T.C.
DANIŞTAY
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/5397
Karar No : 2025/5802
DAVACI : ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALILAR : 1- ... / ...
VEKİLİ : Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürü ...
2- ... Bakanlığı / ...
VEKİLİ : Av....
DAVANIN KONUSU: Davacı tarafından, 27 Mayıs 1960 Askeri Darbe Mağdurlarının Zararlarının Tazmini Amacıyla Kurulan Komisyona yapılan ... sayılı başvuru üzerine davacının maddi tazminat talebinin reddine, manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin 22/09/2021 tarihli kararın redde ilişkin kısımlarına karşı davacının yaptığı itirazın maddi tazminat talebine ilişkin kısmının reddine, manevi tazminat talebine ilişkin kısmının ise kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin dava konusu 16/06/2022 tarihli Komisyon kararının redde ilişkin kısımlarının iptali ile 250.000.000 TL maddi, 150.000.000 TL manevi zararının yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI :Davacı tarafından, murisinin 27 Mayıs 1960 darbesi neticesinde yaşam hakkı, mülkiyet hakkı ve adil yargılanma hakkı başta olmak üzere bir çok temel hakkının yok sayıldığı, maddi ve manevi zarar gördüğü, 7248 sayılı Kanun kapsamında kurulan Komisyon tarafından yapılan inceleme neticesinde hak sahibi olduğu kabul edilmekle birlikte maddi tazminat taleplerinin reddedildiği, yalnızca manevi tazminat talebinin kısmen kabul edildiği, ancak ödenmesine karar verilen manevi tazminat tutarının da yetersiz olduğu, maddi zarara ilişkin iddialarının Komisyon tarafından araştırılmadığı ileri sürülmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI :
1- Cumhurbaşkanlığı tarafından; davaya konu uyuşmazlığın 27 Mayıs 1960 Askeri Darbe Mağdurlarının Zararlarının Tazmini Amacıyla Kurulan Komisyon Başkanlığına yapılan başvurudan kaynaklandığı, Komisyon'un çalışmalarını Adalet Bakanlığı nezdinde yürüttüğü, idarelerinin Komisyon faaliyetlerinin yürütülmesi ile tazminat taleplerinin değerlendirilmesi sürecine bir dahlinin ya da bu konuda bir görevinin olmadığı, bu nedenle idarelerinin hasım mevkiinden çıkarılarak davanın münhasıran Adalet Bakanlığı husumeti ile görülmesi gerektiği savunulmaktadır.
2- Adalet Bakanlığı tarafından: Yüksek Soruşturma Kurulu ile Yüksek Adalet Divanı kararları üzerinde yapılan inceleme neticesinde davacının murisi esas alınarak manevi tazminat ödenmesine karar verildiği, manevi tazminat miktarı belirlenirken murisin haksız olarak hürriyetinden mahrum bırakıldığı süre, sosyal ve ekonomik durumu, çektiği ızdırap, elem ile hakkında verilen hukuki dayanaktan yoksun idam cezasının infaz edilmiş olması, olayın oluşu ve niteliğinin dikkate alındığı, öte yandan muris hakkında malvarlığı değerlerinin müsaderesine ilişkin bir karar bulunmadığından 7248 sayılı Kanun kapsamında bir maddi zarar tespit edilemediği, dava konusu 27 Mayıs 1960 Askeri Darbe Mağdurlarının Zararlarının Tazmini Amacıyla Kurulun Komisyon kararında hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ...
DÜŞÜNCESİ : Davanın, Komisyon kararının redde ilişkin kısmının iptaline ilişkin isteminin ve maddi tazminat isteminin reddine; manevi tazminat istemine ilişkin kısmının ise kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI:...
DÜŞÜNCESİ :Dava, davacı tarafından, 27 Mayıs 1960 Askeri Darbe Mağdurlarının Zararlarının Tazmini Amacıyla Kurulan Komisyona maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebiyle yapılan başvuru üzerine maddi tazminat talebinin reddi ile belirlenen manevi tazminat miktarına ilişkin olarak verilen Komisyon kararının iptali istemiyle açılmıştır.
7248 sayılı “1924 Tarih ve 491 Sayılı Teşkilatı Esasiye Kanununun Bazı Hükümlerinin Kaldırılması ve Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında Geçici Kanunun Bazı Hükümlerinin Yürürlükten Kaldırılması ve Neden Olunan Mağduriyetlerin Giderilmesi Hakkında Kanun” ile 1 sayılı Kanunun 6. maddesi uyarınca kurulan; Yüksek Soruşturma Kurulu, Yüksek Adalet Divanı tarafından haklarında soruşturma ve kovuşturma yürütülenlerin, bu soruşturma ve kovuşturmalar sebebiyle uğradıkları manevi zararların Hazine tarafından karşılanması hususu düzenlenmiştir. Ayrıca 7248 sayılı kanun metninde, bu kişilerin malvarlığı değerlerinin müsadere edilmesinden kaynaklanan maddi zararlarının da karşılanacağı konusunda düzenleme yapılmıştır.
Yasa uyarınca, yukarıda detaylarını açıkladığımız 7248 sayılı kanunun geçici 1. maddesi 2. fıkrası kapsamında;Zarar görenler, veya mirasçıları,tarafından zararlarının karşılanması talebi ile yapılacak başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere, Cumhurbaşkanı tarafından bir Komisyon kurulacağı düzenlenmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, 27 Mayıs 1960 Askeri Darbe Mağdurlarının Zararlarının Tazmini Amacıyla Kurulan Komisyon tarafından, zarar gören müteveffa ...'in haksız olarak hürriyetinden mahrum bırakıldığı süre, sosyal ve ekonomik durumu, çektiği ızdırap, elem ile olayın oluşu ve niteliği ile manevi zarara uğradığı değerlendirilerek, zarar gören muris esas alınarak takdiren 260.416,67 TL manevi tazminat belirlenmiştir.
Kurul ve Divan tarafından zarar gören müteveffa ...'in malvarlığı değerlerinin müsaderesi hakkında bir karar bulunmadığından 7248 sayılı Kanun kapsamında maddi zarar tespit edilmemiştir.
Davacının anılan karara karşı itiraz yoluna başvurması üzerine ise 27 Mayıs 1960 Askeri Darbe Mağdurlarının Zararlarının Tazmini Amacıyla Kurulan Komisyonun 16/06/2022 tarihli kararı ile itirazın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
Dosya kapsamı incelendiğinde dava konusu işlemde hukuka aykırılık saptanmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği, düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen 04/12/2025 tarihinde, davacı asilin ve davacı vekili Av....'un geldiği, davalı Cumhurbaşkanlığı vekili Av. ...'in ve davalı Adalet Bakanlığı vekili Av. ...nin geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ:
Davacı, 27 Mayıs 1960 askeri darbesi neticesinde murisinin yaşam hakkı, mülkiyet hakkı ve adil yargılanma hakkı başta olmak üzere birçok temel hakkının yok sayıldığı, maddi ve manevi zarar gördüğünden bahisle, 23/06/2020 tarihli ve 7248 sayılı Kanun uyarınca zararlarının tazmini istemiyle 27 Mayıs 1960 Askeri Darbe Mağdurlarının Zararlarının Tazmini Amacıyla Kurulan Komisyona başvurmuştur.
Anılan başvuruyu inceleyen Komisyon, 22/09/2021 tarihli kararıyla, davacının maddi tazminat talebinin reddine, manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne, kısmen reddine karar vermiştir.
Davacı tarafından bu kararın redde ilişkin kısımlarına yapılan itiraz üzerine dava konusu 16/06/2022 tarihli Komisyon kararıyla davacının maddi tazminat talebine ilişkin kısmının reddine, manevi tazminat talebine ilişkin kısmının ise kısmen kabulüne, kısmen reddine, netice itibarıyla davacıya miras hissesine isabet eden 1.041.666,67 TL'nin ödenmesine karar verilmiştir.
Bunun üzerine, davacı tarafından 16/06/2022 tarihli Komisyon kararının redde ilişkin kısımlarının iptali ile 250.000.000 TL maddi, 150.000.000 TL manevi zararının yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE :
USUL YÖNÜNDEN:
Davalılardan Cumhurbaşkanlığı tarafından; 27 Mayıs 1960 Askeri Darbe Mağdurlarının Zararlarının Tazmini Amacıyla Kurulan Komisyonun çalışmalarını Adalet Bakanlığı nezdinde yürüttüğü, idarelerinin Komisyon faaliyetlerinin yürütülmesi ile tazminat taleplerinin değerlendirilmesi sürecine bir dahlinin ya da bu konuda bir görevinin olmadığı, bu nedenle idarelerinin hasım mevkiinden çıkarılarak davanın münhasıran Adalet Bakanlığı husumeti ile görülmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
01/07/2020 tarih ve 31172 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 23/06/2020 tarihli ve 7248 sayılı "1924 Tarih ve 491 Sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanununun Bazı Hükümlerinin Kaldırılması ve Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında Geçici Kanunun Bazı Hükümlerinin Yürürlükten Kaldırılması ve Neden Olunan Mağduriyetlerin Giderilmesi Hakkında Kanun"un Geçici 1. maddesinin 3. fıkrasında, "İkinci fıkra kapsamında zarar görenler veya mirasçıları tarafından zararlarının karşılanması istemiyle yapılacak başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere, Cumhurbaşkanı tarafından bir Komisyon kurulur. Komisyonun çalışma usul ve esasları, Cumhurbaşkanı tarafından belirlenir. ..." kuralına yer verilmiştir.
14/10/2020 tarihli ve 31274 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 13/10/2020 tarihli ve 2020/439 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 7248 sayılı Kanun'da belirtilen Komisyon kurularak başkan ve üye atamaları yapılmıştır.
24/02/2021 tarih ve 31405 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 23/02/2021 tarih ve 3564 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı eki "27 Mayıs 1960 Askeri Darbe Mağdurlarının Zararlarının Tazmini Amacıyla Kurulan Komisyonun Çalışma Usul ve Esasları"nın "Sekretarya hizmetleri ve personel görevlendirme" başlıklı 14. maddesinin 1. fıkrasında, "Komisyonun sekretarya hizmetleri, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülür." kuralı; "Yer tahsisi" başlıklı 15. maddesinde, "Komisyonun ihtiyaç durumuna uygun bir hizmet binası, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Adalet Bakanlığına tahsis edilir." kuralı; "Giderler" balıklı 16. maddesinde, "Komisyonun giderleri, Adalet Bakanlığı bütçesinde Hukuk İşleri Genel Müdürlüğüne tahsis edilen ödenekten karşılanır." kuralı; "Tereddütlerin Giderilmesi" başlıklı 17. maddesinde ise, "Personel görevlendirilmesi, hizmet binasının tahsisi ve tefrişi ile Komisyonun ihtiyaç duyacağı her türlü araç ve gerecin temini kapsamında doğabilecek tereddütleri gidermeye Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı yetkilidir." kuralı yer almıştır.
Anılan mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden; 27 Mayıs 1960 askeri darbe mağdurlarının zararlarının tazmini amacıyla Cumhurbaşkanı Kararı ile kurularak başkan ve üyeleri atanan ve yine Cumhurbaşkanı Kararı ile çalışma usul ve esasları belirlenen Komisyon'un, faaliyetini Cumhurbaşkanlığı'na bağlı olarak yürüttüğü, yalnızca faaliyet sırasında ihtiyaç duyduğu sekretarya hizmeti ile hizmet binası ve harcamaların Adalet Bakanlığınca karşılandığı, Adalet Bakanlığınca yürütülen bu hizmetlerde doğan tereddütlerin de yine Cumhurbaşkanlığınca giderildiği, dolayısıyla bu konuda da nihai yetkinin Cumhurbaşkanlığına ait olduğu, bu nedenle Adalet Bakanlığına tevdi edilen görev ile sorumlulukların, Komisyon'un faaliyetini Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak yürüttüğü gerçeğini değiştirmeyeceği sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, davalı Cumhurbaşkanlığının husumet itirazına itibar edilmemiştir.
ESAS YÖNÜNDEN:
İlgili Mevzuat:
14/06/1960 tarihli ve 10525 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 12/06/1960 tarihli ve 1 sayılı "1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanunu'nun bazı hükümlerinin kaldırılması ve bazı hükümlerinin değiştirilmesi hakkında Geçici Kanun"un;
6. maddesinde, "Sâkıt Reisicumhur ile Başvekil ve Vekilleri ve eski iktidar mebuslarını ve bunların suçlarına iştirak edenleri yargılamak üzere bir «Yüksek Adalet Divanı» kurulur.
Yüksek Adalet Divanı, Adlî, İdari ve Askerî kazaya mensup Hâkimler arasından Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine, Millî Birlik Komitesince seçilecek bir Başkan, sekiz aslî ve altı yedek üyeden kurulur.
Sanıkların sorumluluklarını araştırmak ve haklarında son tahkikat açılarak Yüksek Adalet Divanına verilmeleri gerekip gerekmediğine karar vermek üzere bir «Yüksek Soruşturma Kurulu» teşkil olunur.
Yüksek Soruşturma Kurulu, Bakanlar Kurulunun teklifi üzerine Millî Birlik Komitesince seçilecek bir Başkan ile otuz üyeden kurulur, bu Kurulun teşkilâtı ve çalışma usulü özel kanunla belirtilir.
Yüksek Adalet Divanının Başsavcısı ile beş yardımcısı, Yüksek Soruşturma Kurulu Başkan ve üyeleri arasından, Bakanlar Kurulunun teklifi ile, Milli Birlik Komitesince tâyin edilir.
Yüksek Adalet Divanının kararları kesindir; ancak idam kararlarının infazı, kararın Millî Birlik Komitesince tasdikına bağlıdır.
Millî Birlik Komitesi üyeleri, bu üyelikten ayrılmış olsalar bile, Yüksek Adalet Divanında, Yüksek Soruşturma Kurulunda ve Divan Savcılığında vazife alamazlar.
Yargılanmaları, 1924 tarihli Teşkilâtı Esasiye Kanununa göre, Divan Âliye ait bulunan şahıslar hakkında soruşturma ve yargılama yetkisi dahi Yüksek Adalet Divanı ve Yüksek Soruşturma Kurulu tarafından kullanılır." hükmüne;
24. maddesinin 2. fıkrasında, "Eski iktidar mensuplarından, kendilerinin ve yakınlarının servetlerini meşrû yollardan edindiklerini mahkemede ispat edemeyenler hakkında Teşkilâtı Esasiye Kanununun 73 üncü maddesinde yazılı müsadere yasağı yürürlükten kaldırılmıştır." hükmüne yer verilmiş iken;
01/07/2020 tarih ve 31172 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan, 23/06/2020 tarihli ve 7248 sayılı "1924 Tarih ve 491 Sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanununun Bazı Hükümlerinin Kaldırılması ve Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında Geçici Kanunun Bazı Hükümlerinin Yürürlükten Kaldırılması ve Neden Olunan Mağduriyetlerin Giderilmesi Hakkında Kanun"un 1. maddesiyle, anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış, aynı Kanun'un;
Geçici 1. maddesinde, "(1) 12/6/1960 tarihli ve 1 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin yürürlükten kaldırılması sebebiyle varlığı hukuki dayanaktan mahrum Yüksek Adalet Divanının hükümsüz hale gelen bütün kararlarının adli sicil ve her türlü arşiv kayıtlarından silinmesi, Adalet Bakanlığı tarafından resen yerine getirilir.
(2) 1 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi uyarınca kurulan Yüksek Soruşturma Kurulu ile Yüksek Adalet Divanı tarafından haklarında soruşturma ve kovuşturma yürütülenlerin bu soruşturma ve kovuşturmalar sebebiyle uğradıkları manevî zararlar Hazine tarafından karşılanır. Bu kişilerin malvarlığı değerlerinin müsadere edilmesinden kaynaklanan maddi zararları da karşılanır.
(3) İkinci fıkra kapsamında zarar görenler veya mirasçıları tarafından zararlarının karşılanması istemiyle yapılacak başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere, Cumhurbaşkanı tarafından bir Komisyon kurulur. Komisyonun çalışma usul ve esasları, Cumhurbaşkanı tarafından belirlenir. Bu madde kapsamında zararlarının karşılanmasını isteyenler, Komisyonun çalışma usul ve esaslarının Resmi Gazete’de yayımlanmasını izleyen üç ay içinde Komisyona başvurarak ikinci fıkra kapsamındaki zararlarının tazminini isteyebilirler.
(4) Komisyon kararlarına karşı, kararın tebliğini izleyen on beş gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere Komisyona itiraz başvurusunda bulunulabilir. İtiraz üzerine verilen kararlara karşı ilk derece mahkemesi sıfatıyla Danıştayda dava açılabilir. Bu davalar acele işlerden sayılır.
(5) Bu madde uyarınca Komisyona yapılacak başvurular için herhangi bir ad altında ücret talep edilmez. Komisyonun itiraz üzerine verdiği kararlara karşı Danıştayda açılacak davalarda karar ve ilam harcı maktu alınır ve dava sonunda maktu vekâlet ücretine hükmedilir.
(6) Komisyon tarafından başvurular değerlendirilirken ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeler ilgili gerçek veya tüzel kişilerden istenebilir. Kamu kurum ve kuruluşları, bu husustaki talepleri belirlenen süre içinde yerine getirmek zorundadır.
(7) Bu madde kapsamında maddi zararların karşılanması talepleri karara bağlanırken, uğranıldığı kesin olan ancak aradan geçen zaman sebebiyle tutar yönünden tespiti teknik olarak mümkün olmayan zararlar açısından hakkaniyete uygun bir miktarın ödenmesine karar verilir.
(8) Kamu kurum ve kuruluşları, Yüksek Soruşturma Kurulu ve Yüksek Adalet Divanına ait her türlü arşivlik ve arşiv belgesini bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına devrederler." kuralına;
2. maddesinde, "(1) Bu Kanunun;
a) 1 inci maddesi 27/5/1960 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,
b) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,
yürürlüğe girer." kuralına;
3. maddesinde, "(1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür." kuralına yer verilmiştir.
Anılan Kanun'un geçici 1. maddesinin 3. fıkrasına istinaden, 14/10/2020 tarihli ve 31274 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 13/10/2020 tarihli ve 2020/439 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 7248 sayılı Kanun'da belirtilen Komisyon, bir başkan ve 6 üye olmak üzere toplam yedi kişiden oluşacak şekilde kurularak başkan ve üye atamaları yapılmıştır.
Bilahare, 7248 sayılı Kanun gereğince 13/10/2020 tarihli ve 2020/439 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile kurulan Komisyonun çalışma usul ve esasları ile Komisyona başvuru şeklini belirlemek amacıyla hazırlanan ve 24/02/2021 tarihli, 31405 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 23/02/2021 tarih ve 3564 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı eki "27 Mayıs 1960 Askeri Darbe Mağdurlarının Zararlarının Tazmini Amacıyla Kurulan Komisyonun Çalışma Usul ve Esasları"nın;
3. maddesinin 1. fıkrasının,
(a) bendinde, "Divan"ın, 12/06/1960 tarihli ve 1 sayılı 1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanununun Bazı Hükümlerinin Kaldırılması ve Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında Geçici Kanunun mülga 6 ncı maddesi gereğince kurulan ve hukuki varlığı sona eren Yüksek Adalet Divanını;
(b) bendinde, "Komisyon"un, 7248 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesi gereğince 13/10/2020 tarihli ve 2020/439 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla kurulan 27 Mayıs 1960 Askeri Darbe Mağdurlarının Zararlarının Tazmini Amacıyla Kurulan Komisyonu;
(c) bendinde, "Kurul"un, 1 sayılı Geçici Kanunun mülga 6 ncı maddesi gereğince kurulan ve hukuki varlığı sona eren Yüksek Soruşturma Kurulunu;
(ç) bendinde, "maddi zarar"ın, 1 sayılı Geçici Kanunun mülga 6 ncı maddesi gereğince kurulan Kurul ile Divan tarafından haklarında soruşturma ve kovuşturma yürütülenlerin, bu soruşturma ve kovuşturmalar sebebiyle malvarlığı değerlerinin müsadere edilmesinden kaynaklanan maddi zararları;
(d) bendinde, "manevi zarar"ın, 1 sayılı Geçici Kanunun mülga 6 ncı maddesi gereğince kurulan Kurul ile Divan tarafından haklarında soruşturma ve kovuşturma yürütülenlerin bu soruşturma ve kovuşturmalar sebebiyle uğradıkları manevî zararları, ifade edeceği düzenlemesine;
"Komisyonun toplanma ve karar alma usulü" başlıklı 9. maddesinin 2. fıkrasında,
"(2) Komisyon, Komisyon Başkanının çağrısı üzerine, en az beş üyenin katılımı ile toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar alır." düzenlemesine;
"Müzakere ve karar" başlıklı 10. maddesinde,
"(1).Komisyon incelemelerini dosya üzerinden yapar ve müzakere neticesinde, başvurunun reddine veya kabulüne karar verir.
(2).Aşağıdaki hallerde başvurunun reddine karar verilir:
a).Başvurunun süresi içinde yapılmaması.
b).Başvuran veya murisi hakkında Kurul ile Divan tarafından soruşturma ve kovuşturma yürütülmediğinin anlaşılması.
c).Maddi zarara ilişkin başvurularda, başvuran veya murisinin mal varlığının müsadere edilmemiş olması.
ç).Başvuranın, zarar görenin mirasçısı olmadığının anlaşılması.
(3).Mirasçılar tarafından yapılan manevi zarara ilişkin başvurularda, manevi tazminat miktarı zarar gören muris esas alınarak belirlenir ve bu miktarın başvuranlara miras payları oranında ödenmesine karar verilir.
(4) Maddi zarara ilişkin başvurular karara bağlanırken, uğranıldığı kesin olan ancak aradan geçen zaman sebebiyle tutar yönünden tespiti teknik olarak mümkün olmayan zararlar açısından hakkaniyete uygun bir tazminat miktarı belirlenir. Mirasçılar tarafından yapılan başvurularda maddi tazminatın miras payları oranında ödenmesine karar verilir.
(5) Komisyon kararında, başvuruyu, inceleme sürecini, değerlendirme gerekçelerini belirtir. Kabul kararlarında, belirlenen maddi ve/veya manevi tazminatın ödeneceği kişi/kişiler açıkça gösterilir. Karar, Komisyon Başkanı ve üyeleri tarafından imzalanır." düzenlemesine;
"Kararın tebliği" başlıklı 11. mddesinde,
"(1) Komisyon kararları, ilgililere 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir." düzenlemesine;
"Komisyon kararına itiraz ve yargı yolu" başlıklı 12. maddesinde,
"(1) Başvuran, Komisyon kararına karşı kararın tebliğini izleyen tarihten itibaren on beş gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere vereceği dilekçe ile doğrudan veya Valiliklerin İl Yazı İşleri Müdürlüğü aracılığıyla Komisyona itiraz edebilir.
(2) İtiraz sebebiyle, herhangi bir ad altında ücret talep edilmez.
(3) İtiraz hakkında verilen kararın bu Usul ve Esasların 11 inci maddesi gereğince tebliği üzerine başvuran, ilk derece mahkemesi sıfatıyla Danıştay’da dava açabilir." düzenlemesine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1) Komisyon Kararının Manevi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:
23/06/2020 tarihli ve 7248 sayılı Kanunla, 02/06/1960 tarih ve 1 sayılı Kanun'un 6. maddesi yürürlükten kaldırılarak, Yüksek Soruşturma Kurulu ile Yüksek Adalet Divanı tarafından haklarında soruşturma ve kovuşturma yürütülenlerin, bu soruşturma ve kovuşturmalar sebebiyle uğradıkları manevî zararlar ile malvarlığı değerlerinin müsadere edilmesinden kaynaklanan maddi zararlarının Hazine tarafından karşılanması öngörülmüştür.
Dosyanın incelenmesinden, Yüksek Soruşturma Kurulu ile Yüksek Adalet Divanı tarafından hakkında soruşturma ve kovuşturma yürütüldüğü görülen davacının murisinin, bu soruşturma ve kovuşturma sebebiyle uğradığı manevî zararın 7248 sayılı Kanun kapsamında Hazine tarafından karşılanması gerektiği açıktır.
Öte yandan, manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin ve telafi aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın ve zararın ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve benzer dosyalarda takdir edilen manevi tazminat tutarı gözetilerek hakkaniyetli, orantılı ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalılar yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır.
Dava dosyası ile 27 Mayıs 1960 Askeri Darbe Mağdurlarının Zararlarının Tazmini Amacıyla Kurulan Komisyon kararlarına karşı açılan ve Dairemizde görülmekte olan diğer dava dosyalarının birlikte incelenmesinden; Komisyon tarafından manevi tazminat tutarı belirlenirken, Usul ve Esasların 10. maddesinin 3. fıkrasına uygun olarak "zarar gören murisin" esas alındığı, bu kapsamda da Yüksek Soruşturma Kurulu tarafından hakkında soruşturma yürütülmüş olma, Yüksek Adalet Divanı tarafından hakkında karar verilmiş olma ve hürriyetten yoksun kalınan gün sayısı kriterleri üzerinden değerlendirme yapılarak katsayılar (soruşturma katsayısı, hüküm katsayısı, sosyal ekonomik durum katsayısı) belirlendiği anlaşılmaktadır.
Yine, Komisyonca, Yüksek Soruşturma Kurulu tarafından hakkında soruşturma yürütülmesinden kaynaklı manevi zarar belirlenirken, sabit soruşturma katsayısına ilaveten kişinin sosyal ve ekonomik durumunun (cumhurbaşkanı, meclis başkanı, başbakan, bakan, milletvekili, üst düzey kamu görevlisi, memur ve diğerleri); Yüksek Adalet Divanı tarafından hakkında karar verilmiş olmasından kaynaklı manevi zarar belirlenirken, yargılama sonucunda kişi hakkında verilen karar (idam, idam kararından çevrilen ağırlaştırılmış müebbet ya da müebbet hapis, doğrudan ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis, süreli hapis, beraat); hürriyetten yoksun kalmaktan kaynaklı manevi zarar belirlenirken ise, kişinin gözaltı, tutukluluk ve hükmün infazında geçen bütün süreler dikkate alınarak hürriyetten yoksun kaldığı toplam gün sayısı ile yine sosyal ve ekonomik durumunun dikkate alındığı görülmektedir.
Ayrıca, Komisyon tarafından, zarar gören kişinin, idam cezasının infaz edilmiş olması veya idarenin gözetimi altında iken intihar etmesi hallerinde, yukarıda özetlenen hesabın dışına çıkılarak re'sen ve maktu olarak manevi tazminat miktarının belirlendiği; zarar gören kişinin, soruşturma/kovuşturma/infaz sırasında vefat etmesi veya halen hayatta olması hallerinde ise, yukarıdaki hesap sonucu bulunan tutara ek olarak maktu bir tutarın da dahil edilmesi ve kişinin sosyal ve ekonomik durumunun (sosyal ekonomik katsayının) da dikkate alınması suretiyle nihai manevi tazminat miktarının tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Bütün bu anlatılanlar çerçevesinde, Komisyon tarafından manevi tazminat miktarı belirlenirken kullanılan kriterlerin, manevi tazminatın yukarıda aktarılan nitelikleriyle örtüştüğü değerlendirildiğinden, dava konusu Komisyon kararıyla tespit edilen manevi tazminatın, anılan kriterler gözetilerek ve davacının murisi esas alınarak, diğer zarar görenlerin uğradığı hak ihlalleri ile bunlar için takdir edilen manevi tazminat miktarları dikkate alınmak suretiyle ve bunlara göre orantılı şekilde belirlendiği; ayrıca Türk Medeni Kanunu ile Usul ve Esasların 10. maddesinin 3. fıkrası uyarınca davacıya miras payı oranında ödenmesinin de hukuka uygun bulunduğu; sonuç itibarıyla özel bir sulh ve telafi kanunu olan 7248 sayılı Kanun ve buna dayanılarak çıkarılan Usul ve Esaslar ile Komisyona verilen görev ve yetkiler dahilinde tesis edilen dava konusu işlemin manevi tazminata ilişkin kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı kanaatine varılmaktadır.
Ancak hemen ifade etmek gerekir ki bu tespit, Komisyonun belirlediği ve Dairemizce de kabul edilen kriterlere göre bir değerlendirme yapılarak davacıya miras hissesi oranında ödenmesine karar verilen manevi tazminat tutarının yeterli olduğu sonucunu doğurmamaktadır. Zira, sebepleri aşağıda açıklanacağı üzere, davacının murisinin uğradığı manevi zarar, diğer zarar görenlerin durumundan oldukça farklı ve ağırdır. Bu nedenle, manevi tazminatın yargı organlarınca takdir edilecek bir tazminat kalemi olduğu da dikkate alındığında, davacının murisinin Komisyonca belirlenen tutarı aşan manevi zararının, olayın oluş şekli ve niteliği gözetilerek yargı yerince yeniden tayin ve takdir edilmesi suretiyle davacının manevi tazminat talebinin değerlendirilmesine ve Komisyonca ödenmesine karar verilen tutara ek olmak üzere ayrıca manevi tazminata hükmedilmesine hukuki bir engel bulunmamaktadır.
2) Davacının Manevi Tazminat İsteminin İncelenmesi:
Cumhuriyet tarihinin ilk çok partili seçimi 21/07/1946 tarihinde gerçekleştirilmiş, ancak bu seçimlerin "açık oy, gizli sayım" ile yapılması, seçim sonuçlarının şaibeli görülmesine sebep olmuştur. Bundan sonraki ilk seçim olan ve 14 Mayıs 1950 tarihinde gerçekleştirilen genel seçimler ise, "gizli oy, açık tasnif" usulünün uygulanması nedeniyle siyasi iktidarın demokratik seçimlerle belirlenmesi yolundaki en önemli dönüm noktalarından biri olarak kabul edilmiştir. Bir başka ifadeyle, ilk defa bu seçimle demokratik yollarla belirlenen siyasi iktidarın "sükûnetle" değiştirilmesinin yolu açılmış, milletin iradesi sandığa yansımış, tek parti yönetimi fiilen sona ermiş ve anayasal demokrasinin temel unsurlarından biri olan çok partili siyasal hayata geçilmiştir. 14 Mayıs 1950 seçimleri sonucunda davacının dedesi olan merhum ..., Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak görev yapmaya başlamış ve söz konusu görevi 02/05/1954 ve 27/10/1957 tarihli genel seçimler sonrası kurulan hükûmetler döneminde de devam etmiştir.
27 Mayıs 1960 tarihinde, milli iradenin tecelli ettiği seçim sonuçlarını ve seçilmiş hükûmeti askıya alan askeri darbeyle merhum ...'in 10 yıl 5 gün süren başbakanlık görevine son verilmiştir.
Ardından 14/06/1960 tarihli ve 10525 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 12/06/1960 tarihli ve 1 sayılı "1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanunu'nun Bazı Hükümlerinin Kaldırılması ve Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında Geçici Kanun" ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin dağıtıldığı ve iktidarın geçici olarak, bu Kanun'un altında imzası bulunan 1 başkan ile 37 üyeden müteşekkil "Milli Birlik Komitesi"ne emanet edildiği, Milli Birlik Komitesinin, Türkiye Büyük Millet Meclisine iktidarı devredinceye kadar milli egemenlik hakkını kullanacağı, bu süre içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin Teşkilâtı Esasiye Kanunu'na göre sahip olduğu bütün hak ve yetkilerin Milli Birlik Komitesine ait olduğu, Milli Birlik Komitesinin yasama yetkisini doğrudan kendisinin, yürütme yetkisini ise Bakanlar Kurulu eliyle kullanacağı hükme bağlanmış; ayrıca darbe sonucu devrilen Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan ile eski iktidar mensuplarını yargılamak üzere "Yüksek Adalet Divanı", anılan kapsamdaki kişilerin sorumluluklarını araştırmak ve haklarında kovuşturma açılarak Yüksek Adalet Divanına sevk edilip edilmemelerine karar vermek üzere "Yüksek Soruşturma Kurulu" oluşturulmuş, Teşkilâtı Esasiye Kanunu (1924 Anayasası)'nun bazı hükümleri de yürürlükten kaldırılmıştır.
Aktarılan süreç ve Geçici Kanun hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin; anayasal düzenin cebren değiştirildiği, Türkiye Büyük Millet Meclisinin feshedildiği, siyasi iktidarın demokrasi dışı yöntemler kullanılarak baskı, şiddet veya tehdit yoluyla, yasal usuller dışında el değiştirdiği; bir başka ifadeyle, demokratik genel seçimler sonucu milletin iradesiyle görev yapan hükûmetin ve bu arada Başbakanlık makamında bulunan merhum ...'in devrilmesinin amaçlandığı askeri bir müdahale, dolayısıyla demokrasinin evrensel ilkelerinin, milli iradenin, insan haklarının ve hukukun üstünlüğünün askıya alındığı anti-demokratik ve gayrimeşru bir süreç olduğu kuşkusuzdur.
Nitekim, 27 Mayıs 1960 askeri darbesi öncesinde yürürlükte bulunan Teşkilâtı Esasiye Kanunu (1924 Anayasası)'nun 61. maddesinde, "Vazifelerinden münbais hususatta İcra Vekilleri ile Şûrayı Devlet ve Temyiz Mahkemesi rüesa ve azasını ve Cümhuriyet Başmüddeiumumisini muhakeme etmek üzere bir Divanı Âli teşkil olunur." (Bakanları, Danıştay ve Yargıtay başkanları ve üyelerini ve Cumhuriyet Başsavcısını görevlerinden doğacak işlerden dolayı yargılamak için Yücedivan kurulur.) hükmüne yer verilmek suretiyle Bakanlar Kurulu üyelerinin görevlerinden doğacak işlerden dolayı yargılanmaları için "Divanı Âli (Yüce Divan)" kurulmuş olmasına rağmen, 27 Mayıs 1960 askeri darbesi sonrası yürürlüğe konulan 1 sayılı Geçici Kanun ile anılan kişileri yargılamak üzere "Yüksek Adalet Divanı", bu kişilerin sorumluluklarını araştırmak ve haklarında kovuşturma açılarak Yüksek Adalet Divanına sevk edilip edilmemelerine karar vermek üzere "Yüksek Soruşturma Kurulu" oluşturulmuştur. (Belirtmek gerekir ki, Yüksek Adalet Divanı; adlî, idari ve askerî yargıya mensup hâkimlerden oluşan bir yargı merci olup, verdiği kararlar şeklen de olsa yargısal nitelik taşımaktadır. Keza, sanıkların sorumluluklarını resen veya ihbar ve şikayet üzerine inceleyip haklarında son tahkikat açılması gerekip gerekmediğine karar verme görevi tevdi edilerek kurulan Yüksek Soruşturma Kurulunun kararlarının da yine görünürde yargısal mahiyet arz ettiği kuşkusuzdur. Nitekim, her iki mercinin 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda öngörülen muhakeme usullerini uygulayacağı, 18/06/1960 tarihli ve 10529 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 16/06/1960 tarihli ve 3 sayılı Yüksek Adalet Divanının Muhakeme Usulüne ait Geçici Kanun'da açıkça hükme bağlanmıştır.) Buna göre, 27 Mayıs 1960 askeri darbesi öncesinde meri Anayasa hükmüyle kurulmuş olan "Divanı Âli (Yüce Divan)" yerine adı geçen yargı mercilerinin teşekkülü, evrensel hukuk ilkelerinden olan doğal hakim güvencesine aykırı olarak, isnat olunan suç tarihinden sonra, isnat olunan fiiller ve sanıklar için, kanuni mahkemesinden başka ve yargı yetkisine sahip olağanüstü özel merciler kurulması anlamına gelmektedir. Aynı zamanda, Milli Birlik Komitesi tarafından kurulmuş ve görevlendirilmiş olmakla söz konusu yargı mercilerinin tarafsızlığı ve bağımsızlığının da şüpheli olduğu izahtan varestedir. Dolayısıyla, salt bu yeni sözde yargı mercilerinin kurulmasıyla dahi, başta adil yargılanma hakkı ile doğal hakim ilkesi olmak üzere, birçok temel hak ve hürriyet ihlal edilmiştir.
Bu şekilde hak ve hukuk temelinden yoksun olarak kurulmuş Yüksek Adalet Divanı tarafından gerçekleştirilen ve kamuoyunda “Yassıada yargılamaları” olarak bilinen, hukukun kapsam dışı kaldığı (araçsallaştırıldığı) uygulamalarla Başbakan ... ile birlikte Bakanlar...ve ...'a idam cezası verilmiş ve cezaları infaz edilmiştir.
27 Mayıs 1960 askeri darbesi ve Başbakan ...’in idam edilmesi, yalnızca yakınlarının manevi dünyasında değil, aynı zamanda seçmenlerinin, sevenlerinin, demokrasiye, milli iradeye, hukukun üstünlüğüne ve milli birlik ve beraberliğe inanan Türk Milletinin vicdanı ile gönlünde de derin ve unutulmaz acılara yol açmış, bütün siyasetçiler ve toplum üzerinde psikolojik travma ve baskı yaratmış, demokratik ve çoğulcu siyasetin yerini askeri vesayetin almasına neden olmuş ve sonraki yıllarda gerçekleşen darbelere de emsal teşkil etmiş, bunlara ek olarak ülkenin sosyal ve ekonomik kalkınmasını sekteye uğratmış, sonuç itibarıyla gerek ...'in yakınlarında gerek Türk Milleti ve gerekse Türkiye Cumhuriyeti'nin sadece o günü değil geleceği üzerinde de izleri silinmez telafisi mümkün olmayan sayısız olumsuz etkiler bırakmıştır.
27 Mayıs 1960 askeri darbesi, ülkemizde darbeler zincirinin yaşanmasının önünü açmış; demokrasinin, hukukun ve milli iradenin askıya alınmasının ilk halkasını oluşturmuştur.
27 Mayıs 1960 askeri darbesinin neden olduğu bahse konu olumsuz etki ve ihlallerin kısmen dahi olsa giderilebilmesi için önce 06/06/1987 tarihli ve 19479 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 22/05/1987 tarihli ve 3374 sayılı Kanun (Eski Başbakanlardan ... ve Eski Bakanlardan ... ile ...'ın İmralı'da Bulunan Mezarlarının Nakli ve İsimlerinin Bazı Tesislere Verilmesi Hakkında Kanun), ardından bu Kanun'da değişiklik yapan ve Kanun'un adını "12 Haziran 1960 Tarih ve 1 Sayılı Kanunun 6 ncı Maddesi Uyarınca Kurulan Yüksek Adalet Divanınca Türk Ceza Kanununun 146 ncı Maddesine Göre Mahkûm Edilenlerin Hukuken İtibarlarının İadesine ve Eski Başbakanlardan ... ve Eski Bakanlardan Fatin Rüştü Zorlu ile Hasan Polatkan'ın İmralı'da Bulunan Mezarlarının Nakli ile İsimlerinin Bazı Tesislere Verilmesi Hakkında Kanun" şeklinde değiştiren 17/04/1990 tarihli, 20495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 11/04/1990 tarihli ve 3623 sayılı Kanun ile Başbakan ... ve Bakanlar ..., ...'ın itibarlarının iadesi yoluna gidilmiş, ancak bahse konu kanunlar, yalnızca hukuken itibarlarının iade edilmesi ile yetinilip bazı yer ve tesislere adlarının verilmesi ve İmralı Adası'nda bulunan mezarlarının hizmetleriyle mütenasip bir yere Devlet töreni ile nakledilmesinin öngörülmesi nedeniyle yetersiz kalmıştır.
Bu nedenle, 3374 ve 3623 sayılı Kanunların devamı niteliğinde olmak ve bunların eksik kalan yönlerini tamamlamak üzere, Yüksek Soruşturma Kurulu ile Yüksek Adalet Divanının kullandığı yetkilerin hukukî dayanağını oluşturan 12/06/1960 tarihli ve 1 sayılı Geçici Kanun'un 6. maddesinin geçmişe dönük olarak yürürlükten kaldırılması, anılan Kanun hükmünün yürürlükten kaldırılmasıyla birlikte hükümsüz hâle gelen kararlardan kaynaklanan, Yüksek Soruşturma Kurulu ile Yüksek Adalet Divanı tarafından haklarında soruşturma ve kovuşturma yürütülenlerin kendilerinin veya mirasçılarının, bu soruşturma ve kovuşturmalar sebebiyle uğradıkları maddi ve manevi zararların tazmini amacıyla 01/07/2020 tarihli ve 31172 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 23/06/2020 tarihli ve 7248 sayılı Kanun (1924 Tarih ve 491 Sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanununun Bazı Hükümlerinin Kaldırılması ve Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında Geçici Kanunun Bazı Hükümlerinin Yürürlükten Kaldırılması ve Neden Olunan Mağduriyetlerin Giderilmesi Hakkında Kanun) yürürlüğe konulmuştur.
İdam cezası, uzun yıllar boyunca birçok hukuk düzeninde meşru bir yaptırım olarak kabul edilmiş, anayasaya ve yasalara uygun bir biçimde uygulanmıştır. Ancak, evrensel hukuk doktrini içerisinde, insan hakları bilincinin ilerlemesi, yaşam hakkının mutlak niteliğinin belirginleşmesiyle birlikte yaşam hakkıyla bağdaşmayan idam yaptırımı devletler tarafından ulusal mevzuattan kaldırılmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. maddesinde yer verilen yaşam hakkı; herkesin yaşam hakkının hukuk tarafından korunacağı, ancak kanunun ölüm cezasını öngördüğü bir suç nedeniyle bir mahkemenin verdiği ölüm cezasının infazı dışında hiç kimsenin yaşam hakkından kasten yoksun bırakılamayacağı şeklinde düzenlenmiş, başlangıçta yaşam hakkına ilişkin sözleşme metninde yer verilen bu sınırlı istisna zaman içerisinde değişerek 6. Nolu ve 13. Nolu Protokoller ve içtihatlarla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ölüm cezasını tamamen ortadan kaldıran bir norm haline gelmiştir. Ülkemizde de 07/05/2004 tarihli, 5170 sayılı Kanunla gerçekleşen Anayasa değişikliği ile idam cezası tam ve kesin olarak mevzuatımızdan çıkarılmış, devletin "öldürme yetkisini" kullanmaktan bilinçli olarak vazgeçişiyle idam cezası artık meşru bir ceza türü olarak görülmemiş, yaşam hakkı mutlak olarak kabul edilmiştir.
Bugün insan hakları öğretisinde, idam cezası, yaşam hakkının doğrudan ihlali olarak görülmekte, mahkeme kararı ile uygulanmış olsa dahi ölçülülük ilkesine aykırı olacak şekilde yapısal bir ihlal niteliği taşımaktadır. Mahkemenin, o günün iç hukukuna uygun olarak idam kararı vermesi ve bu kararın uygulanması, verilen kararın insan haklarına da uygun olduğu sonucunu doğurmamaktadır. Ceza hukukunda geriye yürümezlik esas olmakla birlikte, konunun insan hakları boyutu ile ele alınması durumunda idam cezasının yürürlükteki mevzuata uygun olarak uygulanmasının, zamana bağlı bir meşruiyet üretmeyeceği, uygulandığı zaman kanun önünde meşru olan cezanın, hakkın özünde de meşru olamayacağı, bugünün hukuk metinlerinde idam cezasının demokratik toplum düzeninde kabul edilebilir bir yaptırım olmadığı, meşruiyetini yitirmiş olan, insan hayatına son veren idam cezasıyla yaşamın geri döndürülemez bir biçimde ortadan kaldırılmasının hiçbir kamusal fayda ile dengelenemeyeceği, sonuçları itibarıyla idam cezasının yalnızca idam edilenin onurunun değil, yakınlarının onurunun da ihlali olarak görüldüğü kuşkusuzdur.
Bu haliyle, idam cezasının geçmişte var olması ve yürürlükte olduğu dönemde mevzuata uygun bir şekilde infaz edilmiş olması, yaşam hakkının mutlak niteliği kapsamında devletin manevi tazminat sorumluluğunu da ortadan kaldırmamaktadır. İnsan hakları hukukunda manevi tazminat, yaşam hakkının hukuken tanınmasını ve korunmasını, yaşam hakkının ihlal edilmesiyle yaşanan mağduriyetin manevi tatmin sağlayacak tutarda belirlenerek giderilmesini amaçlamaktadır. Zira, idam cezasının telafisi imkansızdır ve geri döndürülemez sonuçları bulunmakta, etkileri zamanla ortadan kalkmayan sürekli bir manevi zarar meydana getirmektedir. Bu nedenle, yaşam hakkının ihlali sonucunu doğuran idam kararı ve infaz eylemi neticesinde ortaya çıkan manevi zararın, olayın vehametine bağlı olarak yaşanan tarifsiz acı ve kederi dindirecek, yüreklere su serpecek, manevi huzur ve tatmin sağlayacak, hakkaniyete uygun ve makul bir tutarda belirlenmesi gerekmektedir.
Buna göre, davacının dedesi olan merhum ...’in; demokrasi, milli irade, insan hakları ve hukukun üstünlüğünün askıya alındığı 27 Mayıs 1960 askeri darbesi sonrası, adil yargılanma hakkına ve doğal hakim ilkesine aykırı olarak kurulan Yüksek Adalet Divanı tarafından idam cezasına mahkum edildiği ve bu cezanın infazıyla yaşam hakkının en ağır şekilde ihlal edilerek hayatına son verildiği, Yassıada yargılamaları ve akabinde gerçekleşen idamların, neden oldukları bireysel mağduriyetlerin yanı sıra toplumsal ve siyasi hafızada da halen devam eden, güncelliğini koruyan derin ve unutulmaz acılara ve kayıplara sebep olduğu, her ne kadar 7248 sayılı Kanunla uğranılan maddi zararların yanında manevi zararların da bir nebze dahi olsa tamir ve telafisine imkan tanınıp mağdurların itibarlarının iade edilmesinin öngörülmesi üzerine Komisyonca murisinin uğradığı manevi zarar nedeniyle davacıya 1.041.666,67 TL tutarında manevi tazminat ödenmesine karar verilmiş ise de, bu tutarın davacının murisinin maruz kaldığı ağır hak ihlalleri dikkate alındığında oldukça yetersiz ve orantısız kaldığı, dolayısıyla yukarıda yapılan tespit ve değerlendirmeler ışığında Komisyonca davacıya ödenmesine hükmedilen tutara (1.041.666,67 TL) ilaveten, olayın vehameti, yaşanan acının büyüklüğü, sürekliliği ve güncelliği dikkate alınarak ve hakkaniyete uygun olarak davacının manevi tazminat talebinin 20.000.000,00 TL'lik kısmının kabulüne karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
3) Komisyon Kararının Maddi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:
Dava dosyasının incelenmesinden, davacının murisinin Yüksek Soruşturma Kurulu ile Yüksek Adalet Divanı tarafından müsaderesine karar verilmiş ve neticesinde de müsadere edilmiş bir malvarlığının tespit edilemediği, Komisyon tarafından da davacının maddi tazminata yönelik başvurusunun ve itirazının bu gerekçe ile reddedildiği görülmektedir.
Davacı tarafından, darbe sonrası yaşanan süreçte müsadere edilmemiş olmakla birlikte el konulan mal varlığı değerleri ile uğranıldığı kesin olan zararların müsadere koşulu aranmaksızın tazmin edilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
7248 sayılı Kanun ile Yüksek Soruşturma Kurulu ile Yüksek Adalet Divanı tarafından haklarında soruşturma ve kovuşturma yürütülenlerin, bu soruşturma ve kovuşturmalar sebebiyle uğradıkları her türlü maddi zararların değil, yalnızca malvarlığı değerlerinin müsadere edilmesinden kaynaklanan maddi zararların Hazine tarafından karşılanması öngörülmüştür.
Yukarıda da belirtildiği üzere, Yüksek Soruşturma Kurulu ile Yüksek Adalet Divanı tarafından yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar sırasında gerçekleştirilen aramalarda el konulan ancak müsadere edilmeyen mal varlığı değerlerinin 7248 sayılı Kanun kapsamında tazmin edilmesine olanak bulunmamaktadır.
Bu itibarla, davacının murisine ait olup da Yüksek Soruşturma Kurulu ile Yüksek Adalet Divanı tarafından müsaderesine karar verilmiş ve neticesinde de müsadere edilmiş bir malvarlığı değeri tespit edilemediğinden, davacının 7248 sayılı Kanun kapsamında tazmin edilebilecek bir maddi zararı bulunmadığı sonucuna varılmakla dava konusu işlemin maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmında da hukuka aykırılık görülmemiştir.
4) Davacının Maddi Tazminat İsteminin İncelenmesi:
Davacının, Komisyon tarafından, maddi tazminat talebinin reddine ilişkin kararın eksik inceleme ve araştırma sonucu verildiği, murise ait olduğu ve müsadere edildiği halde yeterli bilgi ve belge araştırılmaması nedeniyle ilgili mal varlığının tespit edilemediği iddiasına ilişkin olarak, Dairemizin 19/02/2025 tarihli ara kararı ile; davacıdan, müsadere edildiği iddia edilen taşınmazlara ilişkin inceleme ve araştırma yapmaya elverişli tüm bilgi ve belgelerin ve davacının murisi ...'in 4.878.496 TL ağır para cezası ile mahkumiyetine ilişkin Yüksek Adalet Divanı kararına istinaden mirasçıları tarafından ödendiği ileri sürülen 1.772.484,57 TL'ye ilişkin inceleme ve araştırma yapmaya elverişli ve yeterli bilgi ve belgenin istenilmesine; Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünden, 27 Mayıs 1960 tarihinde davacının murisine ait olup da bu tarihten sonra el değiştirmiş taşınmaz bulunup bulunmadığının sorulmasına, 27 Mayıs 1960 tarihi itibarıyla davacının murisi üzerine kayıtlı taşınmazların tapu (geldi-gitti) kayıtlarının ve konuya ilişkin diğer bilgi ve belgelerin istenilmesine; dava dışı Hazine ve Maliye Bakanlığı ile davalı Adalet Bakanlığından, 27 Mayıs 1960 tarihinde davacı murisi ...'e ait olup da el konulan taşınır/taşınmaz malların müsaderesinden bir gelir elde edilip edilmediğinin ve Yüksek Adalet Divanı kararına istinaden ... vekili veya mirasçıları tarafından ödeme yapılıp yapılmadığının sorulmasına, konuya ilişkin bilgi ve belgelerin istenilmesine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin 26/03/2025 tarihli ara kararı cevabında, davacının yaşı ve konumu itibarıyla müteveffa dedesinin malvarlığına dair bilgi ve belgelerin kendisinde bulunmadığı, davacı murisinin Aydın ili, Çine ilçesinde bulunan "... Çiftliği" adıyla bilinen taşınmazın, tapu maliki olan davacı murisinin dedesi ...'den sonra davacı murisinin annes...a, onun ölümünden sonra da tek mirasçı olarak o bölgedeki en büyük arazilerin tapulu sahibi olduğu bilinen ...'e intikal ettiği, ...'in bu arazinin bir kısmını köylülere ve köy merasına ... milletvekili olduğu dönemde bağışladığı, bu bağıştan sonra ... ailesine yaklaşık 3000 dönüm olarak kalması gereken arazinin sadece yaklaşık 440 dönümünün kardeşler arasında 2005 yılında paylaşıldığı, fazlasına ilişkin bilgi ve belgelerin Komisyonda bulunması gerektiği, ... Müzesi'nde yer alan tapu kaydı örneklerinden yola çıkılarak müsadere edilen arazinin tespitinin yapılması gerektiği, merhum Cumhurbaşkanı ...'ın kızı Prof. Dr. ... tarafından yazılan "..." isimli kitabın önsözünde müteveffa ...'in örtülü ödenek davasında zimmetine geçirdiği ileri sürülen 4.878.780,19 TL'den 1.772.448,57 TL'nin ... ailesi tarafından ödendiğine ilişkin ifadeye yer verildiği, aynı ifadenin merhum...'in avukatı ...'un kitabında da yer aldığı, bu rakamın da o tarihten itibaren işleyen yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesi, ayrıca merhum ...'in 27 Mayıs 1960 tarihi ile vefat ettiği tarihe kadar geçen süre için Başbakanlık maaşının ödenmesi gerektiği hususlarının belirtildiği; Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün bila tarih, E- ... sayılı ara kararı cevabında, ülke genelinde tüm tapu kayıtlarının sayısal ortama aktarıldığı ve tapu müdürlüklerinin tamamının Tapu Kadastro Bilgi Sistemi (TAKBİS) üzerinden online olarak hizmet vermeye başladığı, merhum ... adına yapılan aktif-pasif taşınmaz kaydı sorgusunda, aktif olarak Efeler Tapu Müdürlüğünde bulunan bir adet taşınmaz dışında herhangi bir kayda rastlanılmadığı, TAKBİS öncesi pasif kayıtlara yönelik verilerin, taşınmazın kaydına ulaşılmasını sağlayacak tanımlayıcı bilgiler verilmesi durumunda araştırılabileceği hususlarının belirtildiği; davalı Adalet Bakanlığının 17/03/2025 tarihli ara kararı cevabında, Komisyonun ... sayılı başvuru numarasına kayıtlı dosyasında bulunan arşiv kayıtlarının incelenmesi neticesinde, 27 Mayıs 1960 tarihinde muris ...'e ait olup da el konulduğu iddia edilen taşınır/taşınmaz malların müsaderesinden gelir elde edilip edilmediğine ve Yüksek Adalet Divanı Kararına istinaden ... vekili ya da mirasçıları tarafından ödeme yapılıp yapılmadığına ilişkin bir belge ya da bilgiye rastlanılmadığının belirtildiği; dava dışı Hazine ve Maliye Bakanlığının bila tarih, E- ... sayılı yazısında ise, davaya konu Komisyon kararında ödenmesine karar verilen manevi tazminata ilişkin ödeme belgeleri dışında başkaca bilgi ya da belgeye rastlanılmadığı cevabının verildiği görülmüştür.
Bu durumda, davacının murisi hakkında Yüksek Soruşturma Kurulu ile Yüksek Adalet Divanı tarafından yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar sebebiyle müsadere edilen bir mal varlığı değerine rastlanmadığından ve uğranıldığı kesin olarak tespit edilen bir maddi zararı da bulunmadığından, davacının hukuki dayanaktan yoksun maddi tazminat isteminin kabulüne olanak görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 27 Mayıs 1960 Askeri Darbe Mağdurlarının Zararlarının Tazmini Amacıyla Kurulan Komisyon kararının, maddi tazminat talebinin reddi ve manevi tazminat talebinin kısmen reddine ilişkin kısımlarının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının maddi tazminat isteminin REDDİNE, manevi tazminat isteminin KISMEN KABULÜ ile ... TL manevi tazminatın Komisyona başvurunun yapıldığı 21/05/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin REDDİNE,
3. Sonuç itibarıyla dava kısmen kabul, kısmen ret ile sonuçlandığından, davadaki haklılık oranına göre ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin yarısı olan ...TL'nin davacı üzerinde bırakılmasına, diğer yarısı olan ... TL'nin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
4. 7248 sayılı Kanunun Geçici 1. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "Komisyonun itiraz üzerine verdiği kararlara karşı Danıştayda açılacak davalarda karar ve ilam harcı maktu alınır ve dava sonunda maktu vekâlet ücretine hükmedilir." hükmü gereğince karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen ...TL maktu vekâlet ücretinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine,
5. 7248 sayılı Kanunun yukarıda aktarılan Geçici 1. maddesinin 5. fıkrası gereğince karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen... TL maktu vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine,
6. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
7. Bu kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 04/12/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy