AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 47768/09
Seyfettin ÇETİN/ Türkiye
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 14 Haziran 2016 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 14 Ağustos 2009 tarihinde gerçekleştirilmiş olan yukarıdaki başvuruyu dikkate alarak yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Seyfettin Çetin 1972 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Kırıkkale’de hükümlü olarak bulunmaktadır.
A. Davanın koşulları
2. Başvuran tarafından belirtildiği şekliyle davanın olayları aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Bu başvurunun gerçekleştirildiği tarihte, başvuranın hapis cezası Kırıkkale’de infaz edilmekteydi.
4. Kırıkkale F Tipi Cezaevi’nin disiplin kurulu 6 Nisan 2009 tarihinde, başvuranın Erzurum F Tipi Cezaevindeki mahkumlara yönelik olarak alınan tedbirleri protesto etmek amacıyla açlık grevi yapması nedeniyle başvurana disiplin cezası uygulanmasına karar vermiştir. Disiplin kurulu, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 40(2)(g), 42(1) ve 48(2). maddelerine dayanarak; bir ay süreliğine başvuranın mektup göndermesi ve almasını, telefon görüşmesi yapmasını ve diğer iletişim yöntemlerini kullanmasını yasaklamıştır.
5. Kırıkkale İnfaz Hakimliği 4 Mayıs 2009 tarihinde, başvuranın itirazını reddetmiştir.
6. Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi 25 Mayıs 2009 tarihinde başvuranın temyiz başvurusunu reddetmiştir.
B. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulama
1. 29 Aralık 2004 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun
7. 5275 sayılı Kanunun ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:
Madde 40
“...
(2) Bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma cezasını gerektiren eylemler şunlardır:
...
(g) Açlık grevi yapmak.”
Madde 42
“(1) Haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama cezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar mektup, faks ve telgraf almak ve yollamaktan, televizyon izlemekten, radyo dinlemekten, telefon etmekten ve diğer iletişim araçlarından yararlanmaktan tamamen veya kısmen yoksun bırakılmasıdır.”
Madde 48
“...
(2) Bir eylemden dolayı verilen disiplin cezası kesinleştikten sonra bu cezanın kaldırılması için gerekli süre içinde yeniden disiplin cezasını gerektiren bir eylemde bulunan hükümlü hakkında, her defasında bir üst ceza uygulanır.”
2. 25 Temmuz 2010 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan, İnfaz Hakimliği Kanunu’nun 6. maddesini değiştiren 6008 sayılı Kanun
8. 6008 sayılı Kanunun 5. maddesi uyarınca, disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi, hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra kararını verir. Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, bizzat veya avukatı aracılığıyla yapabilir.
9. 6008 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi, bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce kendileri hakkında uygulanan disiplin cezalarıyla ilgili olarak infaz hakimlerine itirazda bulunmuş olan bütün mahkumlar açısından yeni bir hukuk yolu öngörmektedir. Disiplin cezalarına karşı daha önceden infaz hakimlerine itirazda bulunmuş olan kişiler, bu kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren altı ay içerisinde yeni bir itirazda bulunma olanağına sahiptir. Davaları yeni usullere uygun olarak incelenecektir.
10. İlgili iç hukuk kurallarının tam açıklaması Aydemir ve Diğerleri / Türkiye ((k.k.), no. 9097/05, 9491/05, 9498/05, 9500/05, 9505/05, ve 9509/05, 9 Kasım 2010) kararında görülebilir.
3. 19 Ocak 2013 tarihli 6384 sayılı Kanunla ve 16 Mart 2014 tarihli kararnameyle kurulan Tazminat Komisyonu
11. 6384 sayılı Kanunun amacı, yargılamaların uzunluğu veya yargı kararların icra edilmemesi veya gecikmeli olarak icra edilmesine ilişkin olarak Mahkeme önünde yapılan başvuruların tazminat yoluyla çözülmesini sağlamaktır. İlgili iç hukuk kurallarına ilişkin tam açıklama Turgut ve Diğerleri / Türkiye kararında görülebilir ((k.k.), no. 4860/09, §§ 19-26, 26 Mart 2013).
12. Tazminat Komisyonu’nun konu bakımından yetkisi, 16 Mart 2014 tarihinde yürürlüğe giren bir kararnameyle genişletilmiştir. Kararname kapsamında, Tazminat Komisyonu’nun yetkisi, tutukluların Türkçe dışındaki diğer bir dilde yazışma yapma haklarının kısıtlanması ve cezaevi yetkililerinin çeşitli gerekçelerle süreli yayınları teslim etmeyi reddetmeleri gibi diğer şikâyetlerin incelenmesi bakımından da genişletilmiştir. İlgili iç hukuk kurallarına ilişkin tam açıklama Yıldız ve Yanak / Türkiye ((k.k.), no. 44013/07, §§ 9-17, 27 Mayıs 2014) kararında görülebilir.
13. Ayrıca 6384 sayılı Kanunun 5 § 2 maddesine göre, bir başvuran, Mahkeme’nin kabul edilemezlik kararının kendisine resmi olarak tebliğinden itibaren bir ay içerisinde Komisyona müracaat edebilir.
4. 9 Mart 2016 tarihli kararname
14. Bakanlar Kurulu 9 Mart 2016 tarihinde yürürlüğe giren bir kararname yayımlamıştır. Kararname uyarınca Tazminat Komisyonu’nun konu bakımından yetkisi yeniden genişletilmiştir.
15. Tazminat Komisyonu, kararnamenin aşağıda belirtilen 4. maddesi uyarınca aşağıdaki hususları incelemeye yetkilidir:
Madde 4
“a) Orman olduğu gerekçesiyle veya 31/8/1956 tarihli ve 6381 sayılı Kanunun 2/B maddesinin uygulanması nedenlerine bağlı olarak tapu kaydının iptal edilmesi veya kadastro tespiti ya da orman kadastrosu sonucu tapulu taşınmazın ormanlık alanda olduğunun tespit edilmesi üzerine mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular;
b) Kıyı- kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçesiyle tapu kaydının iptal edilmesi üzerine mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular;
c) Taşınmazın imar planında kamu hizmetine tahsis edilmesi üzerine mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular;
d) Ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlülere verilen disiplin yaptırımları üzerine özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular;
e) Ceza infaz kurumlarında Türkçe yazılan mektup veya benzer iletilerin ceza infaz kurumu idaresi tarafından alınmaması veya gönderilmemesi üzerine özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvurular.”
ŞİKÂYETLER
16. Başvuran Sözleşme’nin 8. maddesi uyarınca, kendisine uygulanan disiplin cezalarının, başkalarıyla haberleşme özgürlüğü konusunda adil olmayan bir kısıtlama teşkil ettiği ve özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkının ihlal edilmesine neden olduğu hususunda şikayette bulunmuştur.
17. Başvuran, yerel makamların dava dosyası temelinde karar vermeleri nedeniyle; Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca, söz konusu disiplin işlemleri sırasında yargılamaya tabi tutulmadığı hususunda şikayette bulunmuştur. Ayrıca disiplin kurulunun ve yerel mahkemelerin tarafsızlık ve bağımsızlıktan yoksun olduğunu iddia etmiştir.
18. Başvuran Sözleşme’nin 7. maddesi uyarınca, yerel makamların kendisine, iç hukukta öngörülenden daha ağır bir disiplin cezası uyguladığı hususunda şikayette bulunmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
19. Başvuran, disiplin cezası yoluyla başkalarıyla haberleşmesi konusunda uygulanan kısıtlamanın özel hayatına ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmesine neden olduğu hususunda şikayette bulunmuştur. Bu bağlamda Sözleşme’nin aşağıda belirtilen 8. maddesine dayanmıştır:
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
20. Mahkeme, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında benzer şikayetleri incelemiştir. Mahkeme, başvuranın haberleşme hakkını kullanmasına yönelik müdahalenin kanuna uygun olup olmadığını ve Sözleşme’nin 8 § 2 maddesinde belirtilen amaçlardan biri bakımından gerekli olup olmadığını değerlendirirken; konu hakkında içtihatlarında belirtilen ilkeleri izlemektedir (bk. Silver ve Diğerleri / Birleşik Krallık, 25 Mart 1983, §§ 85-105, Seri A no. 61, ve Gülmez / Türkiye no. 16330/02, §§ 40-55, 20 Mayıs 2008).
21. Mahkeme, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi kapsamındaki iç hukuk yollarını tüketme kuralının amacının, Sözleşmeci Devletlere aleyhlerinde iddia edilen ihlalleri, söz konusu iddialar Mahkeme’ye sunulmadan önce önleme veya giderme imkânı tanımak olduğunu yineler. Dolayısıyla, söz konusu kural başvuranların öncelikle ulusal hukuk sisteminin sunduğu hukuk yollarına başvurmalarını mecbur kılmaktadır ve böylece Devletleri gerçekleştirmiş oldukları eylemlerini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde cevaplamaktan muaf tutmaktadır. İç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediği hususunun değerlendirilmesi normal koşullar altında, Mahkeme önünde başvuru yapıldığı tarih dikkate alınarak gerçekleştirilir. Ancak Mahkeme’nin birçok durumda hükmettiği üzere, bu kural her davanın kendine özgü koşulları kapsamında haklı gerekçelere dayandırılabilen bazı istisnalara tabidir (bk. Aydemir ve Diğerleri / Türkiye ((k.k.), no. 9097/05, 9491/05, 9498/05, 9500/05, 9505/05, ve 9509/05, 9 Kasım 2010).
22. Mahkeme Ümmühan Kaplan / Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında uygulanan pilot karar usulünün ardından, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 9 Ocak 2013 tarihinde yargılamaların uzunluğu ve yargı kararların icra edilmemesi veya gecikmeli olarak icra edilmesine ilişkin olarak Mahkeme önünde yapılmış başvuruların tazminat yoluyla çözümüne ilişkin 6384 sayılı Kanunu kabul ettiğini gözlemlemektedir (bk. Turgut ve Diğerleri / Türkiye (k.k.), no. 4860/09, §§ 19-26 ve 47-60, 26 Mart 2013).
23. Tazminat Komisyonu’nun yetkisi 9 Mart 2016 tarihli kararnameyle genişletilmiştir.
24. Mahkeme iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle 16 Mart 2014 tarihli Kararnamenin kapsadığı mükerrer başvuru kategorilerinin kabul edilemez olduğunu bildirmiştir (bk. kamulaştırmayla ilgili hususlara ilişkin Yıldız ve Yanak / Türkiye (k.k.), no. 44013/07, §§ 9‑17, 27 Mayıs 2014, ve tutukluların resmi olmayan dilleri kullanmaları konusundaki kısıtlamalara ilişkin Bozkurt / Türkiye (k.k.), no. 38674/07, §§ 12-21, 10 Mart 2015).
25. 9 Mart 2016 tarihli kararname, Tazminat Komisyonu’nun konu bakımından yetkisini daha da genişletmiştir. Tazminat Komisyonu, cezaevi yetkilileri tarafından tutuklu ve hükümlülere yönelik olarak uygulanan disiplin cezaları nedeniyle başvuranın özel hayat ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikayetleri inceleme yetkisine sahiptir (bk. yukarıdaki 14 ve 15. paragraflar).
26. Bu nedenle Tazminat Komisyonu, Mahkeme’nin uygulamalarına uygun olarak, bu tür başvuranlara tazminat ödenmesine hükmetme konusunda yetkilidir. Tazminat Komisyonu tarafından ödenmesine hükmedilen tazminat, kararın kesinleşmesinin ardından üç ay içerisinde Adalet Bakanlığı tarafından ödenecek olup; vergi ve harçtan muaf tutulacaktır. Tazminat Komisyonu’nun kararına karşı Bölge İdare Mahkemesi önünde itirazda bulunulabilir. İdare Mahkemesi üç ay içerisinde davaya ilişkin kararını bildirmek durumundadır. Başvuran Bölge İdare Mahkemesi kararına karşı Anayasa Mahkemesi önünde de bireysel başvuruda bulunabilir (bk. Ahmet Erol / Türkiye (k.k.), no. 73290/13, 6 Mayıs 2014).
27. Mahkeme, iç hukuk düzeyinde verilen tazminatların, Mahkeme tarafından benzer davalarda verilen miktarlarla kıyaslandığında yetersiz olması durumunda; başvuranın Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında halen “mağdur” olduğunu iddia edebileceğini ve Mahkeme’ye yeniden başvuruda bulunabileceğini kaydetmektedir.
28. Yukarıdaki görüşler ışığında Mahkeme, başvuranın 6384 sayılı Kanun kapsamındaki yeni hukuk yolunu kullanarak Sözleşme kapsamındaki şikayeti bakımından tazminat talebinde bulunması gerektiği sonucuna varmıştır (bk. yukarıdaki 13. paragraf).
29. Başvurunun bu kısmı Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle reddedilmelidir.
B. Sözleşme’nin ihlal edildiği iddia edilen diğer maddeleri hakkında
30. Başvuran, yerel mahkemelerin duruşma gerçekleştirmeksizin karar vermeleri nedeniyle; adil yargılanma hakkının ihlal edildiği hususunda şikayette bulunmuştur. Bu bağlamda Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin aşağıda belirtilen ilgili kısmına dayanmıştır:
“Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili... bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından... görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
31. Mahkeme, disiplin suçuyla itham edilen mahkumlara, kendilerini bizzat veya avukat yardımı yoluyla savunma hakkı tanımak amacıyla, İnfaz Hakimliği Kanunu’nun 6. maddesinin, 6008 sayılı Kanunla değiştirildiğini kaydetmektedir. Ayrıca yeni kanunun, daha önceden disiplin suçlarıyla itham edilen bütün mahkumlara yönelik olarak bir hukuk yolu sunduğunu gözlemlemektedir: Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren altı ay içerisinde, önceki cezalarına ilişkin olarak infaz hakimine yeni bir itirazda bulunabilirler. Bu tür bir itiraz, yeni usul ışığında infaz hakimi tarafından incelenecektir.
32. Mahkeme söz konusu hukuk yolunu daha önceden incelemiş olup, cezaevinde verilen disiplin cezalarına ilişkin başvurular bakımından etkin bir hukuk yolu olduğunu tespit etmiştir. Yeni hukuk yolunun erişilebilir olduğu ve makul bir başarı olanağı sunduğu kanısına varmıştır. Mahkeme yeni hukuk yolunun etkin olup olmadığını değerlendirirken, Hükümet tarafından sunulan ve itirazların sonrasında infaz hakimlerinin dava dosyasında yer alan kanıtları yeniden değerlendirerek ihtilaf konusu disiplin cezalarını iptal ettiği ve dolayısıyla tutuklu/hükümlülerden her birinin suçun tüm sonuçlarından kurtulduğu örnek kararları dikkate almıştır (bk. yukarıda anılan Aydemir ve Diğerleri kararı; Aksoy / Türkiye (k.k.), no. 8498/05 ve 158 diğer başvuru, 11 Ocak 2011; Murat Arslan / Türkiye (k.k.), no. 9486/05, 25 Ocak 2011; ve Güler / Türkiye (k.k.), no. 14377/05, 25 Ocak 2011).
33. Mahkeme, başvuranın iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğünden muaf tutulmasını sağlayabilecek istisnai koşullar bulunmadığını dikkate alarak, 25 Temmuz 2010 tarihli 6008 sayılı Kanun kapsamında ortaya konulan yeni hukuk yolundan faydalanması gerektiği sonucuna varmıştır.
34. Bu nedenle başvurunun bu kısmı, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle reddedilmelidir.
35. Başvuran Sözleşme’nin 6 ve 7. maddelerine dayanarak; yerel mahkemelerin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu ve kendisine iç hukukta belirtilenden daha ağır bir disiplin cezası uyguladığını iddia etmiştir.
36. Mahkeme başvuranın bu şikayetlere ilişkin olarak başka detay vermediğini gözlemlemektedir. Mahkeme, elindeki tüm belgeler ışığında ve şikayet konusu hususların yetki alanı içerisinde olduğu kadarıyla, bu şikayetlerin Sözleşme veya ekli Protokollerinde belirtilen hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğinin göstergesi olmadığı sonucuna varmıştır. Bu nedenle Mahkeme Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4. maddesi uyarınca, bu şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddetmektedir.
İşbu gerekçelerle Mahkeme oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan eder.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 7 Temmuz 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy