AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no: 32969/11
Kerim CÜRE / Türkiye
Başkan,
Ledi Bianku,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 17 Ekim 2017 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
7 Şubat 2011 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önüne alarak,
Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere karşılık olarak başvuranlar tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Kerim Cüre, 1972 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, İstanbul’da tutuklu bulunmaktadır. Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat M. İnan tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Davanın konusu, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran, 6 Haziran 2006 tarihinde cinayete teşebbüs şüphesiyle tutuklanmıştır.
5. Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı, 24 Ağustos 2006 tarihinde, başvuranı cinayete teşebbüsle suçlayarak Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesine bir iddianame sunmuştur.
6. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, 14 Aralık 2007 tarihinde, başvuranı 14 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
7. Yargıtay, 11 Kasım 2009 tarihinde bu kararı bozmuştur. Dolayısıyla, dava dosyası Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine geri gönderilmiştir.
8. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, 11 Ekim 2010 tarihinde yeniden başvuranın mahkûmiyetine karar vermiştir. Mahkeme, ayrıca, başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
9. Yargıtay, 18 Ocak 2011 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır ve bu karar nihai olmuştur.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulama
10. İlgili iç hukuk ve uygulamaya ilişkin bilgiler Demir/Türkiye ((k.k.), no. 51770/07, §§ 29-33, 16 Ekim 2012) kararında bulunabilir.
ŞİKÂYETLER
11. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak, tutukluluğunun ilk yılında tutuklu bulunduğu cezaevinin koşullarının kötü muamele teşkil ettiğinden şikâyetçi olmuştur.
12. Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında tutuklu yargılanma süresinin “makul süre” gereksiniminden uzun olduğundan ve ilk derece mahkemesinin tutukluğunun devamına yönelik kararını basmakalıp cümlelerle verdiğinden şikâyetçi olmuştur.
13. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesine dayanarak, ulusal hukuk sisteminde Cumhuriyet savcısının mütalaasının kendisine veya avukatına bildirilmemesi sebebiyle devam eden tutukluluk haline etkili bir şekilde itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolu bulunmadığı hususunda şikâyette bulunmuştur.
14. Başvuran son olarak, Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi kapsamında, çoğunlukla hükümlülerin bulunduğu bir cezaevinde tutulmuş olması gerekçesiyle masumiyet karinesi hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 5 § 3 Maddesi
15. Hükümet, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmemiş olduğunu belirterek, aleyhinde verilen ilk derece mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesi uyarınca ulusal mahkemeler nezdinde tazminat talep etmiş olması gerektiğini kaydetmiştir.
16. Mahkeme, Demir/Türkiye (no. 51770/07, §§ 17-35, 16 Ekim 2012) davasında verdiği kararda başvuranın Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamındaki şikâyetini iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması sebebiyle kabul edilemez olarak beyan ettiğini yinelemektedir.
17. Mahkeme somut davada, başvuranın tutukluluğunun 11 Ekim 2010 tarihinde Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinin mahkûmiyetine hükmetmesi ile sona erdiğini kaydetmektedir. Söz konusu karar, 18 Ocak 2011 tarihinde Yargıtay’ın kararı ile kesinleşmiştir (bk. yukarıda 9. paragraf). Bu tarihten itibaren başvuran, CMK’nın 141. maddesi uyarınca tazminat talep etme hakkına sahip olmasına rağmen (bk. yukarıda anılan Demir, § 35), bu kanun yoluna başvurmamıştır.
18. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin, normal şartlarda, Mahkemeye başvurunun yapıldığı tarih esas alınarak gerçekleştirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkeme’nin birçok kararında belirttiği üzere, bu kural, her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı kılınabilecek istisnalara tabidir (bk. İçyer/Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, 12 Ocak 2006). Mahkeme geçmişte, ceza yargılamalarındaki nihai karardan sonra uygulanabilir olan, tutukluluğun uzunluğuna ilişkin yukarıda belirtilen hukuk yoluna ilişkin davalarda bu kuraldan ayrılmıştır (bk. diğer kararlar arasında, Tutal ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), 11929/12, 28 Ocak 2014). Mahkeme, söz konusu istisnanın somut davada da uygulanması gerektiği kanaatindedir.
19. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümet’in itirazını dikkate alarak, söz konusu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
B. Diğer Şikâyetler
20. Başvuranın öne sürdüğü diğer şikâyetlere ilişkin olarak Mahkeme, mevcut bilgi ve belgeleri göz önünde bulundurarak ve şikâyet konusu hususları görev ve yetki alanına girdiği ölçüde dikkate alarak, Sözleşme veya Ek Protokollerde belirtilen hak ve özgürlükler açısından herhangi bir ihlalin söz konusu olmadığı kanaatine varmıştır.
21. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, 16 Kasım 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Ledi Bianku
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy