AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 22537/12
Sadi ÇİFTÇİ ve Müfide ÇİFTÇİ / Türkiye
Başkan
Ledi Bianku,
Yargıçlar
Jon Fridrik Kjølbro,
Ivana Jelić,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 4 Eylül 2018 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü), 1 Mart 2012 tarihli başvuru ile davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuranlar tarafından bu görüşlere verilen cevaplar dikkate alınarak yapılan müzakereler neticesinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuranlar, Sadi Çiftçi ve Müfide Çiftçi, Türk vatandaşları olup, sırasıyla 1974 ve 1980 doğumludurlar. Başvuranlar, İstanbul’da ikamet etmektedirler. Başvuranlar, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat F. Aydınkaya tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti ("Hükümet") ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
3. Başvuran, 22 Temmuz 2003 tarihinde, bir erkek çocuk dünyaya getirmiştir.
4. Başvuranların oğlunun sol bacağında, tartışmalı bir tıbbi müdahale sonrasında, sekeller meydana gelmiştir. Başvuran, bundan böyle, yüzde 19 oranında paraparezi hastalığına sebep olan piramidal sendromdan muzdariptir.
5. Başvuranlar, 18 Mayıs 2007 tarihinde, kliniğe ve oğullarıyla ilgilenen doktorlara karşı İstanbul’daki Büyükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat talebinde bulunmuşlardır.
6. Büyükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesi, 19 Aralık 2011 tarihinde, ilgililerin tazminat talebini reddetmiştir. Büyükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesi, Adli Tıp Kurumunun adli bilirkişi raporunun sonuçlarına dayanarak, ihtilaf konusu tıbbi müdahale ile başvuranların oğullarının hastalığı arasında nedensellik bağının bulunmadığını varsaymaktadır.
7. Başvuranlar, 16 Nisan 2012 tarihinde, avukatları aracılığıyla, temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. Başvuranlar, ilk derece mahkemesinin, dava hakkında karar vermeden önce yeni bir bilirkişi raporu düzenlenmesine karar vermesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
8. Yargıtay, 21 Ocak 2013 tarihinde, temyiz başvurusunun reddedilmesine karar vermiştir.
9. Yargıtay, 20 Şubat 2014 tarihinde, başvuranlar tarafından yapılan karar düzeltme talebini reddetmiştir.
ŞİKÂYETLER
10. Başvuranlar, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edilmesinden şikâyet etmektedirler. Başvuranlar, Adli Tıp Kurumunun bilirkişi raporunda eksikliklerin olduğunu ileri sürmektedirler ve ulusal mahkemelerin karşı bilirkişi raporu düzenlenmesi yönündeki taleplerini kabul etmemesinden yakınmaktadırlar.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
11. Başvuru, Sözleşme’nin 8. maddesi açısından davalı Hükümete bildirilmiştir.
12. Hükümet, sunduğu görüşlerde iç hukuk yollarının tüketilmediğini ve Mahkemenin Uzun/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 10755/13, 30 Nisan 2013) kararında verdiği sonuçları göz önüne alarak, başvuranların Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmaları gerektiğini ileri sürmektedir. Hükümet, sonuç olarak, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, Mahkemeyi mevcut başvuruyu reddetmeye davet etmektedir.
13. Başvuranlar, Hükümetin bu konudaki iddialarına cevap vermemektedirler ve kendi iddialarını tekrar etmekle yetinmektedirler.
14. Mahkeme, somut olayda olduğu gibi, tıbbi ihmaller ile ilgili iddialar söz konusu olduğunda, Türk hukukunda, söz konusu sağlık hizmetinin özel veya kamu sektöründe olup olmamasına bağlı olarak, başvuranlar tarafından izlenmesi gereken yolun, kural olarak, hukuki veya idari nitelikte olduğunu hatırlatmaktadır (Karakoca/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 46156/11, 21 Mayıs 2013, ve Tamer ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 60108/10, 26 Ağustos 2014).
15. Söz konusu doktorların somut olayda özel hukuka bağlı olması nedeniyle, tazminat davasının hukuk mahkemelerinde, tek başına ya da ceza mahkemelerinde başvuru yolu ile birlikte tercih edilmesi gerekmekteydi (Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, § 51, AİHM 2002‑I ve Karakoca, yukarıda anılan karar).
16. Oysa, Mahkeme, başvuranların mevcut başvuruyu sundukları esnada, hukuk mahkemelerinde yerel yargılamanın devam ettiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, Yargıtay’ın temyiz başvurusunun reddedilmesi kararını 21 Ocak 2013 tarihinde ve karar düzeltme talebinin reddedilmesi kararını 20 Şubat 2014 tarihinde, yani Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma hakkındaki hükümlerin yürürlüğe girdiği 23 Eylül 2012 tarihinden sonra verdiğini (Uzun, yukarıda anılan karar, § 52) tespit etmektedir.
17. Mahkeme, bu koşullarda, başvuranların hukuk mahkemelerinin verdiği sonuçlara itiraz etmek için Anayasa Mahkemesine başvurmaları gerektiği kanaatindedir (bk. aynı yönde bir karar için, Zeybek/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 53304/10, § 16, 10 Nisan 2018).
18. Dolayısıyla, Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle, söz konusu başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 27 Eylül 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy