AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 5815/13
İsmet ÇETİNKAYA / Türkiye
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Gilberto Felici,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 30 Ağustos 2022 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan,1975 doğumlu, İstanbul’da ikamet eden ve İstanbul Barosuna bağlı Avukat A. Asar tarafından temsil edilen Türk vatandaşı İsmet Çetinkaya’nın (“başvuran”) 11 Aralık 2012 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu 5815/13 no.lu başvuruyu,
Başvurunun, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, 9 Temmuz 1998 tarihinde İstanbul Mısır Çarşısı’nda meydana gelen ve yedi kişinin hayatını kaybettiği 126 kişinin ise yaralandığı patlama sırasında başvuranın maruz kaldığı yaralanma ile ilgilidir.
2. Bu olayın bir sonucu olarak, başvuranın %28 oranında sürekli iş göremez olduğu tespit edilmiştir.
3. Başvuran 2001 yılının Kasım ayından 2021 yılının Kasım ayına kadar toplam 85.000 avroya (EUR) tekabül eden sosyal güvenlik maluliyet maaşı almıştır. Başvuran bu aylığı almaya devam etmektedir.
Ceza Yargılaması4. Konuyla ilgili resen ceza soruşturması açılmıştır. Akabinde Cumhuriyet savcısı tarafından ceza davası açılmıştır. Başvuran yargılamaya müdahil olarak katılmıştır.
5. Sanıklar P.S. ve A.Ö., aleyhte delil yetersizliğinden birçok kere beraat etmişlerdir. Ağır Ceza Mahkemesi, esas olarak bilirkişi raporlarına dayanarak, patlamanın nedeninin kesin olarak tespit edilemediğine ve özellikle patlamanın bir bombadan mı yoksa bir gaz tüpünden mi kaynaklandığının belirlenemediğine karar vermiştir.
6. Yargıtay bilhassa, sanıkları mahkûmiyeti için yeterli delil bulunduğu gerekçesiyle, Ağır Ceza Mahkemenin kararlarını sistematik olarak bozmuştur.
7. Ağır Ceza Mahkemesi yeniden sanıkların beraatına karar vermiştir. Ceza yargılaması, Yargıtay Ceza Genel Kurulu önünde derdesttir.
Zarar Tespit Komisyonu (“Komisyon”) Önündeki İşlemler8. Terör eylemleri nedeniyle maddi zarar gören kişilerin zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri ya da terörle mücadele etmek amacıyla yetkili makamlar tarafından alınacak tedbirleri belirleyen 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun (“5233 sayılı Kanun”) 27 Temmuz 2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
9. Başvuran 2 Mayıs 2005 tarihinde, bu Kanun’a dayanarak tazminat talebinde bulunmuştur.
10. Komisyon 1 Haziran 2006 tarihinde bu talebi kabul ederek, başvurana 3.280 avroya tekabül eden bir meblağ ödenmesi teklifinde bulunmuştur.
11. Başvuran, Komisyon tarafından önerilen meblağı kabul etmemiştir.
İdare Mahkemeleri Önündeki Yargılama12. Başvuran tarafından açılan tam yargı davası, 29 Temmuz 2008 tarihli bir kararla, 15 Eylül 2006 tarihinde idare mahkemesine başvuruda bulunan başvuranın, şikâyet konusu olayların meydana geldiği 9 Temmuz 1998 tarihinden itibaren beş yıllık dava süre sınırına uymadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
13. Danıştay, 10 Temmuz 2013 tarihli kararla, bu kararı onamıştır.
14. Danıştay 13 Şubat 2015 tarihinde, karar düzeltme başvurusunu reddetmiştir.
Hukuk Mahkemeleri Önündeki Yargılama15. İş Mahkemesi, başvuranın, işverenine karşı, açmış olduğu maddi tazminat davasını, işverenin herhangi bir kusur ya da ihmali bulunmadığı ve bu nedenle, patlamadan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle reddetmiştir.
16. Bu karar, Yargıtay’ın 31 Mart 2011 tarihli kararıyla kesinleşmiştir.
17. İş Mahkemesi 16 Nisan 2013 tarihinde, başvuran tarafından, maruz kaldığını iddia ettiği manevi zararın tazmini talebiyle yapılan davanın da reddine karar vermiştir.
18. Bir avukat tarafından temsil edilen başvuran, bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmamıştır.
Sosyal Güvenlik Kurumu Tarafından Açılan Dava19. Sosyal Güvenlik Kurumu, sanıklar P.S. ve A.Ö. ile başvuranın işvereni aleyhine rücu davası açmıştır.
20. İş Mahkemesi, bu davayı, sanıklar hakkında açılan davanın halen derdest olduğu ve sonucunun beklenmesi gerektiği gerekçesiyle reddetmiştir. Aynı zamanda, başvuranın işvereninin, yargılamanın bu aşamasında, patlamadan sorumlu tutulamayacağı değerlendirmesinde bulunmuştur.
21. Dava ulusal mahkemeler önünde halen derdesttir.
22. Başvuran, davanın koşulları nedeniyle, Sözleşme’nin 2, 6 ve 13. maddeleri ile Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
23. Hükümet, kabul edilemezliğe ilişkin birkaç itiraz ileri sürmektedir. Öncelikle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasıyla öngörülen altı aylık süreye riayet edilmediğini ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca iç hukuk yollarının tüketilmediğini ifade etmektedir. Son olarak, önemli ölçüde bir malullük aylığı almış olan ve halen de almaya devam eden başvuranın, bu koşullarda, iddia edilen ihlaller nedeniyle artık mağdur olduğu iddiasında bulunamayacağı kanaatindedir.
24. Mahkeme, başvuranın iddialarının, aşağıda belirtilen gerekçelerden ötürü her halükarda kabul edilemez olması nedeniyle, Hükümet tarafından ileri sürülen kabul edilemezlik itirazlarının tamamı hakkında karar vermesinin gerekli olmadığı kanısındadır.
25. Somut olayın koşullarında, uygun hukuk yolunun, başvuranın işvereni aleyhine İş Mahkemesinde açtığı tazminat davası olmadığı değerlendirmesinde bulunmaktadır. Mahkemenin nazarında, İdare Mahkemesi önündeki tam yargı davası, somut olayda uygun hukuk yolu idi. Nitekim özellikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 125. maddesine dayanan idarenin objektif sorumluluğu ilkesinden kaynaklanan bu sorumluluk davası, sorumluluğu “sosyal risk” teorisine dayalı mutlak ve nesnel bir nitelik kazanan idarenin kusurunun varlığının kanıtlanmasını gerektirmez (Tahsin Acar/Türkiye [BD], no. 26307/95, §§ 189-190, AİHM 2004‑III).
26. Bu noktada Mahkeme, Hükümet tarafından sunulan içtihat örneklerinin konuyla ilgili olduğunu ve bu hukuk yolunun etkili olduğunu ortaya koyduğunu gözlemlemektedir (İstanbul İdare Mahkemesi: E.1999/1377 – K.2004/1801, Danıştay: E.2005/6617 – K.2007/4936; İstanbul İdare Mahkemesi: E.2009/599 – 2009/712, Danıştay: E.2009/9841 – K. 2009/8641).
27. Mahkeme dolayısıyla, kanunla öngörülen süre içinde İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmanın başvurana ait olduğu kanaatindedir. Ancak ilgili kişi, bu idari hukuk yolunu yasal süre içinde kullanmamış ve başvurusu zaman aşımına uğramıştır (yukarıda 12-14. paragraflar).
28. Mahkeme ayrıca, başvuranın, şikâyetlerini Mahkeme’ye sunmadan önce Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulunmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, daha önce Hasan Uzun/Türkiye (no. 10755/13, §§ 52, 62-64, 30 Nisan 2013) kararında, Türk kanun koyucunun, Anayasa Mahkemesi’ni, özellikle, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen bütün mahkeme kararlarının Sözleşme hükümleriyle uygunluğunu denetleme ve Sözleşme tarafından güvence altına alınan hakların ihlal edilmesi durumunda uygun telafi tedbirlerine karar verme hususlarında yetkili kılınmasına karar verdiği tespitinde bulunduğunu hatırlatmaktadır.
29. Bilhassa, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında ifade edilen şikâyetlerle ilgili olarak, Mahkeme, Kaya ve diğerleri/Türkiye (no. 9342/16, §§ 33-46, 20 Mart 2018) kararında, başvuranlara Anayasa Mahkemesi tarafından uygun bir tazminat ödenmesine karar verildiğini ve ilgililerin mağdur sıfatını kaybettiklerini, bu durumun başvurularının kabul edilemez olarak açıklanmasını haklı gösterdiği tespitinde bulunduğunu hatırlatmaktadır.
30. Mahkeme aynı zamanda, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlaline ilişkin şikâyetlerle ilgili olarak Tebiş/Türkiye ((k.k.), no. 75646/12, § 17, 18 Aralık 2018) ve Mecit/Türkiye ((k.k.), no.11967/12, § 70, 30 Haziran 2020) davalarında aynı anlamda karar vermiştir.
31. Ayrıca, başvuranın bu anayasal başvuru yolunu kullanmasının gerekli olduğu dikkate alınmalıdır. Bunun yanı sıra, ceza yargılamasının ulusal mahkemeler önünde halen derdest olması sebebiyle, ilgili kişi, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilir. Mahkeme, ulusal makamların, iddia edilen Sözleşme ihlallerini telafi etmek amacıyla gereken tedbirleri alma hususunda daha iyi konumda olmaları sebebiyle, davaların incelenmesinin ve davalarda ileri sürülen sorunların çözülmesinin mümkün olduğunca ulusal düzeyde gerçekleştirilmesinin, başvuran tarafın menfaati ve Sözleşme mekanizmasının etkinliği açısından - ve ikincillik ilkesine uygun olarak - tercih edilir olduğunu hatırlatmaktadır (bk. gerekli değişiklikler yapılmak koşuluyla (mutatis mutandis), El-Masri/Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti [BD], no. 39630/09, § 141, AİHM 2012). Bu bağlamda, Mahkeme, Anayasa Mahkemesi tarafından bir bireysel başvuru hakkında verilen kararın başvuran tarafın endişelerini gidermemesi halinde, başvuranın yeni bir başvuruda bulunabileceğini hatırlatmaktadır (Kırbayır/Türkiye (k.k.), no. 11947/12, § 62, 28 Nisan 2020 ve burada yapılan atıflar). Her halükarda Mahkeme, nihai olarak, Anayasa Mahkemesi’nin içtihadının kendi içtihadıyla uyumlu olup olmadığını araştırma imkânını saklı tutmaktadır (yukarıda anılan Uzun kararı, § 71).
32. Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 22 Eylül 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan