AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No: 24640/09
Ömer Faruk DAĞTEKİN / Türkiye
Başkan,
Julia Laffranque,
Hâkimler,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 17 Ekim 2017 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
4 Mayıs 2009 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Ömer Faruk Dağtekin, 1953 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Ankara’da ikamet etmektedir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Somut başvuruya neden olan ilgili zamanda, başvuran, Milli Eğitim Bakanlığı’nda hukuk müşaviri olarak çalışmaktaydı. Başvuran,16 Ağustos 2002 tarihinde, daire başkanı olarak atanmak üzere başvuruda bulunmuştur. Ancak, başvuranın bu talebi reddedilmiştir. Başvuran, daha sonra, söz konusu kararı iptal ettirmek amacıyla dava açmıştır.
5. Ankara İdare Mahkemesi, 11 Haziran 2003 tarihinde, yetkililerin personel ihtiyaçlarını ve politikasını uygun bir şekilde değerlendirmediği gerekçesiyle söz konusu kararı iptal etmiştir. Danıştay, 13 Aralık 2006 tarihinde, Ankara İdare Mahkemesinin kararını onamıştır.
6. Bu arada, 11 Haziran 2003 tarihli kararın ardından, başvuran, söz konusu göreve atanmak suretiyle anılan kararın icra edilmesi talebinde bulunmuştur. Bununla birlikte, başvuranın bu talebi 19 Kasım 2003 tarihinde reddedilmiştir.
7. Başvuran, 19 Kasım 2003 tarihli ret kararının iptali istemiyle Ankara İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Başvuran, söz konusu göreve atanmamasından dolayı yoksun bırakıldığı personel haklarının ve parasal haklarının tam olarak tanınmasını talep etmiştir. Ankara İdare Mahkemesi, 14 Kasım 2007 tarihinde, başvuranın taleplerini kabul etmiş ve 19 Kasım 2003 tarihli kararı iptal etmiştir. İlgili mahkeme, ayrıca, idarenin başvuranın mali kaybını ödemesine karar vermiştir. Danıştay, 10 Mart 2009 tarihinde, Ankara İdare Mahkemesinin 14 Kasım 2007 tarihli kararını onamıştır.
8. Bakanlık, 25 Şubat 2008 tarihinde, mahkeme kararının icra edilmesini sağlamak üzere başvurana Daire Başkanlığı görevini tahsis etmiştir. Bu hususta bir kararname düzenlenmiş, ancak Milli Eğitim Bakanı bunu imzalamaktan kaçınmış ve bu göreve üçüncü bir şahsı atamıştır.
9. Her iki idari yargılama sürecinde, başvuran, görev ihlali nedeniyle, Milli Eğitim Bakanı ve Bakanlıktaki üst düzey görevliler dâhil olmak üzere idari makamlara karşı suç duyurusunda bulunmuştur. Ancak söz konusu şikâyetler yerel mahkemeler tarafından reddedilmiştir.
10. Başvuran, 20 Ocak 2010 tarihinde daire başkanı olarak atanmıştır. Başvuran, Mart 2010 tarihinde, Ankara İdare Mahkemesi tarafından 14 Kasım 2007 tarihinde ödenmesine hükmedilen tazminatı faiziyle birlikte almıştır.
ŞİKÂYET
11. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca, idari makamların kendi lehine verilen yerel mahkeme kararlarına uymadıkları şikâyetinde bulunmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
12. Hükümet, başvuranın artık bir mağdur olarak görülemeyeceğini, zira mahkeme kararının icra edilmediği hususunun kabul edilip düzeltildiğini iddia etmiştir. Bu bağlamda, Hükümet, başvuranın 20 Ocak 2010 tarihinde daire başkanlığı görevine atandığını ve icra işlemlerindeki gecikmeden dolayı uğradığı kaybı için tazminat aldığını kaydetmektedir.
13. Başvuran, Daire Başkanlığı görevine atandığını ve kaybı için tazminat aldığını teyit etmiştir. Ancak, başvuran, başvurusunun, Milli Eğitim Bakanı ve diğer üst düzey görevliler aleyhine açtığı ceza davasının etkili olmaması ile ilgili olduğunu iddia etmiştir.
14. Mahkeme, ulusal makamların ya açıkça ya da özü itibariyle Sözleşme’nin ihlal edildiğini kabul ettiği ve tazmin sağladığı durumlarda bir şahsın artık ihlal mağduru olduğunu iddia edemeyeceğini yinelemektedir (bk., Rautonen /Türkiye (k.k.), no. 26813/09, 15 Mayıs 2012).
15. Somut davada, başvuranın 20 Ocak 2010 tarihinde Daire Başkanlığı görevine atandığı ve başvuranın, Mart ayında, 14 Kasım 2007 tarihli kararın geç icra edilmesi sonucu uğradığını iddia ettiği kaybı için yetkililerden tazminat aldığı hususunda taraflar arasında hiçbir ihtilaf bulunmamaktadır.
16. Sonuç olarak, denetim yetkisini kullanan Mahkeme, başvurana sağlanan tazminin yeterli olduğu kanısındadır. Dolayısıyla, başvuran yerel mahkeme kararlarının icra edilmemesi ile ilgili bir ihlalin mağduru olduğunu artık iddia edemez. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmelidir.
17. Başvuranın, Milli Eğitim Bakanlığı ve üst düzey yetkililere yönelik başlatılan ceza soruşturmalarının etkin olmadığına ilişkin şikayeti bakımından, Mahkeme, Sözleşme’nin üçüncü şahıslar aleyhine ceza davası açma veya söz konusu şahısları mahkum ettirme hakkını güvence altına almadığını yinelemektedir (bk., Perez/Fransa [BD], no. 47287/99, § 70, AİHM 2004 I, ve Beyazgül/Türkiye, no. 27849/03, §§ 36 ve 39, 22 Eylül 2009). Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme hükümleriyle konu bakımından bağdaşmadığı ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; 16 Kasım 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy