T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2021/6236
Karar No : 2025/1489
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): 1- Kendi adına asaleten ... adına velayeten ...
2- ...'a vesayeten ... 3- ...
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı
VEKİLİ : Av. ...
MÜDAHİLLER (DAVALI YANINDA): 1- ...
VEKİLİ : Av. ...
2- ...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN_KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları ...'ın ateşli silah yaralanması üzerine götürüldüğü Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yanlış müdahale sonucu vefat etmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık eş ... için 1.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, çocuk ... için 1.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, anne ... için 1.000,00 TL maddi, 30.000,00 TL manevi, abi ... için 1.000,00 TL maddi, 20.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; otopsi raporunda davacının hastaneye başvurmasına sebebiyet veren yaralanmanın müstakilen öldürücü nitelikte olduğunun tespiti ile Adli Tıp Kurumu 8. Adli Tıp İhtisas Kurulunun müteveffaya yapılan müdahalelerin tıp kurallarına uygun olduğu yönündeki tespiti ve bilirkişi raporunda müteveffanın hastaneye başvurmasının ardından tanı ve tedaviye yönelik yapılan bütün müdahalelerin tıp kurallarına uygun olduğu yönündeki tespiti karşısında davalı idareye atfedilebilecek bir hizmet kusuru bulunmadığı, bununla birlikte uyuşmazlık bakımından kusursuz sorumluluk hallerinin de uygulanma olanağı olmadığı görüldüğünden davacıların maddi ve manevi tazminat taleplerinin kabulüne hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti:...... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesince; davacıların istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI: Davacılar tarafından, yakınlarının hastaneye ayakta müracaat ettiği ve kendini iyi hissederek ameliyata girdiği, dosyada yer alan epikriz raporundan da açıkça anlaşılacağı üzere olaya sonradan dahil olan doktor ve doktor grubunun, yanlış kapama işlemi neticesinde vefat olayının gerçekleştiği, uzman tabipçe olaya müdahale edilmediği, hastanedeki başka bir tabip tarafından müdahale edilmesi sonucunda kanama olduğu ve ölümün gerçekleştiği, Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare ve müdahil ... tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Müdahil ... tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ...
DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının kısmen onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
A) Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Maddi Tazminata İlişkin Kısmının İncelenmesi:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen Bölge İdare Mahkemesi kararının, maddi tazminata ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Manevi Tazminata İlişkin Kısmının İncelenmesi:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacılar yakınının 25/06/2017 tarihinde saat 16.45 sıralarında kuru
sıkı tabancadan çıkan fişeğin kendisine isabet etmesi üzerine yaralandığı ve Dışkapı Yıldırım
Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine ayakta müracaat ettiği, hastane tarafından düzenlenen epikriz raporuna göre, yapılan fizik muyanesinde
genel durumunun iyi olduğu, bilincinin açık, vitallerinin stabil (genellikle solunum, nabız, vücut
ısısı değerlerinin stabil olması hali), koopere oryante (düzgün rahat iletişim kurabilen) olarak
değerlendirildiği, yapılan kontroller neticesinde genel cerrahi tarafından ameliyat kararı alındığı,
sağ böbrek posteriorunda kurşun ve sağ böbrekte laserasyon görülerek ameliyata bu
bilgiler ışığında saat 17.10'da başlandığı, genel cerrahi tarafından gerekli müdahalenin yapılmasının ardından böbrek yaralanması açısından üroloji konsültasyonu istendiği ve üroloji tarafından müdahale kararı alındığı, epikriz raporuna göre, hastanın ifade edilen geçirilmiş cerrahilere bağlı yapışıklıkları olması nedeniyle disseksiyon esnasında damar yaralanmasının meydana geldiği, kalp damar cerrahisi konsültasyonu istendiği, yaralanan damarların sütüre edildiği ve hastanın entübe olarak yoğun bakıma devredildiği, takibi devam ederken 26/06/2017 tarihinde saat 01.15'te vefat ettiği, davacılar tarafından, yanlış müdahalede bulunulması nedeniyle yakınlarının hayatını kaybetmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle davalı idareye zararın tazmini talebiyle başvuruda bulunulduğu, söz konusu talebin zımnen reddi üzerine maddi ve manevi tazminat istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
... Cumhuriyet Başsavcılığının... soruşturma dosyasında yer alan Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığınca tarafından düzenlenen 16/10/2017 tarihli otopsi raporunda, "kişinin ölümünün ateşli silah yaralanmasına bağlı iç organ ve büyük damar harabiyetinden gelişen iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğu, kişinin vücudunda bir adet ateşli silah yarası tespit edilmiş olup metal cismin haricen tarif edilen yaradan karın boşluğuna girerek iç organ ile büyük damar harabiyeti oluşturduğu ve kanamalı dokular arasında kaldığı, seyrinin önden arkaya, aşağıdan yukarıya, soldan sağa doğru olup, oluşturduğu yaralanmanın müstakilen öldürücü mahiyette olduğu" hususlarına yer verilmiştir.
Olay hakkında başlatılan ceza kovuşturması kapsamında alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 8. Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen... tarih ve ... karar sayılı bilirkişi raporunda; " Kişinin ölümünün ateşli silah yaralanması nedeniyle yapılan ameliyat ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu, adli dosyada mevcut belgelere göre, 25/06/2017 günü Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesine saat 16:45'de acil servisc ayaktan yürüyerek ateşli silah yaratanması nedeniyle başvuran hastanın vitallerinin değerlendirildiği, muayenesinin yapıldığı, tetkiklerinin istendiği, konsültasyonlarının yapıldığı, görüntüleme tetkiklerinin yapıldığı, tomografilerinin çekildiği, tanısının doğru konularak acil ameliyata alındığı, ameliyat endikasyonu olduğu, Genel cerrahi tarafından eksplorasyon yapıldığı, eksplorasyon devamında ince barsakda anterior ve posteriorunda giriş ve çıkış deliği ile uyumlu yaklaşık 5 cm lik segmenti içine alan perfore görünüm olduğu, komşu mezoda yaklaşık 3x5 cm çapında bir hematom alanı daha görüldüğü, ince barsak yaralanan segmentine yaklaşık 10 cm rezeksiyon ve uç uca anastomoz yapıldığı, dığer organların salim olduğu gözlendiği, vitaller stabil şekilde abdomen BT'de metalik cismin sağ böbrek all pol posteriorda görülmesi nedeniyle adli vaka olduğu için üroloji konsültan hekimi arandığı, ameliyata davet edildiği, retroperitronuna lateralden disseksiyona başlandığı, ürolojik patoloji açısından diseksiyon yapılmasının uygun karar olduğu, yavaş adımlarla böbrek üst polune doğru disseksiyona devam edildiği, disseksiyon esnasında portal ven ve arnterin medial damarlara giriş kısmında masif kanama görüldüğü, hastanın geçmiş operasyonlara bağlı olarak karın içinde ciddi derecede ve anatomiyi bozan yapışıklıklar mevcut olduğunden diseksiyon sırasında damar yaralanması olabileceği, bunun bir komplikasyon olduğu, komplikasyonun zamanında fark edilerek ilgili branş hekiminin çağırıldığı, kalp damar yapıların distal uçları bulunduğu ve sütürler ile kontrol altına alındıkları tespit edildiği cihetle yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu" hususlarının belirtildiği görülmektedir.
İdare Mahkemesince, olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde görevli 1 genel cerrahi uzmanı, 1 üroloji uzmanı, 1 adli tıp uzmanı öğretim üyesince hazırlanan 24/11/2020 tarihli bilirkişi raporunda özetle, "25/06/2017 tarihinde ateşli silah yaralanması sonucunda acil servise kaldırılan ve tedavi gördüğü esnada vefat ettiği bildirilen ... hakkında düzenlenen adli tahkikat dosyası ve tıbbi evrakın incelenmesi neticesinde; ateşli silah yaralanması bağlı olarak hastaneye başvuran müteveffa ...'ın opere edilmesine mevcut koşullarda yalnızca Genel Cerrah tarafından karar verilmesinin tıp kurallarına uygun olduğu, bu ve benzeri acil vakalarda Genel Cerrahi veya Üroloji tarafından tek başına ve bir kurul değerlendirmesine gerek olmaksızın operasyona karar verilmesinin tıp kurallarına uygun olduğu, söz konusu yaralanmaya bağlı olarak yapılması gereken operasyona karar veren cerrahi branşın, gerek göımesi halinde operasyon öncesinde veya operasyon esnasında başka bir branştan konsültasyon isteme yetkisinin bulunduğu, bu bağlamda ...'ı operasyona almaya karar veren genel cerrahın operasyonun her hangi bir aşamasında üroloji uzmanından konsültasyon istemesinin tıp kurallarına uygun olduğu, Genel cerrah tarafından ameliyata dair kritik süreçlerin sona erdiği noktada vakanın genel cerrahi ile ilgili olan işlemini sonlandırmak veya gerekiyorsa kapatmak üzere cerrahi asistanlarına veya operasyonu devam ettirecek başka bir cerrahi branşa devredilmesinin tıp kurallarına uygun bir yaklaşım olduğu, ...'ın operasyonunda da genel cerrahi uzman hekimi tarafından branşın sorumluluğundaki tıbbi müdahale sona erip vaka ürolojiye devredildiğinden ameliyatın doğrudan cerrahi asistanlarına bırakılmadığı, aslında tıp kurallarına uygun şekilde ürolojiye devredilmiş olduğunun anlaşıldığı, kendisine yapılan konsültasyon neticesinde üroloji uzmanı tarafından ameliyata devam edilmesi yönünde karar alınması ve gerekli cerrahi işlemi yapmak üzere vakaya müdahale edilmesinin tıp kurallarına uygun bir yaklaşım olduğu, ateşli silah yaralanmasına bağlı olarak hastaneye başvuran müteveffa ...'a genel cerrahi tarafından eksplorasyon kararının alındığı, intraoperatif bağırsak yaralanması sonrasında rezeksiyon ve anastamoz yapıldığı, böbrek yaralanması açısından üroloji konsültasyonu istendiği ve üroloji tarafından müdahale kararı alındığı, üroloji uzman hekiminin böbrekleri visüalize ederek olası patolojiyi ortaya koymak amacıyla disseksiyona başladığı, hastanın ifade edilen geçirilmiş cerrahilere bağlı yapışıklıkları olması nedeniyle disseksiyon esnasında vasküler yaralanmanın meydana gelebileceği, vakada portal arter ve ven yaralanmasının da bu nedenle komplikasyon olarak kabul edilmesi gerektiği, portal damar bölgesinde masif kanamanın görülerek kalp damar cerrahisi konsültasyonu istendiği, yaralanan damarların süture edildiği acil packing kararı alınarak batın içine kompres yerleştirilerek hastanın entübe olarak yoğun bakıma devredildiği, ifade edilen tüm uygulamaların (tanı ve tedaviye yönelik bütün müdahale ve uygulamalar) tıp kurallarına uygun olduğu ..." yönünde görüş bildirildiği görülmektedir.
İdare Mahkemesince, yukarıda anılan bilirkişi raporları hükme esas alınarak olayda idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, Bölge İdare Mahkemesince de davacının istinaf başvurusu reddedilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Esasen, Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).
11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.
5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.
Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.
01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hastaya; a) Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği, b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi, c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, ç) Muhtemel komplikasyonları, d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri, e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri, f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri, g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği, hususlarında bilgi verilir."; 22. maddesinin 1. fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz."; 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın verdiği rıza, tıbbi müdahalenin gerektirdiği sürecin devamı olan ve zorunlu sayılabilecek rutin işlemleri de kapsar. Tıbbi müdahale, hasta tarafından verilen rızanın sınırları içerisinde olması gerekir. Hastaya tıbbi müdahalede bulunulurken yapılan işlemin genişletilmesi gereği doğduğunda müdahalegenişletilmediği takdirde hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açabilecek tıbbi zaruret hâlinde rıza aranmaksızın tıbbi müdahale genişletilebilir.” düzenlemeleri yer alır.
Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerin riskleriyle ilgili olarak aydınlatılması ve rızalarının alınmasını öngörmektedir.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli olması ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdare Mahkemesince alınan ve yukarıda özetlenen bilirkişi raporunda, dava konusu olayda davacılar yakınının tedavisine katılan sağlık görevlilerinin uygulamalarının tıp bilimince genel kabul görmüş ilke ve kurallara uygun olduğu ve ilgili sağlık çalışanlarına atfı-kabil kusur bulunmadığı belirtildiğinden ve bu rapor hükme esas alınabilecek nitelikte bulunduğundan, uyuşmazlıkta maddi tazminata hükmedilmesi koşullarının oluşmadığı sonucuna varılmıştır.
Dosya kapsamındaki tıbbi evrak incelendiğinde ise, dosyada yer alan onam formunun imzalayan kişinin adı ve soyadı belirtilmeden sadece "eşi" yazılmak suretiyle imzalandığı görüldüğünden, onam formunu imzalayan kişinin kim olduğunun anlaşılamaması nedeniyle hukuken itibar edilebilir nitelikte olmadığı anlaşılmıştır.
Bu durumda, davacılar yakınının aydınlatılarak onay verme hakkının elinden alınması ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesinin yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacılarda endişe ve üzüntüye yol açması sonucu oluşan manevi zararın karşılanmasına yönelik makul bir tutarın ödenmesine karar verilmesi gerekmekte iken, manevi tazminat isteminin reddedilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.
Bu itibarla; temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminatın reddine yönelik kısmına karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 10/03/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.