AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 52391/14
Nurettin DAĞTEKİN/TÜRKİYE
Başkan,
Ksenija Turković,
Yargıçlar,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos’un katılımıyla 13 Ekim 2015 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 1 Temmuz 2014 tarihinde yapılmış yukarıdaki başvuru ile ilgili olarak, yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki şekilde karar vermiştir.
OLAYLAR
1. Başvuran, Nurettin Dağtekin, Türk vatandaşı olup, 1970 doğumludur ve Malatya’da ikamet etmektedir. Kendisi, 1974 doğumlu olan Halit Dağtekin’in abisi ve yasal vasisidir. Olayların yaşandığı zamanda, Adıyaman Cezaevinde, Halit Dağtekin’in hapis cezası infaz edilmekteydi.
2. Başvuranın ibraz ettiği şekliyle, davaya konu olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Halit Dağtekin, cezasının infaz edildiği Adıyaman Cezaevinde ağır yaralı bulunarak, 30 Ağustos 2012 tarihinde hastaneye kaldırılmıştır. Hastanede uzun süre tedavi görmesine rağmen, ciddi ölçüde engelli kalmıştır. Yaralanmış olması nedeniyle, Halit Dağtekin’e 2 Mart 2013 tarihinde denetimli serbestlik verilmiştir.
4. Başvuran, kardeşinin, infaz koruma memurları ve diğer mahkûmlar tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını iddia ederek, 3 Ekim 2012 tarihinde Adıyaman Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.
5. Adıyaman Cumhuriyet Savcısı, diğer mahkûmların ve Halit Dağtekin’in ifadelerine dayanarak, 7 Ocak 2013 tarihinde takipsizlik kararı vermiştir. Halit Dağtekin, ifadesinde, bilincini kaybederek ranzasından düştüğünü beyan etmiştir. Diğer mahkûmlar da, Halit Dağtekin’i yerde bilinci kapalı bir şekilde yatarken bulduklarını ifade etmişlerdir. Cumhuriyet savcısı, Halit Dağtekin’in bir nöbet geçirerek ranzasından düştüğünü sabit bulmuştur. Ayrıca, Halit Dağtekin’in vakit kaybetmeksizin hastaneye götürüldüğü ve dolayısıyla cezaevi idaresine atfedilebilecek herhangi bir kusurun olmadığı da kaydedilmiştir. İlgili karar, başvurana 20 Şubat 2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
6. Başvuran, 1 Ekim 2013 tarihinde, Şanlıurfa Ağır Ceza Mahkemesine itirazda bulunmuştur. Ağır ceza mahkemesi, başvurunun, iç hukukta öngörüle süre içerisinde yapılmadığı gerekçesiyle, 12 Kasım 2013 tarihinde davayı reddetmiştir. Bu karar, başvurana 16 Ocak 2014 tarihinde bildirilmiştir.
7. Başvuran, 25 Şubat 2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak, erkek kardeşinin cezaevinde kötü muameleye maruz bırakıldığını ve iddialarına ilişkin etkili bir soruşturmanın yürütülmediğini ileri sürmüştür.
8. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurunun kanunda öngörülen otuz günlük süre içerisinde yapılmadığını değerlendirerek, başvuranın davasını 30 Mayıs 2014 tarihinde reddetmiştir.
ŞİKÂYET
9. Başvuran, erkek kardeşinin cezaevinde kötü muameleye maruz bırakıldığından ve iddialarına ilişkin etkili bir soruşturmanın yürütülmediğinden şikâyetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
10. Başvuran, erkek kardeşinin kötü muamele gördüğünü ve iç hukuk kapsamında etkili bir soruşturmanın yürütülmediğini iddia etmiştir.
11. Mahkeme öncelikli olarak, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi uyarınca, kendisinin, “ancak tüm hukuk yolları tüketildikten sonra meseleyi ele alabileceğini” hatırlatmaktadır. İç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının amacı, Taraf Devletlere, aleyhlerindeki ihlal iddiaları Mahkemeye sunulmadan önce, bu meselelerin önüne geçme veya çözüme kavuşturma imkânı sağlamaktır. Dolayısıyla, bu kural uyarınca, başvuranların ilk olarak ulusal hukuk sistemi kapsamında sağlanan yollara başvurmaları gerekmekte olup; bu şekilde, Devletlerin, eylemleri nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde hesap vermelerinin önüne geçilmesi hedeflenmektedir (Bk. Vučković ve Diğerleri/Sırbistan (ilk itiraz) [BD], no. 17153/11 ve diğer 29 dava, §§ 69-70, 25 Mart 2014). Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi ayrıca, sonradan Strazburg’a götürülmesi planlanan şikâyetlerin, iç hukukta öngörülen resmi gerekliliklere uygun olarak ve belirlenen süre sınırları dâhilinde sunulmasını şart koşmaktadır. Başvuranın bu koşullara uygun hareket etmemesi halinde, ilke olarak, iç hukuk yollarını tüketmediği gerekçesiyle, başvurusunun kabul edilemez olduğu beyan edilmelidir (Bk. yukarıda anılan, Vučković ve Diğerleri, § 72 ve kararda atıfta bulunulan diğer davalar).
12. Anayasa Mahkemesi önündeki yeni hukuk yolunu inceleyen Mahkeme, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından söz konusu mahkemeye ilke olarak, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen tüm kararlar bakımından, Sözleşme ile korunan hak ve özgürlüklerin ihlallerinin doğrudan ve hızlı bir şekilde tazmin edilmesini sağlamasına imkân verecek yetkiler verildiğine hükmetmiş ve söz konusu hukuk yolunun kullanılması gereken bir hukuk yolu olduğunu beyan etmiştir (Uzun/Türkiye (k.k.), no. 10755/13, 30 Nisan 2013, §§ 68-71). Dolayısıyla, başvuranın 6216 sayılı Kanun’un sunduğu Anayasa Mahkemesi önündeki yeni hukuk yolundan faydalanması gerekmektedir (aynı kararda).
13. Mevcut davada Mahkeme, başvuranın Ağır Ceza Mahkemesine yapmış olduğu itirazın ve Anayasa Mahkemesine yapmış olduğu başvurunun reddedilme sebebinin, usuli koşulları yerine getirmemesi nedeniyle iç hukuk yollarına uygun hareket etmemesi olduğunu gözlemlemiştir (Bk. Nold/Almanya, no. 27250/02, § 88, 29 Haziran 2006). Nitekim başvuran, Şanlıurfa Ağır Ceza Mahkemesine, iç hukukta öngörülen süre sınırı içerisinde itirazda bulunmamıştır. Aynı şekilde, Anayasa Mahkemesine yapmış olduğu başvuru da, nihai karar tebliğ edildikten sonra öngörülen otuz günlük süre sınırı kapsamına girmemiştir.
14. Yukarıdakiler ışığında Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, mevcut başvuruyu kabul edilemez olarak nitelendirmektedir.
Bu gerekçelerle Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvuruyu kabul edilemez olarak nitelendirmektedir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 5 Kasım 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel CamposKsenija Turković
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy