AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 32264/19
Fırat ÇİNİCİ / Türkiye
ve diğer 6 başvuru
(Ekteki listeye bakınız)
(B Oluşumu) Hazır Bulunanlar:
Başkan
Jon Fridrik Kjølbro,
Hâkimler
Marko Bošnjak,
Aleš Pejchal,
Egidijus Kūris,
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo,
Saadet Yüksel,
Levent Yalçın’ın eşliğinde, danışmanlar.
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 16 Mart 2021 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), ekte bulunan tabloda belirtilen tarihlerde sunulan, yukarıda anılan başvuruları dikkate alarak gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
olay ve olgular
1. Başvuran tarafların listesi, ekte yer almaktadır.
Davanın Koşulları Davanın kendine özgü koşulları, başvuranlar tarafından ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.Davanın Oluşumu Olayların meydana geldiği dönemde, başvuranlar, askeri hâkim olarak görev yapmaktaydılar. 15 Temmuz’u 16 Temmuz 2016 tarihine bağlayan gece, Türk silahlı kuvvetleri mensubu olan ve “Yurtta Sulh Konseyi” olarak adlandırılan bir grup, demokratik yolla seçilen Meclisi, Hükümeti ve Cumhurbaşkanı’nı ortadan kaldırmak amacıyla askeri darbe girişiminde bulunmuştur. Darbe girişimi sırasında, darbeciler, Meclis ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi de dâhil olmak üzere, Devlet kurumlarına ait olan stratejik öneme sahip birçok binayı bombalamışlar ve Cumhurbaşkanı’nın bulunduğu otele saldırı düzenlemişler, Genelkurmay Başkanı’nı rehin almışlar, aynı zamanda televizyon kanallarına saldırmışlar ve göstericilerin üzerine ateş açmışlardır. Şiddet eylemlerinin iz bıraktığı bu gece boyunca, 250’den fazla kişi öldürülmüş ve 2.500’den fazla kişi yaralanmıştır. Askeri darbe girişiminin ertesi günü, ulusal makamlar, Pensilvanya’da (Amerika Birleşik Devletleri) yaşayan bir Türk vatandaşı olan ve “FETÖ/PDY” (“Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması”) denilen bir örgütün lideri olduğu iddia edilen Fethullah Gülen örgütünü suçlamışlardır. Ardından, yetkili cumhuriyet savcılıkları tarafından bu örgütün iddia edilen üyeleri hakkında birçok ceza soruşturması açılmıştır. Hükümet, 20 Temmuz 2016 tarihinde, 21 Temmuz 2016 tarihinden itibaren üç aylık bir süreyle olağanüstü hal ilan etmiştir ve ardından olağanüstü hal, Bakanlar Kurulu tarafından üç aylık süreler halinde uzatılmıştır. Türk makamları, 21 Temmuz 2016 tarihinde, Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine, Sözleşme’nin 15. maddesi bağlamında Sözleşme’nin askıya alındığını tebliğ etmişlerdir. Olağanüstü hal dönemi boyunca, Bakanlar Kurulu, Anayasa’nın 121. maddesi uyarınca birçok kanun hükmünde kararnameyi kabul etmiştir. Bu metinlerden biri olan, 23 Temmuz 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin özellikle 3. maddesinde, iki askeri hâkim ve Savunma Bakanı’ndan oluşan bir Komisyona (“Komisyon”), Milli Güvenlik Kurulunun ulusal güvenliğe zarar verici faaliyetlerde bulunduklarını tespit ettiği örgütlere, yapılara veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği, mensubiyeti ya da bunlarla bağlantısı olduğu değerlendirilen askeri hâkimleri meslekten çıkarma konusunda yetki verilmesi öngörülmekteydi. Komisyon, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3. maddesi uyarınca, 2 ve 13 Eylül 2016 ve 18 Temmuz 2018 tarihlerinde, aralarında başvuranların da bulunduğu, FETÖ/PDY’ye üyeliği, mensubiyeti ya da bu örgütle bağlantısı olduğu kanaatine varılan 188 askeri hâkimi meslekten çıkarmıştır. Komisyon, başvuranların isimlerinin sıkıyönetim mahkemeleri bünyesinde görev yapmak için darbeciler tarafından atanan hâkimlerin listesinde yer alması hususuna dayanmıştır (Sıkıyönetim Mahkemeleri Atama Listesi, söz konusu listeye ilişkin ayrıntılı bilgiler için bk., aşağıda 27-29. paragraflar). Olağanüstü hal, 18 Temmuz 2018 tarihinde kaldırılmıştır.
2. Başvuranların Kişisel Durumu
a) Başvuranların Yakalanması ve Tutuklanması
Ankara Cumhuriyet Savcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Bürosu tarafından 16 Temmuz 2016 tarihinde ceza soruşturması açılmış ve bütün bölge ve il Cumhuriyet savcılıklarına tebliğ edilmiştir. Bu soruşturma kapsamında hareket eden ilgili Cumhuriyet savcılıkları, darbe girişimi sırasında veya sonrasında, darbeye karışan kişiler ve aralarında bazı askeri hâkim üyelerinin de bulunduğu, darbeye doğrudan karışmayan, ancak FETÖ/PDY örgütüyle bağlantısı bulunan kişiler hakkında ceza soruşturmaları açmışlardır. Başvuranlar, bu soruşturmalar kapsamında, çeşitli tarihlerde, yakalanmışlar ve gözaltına alınmışlardır. Başvuranlar, gözaltı sürelerinin sonunda, yakalandıkları yerdeki sulh ceza hâkimlerinin huzuruna çıkarılmışlardır ve söz konusu hâkimler, ilgililerin tutuklanmasına karar vermişlerdir. Sulh Ceza Hâkimleri esasen, başvuranların isimlerinin sıkıyönetim mahkemeleri bünyesinde görev yapmak için atanan hâkimlerin listesinde yer alması hususuna dayanmışlardır. Bu unsura dayanarak, söz konusu hâkimler, ilgililerin darbe girişimine karıştıklarına ve FETÖ/PDY örgütüyle bağlantılarının bulunduğuna dair şüphelenilmesini sağlayacak inandırıcı nedenlerin mevcut olduğu kanısına varmışlardır.Hâkimler, aynı zamanda, atfedilen suçun niteliğini, mevcut delil durumunu ve öngörülen cezayı göz önünde bulundurmuşlardır. Hâkimler ayrıca, darbe girişimine ilişkin soruşturmaların ülke genelinde yürütüldüğünü, bütün şüphelilerin ifadelerinin henüz alınmadığını ve atfedilen suçun Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 100. maddesinin 3. fıkrasında belirtilen “katalog” suçlar arasında yer aldığını kaydetmişlerdir. Hâkimler, başvuranların tutuklanmasının bu aşamada orantılı bir tedbir olarak göründüğü ve yargısal denetimin yetersiz olabileceği kanaatine varmışlardır.
Tutukluluk kararlarına karşı başvuranlar tarafından sunulan itirazlar, itiraz edilen kararlardaki ifadelere benzer ifadelerle, diğer sulh ceza hâkimleri tarafından reddedilmiştir.b) Tutukluluk Halinin Devamına ve İtiraz Başvurusunun Reddedilmesine İlişkin Kararlar
Başvuranların tutukluluk halinin devamına ilişkin husus, otuz günde bir incelemenin yapılmasını öngören, CMK’nın 108. maddesi uyarınca resen incelemelere konu edilmiştir. Hâkimler, 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca, tutukluluğa ilişkin resen incelemelerle aynı zamanda başvuranların tahliye talepleri hakkında karar vermişlerdir. Sulh ceza hâkimleri, tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlarında, yine sıkıyönetim mahkemeleri bünyesinde görev yapmak için atanan hâkimlerin listesine ve tanık ifadelerine dayanmışlardır. Sulh ceza hâkimleri, birçok defa, diğer birçok şüpheliyle aynı zamanda, başvuranların tutukluluk halinin devamına karar vermişlerdir. Hâkimler, bu karara varırken, esasen tutukluluk kararlarında belirtilen gerekçeleri yeniden ele almışlardır. Hâkimler, FETÖ/PDY’ye üye olduklarına dair haklarında şüphelenilen kişilerin büyük bir kısmının kaçtığını ve bu kişilerin halen arandığını tespit etmişlerdir. Hâkimler, bu örgütün kullanabileceği yöntemleri ve bu örgütün özelliklerini göz önünde bulundurarak, hem kaçma riskinin hem de gizli anlaşma ve tekrar suç işleme riskinin söz konusu olduğu kanısına varmışlardır. Hâkimler aynı zamanda, atfedilen suçun ciddiyetini ve bütün delillerin henüz toplanmadığını vurgulamışlar ve tutukluluk halinin devamına ilişkin kararların, soruşturma dosyalarında yer alan bilgiler, belgeler ve delillerle uyumlu olduğu kanısına varmışlardır. Hâkimler, halen darbe girişimine bağlı açık ve yakın bir tehlikenin mevcut olduğunu eklemişlerdir. Hâkimler, tutukluluğun halen orantılı bir tedbir olarak göründüğü ve yargısal denetimin yetersiz olabileceği kanısına varmışlardır. Hâkimler, şüphelilerin eski hâkim olmaları nedeniyle, şüphelilerin görevde bulunan hâkimleri etkilemeye veya bu hâkimlere baskı uygulamaya çalışmaları yönünde bir riskin bulunduğunu belirtmişlerdir. Tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlara karşı başvuranlar tarafından sunulan itirazlar, sulh ceza hâkimleri tarafından reddedilmiştir ve bu hâkimler, daha önceki kararlarda belirtilen gerekçelere benzer gerekçelere dayanmışlardır. Soruşturma aşamasında, hem tahliye talepleri hem de tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlara karşı sunulan itirazlar, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının 1. bendi uyarınca, dosyaya dayanılarak incelenmiştir.
c) Başvuranların Suçlanması ve Yargılama
Başvuranlar, farklı tarihlerde, terör örgütüne üye olmakla suçlanmışlardır ve ilgililer hakkında yürütülen ceza yargılamaları halen derdesttir. Başvuranlar hakkındaki yargılama sırasında, mahkemeler, gerek kendileri huzurunda yapılan duruşmaların sonunda gerekse duruşmaların arasında gerçekleştirilen resen incelemeler sırasında karar vererek, başvuranların tutukluluk halinin devamına hükmetmişlerdir. Bu kararlara karşı yapılan itirazlar reddedilmiştir.d) Anayasa Mahkemesine Yapılan Bireysel Başvurular
Başvuranların her biri, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi, farklı tarihlerde, bu başvuruların kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Bu kararlardan anlaşıldığı üzere, başvuranlar tarafından sunulan farklı şikâyetlerin esasen aşağıdaki gerekçelerle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir. Başvuranların tutuklanmasının yasaya uygunluğuna ilişkin olarak, Anayasa Mahkemesi, başvuranların isimlerinin sıkıyönetim mahkemeleri bünyesinde görev yapmak için atanan hâkimlerin listesinde bulunduğunu tespit etmiştir. Anayasa Mahkemesine göre, soruşturma makamlarının veya tutukluluğa karar veren mahkemelerin, başvuranların darbeciler tarafından sıkıyönetim mahkemelerine atanmasının, davanın koşullarına göre, atfedilen suçu işlediklerine dair haklarında şüphelenilmesini gerektiren inandırıcı bir neden olarak değerlendirilebileceğini kabul etmeleri durumunda, dayanaksız ve keyfi bir yaklaşım izledikleri sonucuna varılamayacaktır. Ayrıca, tutukluluk kararlarında belirtilen gerekçeleri ve itirazların reddedilmesini göz önünde bulundurarak, Anayasa Mahkemesi, herhangi bir tutukluluk gerekçesinin bulunmadığının ve bu tedbirin orantısız olduğunun iddia edilemeyeceği kanısına varmıştır. Bunun yanı sıra, Anayasa Mahkemesi, bu şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatine varmıştır. Başvuranlar tarafından sunulan, tutukluluğun çok uzun sürmesine ilişkin şikâyetlerle ilgili olarak, Anayasa Mahkemesi, CMK’nın 141. maddesi tarafından öngörülen tazminata ilişkin başvuru yolunun tüketilmediği (1, 3, 4 ve 5 No.lu başvuranlara ilişkin olarak) veya açıkça dayanaktan yoksun olduğu (2 ve 7 No.lu başvuranlara ilişkin olarak) gerekçesiyle, bu şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Başvuranların sulh ceza hâkimlerinin bağımsız ve tarafsız olmamalarından ve aynı hâkimler tarafından itiraz başvurularının incelenmesinin kendilerini özgürlükten yoksun bırakmaya karşı etkin bir hukuk yolundan mahrum bırakmasından şikâyet etmeleri nedeniyle, Anayasa Mahkemesi, birçok dava kapsamında bu şikâyetleri incelediğini belirtmiştir; Anayasa Mahkemesi, sulh ceza hâkimlerinin yapısal özelliklerini göz önünde bulundurarak, bu şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanısına vardığını hatırlatmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvuranların durumunda farklı bir sonuca varılmasını sağlayacak herhangi bir nedenin bulunmadığını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi aynı zamanda, askeri hâkimlik mesleğine bağlı bazı usul güvencelerinin göz ardı edilmesi bağlamındaki şikâyetlerin ve sulh ceza hâkimlerinin tutukluluğa karar vermeye yetkili olmamaları bağlamındaki şikâyetlerin, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, atfedilen suçun niteliğini ve bu suçun işlenme şeklini dikkate alarak, başvuranların tutuklanmasına karar veren sulh ceza hâkimlerinin yetkisinin kabul edilmesi gerektiği kanısına varmış ve herhangi bir değerlendirme hatası ya da keyfilik tespit etmemiştir. Tutukluluğun incelenmesi sırasında duruşmanın yapılmamasına ilişkin olarak, Anayasa Mahkemesi, Aydın Yavuz ve diğerleri ilke kararından ayrılmak için herhangi bir nedenin bulunmadığı kanısına varmış ve söz konusu kararda, yaklaşık dokuz aylık bir süre boyunca, tutukluluğun incelenmesi sırasında duruşmanın yapılmamasının özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal etmediği kanaatine varmıştır. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur. Yakalama nedenleri hakkında bilgi verilmemesi ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması bağlamındaki şikâyetlere ilişkin olarak, Anayasa Mahkemesi, başvuranların yakalanmalarının ve tutuklanmalarının başlıca dayanağını teşkil eden unsurlara dair bilgilendirildikleri, bu bağlamda yeterli bir bilgiye sahip oldukları ve başvuranlara tutukluluklarına etkin bir şekilde itiraz etme imkânının sunulduğu kanısına varmıştır. Anayasa Mahkemesi, ayrıca bu şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatine varmıştır. Son olarak, özellikle tutukluluğun incelenmesi sırasında bazı usuli eksikliklere ve ilgililerin evlerinde ve/veya bürolarında resmi makamlar tarafından yapılan aramaların yasallığına ilişkin, şikâyetlerin geri kalan kısmıyla ilgili olarak, Anayasa Mahkemesi, bu kısmın, açıkça dayanaktan yoksun olduğu veya iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.Sıkıyönetim Mahkemeleri Bünyesinde Görev Yapmak İçin Atanan Hâkimlerin Listesine İlişkin Bilgiler Darbeciler tarafından hazırlanan bir sıkıyönetim yönergesi, 15 Temmuz 2016 tarihinde, bütün bakanlıklara gönderilmiştir. Söz konusu yönergede, sıkıyönetimin uygulanmasını amaçlayan yol haritası da dâhil olmak üzere, ulusal düzeyde birçok tedbir belirtilmiştir. Sıkıyönetim yönergesinin 5. paragrafı, sıkıyönetim mahkemelerinin kurulmasına ve bu mahkemeler nezdinde hâkimlerin atanmasına ilişkin talimatları içermekteydi. Söz konusu 5. paragrafın ilgili kısımları, aşağıdaki gibidir:
“Sıkıyönetimin uygulanması ve kamu düzeninin sağlanması amacıyla, mevcut mahkemeler ve askeri mahkemeler [bundan böyle] sıkıyönetim mahkemeleri olarak görev yapacaktır (…). Sıkıyönetim mahkemeleri bünyesinde görev yapmak için atanan hâkimlerin isimleri, Ek B’de yer almaktadır.”
Başvuranlar tarafından dosyaya eklenen belgelerden, sıkıyönetim yönergesine eklenen, sıkıyönetim mahkemeleri bünyesinde görev yapmak için atanan hâkimlerin listesinin, başvuranların da aralarında bulunduğu, 413 askeri hâkimin ismini içerdiği anlaşılmaktadır. Söz konusu 413 hâkimin bir kısmı Savunma Bakanlığında görevlendirilirken, bir diğer kısmı, sıkıyönetim mahkemeleri bünyesinde görev yapmak için atanmıştır. Başvuranların ise tamamı, farklı sıkıyönetim mahkemeleri bünyesinde yer almak için atanmıştır. Dosyadaki unsurlardan anlaşıldığı üzere, 22 Mayıs 2017 tarihinde, Ankara Cumhuriyet Savcısı, ismi listede yer alan ve Savunma Bakanlığında görevlendirilen 48 askeri hâkim hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Soruşturma sırasında toplanan unsurlara (bilirkişi raporu ve tanık ifadeleri) göre, darbecilerin projelerinin gerçekleştirilmesi için bir tehdit olarak değerlendirilen hâkimlerin, darbe yapıldığında meslekten çıkarılmaları için Savunma Bakanlığında görevlendirilmesine rağmen, darbecilerin fedakâr ve sadık olarak değerlendirdikleri genç hâkimler - sıkıyönetim mahkemeleri gibi - stratejik görevlere atanmışlardır. Bilirkişilerin görüşlerine göre, FETÖ/PDY örgütü, kendisine üye olan ya da kendisiyle bağlantısı bulunan hâkimleri sıkıyönetim mahkemelerine atayarak, askeri mahkemeleri kontrol altına almayı ve yargılamanın bütün aşamalarında bu mahkemelerin kararlarına müdahale etmeyi amaçlamıştır.İlgili İç Hukuk ve Uygulaması İlgili iç hukuk ve uygulaması, Alparslan Altan/Türkiye (No. 12778/17, §§ 46-64, 16 Nisan 2019) ve Baş/Türkiye (No. 66448/17, §§ 52-104, 3 Mart 2020) davalarında anlatılmaktadır. Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan 357 sayılı Askeri Hâkimler Kanunu’nda (“357 sayılı Kanun”), askeri hâkimlere ilişkin ceza soruşturmaları ve yargılamaları kapsamında uygulanması gereken kurallar düzenlenmiştir. 357 sayılı Kanun, 7078 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle, 8 Mart 2018 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır. 357 sayılı Kanun’un ilgili hükümlerinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:Madde 28 (2 Ocak 2017 tarihine kadar yürürlükte olduğu şekliyle)
“Askeri hâkimlerin genel yargıya tabi şahsi suçları hakkında genel hükümler uygulanır. Ancak soruşturma, o yer ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısınca ve kovuşturma o yer ağır ceza mahkemesince yapılır.
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hallerinde, soruşturma genel hükümlere göre yapılır. Soruşturma, yetkili Cumhuriyet Başsavcısı veya Başsavcı vekilleri tarafından bizzat yürütülür.
Bu hallerde, durum hemen Millî Savunma Bakanlığına bildirilir.”
2 Ocak 2017 tarihinde değiştirildiği şekliyle, 28. maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki gibidir:
“Ancak, soruşturma ve kovuşturma yapma yetkisi, askeri hâkimin görev yaptığı yerin bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet başsavcılığı ile aynı yer ağır ceza mahkemesine aittir.”
Madde 37 § 5
“Ağır ceza mahkemelerinin görevine giren suçüstü halleri dışında, suç işlediği ileri sürülen askeri hâkimler, yakalanamaz, üzerleri, konutları ve araçları aranamaz, sorguya çekilemezler. Ancak durum, derhal Millî Savunma Bakanlığına bildirilir. Bu fıkra hükmüne aykırı hareket edenler hakkında genel hükümlere göre doğrudan doğruya soruşturma ve kovuşturma yapılır.”
Askeri mahkemeler, 16 Nisan 2017 tarihli referandumun ardından kaldırılmıştır.ŞİKÂYETLER
Başvuranlar, başvurularında Sözleşme’nin 5. maddesine ilişkin birçok şikâyet sunmaktadırlar:- Başvuranlar (4 No.lu başvuran haricinde) gözaltına alınmalarının yasaya aykırı olmasından şikâyet etmektedirler,
- Başvuranlar askeri hâkimler için iç hukukta öngörülen usuli güvenceler tanınmayarak tutuklandıklarını belirtmektedirler,
- Başvuranlar atılı suçun işlenmesiyle ilgili olarak, şüphelerin yokluğunda, tutuklanmalarından ve ayrıca uygun ve yeterli gerekçelerin bulunmamasından şikâyet etmektedirler,
- 2, 3, 6 ve 7. Nolu başvuranlar yakalanmalarının ve haklarındaki suçlamaların nedenlerinden bilgi edinmediklerini iddia etmektedirler,
- Bütün başvuranlar, yerel mahkemelerin ilk tutuklanmalarının ve/veya tutukluluk hallerinin devamının haklı gösterilmesi için uygun ve yeterli gerekçeler sunmadıklarını iddia etmektedirler,
- Başvuranlar (6 Nolu başvuran haricinde), tutukluluk sürelerinin aşırı uzun olduğunu iddia etmektedirler,
- 2, 3, 5, 6 ve 7. başvuranlar soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasından şikâyet etmektedirler,
- Başvuranlar (1 ve 4. Nolu başvuranlar haricinde) tutukluluğun incelenmesi sırasında duruşma düzenlenmemesinden şikâyet etmektedirler,
- 2 ve 7. Nolu başvuranlar bu nedenle Cumhuriyet Savcısının görüşünün bildirilmemesinden şikâyet etmektedirler,
- 2, 3, 5 ve 7. başvuranlar tutuklanmalarına karar veren sulh ceza hâkimlerinin bağımsız ve tarafsız olmadıklarını iddia etmektedirler,
- 1, 2 ve 7. başvuranlar tutukluluk kararlarının, tebliğ edilmediğini veya geç tebliğ edilmesinden şikâyet etmektedirler. İlgililer dolayısıyla, bu kararlar hakkında itirazda bulunamamışlardır,
- 6 Nolu başvuran, etkin bir şekilde bir avukat yardımından ve tutukluluk hallerine itiraz etmek için gerekli kolaylıklardan yararlanmamasından şikâyet etmektedir,
- 1 ve 3. Nolu başvuranlar, tahliye taleplerinin ve/veya tutukluluk hallerine ilişkin kararlar hakkında kendileri tarafından yapılan itirazların incelenmediğini veya geç incelendiğini iddia etmektedirler,
- 3 ve 5. Nolu başvuranlar bireysel başvurularının incelenmesi için Anayasa Mahkemesi tarafından belirlenen süreden şikâyet etmektedirler.
1, 3, 5 ve 6. Nolu başvuranlar, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürerek, tutukluluk koşullarından şikâyet etmektedirler. 1, 3, 5 ve 6 Nolu başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesindeki farklı fıkraları ileri sürerek, adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedirler. 2 ve 6. Nolu başvuranlar, Sözleşme’nin 8. maddesi açısından, evlerinde yapılan aramaların yasaya aykırı olmasından ve 2, 6 ve 7. Nolu başvuranlar ise ziyaret ve telefon görüşmeleri haklarına getirilen kısıtlamalardan şikâyet etmektedirler. 1 Nolu başvuran, mülklerine el konulmasının, Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesini ihlal etmesinden şikâyet etmektedir.Başvuranlar ayrıca son olarak, Sözleşme’nin 6. maddesinin 2, 7, 13, 14, 15 ve 18. fıkralarına ve Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 2. maddesine ilişkin şikâyetleri ileri sürmektedirler.HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
Başvuruların birleştirilmesi Mahkeme, olaylar ve şikâyetlerle ilgili olarak, başvuruların benzerliğini dikkate alarak, bu başvuruların birleştirilmesine karar vermiştir.Tutukluluğun uygunluğuna, tutukluluğun incelenmesine ilişkin bazı usuli eksikliklere ve aramalara ilişkin şikâyetler Başvuranlar, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1, 2, 3 ve 4. fıkralarını ileri sürerek,- askeri hâkimler için iç hukukta öngörülen usuli güvenceler tanınmayarak, tutuklandıklarını iddia etmektedirler,
- Bütün başvuranlar, tutuklanmalarının ve/veya tutukluluk hallerinin devamının haklı gösterilmesi için uygun ve yeterli gerekçelerin bulunmamasından şikâyet etmektedirler,
- 1, 2, 3, 4, 5 ve 7. Nolu başvuranlar tutukluluk hallerinin aşırı uzun süresinden şikâyet etmektedirler,
- 2, 3, 5, 5 ve 7. Nolu başvuranlar soruşturma dosyasına getirilen kısıtlamadan şikâyet etmektedirler,
- 2, 3, 5, 6 ve 7. Nolu başvuranlar, tutukluluk hallerinin incelenmesi sırasında bir duruşma düzenlenmemesinden ve ayrıca 2 ve 7. Nolu başvuranlar ise bu nedenle savcının görüşünün bildirilmemesinden şikâyet etmektedirler,
-1, 2 ve 7. Nolu başvuranlar tutukluluk hallerine ilişkin kararların bildirilmemesinden veya geç bildirilmesinden şikâyet etmektedirler,
- 6 Nolu başvuran tutukluluk haline itiraz etmek için etkin bir şekilde bir avukat yardımından veya gerekli kolaylıklardan yararlanmamasından şikâyet etmektedir,
- 1 ve 3. Nolu başvuranlar, tahliye taleplerinin ve/veya kendileri tarafından yapılan itirazların incelenmediğini ya da geç incelendiğini iddia etmektedirler,
- 3 ve 5. Nolu başvuranlar son olarak, bireysel başvurularının incelenmesi için Anayasa Mahkemesi tarafından belirlenen süreden şikâyet etmektedirler.
2 ve 6. Nolu başvuranlar, Sözleşme’nin 8. maddesi açısından, evlerinde ve bürolarında yapılan aramaların usule aykırı olmasından şikâyet etmektedirler. Başvuranlar öte yandan, ihtilaf konusu tedbirinin etkin bir şekilde bir mahkeme tarafından denetlenmemesinden şikâyet etmektedirler. Mahkeme, dosyanın mevcut durumunda bu şikâyetler hakkında karar verme durumunda olmadığı kanaatine varmakta ve başvurunun bu kısmının İç Tüzüğün 54. maddesinin 2. fıkrasının b) bendi uyarınca, davalı Hükümete bildirilmesine karar vermektedir.Başvuranların bir suçu işlediklerine dair şüphelenilmesi için makul nedenlerin yokluğuna ilişkin şikâyet Başvuranlar, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, bir suçu işlediklerine dair suçlanmaları için makul nedenlerin yokluğuyla yakalanmalarından ve tutuklanmalarından şikâyet etmektedirler. Mahkeme, bu şikâyeti Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi açısından inceleyecektir. Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:“1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
(...)
c) Bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması;
(...)”.
Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendinin, yalnızca bir kişinin bir suçu işlediğine dair suçlanması için makul nedenler bulunduğunda, yetkili adli makam huzuruna çıkarılması amacıyla, bir ceza davası çerçevesinde tutuklanmasına izin verdiğini hatırlatmaktadır (Jėčius/Litvanya, No. 34578/97, § 50, AİHM 2000-IX, ve Włoch/Polonya, No. 27785/95, § 108, AİHM 2000-XI). Yakalamanın dayandırılması gereken şüphelerin "makullüğü", yukarıda belirtilen Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendinde sunulan korumanın temel bir unsurunu oluşturmaktadır. Makul şüphelerin varlığı, objektif bir gözlemciyi, söz konusu kişinin atılı suçu işlemiş olabileceğine ikna edebilecek olayların veya bilgilerin varlığını varsaymaktadır. Bununla birlikte, makul olarak değerlendirilebilinen unsur, koşulların bütününe bağlıdır (Fox, Campbell ve Hartley/Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990, § 32, A Serisi, No. 182 ve O’Hara/Birleşik Krallık, No. 37555/97, § 34, AİHM 2001-X).Mahkeme ayrıca, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendinin, soruşturmayı yapan yetkililerin yakalanma sırasında suçlamak için yeterince delil toplamadıklarını varsaydığını hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi bağlamında, bir tutukluluk boyunca sorgulama konusu, yakalanmaya dayanan somut şüpheleri doğrulayarak veya reddederek ceza soruşturmasını tamamlamaktır. Böylelikle, Şüphelere yol açan olaylar, bir mahkûmiyeti haklı göstermek veya dahası suçlamak için gerekli olanlarla aynı düzeyde olmamalıdır. Bu durum, ceza soruşturmasının bir sonraki aşamasında meydana gelmektedir (Murray/Birleşik Krallık, 28 Ekim 1994, § 55, A Serisi, No. 300-A ve Korkmaz ve diğerleri/Türkiye, No. 35979/97, § 26, 21 Mart 2006).Şüphesiz, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi, Sözleşmeci Devletlerin polis makamlarının uygun tedbirlerle organize suçla mücadelede gereksiz zorluklara neden olacak şekilde uygulanmamalıdır (bk., mutatis mutandis (bu davaya uygulanabildiği ölçüde), Klass ve diğerleri/Almanya, 6 Eylül 1978, §§ 58-68, A Serisi, No.28). Mahkemenin görevi, hedeflenen meşru amacın izlenmesi dâhil olmak üzere, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendinde belirlenen koşulların, incelemesine sunulan dava çerçevesinde yerine getirilip getirilmediği konusunu tespit etmektedir. Bu bağlamda, ilke olarak olayların kendi değerlendirmesini yerel mahkemeler önünde sunulan delilleri incelemek için en iyi konumda olan bu yerel mahkemelerin yerine geçmek Mahkemenin görevi değildir (yukarıda belirtilen Murray, § 66). Mahkeme ayrıca, yakalanan kişinin bir suçu işlediğine dair suçlanması için makul nedenlerin devam etmesinin, ilgilinin tutukluluk halinin devamının yasallığı için temel bir koşul olduğunu hatırlatmaktadır (bk. diğer birçok karar arasında McKay/Birleşik Krallık [BD], No. 543/03, § 44, AİHM 2006-X).Mahkeme, somut olayda başvuranların yakalandıklarını ve ardından bir suçu işlediklerinden şüphelenmek için makul nedenlerin yokluğunda tutuklandıklarını iddia ettiklerini tespit etmektedir. Başvuranlar bu bağlamda, tutukluluk hallerinin ilk aşamasında ve ayrıca daha sonraki dönemlerdeki bu tür şüphelerden şikâyet etmektedirler.Mahkeme, başvuranların FETÖ/PDY örgütüne üye olmakla ve ayrıca anayasal düzeni ve demokratik yöntemlerle seçilen hükümeti ortadan kaldırmak amacıyla, darbe girişimine karışmalarıyla suçlanmaları nedeniyle, yakalandıklarını ve ardından tutuklandıklarını tespit etmektedir. Mahkeme, başvuranların tutuklanmalarına karar veren sulh ceza hâkimlerinin şüphelerini ilgililerin isimlerinin askeri mahkemelerde görev yapmak üzere tayin edilen hâkim listesinde bulunmasına dayandırdıklarını kaydetmektedir. Bu liste, darbeciler tarafından hazırlanan ve bakanlıklara gönderilen sıkıyönetime ilişkin yönergeye eklenen bir listedir. Mahkeme, şüphe aşamasında gerekli olan olgusal gerekçelendirmeyle ilgili olarak, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının gerekliliklerini dikkate alarak, burada objektif bir gözlemciyi, başvuranların kendilerine atfedilen suçları işledikleri konusunda ikna edebilecek bir bilgi olduğunun söz konusu olduğu kanaatine varmaktadır.Mahkeme ayrıca, ceza soruşturması sırasında, ulusal makamların savunma Bakanlığına tayin edilen hâkimler ile askeri mahkemeler bünyesine atanan hâkimler arasında bir ayrım yaptıklarını tespit etmektedir. Bilirkişi raporunda, başvuranlar gibi askeri mahkemeler bünyesindeki hâkimlerin kritik görevlere atanan hâkimlerin darbecilerin yakınları ve inananları olduğu tespit edilmiştir (bk. yukarıda 29. paragraf). Ayrıca, bazı başvuranlar ile ilgili olarak, tutukluluk halinin uzun süresi hakkında karar veren hâkimler ilgililerin silahlı kuvvetlere girdikten sonra FETÖ/PDY bünyesinde faaliyetler yürüttüklerine de dayanmışlardır.Dolayısıyla, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi anlamında, başvuranların cezai bir suç işlediklerinden şüphelenmek için "makul nedenlere" dayanılarak tutuklanmış ve tutukluk halinin devamı olarak değerlendirilebileceği sonucuna varmak gerekmektedir (yukarıda belirtilen Murray, § 63, yukarıda belirtilen Korkmaz ve diğerleri, § 26 ve Süleyman Erdem/Türkiye, No. 49574/99, § 37, 19 Eylül 2006).Mahkeme dolayısıyla, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.Yakalama nedenleri hakkında bilgi yokluğuna ilişkin şikâyet 2, 3, 6 ve 7. Nolu başvuranlar, yakalanma nedenlerinden bilgi edinmediklerini iddia etmektedirler. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 2. fıkrasında temel bir güvence belirtildiğini hatırlatmaktadır. Yakalanan her kişiye, yakalanma nedenlerinin bildirilmesi zorunludur. Sözleşme’nin 5. maddesinin sunduğu koruma sistemine dâhil edilen bu güvence, bu tür bir kişiye, kendisi için basit ve anlaşılır bir dilde özgürlüğünden yoksun bırakıcı hukuki ve olgusal nedenlerini bildirmeyi zorunlu tutmaktadır. Kişi böylelikle, 4. fıkra gereğince, mahkeme önünde yasallık hakkında itiraz edebilecektir. Kişi, “en kısa süre içerisinde” bu bilgilerden yararlanmalıdır ancak kendisini yakalayan görevli bu bilgileri tam olarak yerinde vermeyebilmektedir. Kişi, bu bilgileri yeterli bir şekilde ve yeterince erken aldıysa, davanın koşulları dikkate alınmalıdır (bk. yukarıda belirtilen Fox, Campbell ve Hartley, § 40).Böylelikle, başvuranların FETÖ/PDY örgütüne üye veya bağlı olduklarından ve darbecilerle işbirliği yaptıklarından şüphelenildiği hususunda bilgilendirildikleri dosyaların unsurlarından anlaşılmaktadır. Savcı önündeki sorgu sırasında başvuranların askeri mahkemeler bünyesine atanacak olan hâkim listesi hakkında sorgulandıklarının kaydedilmesi gerekmektedir. Mahkeme dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi gibi (yukarıda 25. paragraf), başvuranların kendi haklarındaki suçlamalar ve ayrıca yakalanmalarını ve tutuklanmalarını oluşturan unsurlar hususunda bilgilendirildikleri kanaatine varmaktadır.Mahkeme dolayısıyla, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır. Sulh hâkimlerinin tarafsız ve bağımsız olmadığına ilişkin şikâyetler 2, 3 5 ve 7. Nolu başvuranlar, tutuklanmalarına ve tutukluluk hallerinin devamına karar veren sulh ceza hâkimlerinin tarafsız ve bağımsız olmamalarından şikâyet etmektedirler. Mahkeme, (yukarıda, §§ 269-281) Baş/Türkiye kararında benzer bir şikâyeti daha önce incelediğini ve açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verdiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme somut olayda, yukarıda belirtilen davada ulaştığı sonuçtan ayrılmak için hiçbir neden görmemektedir. Mahkeme dolayısıyla, başvurunun bu kısmının yine açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.Şikâyetlerin geriye kalan kısmı 1, 3, 5 ve 6. Nolu başvuranlar, tutukluluk koşullarından şikâyet etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmaktadırlar.Başvuranlar (4 Nolu başvuran haricinde), gözaltına alınmalarının usule aykırı olmasından şikâyet etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği kanaatine varmaktadırlar.
1, 3, 5 ve 6. Nolu başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, haklarında açılan ceza davalarının hakkaniyete uygun olmadığını iddia etmektedirler.
2, 6 ve 7. Nolu başvuranlar, Sözleşme’nin 8. maddesi açısından, terör suçları için tutuklu bulunan kişilerin bazı haklarına olağanüstü hal döneminde getirilen kısıtlamalardan şikâyet etmektedirler.
1 Nolu başvuran, Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesini ileri sürerek, mülklerine el konulmasından şikâyet etmektedir.
Mahkeme, başvuranların Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru çerçevesinde, bu şikâyetlerini ileri sürdüklerini ve Anayasa Mahkemesinin bu şikâyetlerin, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, kabul edilemez olduğuna karar verdiğini kaydetmektedir. Mahkeme, dosyaları inceledikten sonra, farklı bir sonuca varmak için hiçbir neden görmemektedir. Mahkeme dolayısıyla, bu şikâyetleri, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, reddetmektedir.Başvuranlar son olarak, Sözleşme’nin 6. maddesinin 2, 7, 13, 14, 15 ve 18. fıkralarına ve Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 2. maddesine ilişkin farklı şikâyetler ileri sürmektedirler. 1 ve 3. Nolu başvuranlar, sırasıyla duruşma olmamasından ve tahliye taleplerinin sulh ceza hâkimleri tarafından geç incelenmesinden şikâyet etmektedirler ve Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğini iddia etmektedirler.Böylelikle, başvuranların bireysel başvuru çerçevesinde, bu şikâyetlerini ileri sürmedikleri ve Anayasa Mahkemesinin kendisine sunulan şikâyetler gibi incelemekte ihmalde bulunduğunu iddia etmediklerini Anayasa Mahkemesinin kararlarından anlaşılmaktadır. Sonuç olarak, bu şikâyetler, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmelidir.Mahkeme, Bu Gerekçelerle,
Oy birliğiyle başvuruların birleştirilmesine;
Oy birliğiyle, başvuranların aşağıdaki şikâyetlerinin incelenmesinin ertelenmesine:
- tutukluluk halinin usule aykırı olması (bütün başvuranlar hakkında),
- tutukluluk ve/veya tutukluluk halinin devamına ilişkin adli kararlar konusunda uygun ve yeterli gerekçelerin bulunmaması (bütün başvuranlar hakkında),
- tutukluluk süresi (1, 2, 3, 4, 5 ve 7. Nolu başvuranlar hakkında),
- soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması (2, 3, 5, 6 ve 7. Nolu başvuranlar hakkında),
- tahliye taleplerinin ve itiraz başvurularının incelenmesi sırasında duruşma yapılmaması (2, 3, 5, 6 ve 7. Nolu başvuranlar),
- tutukluluğun incelenmesi sırasında savcının görüşünün bildirilmemesi (2 ve 7. Nolu başvuranlar hakkında),
- tutukluluk haline ilişkin kararların bildirilmemesi veya geç bildirilmesi (1, 2 ve 7. Nolu başvuranlar hakkında),
- sulh ceza hâkimleri tarafından başvuru incelemesinin yapılmaması veya geç yapılması (1 ve 3. Nolu başvuranlar hakkında),
- Anayasa Mahkemesi tarafından kısa sürede yargısal denetim (3 ve 5. Nolu başvuranlar),
- tutukluluk haline itiraz etmek için etkin bir şekilde yardım ve gerekli kolaylıklardan yararlanma eksikliği (6 Nolu başvuran hakkında) ve
- başvuranların evlerinde ve bürolarında yapılan aramalar (2 ve 6. Nolu başvuranlar hakkında);
Oy çokluğuyla, geriye kalan kısım için başvuruların kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 8 Nisan 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. {signature_p_2}
Hasan Bakırcı Jon Fridrik Kjølbro
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
No
Başvuru No
Davanın Adı
1.
32264/19
Çinici/Türkiye
2.
36044/19
Açık/Türkiye
3.
36953/19
Dişçi/Türkiye
4.
43401/19
Güneş/Türkiye
5.
51719/19
Sevinç/Türkiye
6.
59383/19
Kayıkçı/Türkiye
7.
4644/20
Almış/Türkiye