AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 48818/17
CUMHURİYET HALK PARTİSİ / Türkiye
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Julia Laffranque,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımlarıyla 21 Kasım 2017 tarihinde Daire hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda anılan 4 Temmuz 2017 tarihli başvuru ile başvuran parti tarafından sunulan 10 Ekim 2017 tarihli ek görüşleri göz önünde bulundurarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuran parti konumundaki Cumhuriyet Halk Partisi, merkezi Ankara’da bulunan bir Türk siyasi partisidir. Başvuran, Mahkeme önünde, Ankara Barosuna kayıtlı Avukat Ç. Çağlayan tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
Dava konusu olaylar, başvuran parti tarafından ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Türkiye’de, 16 Nisan 2017 tarihinde, Anayasa’nın yaklaşık 50 hükmünde değişiklik yapılması ve 21 hükmünün de yürürlükten kaldırılması hakkında ülke genelinde bir halk oylaması (“Anayasa Değişikliği Referandumu” veya “Referandum”) gerçekleştirilmiştir. Söz konusu değişiklikler, iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi (“AK Parti”) tarafından teklif edilmiştir ve Referandum bağlayıcı mahiyete sahiptir. Temelde yatan soru, Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanına, aşağıdaki gibi kapsamlı yetkilerin tanınıp tanınmaması gerektiği olmuştur:
a) Meclisi feshetme yetkisi,
b) Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanları atama ve görevden alma yetkisi ve üst düzey Devlet yetkililerini atama ve görevden alma yetkisi,
c) Kanunları veto etme ve Türkiye Büyük Millet Meclisine hitap etme yetkisi,
d) Yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarma yetkisi,
e) Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyelerini ve Anayasa Mahkemesi üyelerini atama yetkisi,
f) Ulusal güvenlik politikalarını belirleme ve gerekli tedbirleri alma yetkisi,
g) Olağanüstü hâl ilan etme yetkisi,
h) Devlet bütçesini hazırlama yetkisi.
2. Değişiklikler, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanının siyaseten tarafsız olması koşulunu kaldırmış; Cumhurbaşkanının aynı anda bir siyasi parti üyesi ya da lideri olabilmesinin önünü açmıştır. Ayrıca, Başbakanlık makamı kaldırılmıştır.
3. Bu değişiklikler bir bütün olarak oylamaya sunulmuş ve vatandaşlardan “evet” ya da “hayır” oyu vermeleri istenmiştir.
4. Referandumun gerçekleştirildiği 16 Nisan 2017 tarihinde, oyların bir kısmı sayıldığı esnada, Yüksek Seçim Kurulu (“YSK”) bazı oy kullanma merkezlerinde resmi olarak kullanılması gereken “tercih” mührü yerine “evet” ibareli mühürler kullanıldığı bilgisini almıştır. Bunun sonucunda YSK, aynı gün bir karar vererek “evet” ibareli mühürlerin de geçerli olduğunu ilan etmiştir.
5. Oy kullanma işlemleri doğu illerinde aynı gün saat 16.00’da sona ermiştir. Takriben saat 16.10’da AK Parti’nin YSK’daki temsilcisi, bazı oy kullanma merkezlerinde, vurulması zorunlu olan mühürleri taşımayan oy pusulaları ve zarflarının kullanıldığını YSK’ya bildirmiştir. Buna göre, temsilci, YSK’dan bu oy pusulaları ve zarflarını geçerli saymasını talep etmiştir.
6. Aynı gün takriben saat 16.45’te, başka bir deyişle batı illerinde oy kullanma işlemlerinin sona ermesine 15 dakika kalmışken, YSK, vurulması zorunlu mühürleri taşımayan oy pusulaları ve zarflarının ülke genelinde geçerli sayılacağını ilan etmiştir.
7. YSK tarafından 27 Nisan 2017 tarihinde açıklanan sonuçlara göre, katılım oranı %85,43 olup; katılan vatandaşların %51,41’i evet, %48,59’u hayır oyu kullanmıştır.
8. Başvuran parti, 18 Nisan 2017 tarihinde, YSK’nın, oy pusulaları ve zarflarının geçerli sayılması için üzerlerinde gerekli mührün bulunmasını zorunlu kılan kanun hükümlerini ihlal ettiği iddiasıyla ve bazı başka gerekçelerle, YSK’nın Referandum sonuçlarını iptal etmesini talep etmiştir. Başvuran parti, 298 sayılı Kanun’un açıkça ifade ettiği hükümlere atıfta bulunarak, YSK’nın bu oy pusulaları ve zarflarını geçerli sayma yetkisine sahip olmadığını iddia etmiştir.
9. Başvuran parti, ayrıca, oy zarflarının İlçe Seçim Kurulları ve Sandık Kurulları tarafından ve oy pusulalarının ise Sandık Kurulları tarafından mühürlenmesi zorunluluğunun arkasındaki gerekçenin oylamada hilenin önüne geçmek olduğunu ifade etmiştir. Bu bağlamda, başvuran parti, birkaç oy zarfı ve pusulasının çalınmasının ve yetkili oy merkezlerinin dışında mühürlenmesinin ardından oy sandıklarına yerleştirilmiş olabileceğini iddia etmiştir. Başvuran parti, söz konusu durumun gerçek bir ihtimal olduğunu, zira Anayasa Değişikliği Referandumunun yapıldığı günün erken saatlerinde bazı zarf ve pusulaların birçok oy merkezinde eksik olduğunun tespit edildiğini ileri sürmüştür. Başvuran parti, bu sebeple, takip edilmesi gereken sürecin oy sayımı prosedürü esnasında mühürlenmemiş oy pusulalarının sayısını belirlemek ve ardından geçerlilik durumlarını açıklığa kavuşturmak olması gerektiğini belirtmiştir. Başvuran parti, dolayısıyla, YSK’nın Anayasa Değişikliği Referandumunun yapıldığı gün söz konusu oyların geçerli kabul edileceğine dair aceleci kararının oylama sona erdikten sonra sandık kurulu üyelerinin gerekli mühürleme işlemlerini geriye dönük bir şekilde yapmasına yol açtığını ve sonuç olarak, yukarıda bahsi geçen usulsüzlüklerin düzeltilmesinin imkânsız hale geldiğini öne sürmüştür. Son olarak, başvuran parti, Referandum sürecindeki kanuna aykırı ve adaletsiz uygulamanın sonuçların meşruiyetine zarar verdiğinden şikâyette bulunmuştur.[1] Bu nedenle, başvuran parti, YSK’nın Referandum sonuçlarını iptal etmesi talebinde bulunmuştur.
10. YSK, 19 Nisan 2017 tarihinde, diğerlerine ilaveten aşağıdaki ifadeleri kullanarak başvuran partinin talebini reddetmiştir:
“Ek 1 Protokol 3. madde, sadece milletvekili seçimine ilişkin seçme hakkını düzenlemekle birlikte özü itibariyle serbest seçim hakkını önemsemekte ve koruma altına almaktadır. Zira söz konusu hak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine göre “gerçekten demokratik siyasal bir rejimin temel ilkelerinden biridir”. Mahkeme “aktif” ve “pasif” seçim hakkı, yani seçime oy kullanarak katılma hakkı ile seçimlerde aday olma hakkı arasında ayrıma gitmektedir. “Pasif” seçim hakları, oy kullanarak katılma hakkı olan “aktif” haklara göre daha az korunmaktadır. ...
Anayasa ve Uluslararası Sözleşmeler ile yukarıda değinilen mevzuat hükümleri ile koruma altına alınan temel bir hakkın kullanılması sırasında uyulması gereken kurallara aykırı davranılması halinde, somut olayla ilgili olarak yapılacak olan değerlendirmede; hakkın özünün korunması ve normun yorumunun, gerçekleşmesi beklenilen amaçla uyumlu olması gerekir.
Asıl olan temel bir hakkın korunması olup, hakkın kullanılmasına ilişkin belirlenen usul kuralları hakkın güvenli bir şekilde kullanılmasını temin eden araç niteliğindedir. Bireye tanınan hakkın güvenli şekilde kullanıldığının tespit edildiği hallerde, hakkın kullanılmasının korunmasına yönelik bir araç olan usul hükümlerinden birine aykırılığın, hakkın özünü ortadan kaldıracak şekilde yorumlanması mümkün değildir.
...
Anayasanın 67 ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 No.lu Protokolün 3. maddesi serbest seçim hakkı bakımından birlikte değerlendirildiğinde, sandık kurullarının hata veya ihmali sonucu mühürlenmeyen oy zarfı ve oy pusulası ile kullandırılan oyların geçerli kabul edilmesi anılan Kanun ve Genelge hükümlerinin amacına aykırılık oluşturmamaktadır. ”
11. Anayasa’nın 79. maddesi uyarınca, YSK’nın kararlarına karşı başka bir mercie başvurulamadığından, söz konusu karar, verildiği tarihte kesinleşmiştir.
B. İlgili İç Hukuk
12. Anayasa’nın 7. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.”
13. 23 Temmuz 1995 ve 17 Ekim 2001 tarihlerinde değiştirildiği şekliyle, Anayasa’nın 67. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasî parti içinde siyasî faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.
Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır. Ancak, yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarının oy hakkını kullanabilmeleri amacıyla kanun, uygulanabilir tedbirleri belirler.
Onsekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşı seçme ve halkoylamasına katılma haklarına sahiptir.
Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir.
Silah altında bulunan er ve erbaşlar ile askerî öğrenciler, taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler oy kullanamazlar. Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde oy kullanılması ve oyların sayım ve dökümünde seçim emniyeti açısından alınması gerekli tedbirler Yüksek Seçim Kurulu tarafından tespit edilir ve görevli hâkimin yerinde yönetim ve denetimi altında yapılır.
Seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir.
Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.”
14. 21 Ekim 2007 tarihinde değiştirildiği şekliyle, Anayasa’nın 79 §§ 2 ve 6 maddesi aşağıdaki gibidir:
“Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını ve Cumhurbaşkanlığı seçimi tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur.
Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.”
15. Anayasa Değişikliği Referandumunu takiben, Anayasa’nın 104. maddesi aşağıdaki gibi değiştirilmiştir:
“Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir.
Cumhurbaşkanı, Devlet başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin eder.
Gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde açılış konuşmasını yapar.
Ülkenin iç ve dış siyaseti hakkında Meclise mesaj verir. Kanunları yayımlar.
Kanunları tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir.
Kanunların, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün tümünün veya belirli hükümlerinin Anayasaya şekil veya esas bakımından aykırı oldukları gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinde iptal davası açar.
Cumhurbaşkanı yardımcıları ile bakanları atar ve görevlerine son verir.
Üst kademe kamu yöneticilerini atar, görevlerine son verir ve bunların atanmalarına ilişkin usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenler.
...
Milletlerarası andlaşmaları onaylar ve yayımlar.
Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunar.
Milli güvenlik politikalarını belirler ve gerekli tedbirleri alır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil eder.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verir.
...
Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez.
Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.
Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.
Cumhurbaşkanı, kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilir. Kararnameler ve yönetmelikler, yayımdan sonraki bir tarih belirlenmemişse, Resmî Gazetede yayımlandıkları gün yürürlüğe girer.
Cumhurbaşkanı, ayrıca Anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır.”
16. Anayasa Değişikliği Referandumunu takiben, Anayasa’nın 116. maddesi aşağıdaki gibi değiştirilmiştir:
“Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Bu halde Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.
Cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.
Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.
Seçimlerinin birlikte yenilenmesine karar verilen Meclisin ve Cumhurbaşkanının yetki ve görevleri, yeni Meclisin ve Cumhurbaşkanının göreve başlamasına kadar devam eder.
Bu şekilde seçilen Meclis ve Cumhurbaşkanının görev süreleri de beş yıldır.”
17. 1961 tarih ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 1. maddesi aşağıdaki gibidir:
“... Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların halk oyuna sunulmasında bu Kanun hükümleri uygulanır.”
18. 298 sayılı Kanun’un 98. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“Sandık kurulunca verilen biçim ve renkte olmayan, üzerinde ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü bulunmayan, tamamı yırtılmış olan, üzerinde ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü dışında herhangi bir mühür, imza, yazı, parmak izi veya herhangi bir işaret bulunan zarflar geçersiz sayılır.”
19. 298 sayılı Kanun’un 101. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“...
3. Arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan...
... oy pusulaları geçerli değildir.”
20. YSK, 14 Şubat 2017 tarihinde, Anayasa Değişikliği Referandumunda sandık kurullarının oluşumu, görev ve yetkileri üzerine 135/1 No.lu Genelge’yi yayımlamıştır. Söz konusu Genelge’nin 43. maddesinin (c) fıkrası, arka kısmında sandık kurulu mührü taşımayan oy pusulalarının geçerli olmadığını belirtmektedir. 43. maddenin (h) fıkrasına göre, üzerine “TERCİH” mührü dışında veya “TERCİH” mührü yerine herhangi bir özel işaret, herhangi bir isim, imza kaşesi, mühür veya parmak izi basılmış olan oy pusulaları geçersiz sayılmaktadır.
C. İlgili Avrupa Konseyi Belgeleri
21. Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu), 13 Mart 2017 tarihli görüşünde (CDL-AD(2017)005), Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 21 Ocak 2017 tarihinde kabul edilen ve 16 Nisan 2017 tarihinde referanduma sunulacak olan Anayasa değişikliği teklifi hakkında aşağıdaki gözlemlerini sunmuştur:
“...
V. Sonuçlar
124. Her Devletin, ister başkanlık olsun ister parlamenter, isterse karma olsun kendi siyasi sistemini seçme hakkı vardır. Ancak bu hak kayıtsız şartsız değildir. Kuvvetler ayrılığı ve hukukun üstünlüğü ilkeleri gözetilmelidir ve bunun için de tasarlanan siyasi sistemin içine yeteri oranda denge ve denetleme mekanizmalarının gömülmesi gerekmektedir. Her bir anayasa, bir dizi karmaşık denge ve denetim mekanizmalarından ibaret olup başka bir ülkenin anayasasında hâlihazırda mevcut olan hükümler de dâhil olmak üzere her bir hükmün, bir bütün olarak kuvvetler dengesi esasına dayanılarak incelenmesi icap eder.
125. 21 Ocak 2017’de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen ve 16 Nisan 2017’de halk oylamasına sunulacak olan anayasa değişikliği teklifleri çerçevesinde Türkiye örneğinde olduğu gibi başkanlık sistemi seçilirken bilhassa ihtiyatlı davranılması gerekmektedir çünkü başkanlık sisteminin özünde, bozularak dikta rejimine dönüşme tehlikesi barınmaktadır. Başkanlık sisteminde yasama ve yürüme erkleri, yetkilerini ve meşruiyetlerini belirli aralıklarla düzenlenen seçimler vasıtasıyla halktan alır. Bu iki erk, birbirinden o kadar sert bir çizgiyle ayrılmıştır ki ikisi arasında ihtilaf çıkması kaçınılmazdır. Yönetimin, bu ihtilafların arasını bulması gerekir. Daha anlaşılır bir ifadeyle anlatmak gerekirse tam da bu sebeplerden kuvvetler ayrılığı, farklı yetkilerin birbirinden farklı yaklaşımlara ve siyaset vurgularına izin verecek niteliklerde olması şartını koşar.
126. Teklif edilen anayasa değişikliklerinin amacı, bu değişikliklerin Türkiye’deki köklü parlamentarizm geleneğini hiçbir surette yansıtmamalarına, hatta ülkenin anayasal geçmişinde kırılma noktası yaratacak olmalarına rağmen Türk resmi makamlarının da tanımladığı üzere, “Türk usulü” bir başkanlık sistemi kurmaktır. Söz konusu değişiklikler, demokratik başkanlık sistemlerinin en belirgin özelliği olan kuvvetler ayrılığı esasına dayanmamaktadır. Başkanlık ve meclis seçimleri, yasama ve yürütme erkleri arasında çıkması muhtemel ihtilafları önleyebilmek adına sistemli olarak birlikte düzenlenecektir. Dolayısıyla resmi olarak birbirlerinden ayrılmaları, uygulamada anlamlarını yitirme riskini taşırken daha zayıf olan erkin, meclisin rolünü de marjinalleştirme riskini doğurmaktadır. Cumhurbaşkanının siyasi hesap verme sorumluluğu, sadece beş yılda bir gerçekleştirilecek olan seçimlerle sınırlı olacaktır.
127. Teklif edilen rejimin aşağıda bahsedilen özellikleri bilhassa kuvvetler ayrılığı konusunda ciddi endişelere yol açmaktadır:
- Yeni Cumhurbaşkanı yürütme yetkisini tek başına kullanacak olup siyasal açıdan muadil bir hükümet kurmayan bakanları atama ve görevden alma, tek başına belirlediği kıstaslara dayanarak üst kademe kamu yöneticilerinin tamamını atama ve görevden alma yetkileri denetimsiz olacaktır.
- Cumhurbaşkanının, bir veya daha fazla Cumhurbaşkanı yardımcısı seçme yetkisi olacak; bu yardımcılardan biri, demokratik bir meşruiyeti veyahut da meclis onayı olmaksızın Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması veya geçici olarak görevinden ayrılması halinde Cumhurbaşkanına ait yetkileri kullanacaktır.
- Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, sadece meclis denetiminin son derece zayıf bir aygıtı olan meclis soruşturmasıyla yargılanabileceklerdir.
- Cumhurbaşkanına, kendi siyasi partisinin üyesi ve hatta lideri olmasına izin verilecek, bu sayede Cumhurbaşkanı meclisi kontrolü altına alacaktır.
- Cumhurbaşkanlığı ve meclis seçimlerinin zorunlu olarak aynı zamanda yapılması ilkesi getirilecektir.
- Cumhurbaşkanına, her ne sebeple olursa olsun meclisi feshedebilme yetkisi verilecek olup bu yetki, erken Cumhurbaşkanlığı seçimlerine de gitmek zorunda kalındığı düşünüldüğünde demokratik başkanlık sistemlerine esas olarak yabancıdır. Siyasi sorunların bu şekilde çözülmesi, en iyimser ifadeyle, iptidaidir.
- Meclisin, Cumhurbaşkanını ikinci görev süresi devam ederken seçimleri yenilemeye karar vermesi halinde üçüncü defa göreve gelme fırsatı olacaktır. Bu değişiklik, Türk Anayasasında ve ayrıca iyi Avrupa uygulamaları karşılığında da bir kimsenin en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebileceği yönünde konulan sınırlamaya getirilen gerekçesiz bir istisnadır.
- Cumhurbaşkanının ayrıca, Anayasa Mahkemesinin gözden geçirebileceği bir yetki kanununa ihtiyaç duymaksızın Cumhurbaşkanlığı kararnameleri çıkarma konusunda kapsamlı bir yetkisi olacaktır; prensipte kanunlar Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinden önce gelecek olsa da söz konusu değişiklikler, bu önceliği uygulamada teminat altına alacak etkili mekanizmalar getirememektedir.
- Cumhurbaşkanına, olağanüstü hâl ilan etme ve olağanüstü hâl esnasında herhangi bir sınırlama olmadan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri çıkarma münhasır yetkisi verilecektir.
128. Bir başkanlık rejiminde yasamayla yürütme arasındaki ihtilafların çözülmesi için güçlü ve bağımsız bir yargı olmazsa olmaz bir şarttır. Ancak teklif edilen değişiklikler Türk yargı gücünü güçlendirmek yerine zayıflatmaktadır. Mevcut oluşumu uluslararası standartlarına büyük oranda uyum gösteren Hâkimler ve Savcılar Kurulu, on üç üyesinden altısının artık nötr bir güç (pouvior neutre) olmaktan çıkacak olan Cumhurbaşkanı tarafından atanacağı, yedi üyesinin de Cumhurbaşkanının kontrolü altında olacak ve seçimlerin eş zamanlı olmasından sebep de büyük ihtimalle Cumhurbaşkanıyla aynı siyasal erkleri temsil edecek olan Büyük Millet Meclisi tarafından atanacak şekilde derhal düzenlenecektir. Kurulun hiçbir üyesi artık görevdeş hâkimler tarafından seçilmeyecektir. Kurulun, hâkim ve cumhuriyet savcılarının atanması, terfii, tayini, cezalandırılması ve görevden alınması gibi önemli işlevleri denetlediği nazarı itibara alındığında Cumhurbaşkanının bu Kurulu kontrolü altında tutması yargıya da etki edecektir. Hâkimler ve Savcılar Kurulunun kontrol altında tutulması, Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesi üzerindeki etkisini de dolaylı yollardan artıracaktır.
129. Anayasa değişiklikleriyle birlikte yürütmenin, yargı teşkilatı ve savcılar üzerinde artacak olan kontrolü, Türk yargı sisteminin bağımsızlıktan yoksun olmasıyla ilgili uzun zamandır süregelen endişeler bağlamında çok daha büyük bir sorun yaratacaktır. Söz konusu değişiklikler, yürütmenin üzerinde zaten yetersiz olan yargı denetim sistemini iyice zayıflatacaktır.
130. Venedik Komisyonu, yukarıda belirtilenler ışığında, teklif edilen anayasa değişikliklerinin Türkiye’ye, dikta rejimine dönüşmesinin engellenmesi için gereken denge ve denetleme mekanizmalarından yoksun bir başkanlık rejimi getirdiğini tespit etmektedir. Askeri mahkemelerin kapatılmasına ve Cumhurbaşkanlığın olağanüstü hâl kararnamelerinin TBMM tarafından onaylanmaması halinde kendiliğinden yürürlükten kalkacak olmasına ilişkin memnuniyet verici hüküm, bu sonucu değiştirmeye kâfi gelmemektedir.
131. Meclis görüşmeleri ve anayasa değişikliklerinin kabul süreci, ikinci en büyük muhalefet partisinden çoğu vekilin hapiste olduğu bir ortamda gerçekleştirilmiştir. Oy gizliliğinin ihlal edilmiş olması, değişikliklerin hilesiz bir şekilde desteklenmesi özelliğine ve vekillerin oylarının kişisel olması özelliğine şüphe düşürmüştür. Ne yazık ki parlamento usulleri, meclisteki tüm siyasi erklerin hazır bulunmasıyla açık görüşmelerin yapılması fırsatını tanımamıştır.
132. Meclisin anayasa değişikliği oylamasını kabul etmesi ve halkın onayına sunmasına ilişkin gelişen tüm süreç, ifade ve toplanma özgürlüğü üzerinde son derece esaslı sınırlamaların bulunduğu bir dönemde, olağanüstü hâl esnasında gerçekleştirilmektedir. Özellikle gazeteciler açısından son derece elverişsiz bir ortamın olması ve bu noktada Türkiye’de kalitesiz ve tek taraflı toplumsal tartışmaların yaygın olması, değişikliklere ilişkin anlamlı ve kapsamlı bir demokratik referandum kampanyasının düzenlenme ihtimaline şüphe düşürmektedir.
133. Sonuç itibariyle Venedik Komisyonu, teklif edilen anayasa değişikliklerinin özünde, Türkiye’nin anayasal demokrasi geleneğinde geriye atılacak tehlikeli bir adım olduğu görüşündedir. Venedik Komisyonu, teklif edilen sistemin bozularak dikta rejimine ve kişisel bir rejime dönüşme tehlikesinin altını çizmek istemektedir. Ayriyeten zamanlama da son derece talihsiz olup başlı başına bir endişe sebebidir: mevcut olağanüstü hâl, anayasa referandumuna layık demokratik bir ortam temin etmemektedir.
134. Venedik Komisyonu, Türk resmi makamlarının ihtiyaç duyabileceği her türlü yardımı yapmaya hazırdır.”
ŞİKÂYETLER
22. Başvuran parti, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 3. maddesine dayanarak, Hükümetin, demokrasinin gereklilikleri olarak kabul ettiği yasama organı seçimi, kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü konularında insanların fikirlerini özgürce ifade etmelerini sağlayamadığını iddia etmiştir. Başvuran parti, ayrıca yetkili makamların mühürsüz oyların sistematik olarak geçerli kabul edilmesinin Anayasa Değişikliği Referandumu sonucunu etkilemiş olabileceği iddiasını görmezden geldiğini ileri sürmüştür.
23. Başvuran parti, değişikliklerin, Cumhurbaşkanına, herhangi bir etkili denetleme ve denge mekanizmasına tabi olmaksızın, üç kuvvet üzerinde serbest bir yetki sahibi olma ve hâkimiyet sağlama imkânı verecek "tek adam" rejiminin kurulmasını amaçladığı gerekçesiyle, Türkiye’de Anayasa Değişikliği Referandumunun kuvvetler ayrılığının temel ilkelerinin tamamen ortadan kaldırılmasına ve parlamenter demokrasinin sona ermesine yol açtığını savunmuştur. Başvuran parti, değişikliklerin yasama organını, eylemlerini Cumhurbaşkanının isteklerine göre şekillendirmek zorunda bırakacak derecede zayıflatırken yargıyı da Cumhurbaşkanına bağlı hale getirdiğini öne sürmüştür. Başvuran parti, ayrıca, üye devletlerin takdir yetkisinin, referandum yoluyla demokrasiyi zayıflatan anayasa değişiklikleri yapmayı kapsamadığını ileri sürmüştür.
24. 1 No.lu Protokolün 3. maddesinin Anayasa Değişikliği Referandumuna uygulanabilirliği açısından, başvuran parti, şu 3 ana savı ibraz etmiştir. İlk olarak, başvuran parti, Anayasa Değişikliği Referandumu ile getirilen değişikliklerin niteliğinin ve değişikliklerin demokrasiyle doğrudan bağlantısının söz konusu maddeyi Anayasa Değişikliği Referandumuna uygulanabilir hale getirdiğini ileri sürmüştür. İkinci olarak, başvuran parti, aynı sonucun YSK’nın kararında benimsenen bakış açısından da çıkarılabileceğini iddia etmiştir. Son olarak, başvuran parti, Mahkemeyi, aynı sonuca varabilmesi açısından, Cumhurbaşkanlığının genel yasama sürecindeki rolünü değerlendirmeye davet etmiştir.
25. Başvuran parti, ayrıca 1 No.lu Protokolün 3. maddesinin uygulanabilirliği bakımından ana savlarını aşağıdaki şekilde geliştirmiştir.
26. Başvuran parti, ilk olarak “yasama organı” kelimesinin söz konusu Devletin anayasal düzeni ışığında yorumlanması gerektiğini ileri sürmüştür. Başvuran parti, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesinin referandumlara uygulanabilmesi için sadece belirtilen organın yasama erkinin değil, aynı zamanda bu organın genel yasama sürecindeki rolünün de göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade etmiştir. Başvuran parti, bu iddiasını desteklemek amacıyla, Mahkemenin Matthews / Birleşik Krallık ([BD], no. 24833/94, AİHM 1999‑I); Vito Sante Santoro / İtalya; (no. 36681/97, AİHM 2004‑VI); Py / Fransa, (no. 66289/01, AİHM 2005‑I (alıntılar)); Gürcistan İşçi Partisi / Gürcistan, (no. 9103/04, AİHM 2008); Sejdić ve Finci / Bosna Hersek ([BD], no. 27996/06 ve 34836/06, AİHM 2009); ve Krivobokov / Ukrayna ((k.k.), no. 38707/04, 19 Şubat 2013) gibi kararlarına atıfta bulunmuştur. Tüm bu davaların yasama organı ve diğer organların üyelerinin seçilmesi gibi seçim süreçleriyle alakalı olmasına rağmen, başvuran parti, referandumların seçim olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini ve hangi koşullarda seçim olarak değerlendirilebileceğini belirtmemiştir.
27. Başvuran parti, Mahkemenin McLean ve Cole / Birleşik Krallık ((k.k.), no. 12626/13 ve 2522/13, 11 Haziran 2013) kararındaki bakış açısına, yani “... söz konusu referandumun niteliğinde Mahkemeyi şu anda olduğundan farklı bir sonuca yönlendirecek herhangi bir husus mevcut değildir.” şeklindeki ifadesine dayanarak, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesinin, Türkiye’deki gibi farklı nitelikteki referandumlara uygulanabileceğini ileri sürmüştür. Başvuran partinin bu iddiasıyla ilgili temel savı, kendi görüşüne göre, Anayasa’da yapılan değişikliklerin Türkiye’deki siyasi demokrasinin işleyişini doğrudan etkilemesidir. Başvuran parti, referandumla birlikte, Cumhurbaşkanının yetkilerinin genişletilerek, kendisine Cumhurbaşkanı yardımcılarını, bakanları ve üst düzey Devlet görevlilerini atama ve görevden alma; meclisi feshetme; Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarma ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyelerini ve Anayasa Mahkemesi üyelerini atama yetkileri tanındığını, Parlamento tarafından kabul edilen kanunları veto etme yetkisinin genişletildiğini ve böylelikle kanunların kabul edilmesi için salt çoğunluğun gerektiğini dile getirmiştir. Başvuran parti, referandum sonucunda, Cumhurbaşkanına, bütçe hazırlama ve olağanüstü hal ilan etme yetkisinin de verildiğini ve Cumhurbaşkanının aynı zamanda iktidar partisinin de genel başkanı olmasına imkân tanındığını, ayrıca belediye seçimlerinin ve genel seçimlerin artık aynı zamanda yapılacağını belirtmiştir. Başvuran parti, bahsi geçen mühim unsurların Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesini Türkiye’deki referanduma uygulanabilir hale getirdiğini öne sürmüştür.
28. Esasa ilişkin olarak, başvuran parti, YSK’nın seçimle ilgili hükümleri hiçe sayan bir karar verdiğini iddia etmiştir. Bu bağlamda, başvuran parti, YSK’nın:
a) Çok açık olan seçim kurallarını ağır şekilde ihlal ettiğini;
b) hileli eylemler hakkındaki iddialarıyla gerçek anlamda ilgilenmediğini;
c) iddialarıyla ilgili olarak usulüne uygun bir inceleme yürütmediğini;
d) referandum kampanyasının meşru olup olmadığı konusuyla ilgilenmediğini;
e) 9 Şubat 2017 tarihinde getirilen belirli bir değişikliği onaylayarak, “seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanamaz” şeklindeki Anayasa’nın 67. maddesine aykırı davrandığını;
f) kararında Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesine atıf yapmış olması nedeniyle, referandumun söz konusu madde kapsamına girdiğini tespit ettiğini ileri sürmüştür.
29. Ayrıca, başvuran parti, Sözleşme’nin 11. maddesine dayanarak, olağanüstü hal sırasında gerçekleştirilen referandum kampanyası esnasında demokratik olmayan ve uygunsuz koşulların mağduru olduğunu ileri sürmüştür.
30. Son olarak, başvuran parti, Sözleşme’nin 13. maddesine dayanarak, YSK’nın kararlarına karşı başka bir mercie başvurulamadığından, YSK’nın kararlarıyla ilgili olarak faydalanabileceği etkin bir hukuk yolunun bulunmamasından şikâyetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. Maddesi
31. Öncelikli olarak, Mahkeme, başvuran partinin Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamında dile getirdiği şikâyetin esası itibarıyla, söz konusu şikâyetin Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesi uyarınca ileri sürülen şikâyetle birlikte değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Yüksek Sözleşmeci Taraflar, yasama organının seçilmesinde halkın kanaatlerinin özgürce ifadesini sağlayacak şartlar içinde, makul aralıklarla, gizli oyla serbest seçimler yapmayı taahhüt ederler.”
32. Somut olayda, Mahkeme’den, öncelikle Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesinin Türkiye’deki Anayasa Değişikliği Referandumuna uygulanıp uygulanamayacağına karar vermesi talebinde bulunulmuştur.
33. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesinin metninde, Sözleşmeci Tarafların “makul aralıklarla” serbest seçimler yapma yükümlülüğüne değinilmektedir. Bu yükümlülük, aynı zamanda, bu tür seçimlerin, “yasama organının seçilmesinde” halkın kanaatlerinin özgürce ifadesini sağlayacak koşullarda yapılmasını da kapsamaktadır. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesindeki “seçimler” ifadesinin olağan anlamından, “referandumun” bu hükmün kapsamına gireceği anlamı çıkarılamaz. İlk olarak, referandumlar, seçimlerin aksine, her zaman olmasa da, çoğu zaman, somut olaydaki Anayasa Değişikliği Referandumu gibi belirli bir zaman ve konuyla kısıtlı olacak şekilde, tekrar etmeyen konular hakkında halkın görüşünün öğrenilmesi sistemini temsil ettikleri gerekçesiyle “makul aralıklarla” düzenlenmemektedir. İkinci ve önemli olarak, referandumlar, çoğunlukla vatandaşları seçim yoluyla belirli makamlara getirme aracı olarak düzenlenmemektedir; diğer bir deyişle, seçmenlere yasama organını seçme imkânı veren bir seçim olarak değerlendirilmemektedir. Somut olayda, Anayasa Değişikliği Referandumu Anayasa’da önemli değişiklikler getirmesine rağmen, Türkiye halkı, açık bir biçimde, yasama makam veya makamlarına belirli bir kişiyi veya kişileri seçmemiştir.
34. Mahkeme’nin önceden de hükmettiği üzere, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesinde kullanılan ifadelerin olağan anlamı, söz konusu maddenin uygulama alanını, belirli aralıklarla düzenlenen, yasama organının seçilmesine ilişkin seçimlerle sınırlandırmaktadır ve referandumları kapsamamaktadır (bk. X/Birleşik Krallık, no. 7096/75, 3 Ekim 1975 tarihli Komisyon kararı, Kararlar ve Raporlar (KR) 3; Bader/Avusturya, no. 26633/95, 15 Mayıs 1996 Komisyon kararı, raporlanmamış; Nurminen/Finlandiya (k.k.), no. 27881/95, 26 Şubat 1997; Castelli ve Diğerleri/İtalya, no. 35790/97 ve 38438/97, 14 Eylül 1998 tarihli Komisyon kararı, Kararlar ve Raporlar 94, s. 102; Hilbe/Lihtenştayn (k.k.), no. 31981/96, AİHM 1999‑VI; Borghi/İtalya (k.k.), no. 54767/00, AİHM 2002‑V (alıntılar)); Z./Letonya (k.k.), no. 14755/03, 26 Ocak 2006; Niedzwiedz/Polonya (k.k.), no. 1345/06, 11 Mart 2008; McLean ve Cole/Birleşik Krallık (k.k.), no. 12626/13 ve 2522/13, 11 Haziran 2013; Moohan ve Gillon/Birleşik Krallık (k.k.), no. 22962/15 ve 23345/15, 13 Haziran 2017).
35. Bununla birlikte, başvuran parti, Mahkeme önünde, Türk parlamenter sisteminde getirdiği değişikliklerin geniş kapsamlı niteliği nedeniyle, Anayasa Değişikliği Referandumunun, 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesi kapsamına girdiğini ileri sürmüştür. Bir başka deyişle, başvuran parti, Mahkemece benimsenen Sözleşme’nin yaşayan bir belge olduğuna ilişkin ilkeye özellikle atıfta bulunmaksızın, Mahkemeyi, yaklaşımını, başta Anayasa Değişikliği Referandumunun niteliği olmak üzere, günümüz koşullarını dikkate alarak yeniden düzenlemeye davet etmiştir. Başvuran partiye göre, vatandaşların yasama organının seçilmesine dair görüşlerini ifade etmelerinin istendiği referandumlar demokrasi ile doğrudan bağlantılıdır ve serbest seçim hakkı kapsamında değerlendirilmelidir. Özetle, başvuran parti, Mahkemeyi, 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesinde geçen “seçim” kavramına ilişkin olarak, getirdiği değişikliklerin niteliği ve Türkiye’de etkin siyasal demokrasi kavramıyla olan kaçınılmaz bağlantısı nedeniyle, Anayasa Değişikliği Referandumunu kapsayacak şekilde, amaca yönelik bir yaklaşım benimsemeye davet etmiştir.
36. Mahkeme, başvuran partinin savlarını göz önünde bulundurarak, 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesinin, etkin demokrasinin karakteristik bir özelliğini koruma altına aldığını ve dolayısıyla, Sözleşme sisteminde büyük önem taşıdığını hatırlatmaktadır (bk. Mathieu-Mohin ve Clerfayt/Belçika, 2 Mart 1987, § 47, A Serisi no. 113). Demokrasi “Avrupa kamu düzeninin” temel bir unsurunu teşkil etmektedir ve 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesi kapsamında güvence altına alınan haklar, hukukun üstünlüğünün egemen olduğu, etkin ve anlamlı bir demokrasinin temellerinin kurulması ve sürdürülmesinde hayati öneme sahiptir (bk. diğerleri arasında, Ždanoka/Letonya [BD], no. 58278/00, §§ 98 ve 103, AİHM 2006‑IV, Yumak ve Sadak/Türkiye [BD], no. 10226/03, § 105, AİHM 2008). Dahası, Mahkeme, çoğulculuğun yegane garantörü olarak Devletin rolüne vurgu yapmış ve önceden dile getirmiş olduğu beyanlarda, Devletin, bu rolünü yerine getirirken, “yasama organının seçilmesinde insanların fikirlerini özgürce ifade etmelerini sağlayacak şartlar altında” demokratik seçimler “düzenlemek” için pozitif önlemler alma yükümlülüğü altında olduğunu belirtmiştir (bk. yukarıda anılan Mathieu-Mohin ve Clerfayt, § 54; ayrıca bk. davaya uygulandığı ölçüde, Informationsverein Lentia ve Diğerleri/Avusturya, 24 Kasım 1993, § 38, A Serisi no. 276; ve yukarıda anılan Yumak ve Sadak/Türkiye, § 105).
37. Ancak, Mahkeme, 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesinin metninde, madde kapsamının yasama organının seçilmesini belirleyen ve makul aralıklarla düzenlenen seçimlerle sınırlandırıldığının ve madde lafzının, maddenin uygulanabilirliğine ilişkin kapsayıcı ve amaca yönelik bir yorumunun sınırlarının güçlü bir göstergesi olduğunun anlaşıldığını tekrar vurgulamaktadır. Bir başka deyişle, hükmün konusu ve amacı, hükümde kullanılan lafza atıfta bulunularak saptanmalıdır. 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesine dair bu tür bir metinsel yorum, bir ayrılma referandumuna, yani İskoçya Bağımsızlık Referandumuna ilişkin (yukarıda anılan) Moohan ve Gillon davasında Mahkemenin yakın zamanda verdiği kararda tekrar doğrulanmıştır. Mahkeme, söz konusu davada, “yasama organının seçilmesi” kapsamında “yasama organının türünün” belirlenmesi hususunun da yer almasının şart olmadığına karar vermiş ve etkin bir siyasal demokrasi için hayati öneme sahip olsa da, referandumun 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesi kapsamına girdiği yönündeki savı reddetmiştir.
38. Yukarıdaki hususlar ve 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesinin uygulanabilirliğine ilişkin yerleşmiş içtihatlar ışığında, Mahkeme, bağlam içindeki olağan anlamı ile konusu ve amacını da göz önünde bulundurarak, hükmün lafzının, yukarıda 33. paragrafta açıklandığı üzere, söz konusu hükmün, Mahkemece, referandumları da kapsayacak biçimde, geniş bir şekilde yorumlanması ihtimalini ortadan kaldırdığına hükmetmiştir.
39. Yukarıda detaylı bir şekilde açıklandığı üzere (bk. paragraf 1), Türkiye’de yapılan Anayasa Değişikliği Referandumunun amacı, özünde, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına yeni bir anayasal yönetim sistemi içerisinde daha fazla yetki verilip verilmemesi gerektiğinin belirlenmesidir. Dolayısıyla Referandum, 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesi bağlamında, Türkiye’deki seçmenlere “yasama organının seçilmesine” ilişkin görüşlerini ifade etme fırsatı tanıyan, makul aralıklarla düzenlenen ve bir seçim sisteminin parçası olarak gerçekleşen bir “seçim” teşkil etmemiştir.
40. Bu nedenle, başvuran partinin şikâyetleri, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi bağlamında, Sözleşme ve Protokollerinin hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmamaktadır ve Sözleşme’nin 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
1 No.lu Protokol’ün 3. Maddesi ile Bağlantılı Olarak Sözleşme’nin 13. Maddesi
41. Başvuran parti, YSK’nın kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamadığından, Sözleşme’nin 13. maddesine dayanarak, yukarıda belirtilen şikâyetlerine ilişkin etkin bir hukuk yolunun mevcut olmadığı hususunda şikâyette bulunmuştur.
42. 13. madde, yalnızca bir bireyin Sözleşme kapsamında “savunulabilir bir şikâyeti” olması halinde uygulanmaktadır (bk. Mozer/Moldova Cumhuriyeti ve Rusya [BD], no. 11138/10, § 207, AİHM 2016; ve De Tommaso/İtalya [BD], no. 43395/09, § 180, AİHM 2017 (alıntılar)). Dolayısıyla, bu madde, temel şikâyetin Sözleşme’nin maddi kapsamı dışında olduğu durumlarda uygulanmamaktadır (bk. Kaukonen/Finlandiya, no. 24738/94, 8 Aralık 1997 tarihli Komisyon kararı, KR 91, s. 14). Mahkeme, başvuran partinin 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesi kapsamındaki şikâyetlerine ilişkin verdiği kararı göz önünde tutarak, bu şikâyetin de Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi bağlamında Sözleşme ve Protokollerinin hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmadığına ve Sözleşme’nin 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy çokluğuyla,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 30 Kasım 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri Müdürü Başkan
[1]İddia edilen usulsüzlükler ve Anayasa Değişikliği Referandumu ile ilgili olarak basınında yer alan haberler hakkında ayrıntılı bilgi için bk. "Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisinin 16 Nisan 2017 Tarihli Anayasa Değişikliği Referandumu Hakkında Sınırlı Referandum Gözlem Misyonu Nihai Raporu".
Full & Egal Universal Law Academy