AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 27368/12
Adem CESUR ve Nurdan CESUR / Türkiye
Başkan,
Nebojša Vučinić,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 19 Eylül 2017 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
2 Nisan 2012 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önüne alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuranlar Adem Cesur ve Nurdan Cesur sırasıyla 1952 ve 1958 doğumlu birer Türk vatandaşı olup İstanbul’da ikamet etmektedirler.
A. Davanın Koşulları
2. Davanın olayları, başvuranlar tarafından ibraz edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuranların oğlu Cüneyt Cesur, ilgili tarihte Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde bir polis memuru olarak çalışmaktaydı ve söz konusu zamanda bir polis memuru olan Cahide Cesur ile evliydi.
4. Bilinmeyen bir tarihte Cüneyt Cesur, geçimsizlik nedeniyle Cahide Cesur’a boşanma davası açmıştır. Cahide Cesur, aynı ilçede tek başına başka bir eve taşınmaya karar vermiştir.
5. Cahide Cesur, babasının ve diğer birkaç kişinin yardımıyla aynı ilçedeki başka bir eve taşınırken 14 Nisan 2009 tarihinde saat 19.20’de, Cüneyt Cesur söz konusu eve gelmiş ve odada bulunan ve sonrasında tanık olarak sorgulanan kişilerin ifadelerine göre önce tavana doğru, sonrasında karısının sırtına doğru ve en son kendi kafasına ateş etmiştir. Olayın ardından Cüneyt Cesur ve Cahide Cesur hastaneye kaldırılmıştır. Bu sırada evde Cahide Cesur’a yardım eden kişilerden biri olan Ö.E. de seken bir mermi nedeniyle elinden yaralanmıştır. Aynı gün saat 21.50 sularında Cüneyt Cesur hastanede hayatını kaybetmiştir.
6. İki adli tıp uzmanı, 15 Nisan 2009 tarihinde saat 01.10’da hastanede Cumhuriyet Savcısının denetiminde otopsisini yapmıştır. Otopsi raporunda, sağ temporoparyetal bölgede 5 x 4 santimetre büyüklüğünde bir mermi giriş deliği ve sol parieto-oksipital bölgede 5,5 x 4 santimetre büyüklüğünde bir mermi çıkış deliği olduğu belirtilmiştir. Raporda, ölüm sebebinin mermi yarasının sebep olduğu yaralanmalar olduğu ve atışın bitişik veya bitişiğe yakın olduğu belirtilmiştir.
7. Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme ve Kimlik Tespit Şube Müdürlüğü, 15 Nisan 2009 tarihinde, Cüneyt Cesur’un sol el işaret parmak izinin silah üzerinde emniyet mandalının yakınında bulunduğunu belirten bir bilirkişi raporu hazırlamıştır.
8. Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü de 28 Nisan 2009 tarihinde bilirkişi raporu hazırlamıştır. Bu raporda, Cüneyt Cesur’un, Cahide Cesur’un ve diğer iki tanık Ö.Y. ve Ö.E.’nin ellerinden alınan örneklerin “atomik absorpsiyon spektroskopisi” olarak adlandırılan teknik kullanılarak analiz edildiği ve bu analizin sonucunda yalnızca müteveffanın ellerinde – sağ elinin üzerinde ve sol elinin içerisinde – atış artığı olduğu belirlenmiştir.
9. Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı, 4 Haziran 2009 tarihinde, olay yerinde bulunan mermilerin Cüneyt Cesur’a ait olan silahtan ateşlendiğini belirten ikinci bir rapor hazırlamıştır.
10. Akçakale Cumhuriyet Savcılığı 19 Kasım 2009 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Tanıkların ifadelerini, olay yeri tutanağını, otopsi raporlarını ve Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarının raporlarını göz önünde bulunduran savcılık, Cüneyt Cesur’un kendi silahıyla intihar ettiği sonucuna varmıştır.
11. Başvuranlar, 31 Ocak 2011 tarihinde, Cüneyt Cesur’un ölümünün şüpheli olduğunu ve yapılan soruşturmanın etkin bir soruşturma olduğunun öne sürülemeyeceğini iddia ederek Akçakale Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuşlardır. Başvuranlar, yapılan otopsinin yeterli olmadığını ileri sürerek otopsinin tekrar yapılmasını talep etmiş ve defin sırasında fark ettikleri, Cüneyt Cesur’un başındaki yara izlerinin otopsi raporundaki bulgulara uymadığını öne sürmüşlerdir. Emekli polis memuru olan başvuran Adem Cesur, oğlunun başının sol yanından vurulduğunu iddia etmiştir. Başvuranlar ek olarak, silahın bulunduğu yerin şüphe uyandırdığını ileri sürmüş ve oğullarının kullandığı cep telefonlarının incelenmediğinden şikâyet etmişlerdir. Ayrıca son olarak, olaydan on bir ay sonra Akçakale’ye gittiklerinde, bazı tanıkların kendilerine, oğullarının öldüğü koşullara ilişkin çok daha fazla şüphenin ortaya çıkmasına sebep olan bazı bilgiler verdiklerini iddia etmişlerdir.
12. Akçakale Cumhuriyet Savcılığı, 10 Mart 2011 tarihinde, 15 Nisan 2009 tarihli otopsi raporunun, tanıkların ifadelerinin ve soruşturmacılar tarafından toplanan diğer delillerin, başvuranların oğlunun intiharını çevreleyen şüpheleri giderdiği gerekçesiyle tekrar kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Savcılık ayrıca, aynı olaya ilişkin daha önce kovuşturmaya yer olmadığına yönelik bir karar verilmiş olduğunu ve Türk Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 172 § 2 maddesi uyarınca yeni bir delil keşfedilmeden başka bir ceza soruşturmasının başlatılmasının mümkün olmayacağını belirtmiştir.
13. Başvuranlar, oğullarının başka biri tarafından vurulmuş olabileceğini iddia ederek kovuşturmaya yer olmadığına yönelik kararına itiraz etmişlerdir. Siverek Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Haziran 2011 tarihli kararında hem savcılığın kararının hem de başvuranların itirazının esaslarını incelemiş ve itirazı reddetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, ceza soruşturmasının özenle yürütüldüğünü ve başvuranlar tarafından önerilen ilave tanıkların sorgulanması için herhangi bir gerekçe olmadığını belirtmiştir.
ŞİKÂYET
14. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında ulusal makamların oğullarının ölümüne yönelik etkin bir soruşturma yürütmediğinden şikâyetçi olmuşlardır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
15. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında Mahkeme’nin içtihadının anlamı dahilinde oğullarının ölümüne yönelik yürütülen soruşturmanın etkili olmadığından şikâyetçi olmuşlardır.
16. Mahkeme, başvuranların şikâyetinin yalnızca yakınlarının ölümüne ilişkin ulusal makamlar tarafından yürütülen soruşturmanın etkinliği ile ilgili olduğunu ve dolayısıyla etkin soruşturmaya yönelik usule ilişkin yükümlülüğü açısından incelenmesi gerektiğini gözlemlemektedir.
17. Mahkeme, 1. madde kapsamında Devlet’in “yetki alanı dahilindeki kişilerin Sözleşme’de tanımlanan haklarını ve özgürlüklerini koruma” genel görevi ile birlikte değerlendirilen Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün, güç kullanımı sonucunda hayatını kaybeden kişilerin ölümünü araştırmak için etkili resmi bir soruşturma açılmasını dolaylı olarak gerektirdiğini yineler (bk., McCann ve Diğerleri/Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995, § 161, Seri A no. 324, ve Kaya/Türkiye, 19 Şubat 1998, § 86, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1998‑I).
18. Bu bağlamda, Mahkeme, bu yükümlülüğün söz konusu öldürülme olayının Devlet’in bir görevlisi tarafından işlendiğinin belli olduğu durumlar ile sınırlı olmadığına dikkat çekmektedir (bk., Salman/Türkiye [BD], no. 21986/93, § 105, AİHM 2000-VII). Ayrıca söz konusu yükümlülük, kurbanın öldürüldüğünün açık olduğu durumlarla da sınırlı değildir; şüpheli bir ölümle karşılaşan yetkililerin, etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır (bk. Sultan Dölek ve Diğerleri/Türkiye, no. 34902/10, § 66, 28 Nisan 2015, ve burada anılan davalar).
19. Sözleşme’nin 2. maddesinin anlamı çerçevesinde “etkin” bir soruşturma öncelikle yeterli olmalıdır (bk., Ramsahai ve Diğerleri/Hollanda [BD], no. 52391/99, § 324, AİHM 2007‑II). Diğer bir deyişle, soruşturma olayların belirlenmesini ve uygun olduğu hallerde, sorumluların tespit edilmesini ve cezalandırılmasını sağlamalıdır (bk. Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], no. 24014/05, § 172, 14 Nisan 2015).
20. Somut davanın kendine özgü koşullarına bakıldığında, Mahkeme, başvuranların Akçakale Cumhuriyet Savcılığının 19 Kasım 2009 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına yönelik kararına karşı itirazda bulunmadıklarını kaydetmektedir. Ancak başvuranlar, söz konusu kararın verilmesinin ardından bazı tanıklardan oğullarının öldüğü koşullar hususunda şüpheye yol açan başka bilgiler aldıklarını iddia etmişlerdir. Sonrasında Akçakale Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuşlardır. Bunun ardından Akçakale Cumhuriyet Savcılığı ve Siverek Ağır Ceza Mahkemesi söz konusu şikâyetin esaslarını incelemiştir.
21. Mahkeme, başvuranların, Akçakale Cumhuriyet Savcılığının 19 Kasım 2009 tarihinde verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmemeleri sebebiyle Sözleşme’nin 35 § 1 maddesinin anlamı dahilinde iç hukuk yollarını tüketip tüketmediklerini belirlemenin gerekli olmadığı kanaatindedir, zira başvuranların şikâyetinin aşağıda belirtilen hususlar sebebiyle her halükarda açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğunun beyan edilmesi gerekmektedir.
22. Kendisine sunulan belgeleri inceleyen Mahkeme, ulusal makamların, başvuranlarının oğlunun ölümünün araştırılması amacıyla ayrıntılı bir soruşturma yürütmüş olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, soruşturma sürecinde, savcılığın tanıkların ifadelerini aldığını ve adli tıp uzmanlarının ölüm sebebinin tam olarak tespit edilebilmesi amacıyla savcılık huzurunda otopsi yapıldığını belirtmektedir. Cüneyt Cesur’un ölümüne sebep olan silahı ateşleyen kişinin Cesur’un kendisi olup olmadığını belirlemek amacıyla kriminal polis laboratuvarları tarafından bilirkişi raporları hazırlanmıştır. Toplanan tüm delilleri göz önünde bulunduran savcılık, ölüm sebebinin intihar olduğunu tespit etmiştir.
23. Mahkeme, başvuranların, Akçakale’de bazı tanıklarla konuşmalarının ardından 31 Ocak 2011 tarihinde suç duyurusunda bulunduklarını ve söz konusu suç duyurusunun temelinde ölüme ilişkin savcılık tarafından tespit edilen olgulara dair şüphelerinin yer aldığını gözlemlemektedir. Mahkeme ek olarak, hem savcılığın hem de Ağır Ceza Mahkemesinin başvuranların iddialarını esasa ilişkin olarak incelediğini ve soruşturmanın özenle yürütülmüş olduğuna ve ilave soruşturma tedbirlerini gerektirecek yeni bir delil veya bilgiye yönelik makul ya da güvenilir bir iddianın bulunmadığına kanaat getirdiklerini kaydetmektedir.
24. Başvuranlar, temelde soruşturmanın kusurlu olduğunu düşündükleri iki yönüne değinmişlerdir. Otopsi raporunun yeterli gerekçe göstermediğini veya doğru olmadığını ve ulusal makamların tanıklardan daha fazla ifade almış olması gerektiğini iddia etmişlerdir. Mahkeme’nin benzer davalarda birçok defa verdiği kararlarda belirttiği üzere, 2. madde, soruşturmayı yürüten makamlara, soruşturma sırasında, belirli bir soruşturma tedbiri alınmasına dair bir yakın tarafından yapılan her talebi yerine getirme yükümlülüğü vermemektedir (bk., yukarıda anılan Ramsahai ve Diğerleri, § 348, ve Velcea ve Mazăre/Romanya, no. 64301/01, § 113, 1 Aralık 2009). Mahkeme, otopsi raporunun ölüm sebebini tespit etmede yeterli olduğunu ve Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarının bilirkişi raporlarında yer alan bulguların otopsi raporundaki bulgularla uyumlu olduğunu belirtmektedir. Ayrıca, Mahkeme, savcılığın, olayın ardından birkaç tanığın ifadesini almış olduğunu ve alınan ifadelerin diğer kanıtları desteklediğini gözlemlemektedir. Başvuranlar, yerel makamlardan yeniden otopsi yapılmasını ve başka tanıklardan ifade alınmasını talep etmiş olsalar da, Mahkeme, Cüneyt Cesur’un ölümünün ardında yatan koşulların yetkililer tarafından hâlihazırda açıklığa kavuşturulduğu kanaatindedir (bk., a contrario, yukarıda anılan, Sultan Dölek ve Diğerleri/Türkiye, § 81). Dolayısıyla Mahkeme, başvuranlarının oğlunun ölümüne ilişkin gerçeklerin belirlenmesi açısından soruşturmanın etkin olduğu kanaatine varmıştır.
25. Yukarıda belirtilen bulguların ışığında, somut davada alınmış olan çeşitli tedbirleri inceleyen Mahkeme, başvuranların oğlunun ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmanın Sözleşme standartlarına uyduğuna karar vermiştir (bk., mutatis mutandis, İlhan ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 23856/07, 27 Ağustos 2013).
26. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, başvuranların 2. madde kapsamındaki şikâyetinin Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, 12 Ekim 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıNebojša Vučinić
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy