Gaziantep ve Şanlıurfa’daki E tipi cezaevlerinde barınma birimlerinin çoğu ve aslında binaların tamamı genellikle onarım bakımından yetersiz durumdaydı. Bununla beraber, tuvalet ve banyo da dahil olmak üzere hijyen seviyesi de sıklıkla yetersiz kalmıştır. Ayrıca, birçok mahpus, çok sıkışık (30’dan fazla kişiyi barındıran) çoklu birimlerde yaşıyordu ve sürekli olarak mahremiyetten yoksun kalıyordu. Aşırı kalabalıklaşmanın etkileri, (genellikle gün batımında) avlu kapısının kilitlenmesinden sonra daha da belirgin hale gelmeye başlamıştır.
Bazı barınma birimlerinin mevcut yatak sayısından daha fazla mahpus barındırdığının tespit edildiği Gaziantep ve Şanlıurfa E tipi Cezaevlerinde durum özellikle sorun teşkil etmekteydi. Sonuç olarak, mahpuslar, yatakları paylaşmak veya yere konulan minderlerin (ve bazıları sadece battaniyelerin) üzerinde uyumak zorunda kalıyordu. Masa ve sandalye gibi diğer mobilyalar da sayı olarak yetersizdi ve birçok mahpus, yerde oturarak yemeklerini almak zorunda kalıyordu (...).
58. (...) CPT, Türk yetkililerinin Gaziantep ve Şanlıurfa E tipi Cezaevlerindeki kalabalıklaşma sorununu ele almak için kararlı bir şekilde harekete geçmelerini tavsiye etmektedir; amaç, barınma birimlerinin her bir mahpus için en azından 4 m2’lik yaşama alanı sunmasını sağlamak olmalıdır. Bununla beraber, tüm barınma birimlerinin tatmin edici bir onarım durumunda tutulmasını sağlamak için bu tesislerde adımlar atılmalıdır (...).”
ŞİKÂYETLER
15. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürerek, Şanlıurfa E Tipi Cezaevinde tutukluluk koşullarından şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
16. Başvuran, aşağıdaki konular hakkında Şanlıurfa Cezaevinde bulunduğu sırada tutukluluk koşullarından şikâyet etmektedir: aşırı kalabalık olması, bu bölgede sıcaklık derecesi çok yüksek olabilecek iken havalandırmanın bulunmaması, yeterli tuvalet sayısının olmaması ve sıra beklenmesine neden olması. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürmektedir, söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı cezâ veyâ işlemlere tabi tutulamaz. ”
17. Hükümet, başvuranın bulunduğu tutukluluk koşullarını (yukarıda 7-9. paragraflar) ve söz konusu yaşam ünitesinde her tutuklunun kişisel alanının Mahkeme tarafından düzenlenen kriterlerin altına düşmediğini belirtmektedir. Hükümet, her daim açık olabilecek bu yaşam ünitelerinde pencerelerin sayısını ve ölçülerini vurgulamakta ve ayrıca yürüyüş alanına erişme kapısının gün boyunca açık ve havalandırmanın uygun olduğunu değerlendirmektedir. Hükümet, bu duruma bir veya iki duşakabinin her yaşam ünitesinde halen kullanılabilir olduğunu eklemektedir. Ayrıca Hükümet, kısıtlama olmaksızın tuvaletlerin kullanılabilir ve her yaşam ünitesinde tuvalet sayısının 1-3 arasında olduğunu belirtmektedir.
18. Başvuran, Hükümet tarafından sunulan bilgilere itiraz etmektedir. Başvuran, havalandırma sisteminin, cezaevinin aşırı kalabalığını ve bölgenin yüksek sıcaklığına ilişkin koşulları dikkate alarak, gerekli olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir.
19. Mahkeme, cezaevinin aşırı kalabalığı konusunda ilkeler için, Ananyev ve diğerleri/Rusya (No. 42525/07 ve 60800/08, §§ 139-159, 10 Ocak 2012), Muršić/Hırvatistan ([BD], No. 7334/13, §§ 96‑141, 20 Ekim 2016) ve Rezmiveș ve diğerleri-Romanya (No. 61467/12 ve diğer 3 başvuru, §§ 71-80, 25 Nisan 2017) kararlarına atıfta bulunmaktadır.
20. Genellikle Mahkeme, ortak olarak kullanılan bir hücrede kişisel alanın 3m2’den küçük olması halinde, aşırı kalabalığın, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğinin tespit edilmesinin haklı çıkarılması noktasında önemli olduğuna karar verdiğini hatırlatmaktadır. Tutukluların her birinin, 3 ve 4 m2’lik bir alana sahip olduğunun tespit edilmesi halinde, Mahkeme Sözleşme’nin 3. maddesine riayet edildiğine karar vermek için başvuranın tutukluluğunun maddi koşullarının diğer yönlerinin yeterli veya yeterli olmadığını incelemiştir. Mahkeme yalnızca, alan yetersizliğinin, özellikle yürüyüş alanına, açık havaya ve doğal ışığa erişim, odaların havalandırılması, ısınma, mahremiyet çerçevesinde tuvaletleri kullanma imkânı, sağlık normlarına riayet ve temel hijyen hakkında tutukluluğun maddi koşulları çerçevesinde diğer eksiklerin verilen duruma eşlik etmesi halinde, bu hükmün ihlal edildiği sonucuna varmıştır (bk. yukarıda belirtilen Muršić, §§ 103-111 ve kararda bulunan atıflar).
21. Öncelikle, Mahkeme, somut olayda ulusal mahkemelerin bu bağlamda devletin objektif sorumluluğunu incelemeksizin ve bu konuda Mahkeme İçtihadına göre başvuranın tutukluluk koşullarını değerlendirmeksizin, cezaevi imkânlarının yetersizliğinin söz konusu olduğunu belirterek, aşırı kalabalık sorununu tespit etmekle yetindiğini kaydetmektedir. Bunun gibi, dolayısıyla bu cevap aşırı kalabalığın idari makamlar tarafından insanlık dışı veya aşağılayıcı bir muamele şeklinde değerlendirilemeyeceğinin anlaşılması nedeniyle, uygun olarak kabul edilemez (yukarıda 12. paragraf).
22. Dolayısıyla, başvuruya konu olan olayları ve başvuranın şikâyet ettiği tutukluluğunun maddi koşullarını değerlendirerek, Mahkeme olay tarihinde Şanlıurfa E Tipi Cezaevinin öngörülen resmi kapasitesinin üstünde bulunduğunu gözlemlemektedir. Bununla birlikte, Mahkeme başvuranın sahip olduğu kişisel alanının, en fazla 5 aylık bir süre için hiçbir şekilde 3,6m2 olmadığını kaydetmektedir. Söz konusu cezaevinde bulunduğu geriye kalan günleri için, başvuranın kişisel alanı asgari 5,2 ve 7,1 m2 olmuştur (yukarıda 7-9. paragraflar). Mahkeme, Hükümetin, belirttiği yaşam ünitelerinin alanlarına tuvalet ile banyonun bulunduğu odanın dâhil olup olmadığı hususunu dile getirmediğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, ortalama kişisel alanın 3m2’nin üstünde olduğunu ve yukarıda belirtilerin en uzun kalma süresinin, 1 ile 5 ay arasında değiştiğini dikkate alarak, bu noktada daha ayrıntılı bir inceleme yapmaya gerek duymamaktadır.
23. Ayrıca, Mahkeme başvuranın bulunduğu ortak olarak kullanılan bütün yaşam ünitelerinde açık kalınabilen 70x100 cm çapında birçok pencerenin yer aldığını ve yürüyüş alanlarının gün boyunca kısıtlama getirilmeksizin erişebilir olduğunu tespit etmektedir. Ayrıca tutuklular, şüphesiz kısıtlama olmaksızın, gerek su gerekse programa göre duşları kullanabilmektedirler. Kuşkusuz, bu durum yaz sıcaklığını daha iyi yönetmeye yardımcı olmaktadır. Sonuç olarak, Mahkeme, yalnızca bir tuvaletin bulunduğu yaşam ünitelerinde durumun rahatsız edici olmasına rağmen, tuvalet sayısının 1 ile 3 arasında değiştiğini ve tutukluların kısıtlama olmaksızın herhangi birini kullanabildiğini kaydetmektedir.
24. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, başvuranın tutukluluk koşullarının, Sözleşme’nin 3. maddesinin söz konusu edilmesi için en asgari eşiğe ulaşmadığı sonucuna varmıştır. Sonuç olarak, başvuru açıkça dayanaktan yoksundur ve başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 3 Ekim 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy