D. ve Diğerleri /Belçika – 29176/13 - 8.7.2014 tarihli Karar [II. Bölüm]
Olaylar – A., taşıyıcı annelik anlaşması sonucu 26 Şubat 2013 tarihinde Ukrayna’da doğmuştur. Brüksel Temyiz Mahkemesi başvuranın, Belçikalı yetkililerin A. adına bir seyahat belgesi düzenlemeyi reddetmelerine karşı çıkan temyiz başvurusunu 31 Temmuz 2013 tarihinde onamıştır. Bu temyiz aşamasıyla, birinci başvuranın A.’nın biyolojik babası olduğunun ve A.’nın doğumuna ilişkin koşullar hakkında daha önce yetkililer tarafından dile getirilmiş olan kamu düzeniyle ilgili kaygıların ortadan kaldırılmış olduğunun yeterli şekilde tespit edildiği değerlendirilmiştir. Brüksel Temyiz Mahkemesi, A.’nın birinci başvuran ile seyahat etmesine olanak sağlanması için Belçika Devletinin birinci başvurana A.’nın adını taşıyan uygun bir belge vermesi talimatını vermiştir. A. başvuranlarla birlikte 6 Ağustos 2013 tarihinde Belçika’ya gitmiştir. Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde, Sözleşme’nin 8. maddesine dayanarak, diğerlerinin yanı sıra, Belçikalı yetkililerin seyahat belgesi düzenlemeyi reddetmeleri nedeniyle çocuklarından ayrı kalmaları sonucu, yalnızca birkaç haftalık olan bir bebekle anne ve babası arasındaki ilişkinin zarar gördüğünü iddia etmişlerdir.
Hukuki Değerlendirme – Madde 8: Bu madde fiilen aile bağlarının söz konusu olduğu durumlarda uygulanabilir. Başvuranların incelenmekte olan süre boyunca çocuktan ayrı tutuldukları doğrudur. Bununla birlikte, hedeflenen aile hayatı bütünüyle Sözleşme’nin 8. maddesinin kapsamı dışında kalmamıştır. Başvuranların ebeveynler olarak doğumundan itibaren çocuğa bakmak isteğinde oldukları ve etkili bir aile hayatı kurmak amacıyla adımlar attıkları hususunda herhangi bir anlaşmazlık söz konusu değildir. A.’nın Belçika’ya geldiği tarihten itibaren, çocuk ve başvuranlar geleneksel “aile hayatı” kavramından ayırt edilemeyecek bir şekilde birlikte yaşanmışlardır. Bu nedenle, Sözleşme’nin 8. maddesi bu durumda uygulanabilir niteliktedir.
Belçikalı yetkililerin çocuk için bir seyahat belgesi düzenlemeyi reddetmeleri başvuranların ve çocuğun birbirlerinden ayrı kalmalarıyla sonuçlanmış ve dolayısıyla, başvuranların aile hayatına saygı haklarına ilişkin bir müdahale teşkil etmiştir. Söz konusu müdahale kanunla öngörülmüş niteliktedir ve başta insan ticaretinin önlenmesi olmak üzere, başkalarının haklarının korunması, somut davada ise taşıyıcı annenin ve ayrıca, belli bir dereceye kadar, A.’nın haklarının korunması gibi pek çok meşru amaç gütmektedir.
Başvuranlar ve çocuk üç ay on iki gün birbirlerinden ayrı kalmışlardır. Bu süre boyunca, başvuranlar Ukrayna’ya en az iki kez birer haftalık ziyaretlerde bulunmuşlardır. İvedi bir şekilde gerçekleştirilen yargılamalar dört ay on iki gün sürmüştür. Bu, acı ve üzüntü duymuş olan başvuranlar için güç bir süreç oluşturmuştur ve başvuranlar ile A. arasındaki aile bağlarının korunması bakımından olumlu bir durum teşkil etmemiştir. Aynı şekilde, özellikle dünyaya geldikten sonraki ilk aylarda kendisine yakın olan bir ya da birden fazla sayıda kişi ile iletişimi sürdürmek bir çocuğun psikolojik gelişimi için önem arz etmektedir.
Bununla birlikte, davanın kendine özgü koşulları göz önünde bulundurulduğunda, ne ivedi şekilde gerçekleştirilen yargılamaların ne de başvuranların A.’dan fiili olarak ayrı kaldıkları sürenin makul olamayacak ölçüde uzun olduğu düşünülebilir. Sözleşme, Devletleri taşıyıcı bir anneden doğan çocukların, ulusal makamların önceden bazı ilgili yasal kontrolleri yapmalarına imkan vermeksizin kendi topraklarına girmesine izin vermeye mecbur kılamaz. Ayrıca, başvuranların aile ilişkisinin kabul edilmesine ve çocuğun Belçika’ya götürülmesine yönelik gerekli usullerin yerine getirilmesi için belirli bir zamana ihtiyaç duyulacağını öngörmüş olmaları gerekirdi. Bunun yanı sıra, Belçika Devleti başvuranların Ukrayna’da daha uzun bir süre kalma konusunda ve hatta yargılamaların Belçika mahkemeleri önünde derdest kaldığı tüm süre boyunca karşılaşmış oldukları güçlükler sebebiyle sorumlu tutulamaz. Son olarak, başvuranlar seyahat etmek için gerekli geçiş belgesini (lesepase) alana kadar geçen sürenin uzunluğu, en azından kısmen, başvuranların kendilerinden kaynaklanan bir durumdur. Zira, ilk başta A. ile olan biyolojik bağlarını göstermek için ilk derece mahkemesine yeterli kanıt sunmamışlardır. Buradan hareketle, Belçika Devleti, 31 Temmuz 2013 tarihine kadar A.’nın ülke topraklarına girmesine izin verilmesinin reddedilmesinde, kendisine tanınan takdir yetkisi sınırları içerisinde hareket etmiştir.
Sonuç: kabul edilemez (açıkça dayanaktan yoksun).
Full & Egal Universal Law Academy