AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 17231/17
Hatice CÖMERT ve diğerleri/TÜRKİYE
Başkan
Arnfinn Bårdsen,
Hâkimler
Jovan Ilievski,
Pauliine Koskelo,
Saadet Yüksel,
Lorraine Schembri Orland,
Frédéric Krenc,
Davor Derenčinović
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 29 Kasım 2022 tarihinde Komite olarak toplanarak,
Yukarıda belirtilen 22 Ocak 2017 tarihli başvuruyu ve
Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuranlar tarafından bunlara cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuranların listesi ve başvuranlarla ilgili açıklamalar, ekte yer alan tabloda sunulmaktadır. Başvuranlar, Mahkeme önünde Hatay Barosuna bağlı Avukat H. Can tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi olan, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi, 2011 yılının Eylül ayında, İstanbul’da, Taksim Meydanı’nda yer alan ve 1940 yılında yıkılan bir kışlanın, çevresindeki araç trafiğine açık yollar kapatılarak, alışveriş merkezi yapılması amacıyla yeniden inşa edilmesini öngören bir yayalaştırma projesini kabul etmiştir. Söz konusu kışlanın, İstanbul’un merkezinde yer alan sayılı yeşil alanlardan biri olan Gezi Parkı’nın yerine yapılması planlanmıştır. Mimarlar birliği ve Peyzaj Mimarları Birliği de dâhil olmak üzere meslek odaları, projenin iptal edilmesi amacıyla çeşitli idari davalar başlatmıştır. 2012 yılında, Gezi Parkı’nın yıkılması için planlanan projeye karşı birçok gösteri düzenlenmiştir. Protesto hareketini koordine etmek ve örgütlemek amacıyla “Taksim Dayanışma” kolektifi de dâhil olmak üzere dernekleri, sendikaları, meslek odalarını ve siyasi partileri bir araya getiren kolektifler oluşturulmuştur.
5. Gezi Parkı’nda yıkım çalışmalarının başlatılmasının ardından, 27 Mayıs 2013 tarihinde, elli kadar çevre aktivisti ve yerel halk yıkımı önlemek için parkı işgal etmiştir. Protesto hareketi, daha sonra bu parkın kaldırılmasına karşı çıkan çevreciler ve bölge sakinleri tarafından sürdürülmüştür. Bununla birlikte, kolluk kuvvetleri, 31 Mayıs 2013 tarihinde, parkı işgal eden kişileri dışarı çıkarmak için şiddetli bir müdahalede bulunmuştur. Bu müdahale sırasında kolluk kuvvetleri ve göstericiler arasında yaralananlar olmuştur. Olaylar daha sonra ivme kazanarak, Haziran ve Temmuz aylarında, toplantı ve gösteriler düzenlenmesi şeklinde, Türkiye’nin birçok şehrine yayılmış ve zaman zaman şiddetli çatışmalara sahne olmuştur.
6. Bu kapsamda Hatay’da, 3 Haziran 2013 tarihinde bir gösteri düzenlenmiştir. Gösterinin düzenlendiği yerde bulunan başvuranların yakını Abdullah Cömert, bir polis memuru tarafından atılan biber gazı fişeği ile başından yaralanmış ve bu yaralanma sebebiyle yaşamını kaybetmiştir.
I. Suçlanan Polis Memurunun Cezalandırılması
7. Biber gazı fişeğini fırlatan polis memuru, Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kastın aşılması suretiyle mağdurun ölümüne yol açacak nitelikte şiddet uyguladığı kanaatiyle 14 Mart 2016 tarihinde, on üç yıl, dört ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir.
8. Yargıtay, 21 Mayıs 2018 tarihinde, sanığın ihmali sebebiyle ve dolayısıyla taksirle Abdullah Cömert’in ölümüne neden olduğu gerekçesiyle, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
9. Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Kasım 2018 tarihinde, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak sanık polis memurunu, taksirle ölüme neden olma suçundan altı yıl, on ay, on beş gün hapis cezasına mahkûm etmiştir.
10. Yargıtay, 20 Kasım 2019 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin bu kararını onamıştır.
II. Anayasa Mahkemesi Önünde Görülen İlk Yargılama
11. Başvuranlar, 9 Kasım 2014 tarihinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve bu dava kapsamında yakınlarının yaşam hakkı ile kendilerinin adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
12. Anayasa Mahkemesi, 13 Temmuz 2016 tarihinde, bu başvurunun, iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
III. Tazminat Davası
13. Başvuranlar, 13 Ekim 2016 tarihinde, Hatay İdare Mahkemesi önünde, İçişleri Bakanlığına karşı tazminat davası açmışlardır.
14. İdare Mahkemesi, 30 Aralık 2019 tarihli bir kararla, başvuranların taleplerini haklı bulmuştur. İdare Mahkemesi, idarenin kusurlu olduğu gerekçesiyle, sorumlu olduğu sonucuna varmış ve idarenin başvuranlara, masraf ve giderleri ile birlikte maddi ve manevi tazminat ödemesine karar vermiştir.
15. Adana Bölge İdare Mahkemesi, 26 Ekim 2021 tarihinde bu kararı onamıştır.
16. İçişleri Bakanlığı, 30 Kasım 2021 tarihinde, başvuranlara, toplam 743.932,49 Türk lirası (olayların meydana geldiği tarihte yaklaşık olarak 52.098 avro) ödemiştir.
17. Bu dava, Danıştay önünde halen derdesttir.
IV. Anayasa Mahkemesi Önünde Görülen İkinci Yargılama
18. Başvuranlar, 12 Mart 2020 tarihinde, yakınlarının ölümü ile ilgili ceza soruşturmasının etkin şekilde yürütülmediğini ileri sürerek, Anayasa Mahkemesine yeniden bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
19. Bu dava, Yüksek Mahkeme önünde halen derdesttir.
ŞİKÂYETLER
20. Başvuranlar, davanın koşullarının, Sözleşme’nin 2. maddesini hem esas yönünden hem de usul yönünden ihlal ettiğini ileri sürmektedirler.
21. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6 ve 13. maddelerini ileri sürerek, yakınlarının ölümünün esas sorumlularının, cezalandırılmadığını iddia etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
22. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2, 6 ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
23. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği gibi birçok gerekçe ileri sürerek, kabul edilemezlik itirazında bulunmaktadır.
24. Başvuranlar, Hükümet görüşlerine cevaben, şikâyetlerini yinelemekle yetinmekte ve yakınlarının ölümünden sorumlu olduğunu düşündükleri diğer kişilerin de yargılanmasını talep etmektedirler.
25. Öncelikle Mahkeme, olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olduğunu hatırlatmakta ve mevcut davada, başvuranların şikâyetlerinin yalnızca Sözleşme’nin 2. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018).
26. Mahkeme ayrıca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, başvurunun her hâlükârda kabul edilemez olması sebebiyle, Hükümet tarafından ileri sürülen bütün kabul edilemezlik itirazları hakkında ayrıca karar vermeye gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.
27. Nitekim Mahkeme, Devletlerin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası gereğince, iç hukuk düzenlerinde durumu telafi etme imkânına sahip olmadan önce uluslararası bir organ önünde eylemleri için hesap vermek zorunda olmadıkları için, kendisine ancak iç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından başvurulabileceğini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla bir Devlet aleyhinde yöneltilen şikâyetlerle ilgili olarak, Mahkemenin denetim yetkisinden faydalanmak isteyen kişiler, öncelikle söz konusu Devletin hukuk sisteminin sunduğu başvuru yollarını kullanmakla yükümlüdürler. İç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğü başvuranların, kendilerine iddia ettikleri ihlallerin telafisini elde etme imkânı sağlanması için,, mevcut ve yeterli olan normal başvuru yollarını kullanmalarını gerektirmektedir. Bununla birlikte, bu başvuru yolları, teoride olduğu gibi uygulamada da, beklenen etkinlik ve erişilebilirlikten yoksun olmaksızın, yeterli bir kesinlik derecesinde mevcut olmalıdır (Vučković ve diğerleri/Sırbistan (ilk itiraz) [BD], no. 17153/11 ve diğer 29 başvuru, §§ 70-71, 25 Mart 2014 ve Gherghina/Romanya (k.k.) [BD], no. 42219/07, § 85, 9 Temmuz 2015).
28. Dolayısıyla Sözleşme ihlallerinin telafi edilmesi öncelikle ulusal makamların görevidir.
29. Mahkeme ayrıca, bir başvuranın iddia ettiği ihlalden gerçekten mağdur olduğunun belirlenmesi için, sadece başvurunun yapıldığı sıradaki durumun değil, aynı zamanda davanın koşullarının tamamının ve özellikle Mahkeme tarafından davanın inceleneceği tarihten önce meydana gelen bütün yeni olay ve olguların da dikkate alınması gerektiğini hatırlatmaktadır (Selahattin Demirtaş/Türkiye (no. 2) [BD], no. 14305/17, § 217, 22 Aralık 2020 ve bu kararda yapılan atıflar).
30. Mahkeme, somut olayda ulusal mahkemeler önünde başvuranların şikâyetleriyle ilgili birçok davanın halen derdest olduğunu gözlemlemekte ve ilgililerin kendisine daha önce başvurmalarını haklı gösterebilecek nitelikte herhangi bir gerekçe ileri sürmedikleri kanaatine varmaktadır.
31. Bu bağlamda Mahkeme, iç hukuk düzeninde derdest olan yargılamaların, kesinlikle mevcut başvuruya konu olan şikâyetlerin telafi edilmesine imkân verebilecek etkin bir çerçeve teşkil ettiği kanısındadır (bk. yukarıda 9, 10 ve 16. paragraflar).
32. Ayrıca Mahkeme, başvurunun açıkça erken yapılmış olması sebebiyle, incelemesini daha ileriye taşımayacaktır (aynı anlamda bk. Korkmaz ve diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 64200/13, § 30, 25 Mart 2014).
33. Bununla birlikte Mahkeme, iç hukukta görülen davaların, süreleri ve yürütülme şekilleri açısından Mahkeme içtihatları anlamında etkinliklerini kaybedecek kadar başarısız olmaları ve özellikle Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan bireysel başvuruyla ilgili kararın, başvuran tarafın endişelerini giderme konusunda yetersiz kalması durumunda, başvuranın Mahkemeye yeni bir başvuruda bulunma yolunun açık olduğunu kaydetmektedir (Kırbayır/Türkiye (k.k.), no. 11947/12, § 62, 28 Nisan 2020 ve bu kararda yapılan atıflar).
34. Mahkeme her hâlükârda, nihai olarak, Anayasa Mahkemesi içtihatlarının kendi içtihatlarına uygunluğunu doğrulama olasılığını saklı tutmaktadır (Uzun/Türkiye (k.k.), no. 10755/13, § 71, 30 Nisan 2013).
35. Sonuç olarak, başvuru, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, ardından 12 Ocak 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Arnfinn Bårdsen
Yazı İşleri Müdürü Başkan
EK
Başvuranlar Listesi:
Başvuru no. 17231/17
No.
Adı SOYADI
Doğum / Kayıt Yılı
Uyruğu
İkamet yeri
1.
Hatice CÖMERT
1957
Türk
Hatay
2.
Adnan CÖMERT
1976
Türk
Hatay
3.
Edip CÖMERT
1951
Türk
Hatay
4.
Meryem CÖMERT
1985
Türk
Hatay
5.
Zafer CÖMERT
1982
Türk
Hatay
6.
Fatma KARTAL
1984
Türk
Hatay