T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/4396
Karar No : 2025/374
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, 21/03/2012 tarihinde yüz felci (fasial asimetri) şikayetiyle başvurduğu Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesinin acil bölümünde yapılan tıbbi müdahale ve sonrasında verilen ilaçlar nedeniyle engelli hale gelmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğradığı zararlara karşılık 1.000,00 TL maddi ve 199.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin...tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dosyadaki bilgi ve belgeler ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi ... Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından sunulan bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden; davacının başvuruda bulunduğu hastanede konulan teşhis ve devamında uygulanan tedavi süreçlerinde yapılan tıbbi müdahalelerin genel kabul gören tıbbi yöntemlere uygun olduğu ve idareye yüklenebilecek bir hizmet kusurunun bulunmadığının anlaşıldığı, davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu...İdare Mahkemesi kararı hukuka ve usule uygun bulunarak istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan tıbbi müdahale ve konulan tanıya ilişkin hiçbir tıbbi kaydın bulunmadığı, aydınlatılmış onamının alınmadığı ve anamnezinin alınmadığı, iğne vurularak standart dışı uygulama yapıldığı, %46 oranında engelli hale geldiği, konsültasyon yapılmadığı, hekimin kötü uygulamaları ile meydana gelen zarar arasında illiyet bağının bulunduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından 21/03/2012 tarihinde yüz felci (fasial asimetri) şikayetiyle Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesinin acil bölümüne başvurulmuş, anılan hastanede yapılan tıbbi müdahale ve sonrasında verilen ilaçlar nedeniyle engelli hale gelmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla uğradığı zararlara karşılık 1.000,00 TL maddi ve 199.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İdare Mahkemesince olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi ... Anabilim Dalı Başkanlığınca düzenlenen 01/12/2020 tarihli raporda; " Hastanın Hacettepe Üniversitesi ... Anabilim Dalında 27 Kasım 2020 tarihinde yapılan muayenesinde fasial sinir fonksiyonları her iki tarafta da salim olarak izlenmiştir. Hastanın ifadesinde yüzüne 3 adet iğne yapıldığını belirtti ancak bu hususta resmi bir kanıt veya kayıt olmadığı için yorum yapılamamaktadır. Hastada meydana gelen bilateral femur başı aseptik nekrozun almış olduğu steroid tedavisinin bir komplikasyonu olarak ortaya çıkabileceği bilinmektedir. Ancak steroid fasiyel sinir felç tedavisinde en etkili ilaçtır ve rutin tedavide kullanılmaktadır. Hastanın dosyasının incelemesinde hizmet kusuru bulunamamıştır. Ancak tedaviye bağlı gelişebilecek komplikasyon olmuştur" yönünde görüş bildirilmiştir.
İdare Mahkemesince, anılan rapor doğrultusunda olayda hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiş, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararı ile Mahkeme kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere ya da kişilerin vücut bütünlüğünde meydana gelen sakatlık haline veya ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp, idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi zararın varlığı ve manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır.
Öte yandan, 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde; adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu, 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu, 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 304794 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2, 3 ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.
Hükme esas alınan 01/12/2020 tarihli raporda, davacının Hacettepe Üniversitesi ... Anabilim Dalında 27 Kasım 2020 tarihinde yapılan muayenesinde fasial sinir fonksiyonlarının her iki tarafta da salim olarak izlendiği, davacının ifadesinde yüzüne 3 adet iğne yapıldığını belirttiği; ancak bu hususta resmi bir kanıt veya kayıt olmadığı için yorum yapılamadığı, davacıda meydana gelen bilateral femur başı aseptik nekrozun almış olduğu steroid tedavisinin bir komplikasyonu olarak ortaya çıkabileceğinin bilindiği, ancak steroidin fasiyel sinir felç tedavisinde en etkili ilaç olduğu ve rutin tedavide kullanıldığı, hizmet kusurunun bulunamadığı; ancak tedaviye bağlı gelişebilecek komplikasyonun bulunduğu yönünde değerlendirmede bulunulmuş ise de; davacı tarafından, Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan tıbbi müdahale ve konulan tanıya ilişkin hiçbir tıbbi kaydın bulunmadığı, aydınlatılmış onamının alınmadığı ve anamnezinin alınmadığı, iğne vurularak standart dışı uygulama yapıldığı, %46 oranında engelli hale geldiği, konsültasyon yapılmadığının iddia edildiği ; ancak davacının 21/03/2012 tarihinde yüz felci (fasial asimetri) şikayetiyle başvurduğu Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesinde kendisine konulan tanı ve uygulanan tedavilere ilişkin hiçbir tıbbi kaydın (anamnez, epikriz, konsültasyon, alınmışsa aydınlatılmış onam formu gibi) dosya kapsamında bulunmadığı anlaşılmış olup, söz konusu araştırma yapılmadan ve dolayısıyla tüm tıbbi bilgi ve belgeler temin edilmeden düzenlenen anılan bilirkişi raporunun yeterli, objektif ve hükme esas alınabilecek nitelikte olduğunun kabul edilemeyeceği sonucuna varılmaktadır.
Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü amacıyla tüm tıbbi bilgi ve belgelerin yukarıda belirtildiği şekilde araştırılıp temin edilmesinin ardından, dosyadaki tüm belgelerin Adli Tıp Kurumuna gönderilerek, ilgili uzmanların oluşturduğu İhtisas Dairesi Kurulundan alınacak yeterli, objektif, bilimsel açıklama ve değerlendirmeler içeren rapor ile olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekirken, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 03/02/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.