AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 12412/15
ÇUKUROVA ELEKTRİK ANONİM ŞİRKETİ / Türkiye
Başkan
Péter Paczolay,
Hâkimler
Stéphane Pisani,
Juha Lavapuro,
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 20 Mayıs 2025 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Mahkeme önünde Paris Barosuna kayıtlı Avukat N. A. Djidjirian tarafından temsil edilen Adana’da tescilli Çukurova Elektrik Anonim Şirketi (“başvuran şirket”) tarafından 27 Şubat 2015 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan başvuruyu (no. 12412/15);
Başvurunun, söz konusu dönemde kendi görevlisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ilişkin kararı;
Tarafların görüşlerini dikkate alarak
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Dava, başvuran şirkete temyiz harcı ödeme yükümlülüğü getirilirken, Hazinenin bu yükümlülükten muaf tutulmasının, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında mahkemeye erişim hakkı ve silahların eşitliği ilkesiyle bağdaşıp bağdaşmadığı ile ilgilidir. Ayrıca, iç hukuk mahkemelerinin kararları sonrasında başvuran şirketin taşınmaz mallarının Hazine’ye devredilmesi nedeniyle, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki haklarının ihlal edildiği iddiasıyla da ilgilidir.
2. Başvuran şirket, 1952 yılında kurulmuş bir anonim şirkettir. Şirket ana sözleşmesinde, şirketin asıl amacının Seyhan Barajı’nın inşasını takiben Hükümet ile bir imtiyaz sözleşmesi imzalamak olduğu belirtilmektedir. Ana sözleşmede ayrıca, Seyhan Barajı’nda üretilen elektriğin Çukurova bölgesindeki ilgili alanlara nakledilmesi, yeni tesisler kurulması ve bağlı belediyelere elektrik satışı dahil olmak üzere, başvuran şirket tarafından yürütülen faaliyetler özetlenmektedir.
3. 1953 yılında başvuran şirket ile Hükümet arasında bir imtiyaz sözleşmesi imzalanmış olup bu sözleşme daha sonra 1988 yılında yenilenmiştir. Söz konusu sözleşme uyarınca, başvuran şirkete görev bölgesi içinde elektrik üretimi, iletimi, dağıtımı ve ticareti yapımı konusunda yetmiş yıllık bir süre için izin verilmiştir. İmtiyaz sözleşmesi 1998 yılında bir kez daha yenilenmiştir.
4. İmtiyaz sözleşmesinde, başvuran şirketin sözleşme kapsamında edindiği taşınmaz malların sözleşme süresinin sonunda Hazine adına tescil edileceği hükme bağlanmıştır.
5. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 11 Haziran 2003 tarihinde, başvuran şirketin sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmediğini belirterek imtiyaz sözleşmesini feshetmiştir.
6. Danıştay, başvuran şirket tarafından sözleşmenin feshi işleminin iptali istemiyle açılan davanın reddine karar vermiştir. Karar 2008 yılında kesinleşmiştir.
7. Hazine 12 Mayıs 2010 tarihinde, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesine, imtiyaz sözleşmesi uyarınca Ankara’da bulunan iki taşınmaz malın devri istemiyle başvuran şirket aleyhine dava açmıştır.
8. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi 21 Nisan 2011 tarihinde, söz konusu taşınmazların imtiyaz sözleşmesinde belirtilen görev bölgesi dışında bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Sonuç itibarıyla, söz konusu taşınmazlar, imtiyaz sözleşmesi kapsamında edinilen taşınmazların Hazineye devrini gerektiren hüküm kapsamına giremezdi.
9. Hazine, söz konusu karara karşı temyiz yoluna başvurmuştur. Temyiz başvurusu kapsamında, 492 sayılı Kanun’un 13. maddesinde, Genel Bütçeye dâhil idareler için öngörülen muafiyet nedeniyle temyiz harcı yatırmamıştır.
10. Yargıtay 28 Aralık 2011 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Başvuran şirketin, Seyhan Barajı’nda üretilen elektriği tüketim bölgelerine nakletmek amacıyla kurulduğunu belirtmiştir. Yargıtay ayrıca, şirket ana sözleşmesinin, gerekli olduğu hallerde taşınmaz edinmesine imkân tanıdığını ve söz konusu taşınmazların şirketin ticari işletmesinin bir parçasını teşkil ettiğini kaydetmiştir. Sonuç olarak, söz konusu taşınmazların imtiyaz sözleşmesi uyarınca Hazineye devredilmesi gereken mal varlığı kapsamına girdiği sonucuna varmıştır.
11. Yargıtay 18 Nisan 2012 tarihinde, başvuran şirketin karar düzeltme talebini reddetmiştir.
12. Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin kararını bozması sonrasında, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi 13 Kasım 2012 tarihinde, söz konusu taşınmazların imtiyaz sözleşmesi uyarınca devredilecek taşınmazlar kapsamına girdiğini gerekçe göstererek Hazine lehine karar vermiştir.
13. Başvuran şirket 26 Şubat 2013 tarihinde, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin kararına karşı temyiz başvurusunda bulunmuş, ancak gerekli olan 3.715 Türk lirası ((TRY); o tarihte yaklaşık 1.500 avro (EUR)) tutarındaki temyiz harcını yatırmamıştır. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi aynı tarihte başvuran şirkete bir ihtarname göndererek temyiz harcının yedi gün içinde ödenmesi gerektiğini bildirmiştir. Ödenmemesi halinde, eski Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 434. maddesi uyarınca temyiz edenin temyizden vazgeçmiş sayılacağı belirtilmiştir.
14. Başvuran şirketin, ihtarnameye rağmen gerekli temyiz harcını ödememesi nedeniyle, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi 6 Mayıs 2013 tarihinde, 13 Kasım 2012 tarihli kararına karşı temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar vermiştir.
15. Başvuran şirket, akabinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin 6 Mayıs 2013 tarihli kararına karşı temyiz yoluna başvurmuştur.
16. Yargıtay 30 Ekim 2013 tarihinde söz konusu temyiz başvurusunun reddine karar vermiştir. 6 Mart 2014 tarihinde ise başvuran şirketin karar düzeltme istemini reddetmiştir.
17. Başvuran şirket, daha sonra Anayasa Mahkemesi’ne başvurarak, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ile Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında şikâyette bulunmuştur.
18. Anayasa Mahkemesi 18 Eylül 2014 tarihinde, başvuran şirketin başvurusunu reddetmiştir. Mahkeme, başvuran şirketin gönderilen ihtarnameye rağmen gerekli temyiz harcını zamanında ödememesi nedeniyle geçerli bir temyiz başvurusu yapmamış olduğu gerekçesiyle, mülkiyet hakkına ilişkin şikâyetin, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
19. Başvuran şirketin temyiz harcı ödeme yükümlülüğüne ilişkin şikâyeti ile ilgili olarak, Anayasa Mahkemesi, bunun mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, başvuran şirketin bir anonim şirket olduğuna dikkat çekmiştir. Ayrıca, söz konusu taşınmaz malların piyasa değerinin 250.000 TL ile 800.000 TL arasında olduğunu ve ödenmesi gereken temyiz harcının yalnızca 3.715 TL olduğunu tespit etmiştir. Bu bağlamda Mahkeme, temyiz harcı ödeme yükümlülüğünün mahkemeye erişim hakkının özüne zarar vermeyen bir usul kuralı olduğunu değerlendirmiştir. Bunun yanı sıra, söz konusu harcın, günün ekonomik şartları ile dava değeri itibariyle makul seviyede olduğunu belirterek orantılı olduğu sonucuna varmıştır. Bu nedenle, söz konusu şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir.
20. Başvuran şirketin, Hazinenin harç ödemekten muaf tutulmasının silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiği yönündeki şikâyeti ile ilgili olarak, Anayasa Mahkemesi, söz konusu muafiyetin silahların eşitliği ilkesini etkilemediğine ve bu nedenle anılan şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
21. Başvuran şirket, Mahkeme önünde, söz konusu meblağ dikkate alındığında temyiz harcı ödeme yükümlülüğünün mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğinden ve Hazinenin bu yükümlülükten muaf tutulmasının Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiğinden yakınmıştır. Başvuran şirket ayrıca, iç hukuk mahkemelerinin kararları sonrasında taşınmaz malların Hazineye devredilmesi nedeniyle, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki haklarının ihlal edildiğinden de şikâyetçi olmuştur.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ Başvuran Şirketin Sözleşme’nin 6 § 1 Maddesi Kapsamındaki Şikâyetleri22. Mahkeme, başvuran şirketin Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyetleriyle ilgili olarak Hükümet tarafından ileri sürülen tüm ilk itirazlar hakkında karar vermeye gerek görmemektedir. Şikâyetler Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin kapsamına girse dahi, Mahkeme, aşağıda belirtilen nedenlerle bunları açıkça dayanaktan yoksun bulmaktadır.
Başvuran Şirketin Mahkemeye Erişim Hakkı ile İlgili Şikâyeti23. Başvuran şirket, temyiz başvurusunun geçerli olabilmesi için temyiz harcı ödeme yükümlülüğünün, söz konusu meblağ dikkate alındığında mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğinden yakınmıştır.
24. Hükümet bu şikâyete itiraz etmiştir.
25. Mahkemeye erişim hakkıyla ilgili genel ilkeler, Mahkeme’nin içtihadında özetlenmiştir (bk. Zubac/Hırvatistan [BD], no. 40160/12, §§ 76-78, 5 Nisan 2018; Weissman ve diğerleri/Romanya, no. 63945/00, §§ 33-37, AİHM 2006-VII (alıntılar); ve Kreuz/Polonya, no. 28249/95, §§ 52-57 ve 60, AİHM 2001-VI). Özellikle, ödenmesi gereken dava harcı tutarı; başvuranın bu harcı ödeme gücü ve söz konusu sınırlamanın yargılamanın hangi aşamasında getirildiği dahil olmak üzere somut olayın kendine özgü koşulları ışığında değerlendirilir. Bu unsurlar, bir kişinin mahkemeye erişim hakkından yararlanıp yararlanmadığının ya da ödenmesi gereken harç tutarı nedeniyle bu hakkın özüne zarar verilip verilmediğinin belirlenmesinde önem taşımaktadır (bk. Weissman ve diğerleri, yukarıda anılan, § 37 ve Kreuz, yukarıda anılan, § 60).
26. Mevcut davaya gelince, Mahkeme, dava harcının, yargılamada ihtilaf konusu olan meblağın yasal olarak belirlenmiş yüzde oranı esas alınarak hesaplandığını gözlemlemektedir.
27. Başvuran şirkete temyiz harcı ödeme yükümlülüğü yüklenerek mahkemeye erişim hakkına getirilen ve Devletin yargılama giderlerini geri alması şeklinde meşru amaç güden sınırlamanın, izlenen bu amaçla orantılı olup olmadığını değerlendirirken Mahkeme, söz konusu temyiz harcı tutarının ilgili tarihte yaklaşık 1.500 avro olduğunu ve dava konusunun değeri dikkate alındığında bunun makul olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, başvuran şirketin o dönemde iflas ettiğine dair herhangi bir belge sunmadığını da gözlemlemektedir.
28. Mahkeme ayrıca, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin başvuran şirkete adli yardım talebinde bulunma imkânı tanıdığını kaydetmektedir (bk. Türkoğlu Demir San. ve Tic. Ltd. Şti. ve diğerleri/Türkiye (k.k.) [Komite], no. 42415/09, 25 Haziran 2013).
29. Ancak Mahkeme, başvuranın ulusal mahkemeler önünde adli yardım talebinde bulunmadığını belirtmektedir. Ayrıca, başvuran şirket belirlenen süre içinde harcı ödememiş ve de süre uzatımı talebinde bulunmamıştır.
30. Mahkeme ayrıca, başvuran şirketin bu tür bir ihmalin sonuçları konusunda uyarıldığını ve kendi seçtiği bir avukat tarafından temsil edildiğini de dikkate almaktadır. Nitekim dava harçlarından muafiyet talep eden bir taraf, mali durumuna ilişkin delilleri mahkemelere sunarken gerekli özeni göstermeli ve bu hususta mahkemelerle dürüst bir şekilde iş birliği yapmakla yükümlüdür (bk. Elcomp sp. z o.o./Polonya, no. 37492/05, § 41, 19 Nisan 2011).
31. Yukarıdaki değerlendirmeler, Mahkeme’nin, ulusal mahkemelerin, başvuran şirketin dava harcını ödememesi nedeniyle temyiz isteminin incelenmeksizin reddine ilişkin kararının, somut olayın koşullarında, mahkemeye erişim hakkına yönelik orantısız bir sınırlama teşkil etmediği sonucuna varması için yeterlidir.
32. Bu itibarla, söz konusu şikâyet, Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddeleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddedilmelidir.
Başvuran Şirketin Silahların Eşitliği İlkesine İlişkin Şikâyeti33. Başvuran şirket ayrıca, kendisinin ödemekle yükümlü olduğu temyiz harcından Hazine’nin muaf tutulmasının silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
34. Hükümet bu argümana itiraz etmiştir.
35. Mahkeme’nin yerleşik içtihadına göre, silahların eşitliği ilkesi, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi anlamında adil yargılanma kavramının temel bir unsurunu oluşturmaktadır. Bu ilke, taraflar arasında adil bir denge kurulmasını gerektirir: Her bir tarafa, karşı tarafa kıyasla önemli bir dezavantaj yaratmayacak koşullarda davasını sunması için makul bir imkân tanınmalıdır (Regner/Çek Cumhuriyeti [BD], no. 35289/11, § 146, 19 Eylül 2017).
36. Ancak bu ilkeden doğan haklar mutlak değildir ve Sözleşme’ye taraf Devletler, Sözleşme’nin gereklerine uyulması koşuluyla, bu hakları sınırlama konusunda belli bir takdir marjına sahiptir. Bu bağlamda, yalnızca yargılamanın bir tarafının haklarını sınırlayan ve o tarafın haklarının özüne dokunmayan tedbirler Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca kabul edilebilir niteliktedir (bk. Regner, yukarıda anılan, §§ 147-148).
37. Somut olayda Mahkeme, iç hukuktaki yargılamada karşı tarafın –başvuranın, temyiz harcından muaf edilmesiyle ilgili olarak şikâyette bulunduğu tarafın– Hazine olduğunu kaydetmektedir. Hazine, devletten ayrı bir tüzel kişiliğe sahip değildir. Devlete ait varlıklar Hazine’ye ait olarak nitelendirilir ve genel bütçe kapsamındaki idarelere ait taşınmaz mallarla ilgili tüm işlemler Hazine adına yürütülür.
38. Bu nedenle Hazine’nin dava harçlarından muaf tutulması, yargı hizmetlerinin sağlanmasında Hazine’ye ayrıcalık tanıma amacı taşımamaktadır; Devletin yargılama giderlerini geri alma amacına hizmet eden ve nihayetinde yine Hazine’ye geri aktarılacak olan bir harcın Hazine’den tahsil edilmesinin gereksiz olacağı gerçeğinden kaynaklanmaktadır (bk. yukarıda 27. paragraf).
39. Mahkeme ayrıca, Hazine’nin muaf tutulduğu usul kuralına rağmen, başvuran şirkete Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin gerektirdiği üzere davasını mahkemeler önünde sunması için makul bir imkân tanındığını yinelemektedir (bk. ayrıca yukarıda 31. paragraf).
40. Yukarıdaki değerlendirmeler, Mahkeme’nin, Hazine’nin temyiz harcı ödeme yükümlülüğünden muaf tutulmasının başvuran şirketin silahların eşitliği hakkının özünü etkilemediği sonucuna varması için yeterlidir.
41. Bu itibarla, bu şikâyet de Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddeleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddedilmelidir.
Başvuran Şirketin Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesi Kapsamındaki Şikâyeti42. Başvuran şirket ayrıca, iç hukuktaki yargılamalar sonucunda mal varlığının devredilmesinin, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında mülkiyet hakkını ihlal ettiğinden yakınmıştır.
43. Hükümet, başvuran şirketin, şikâyeti ile ilgili olarak iç hukuk yollarını tüketmediğini, zira usul kurallarına uygun olarak temyiz başvurusunda bulunmadığını ve gerekli temyiz harcını ödememesi nedeniyle temyizden vazgeçmiş sayıldığını ifade etmiştir.
44. Mahkeme, başvuran şirketin, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi önünde usul kurallarına uygun bir temyiz başvurusunda bulunmamış olması sebebiyle ilgili iç hukuk yolunu tüketmediğini gözlemlemektedir (bk. yukarıda 13-14. paragraflar).
45. Bu itibarla, söz konusu şikâyet, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmelidir.
Başvuran Şirketin Diğer Şikâyetleri46. Başvuran şirket ayrıca Sözleşme’nin çeşitli maddeleri kapsamında ek şikâyetlerde bulunmuştur. Bu şikâyetlerin yukarıda incelenenlerden farklı meseleler gündeme getirdiği varsayılsa dahi, Mahkeme, elindeki tüm bilgi ve belgeler ışığında ve şikâyet konusu hususların kendi yetki alanına girdiği ölçüde, bu şikâyetlerin Sözleşme veya Ek Protokollerinde güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine dair herhangi bir izlenim vermediği kanaatindedir.
47. Bu itibarla, başvurunun bu kısmı da Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilerek 12 Haziran 2025 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Péter Paczolay
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan