AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No: 51143/11
Abdullah DALAY / Türkiye
Başkan,
András Sajó,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos’un katılımıyla daire olarak 3 Mart 2015 tarihinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 4 Temmuz 2011 tarihli yukarıda belirtilen başvuruyu dikkate alarak gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuran, Abdullah Dalay, Türk vatandaşı olup 1953 doğumludur ve İstanbul’da tutuklu bulunmaktadır. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde İstanbul Barosu’na bağlı Avukat A. Koç tarafından temsil edilmiştir.
Davanın koşulları
Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilmektedir.
Başvuranın tutuklanması ve hakkında açılan ceza davası
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 2010 yılında, tümü Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu generaller veya diğer subaylardan oluşan, Balyoz (Fransızcası “la masse” veya İngilizcesi “sledgehammer”) olarak adlandırılan suç örgütüne üye olduğu iddia edilen birçok kişi hakkında ceza soruşturması başlatmıştır. Savcılık, söz konusu kişileri, 2002 ve 2003 yıllarında, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan eski Türk Ceza Kanunu’nun 147. maddesi ile cezalandırılan bir eylem olan, seçilmiş Hükümet’i zorla devirmeyi amaçlayan askeri bir darbe planına katılmakla suçlamıştır (Balyoz Davası’na ilişkin daha detaylı bilgiler ve eylem planları için bk. Doğan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 28484/10, 10 Nisan 2012 ve Çakmak/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 58223/10, 19 Şubat 2013).28 Mart 2010 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Savcısı tarafından Balyoz operasyon planıyla ilgili olarak dinlendikten sonra, başvuran, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi nöbetçi hâkimi huzuruna çıkarılmıştır ve hâkim, ilgilinin serbest bırakılmasına karar vermiştir.Bilinmeyen bir tarihte, İstanbul Cumhuriyet Savcısı, 28 Mart 2010 tarihli karara karşı itirazda bulunmuştur ve başvuranın tutuklanmasını talep etmiştir.İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Nisan 2010 tarihinde, başvuran hakkında tutuklama müzekkeresi çıkarmıştır.6 Nisan 2010 tarihli kararla, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, başvuran hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığını dikkate alarak, başvuranın tutuklanmasına hükmetmiştir.İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 18 Haziran 2010 tarihinde, ilgilinin tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar vermiştir.İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 6 Temmuz 2010 tarihli iddianameyle, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, eski Ceza Kanunu’nun 61. maddesiyle birlikte 147. maddesine (Bakanlar Kurulu’nu zorla devirme teşebbüsünü cezalandıran) dayanarak, başvuranın da aralarında bulunduğu birçok kişi hakkında ceza davası açmıştır. Gölcük Donanma Komutanlığı’nda, 6 Aralık 2010 tarihinde arama gerçekleştirilmiştir. Söz konusu arama, Balyoz operasyon planıyla ilgili birçok ek belgenin ele geçirilmesine imkân vermiştir. 11 Şubat 2011 tarihli duruşmada, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Aralık 2010 tarihli arama sırasında ele geçirilen belgelerin içerdiği ek bilgileri dikkate alarak ve ilgilinin suçlu olduğuna dair şüpheleri güçlendirerek, savcının talebi üzerine başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Başvuran, tahliye edilmesi amacıyla İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne birçok defa başvuruda bulunmuştur. Başvuran, özellikle, kendisi aleyhine yöneltilen suçlamaları destekleyen dijital belgelerin, gerçekte, birçok ordu mensubu subayı suçlamak ve ihraç etmek amacıyla sahte olarak veya bütün belgeler tahrif edilerek düzenlenen dosyalar olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran, suç ortaklarıyla birlikte, Savcılık tarafından suçlamalarına dayanak olarak sunulan delil unsurlarının geçerli olmadığını göstermek amacıyla Ağır Ceza Mahkemesi’ne karşı-bilirkişi raporlarını sunmuştur. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, her defasında Savcılığın görüşüne uymuş ve mevcut delil durumuna, başvurana atılı suçların niteliğine ve hakkındaki kuvvetli şüphelere dayanarak, söz konusu başvuruları reddetmiştir. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Eylül 2012 tarihinde, Balyoz Davası ile ilgili kararını vermiş ve diğer kişiler arasında, başvuranı, eski Ceza Kanunu’nun 61. maddesi ile birlikte 147. maddesi uyarınca, Bakanlar Kurulu’nu zorla devirmeye teşebbüs suçundan on sekiz yıl ağır hapis cezasına mahkûm etmiştir. Yargıtay, 9 Ekim 2013 tarihli kararla, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını bozmuş ve başvuranın tahliyesine karar vermiştir. Dosyada yer alan belgelere göre, başvuran hakkında açılan ceza davası, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde halen derdesttir.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu’na yapılan başvuru
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu (“Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu”), 1 Mayıs 2013 tarihinde, Balyoz Davası kapsamında tutuklanan, başvuranın da aralarında bulunduğu 250 kişi hakkında 6/2013 sayılı kararını vermiştir (bu karardan alıntılar için bk., Gürdeniz/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 59715/10, § 14, 18 Mart 2014).
B. İlgili iç hukuk ve uluslararası hukuk İlgili iç hukuk ve uluslararası hukuk, Gürdeniz/Türkiye kararında (yukarıda anılan, §§ 15-28) belirtilmektedir.
ŞİKÂYETLER
Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, suç işlediğine dair şüphe duyulmasını gerektirecek makul nedenler bulunmaksızın yakalanmasından ve tutuklanmasından şikâyet etmektedir. Yine bu madde açısından, başvuran, geçirdiği tutukluluk süresinden şikâyetçidir. Başvuran, aynı zamanda, yerel mahkemelerin tutukluluk halinin devamını haklı göstermek amacıyla ileri sürdükleri gerekçelerin yetersizliğinden şikâyetçi olmaktadır. Başvuran, akabinde, Sözleşme’nin 5. maddesinin 2. fıkrasına atıfta bulunarak, yakalanmasının hemen ardından yakalanma gerekçelerine ve savcılıkta ifadesinin alındığı sırada kendisi aleyhine yöneltilen suçlamalara dair bilgilendirilmediğini ileri sürmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1 ve 3. fıkralarına dayanarak, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde adil yargılanma hakkından yararlanamadığını iddia etmektedir. Bu bağlamda, başvuran, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ni, davayı savunma haklarına riayet etmeden yürütmekle suçlamaktadır. Diğer taraftan, başvuran, savunmasını hazırlamak için gerekli imkânlardan yararlanamadığını ve kendi aleyhine olan bütün delil unsurlarına erişme imkânının bulunmadığını iddia etmektedir. Son olarak, başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrası açısından, masumiyet karinesi ilkesinin yerel mahkemeler tarafından ihlal edildiğini genel biçimde ileri sürmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 5. maddesinin 1 ve 3. fıkralarının ihlal edildiği iddiası hakkında Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, tutuklandığı sırada, suç işlediğinden şüphe duyulması için makul nedenlerin bulunduğuna dair herhangi bir delil unsurunun mevcut olmadığını ileri sürmektedir. Başvuran, kendi bakış açısına göre, hakkaniyete uygun olmayan bir ceza davası çerçevesinde tutukluluk halinin devamının, özgürlük ve güvenlik hakkının ihlali teşkil ettiğini eklemektedir. Ayrıca, başvuran, tutukluluk süresinden ve yerel mahkemelerin tutukluluk halinin devamını haklı göstermek için ileri sürdükleri gerekçelerin yetersizliğinden şikâyetçidir.
Davaya ilişkin olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme (bk. Glor/İsviçre, No. 13444/04, § 48, AİHM 2009), bu şikâyetlerin Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. ve 3. fıkraları açısından incelenmesi gerektiği kanısına varmaktadır. Bu bağlamda, Sözleşme’nin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendine ilişkin içtihat ile geliştirilen kriterleri hatırlatmak gerekmektedir. Bu hüküm aşağıdaki gibidir:
“2. Mahkeme, 34. madde uyarınca sunulan bireysel başvuruları aşağıda sayılı hallerde ele almaz:
(...)
b) Başvuru, Mahkemece daha önce incelenmiş ya da uluslararası diğer bir soruşturma veya çözüm merciine daha önceden sunulmuş bir başka başvuruyla esasen aynı olup yeni olgular içermiyorsa.” Bu hükümden, aynı davalara ilişkin uluslararası yargılamaların artmasını engellemeyi amaçlayan Sözleşme’nin, daha önce uluslararası bir mahkemenin incelemesine konu olmuş bir başvuruyu Mahkeme’nin yeniden ele alabilmesini engellediği anlaşılmaktadır (bk. Celniku/Yunanistan, No. 21449/04, § 39, 5 Temmuz 2007). Bu düzenleme, söz konusu davaların açılma tarihlerine bakılmaksızın uygulanmakta ve Mahkeme’nin başvuruyu inceleme aşamasında davanın esasına ilişkin daha önce verilmiş bir kararın bulunması dikkate alınmaktadır. Bu bağlamda, Sözleşme organlarının içtihadına göre, yalnızca bir başvurunun daha önce başka bir uluslararası mercie sunulması Mahkeme’nin yetkisini bertaraf etmek için tek başına yeterli değildir ve denetim organının niteliği, bu organ tarafından izlenen yöntem ve bu organın verdiği kararların sonucunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi bakımından, Mahkeme’nin yetkisinin bertaraf edilmesini sağlayıp sağlamayacağının araştırılması gerekmektedir (bk. Loukanov/Bulgaristan, No.21915/93, § 108, 12 Ocak 1995 tarihli Komisyon Kararı, Kararlar ve Raporlar (KR) 80-B;Varnava ve diğerleri/Türkiye, No. 16064-16066/90 ve 16068-16073/90, § 5, 14 Nisan 1998 tarihli Komisyon Kararı, KR 93-B; , Jeličić/Bosna Hersek (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 41183/02, AİHM 2005-XII (özetler) ve Karoussiotis/Portekiz, No. 23205/08, § 62, AİHM 2011 (özetler)). Mahkeme, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu önünde yürütülen yargılamayı daha önce incelediğini ve bu Çalışma Grubu’nun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi anlamında, “uluslararası bir soruşturma veya çözüm makamı” olduğu sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (bk. Peraldi/Fransa (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 2096/05, 7 Nisan 2009 ve Savda/Türkiye, No. 42730/05, § 68, 12 Haziran 2012). Dolayısıyla, Mahkeme, somut olayda, başvuranın Sözleşme’nin 5. maddesinin 1 ve 3. fıkralarına ilişkin şikâyetlerinin, Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu’na sunulan şikâyetlerle “esasen aynı” olup olmadığını belirlemelidir. Mahkeme, Gürdeniz/Türkiye kararında ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 59715/10, §§ 15-28, 18 Mart 2014), söz konusu davada, Çalışma Grubu’nun, Balyoz Davası’nda tutuklanan, aralarında başvuranın da bulunduğu 250 sanığın özgürlüğünden yoksun bırakılmasının, keyfi ve Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 9 ve 14. maddeleri ile İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 9, 10 ve 11. maddelerine aykırı olduğu sonucuna vardığını daha önce tespit ettiğini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla Çalışma Grubu’na yapılan başvuru, başvuranın kısa bir süre önce Mahkeme’ye de sunduğu, Sözleşme’nin 5. maddesine ilişkin şikâyetleri kapsamaktaydı. Bu sebeple Mahkeme, davanın koşullarını dikkate alarak, söz konusu başvuruda, olay ve olguların, tarafların ve şikâyetlerin benzerlik gösterdiği kanaatine varmıştır. Mahkeme, somut olayda bu içtihadından uzaklaşmak için herhangi bir sebep görmemektedir. Dolayısıyla, Mahkeme’ye sunulan Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. ve 3. fıkralarına ilişkin şikâyetlerin, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu’nun sunduğu, yukarıda belirtilen görüşe dayanak oluşturan şikâyetlerle esasen aynı olması sebebiyle, bu şikâyetlerin Sözleşme’nin 35. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmesi uygundur.
Sözleşme’nin 5. maddesinin 2. fıkrasının ihlal edildiği iddiası hakkında
Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 2. fıkrası açısından, yakalanmasının gerekçeleri hakkında bilgilendirilmemesinden şikâyetçidir. Mahkeme, bir eyleme ilişkin şikâyetle ilgili olarak herhangi bir iç hukuk yolu bulunmadığında, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen altı aylık sürenin, ilke olarak, şikâyet konusu eylemin gerçekleştirildiği tarihten itibaren işlemeye başladığını hatırlatmaktadır. Somut olayda, başvuranın yakalanma gerekçeleri hakkında bilgilendirilmemesine ilişkin olarak, Mahkeme, ilgilinin gözaltı süresinin, 28 Mart 2010 tarihinde serbest bırakılmasıyla sona erdiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, altı aylık süre, bu tarihten itibaren işlemeye başlamıştır. Bu nedenle, Sözleşme’nin 5. maddesinin 2. fıkrası bağlamındaki şikâyet, geç sunulmuştur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
Başvuran, diğer taraftan, Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvuran öncelikle, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi hâkimlerinin bağımsız ve tarafsız olduklarını kanıtlayamamalarından şikâyet etmektedir. Ardından başvuran, savunmasını hazırlamak için kendisine gereken zamanın verilmemesinden, gerekli kolaylıkların sağlanmamasından ve kendi lehine olan delilleri sunma imkânından yoksun bırakılmasından şikâyet etmektedir. Mahkeme, başvuran hakkında açılan ceza davasının ilk derece mahkemesinde halen derdest olduğunu tespit etmektedir. Başvuran hakkında verilen kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmadığında, Mahkeme, başvuran hakkında açılan davayı bütünüyle inceleyecek durumda değildir. Yerel mahkemeler önünde yürütülen davanın mevcut aşamasında, başvuranın, Sözleşme’nin 6. maddesinin hükümlerinin ihlal edilmesinden şikâyetçi olamayacağı sonucuna varılmaktadır. Bununla birlikte, şayet başvuran, hakkında açılan ceza davası sonucunda, iddia edilen ihlaller nedeniyle halen mağdur olduğu kanısında ise, Mahkeme’ye yeniden başvurma imkânı bulunmaktadır. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı vaktinden önce sunulmuştur (diğerleri arasında, bk. Çakmak/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 58223/10, § 70, 19 Şubat 2013). Bu sebeple, başvurunun bu kısmı da Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrasının ihlal edildiği iddiası hakkında
Son olarak, başvuran, genel biçimde, Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Elinde bulunan bilgi ve belgelerin tamamını göz önünde bulunduran ve dile getirilen iddiaları inceleme yetkisine sahip olan Mahkeme, başvuranın, kendi şikâyetlerini desteklemeksizin, iddialarını çok genel biçimde dile getirdiğini saptamaktadır. Başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilerek, 26 Mart 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel CamposAndrás Sajó
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy