AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 30978/11
Ali DAMAR / Türkiye
Başkan,
Paul Lemmens,
Yargıçlar,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 3 Temmuz 2018 tarihinde Komite halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda belirtilen 15 Aralık 2010 tarihli başvuruyu göz önüne alarak,
6 Eylül 2013 tarihli kararı dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE OLGULAR Başvuran Ali Damar 1982 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Mardin’de ikamet etmektedir. Başvuran Mahkeme önünde Şırnak Barosuna bağlı Avukat S. Ürper Gökçe tarafından temsil edilmektedir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuran 6 Mart 2008 tarihinde gözaltına alınmıştır.
5. Başvuran 7 Mart 2008 tarihinde tutuklanmıştır.
6. Diyarbakır Cumhuriyet savcısı sırasıyla 26 Mart 2008 ve 5 Mayıs 2010 tarihlerinde başvuranı terör örgütüne üye olmak ve söz konusu örgüt lehine propaganda yapmakla itham ettiği iddianameyi Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunmuştur. Akabinde iki dava birleştirilmiştir.
7. Diyarbakır Ağız Ceza Mahkemesi 3 Mart 2011 tarihinde başvuranı mahkûm etmiş ve terör örgütü adına suç işlemekten kendisine altı yıl üç ay hapis cezası vermiştir. Başvuranın aleyhindeki geri kalan suçlamalara ilişkin olarak mahkeme, hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Aynı gün mahkeme başvuranın tutukluluğunun sona erdirilerek serbest bırakılmasına karar vermiştir.
8. Yargıtay, 25 Nisan 2013 tarihinde kararı bozmuştur. Dolayısıyla dosya Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’ne geri gönderilmiştir.
9. Dava dosyasındaki en son bilgilere göre, başvuran aleyhindeki ceza yargılamalar halen derdestti.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulama
10. İlgili iç hukuk ve uygulamaya ilişkin bilgilere A.Ş./ Türkiye (no. 58271/10, § 34-35, 13 Eylül 2016) kararından erişilebilir.
ŞİKÂYET
11. Başvuran tutukluğunun uzunluğu hakkında Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında şikâyette bulunmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
12. Başvuran tutukluğunun uzunluğu hakkında Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında şikâyette bulunmuştur.
13. Hükümet Mahkeme’den iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle söz konusu şikâyeti reddetmesini talep etmiştir. Bu bakımdan Hükümet, başvuranın Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesi uyarınca tazminat talep etmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
14. Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141 § 1 (d) maddesinin tutukluluğun uzunluğuna ilişkin olarak uygulandığı iç hukuk yolunu A.Ş./Türkiye (no. 58271/10, § 85-95, 13 Eylül 2016) ve Şefik Demir/Türkiye ((k.k.), no. 51770/07, §§ 17-35, 16 Ekim 2012) davalarında incelendiğini gözlemlemektedir.
15. Mahkeme yukarıda anılan Şefik Demir davasında, söz konusu hukuk yolunun mahkûmiyetleri kesinleşmiş olan başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca yukarıda anılan A.Ş. kararında (bk. § 92), Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141 § 1 (d) maddesinde öngörülen iç hukuk yolunun yargılamalar kesinleşmeden önce dahi başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine karar vermiştir.
16. Mahkeme somut davada başvuranın 3 Mart 2011 tarihinde serbest bırakılması ile tutukluğunun sona erdiğini, ancak başvuran aleyhine yargılamaların halen derdest olup olmadığı veya kesinleşip kesinleşmediğine dair herhangi bir bilgi bulunmadığını kaydetmektedir. Bununla birlikte Mahkeme, başvuranın her iki durumda da Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141 § 1 (d) maddesi uyarınca tazminat talebinde bulunabileceğini gözlemlemektedir. Ancak başvuran tazminat talebinde bulunmamıştır.
17. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin, normal şartlarda, Mahkeme’ye başvurunun yapıldığı tarih esas alınarak gerçekleştirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkeme’nin birçok kararında belirttiği üzere bu kural, her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı kılınabilecek istisnalara tabidir (bk. İçyer / Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006-I). Mahkeme geçmişte, ceza yargılamalarındaki nihai karardan sonra uygulanabilir olan, tutukluluğun uzunluğuna ilişkin yukarıda belirtilen hukuk yoluna ilişkin davalarda bu kuraldan ayrılmıştır (bk. diğer kararlar arasında, Tutal ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 11929/12, 28 Ocak 2014). Mahkeme, söz konusu istisnanın somut davada da uygulanması gerektiği kanaatindedir
18. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümet’in itirazını dikkate alarak, başvurunun, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle;
Başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 6 Eylül 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Paul Lemmens
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy