T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2022/6380
Karar No : 2025/4617
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): Kendi adına asaleten ..., ... ve ... Adına velayeten...
VEKİLİ : Av. ...
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı
VEKİLİ : Av. ...
TEMYİZ EDEN MÜDAHİL
(DAVALI YANINDA): ...
VEKİLLERİ : Av. ...
İSTEMLERİN_KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin...tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, taraflarca ve davalı yanında müdahil tarafından aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacılar vekili tarafından, müvekkillerinin yakını ...'ın İnegöl Devlet Hastanesinde 2017 yılında gerçekleştirilen hatalı tedavi ve yapılan ameliyatlar sonucu vefat etmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık eş ... için 10.000,00 TL maddi (miktar artırımıyla 798.241,76 TL) , 125.000,00 TL manevi (miktar artırımıyla 350.000,00 TL), çocuklar ... için 10.000,00 TL maddi (miktar artırımıyla 219.898,32 TL) , 100.000,00 TL manevi (miktar artırımıyla 200.000,00 TL), ... için 10.000,00 TL maddi (miktar artırımıyla 250.263,05 TL), 100.000,00 TL manevi (miktar artırımıyla 200.000,00 TL), ... için 10.000,00 TL maddi (miktar artırımıyla 147.662,42 TL), 100.000,00 TL manevi (miktar artırımıyla 200.000,00 TL) tazminatın ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... K:...sayılı kararıyla; dava konusu tazminat istemine esas olaya ilişkin olarak yürütülen ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın S:... sayılı soruşturması kapsamında aldırılan ve davacılar yakınının ölümüne sebep olan ameliyatı tıp kurallarına uygun bulmayan İstanbul Adli Tıp Kurumu 8. Adli Tıp İhtisas Kurulunun raporu ile davacılar yakını ...'ın hayatını kaybetmesine neden olan ameliyatı yapan müdahil ...'ın, mesleğinin gerektirdiği özen ve yükümlülüğe aykırı hareket ettiği ve yapılan işlemler sonucu ölüm neticesinin meydana gelmesi istenilmemesine rağmen doktorluk mesleğini icra eden bir kişi tarafından öngörülebilir nitelikte olduğu tespitine yer verilerek taksirle öldürme suçundan 4 yıl 1 ay 17 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve 1 yıl süreyle doktorluk mesleğinin icrasını yasaklanmasına karar veren ... Asliye Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararı dikkate alınmak suretiyle; davacılar yakını ...'ın ölümünün ameliyatlara bağlı gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu, tek seferde iki ayrı ameliyatın yapılmasının uygun olmadığı ve yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olmadığının tespit edildiği, bu suretle davalı idarenin meydana gelen olayda ağır hizmet kusurunun bulunduğu anlaşılmakla ve davacıların uğradığı maddi ve manevi zararların "hizmet kusuru" ilkesi kapsamında karşılanması gerektiği gerekçesiyle miktar artırım dilekçesi ile artırılan 1.416,065,55 TL maddi tazminat istemlerinin kabulüne; manevi tazminat taleplerinin; davacı eş ... için 125.000,00 TL, çocuklar ..., ... ve ...'dan her biri için ayrı ayrı 100.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 425.000,00 TL'lik kısmının kabulüne, miktar artırım dilekçesi ile talep edilen fazlaya ilişkin manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davacılar lehine hükmedilen tüm maddi ve manevi tazminat tutarları için yasal faiz talebini içeren miktar artırım dilekçesinin mahkeme kaydına girdiği 16/02/2021 tarihinden (idareye başvuru dilekçesinde yasal faiz talebinde bulunularak idarenin bu konuda öncesinde temerrüde düşürülmüş olması nedeniyle) itibaren yasal faize hükmedilmesi gerektiğinden, Mahkeme kararının dava dilekçesinde talep edilen maddi ve manevi tazminat tutarları için idari başvurunun yapıldığı 05/07/2019 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesinde isabet görülmediği, uyuşmazlıkta sonradan gelişen veya öğrenilen yeni bir olgu olmadığından, miktar artırımı dilekçesi ile talep edilen ek manevi tazminat taleplerinin hükmedilecek tazminat tutarlarının belirlenmesi sırasında dikkate alınamayacağından, Mahkeme kararının artırılan manevi tazminat tutarına ilişkin "ret" hükmünde sonucu itibarıyla ve bu gerekçeyle isabetsizlik görülmediği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davalı idarenin ve müdahilin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine (düzelterek), davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI: Davacılar tarafından, hükmedilen manevi tazminat miktarının yetersiz kaldığı, maddi tazminat yönünden 40.000,00 TL'nin idareye başvuru tarihinden itibaren faiz yürütülmesine karar verilmesinin hatalı olduğu, manevi tazminata ilişkin miktar artırım talebi reddedilmiş olsa da karar da reddedilmediği ve miktar artırımı geçerli sayılmış gibi aleyhe vekalet ücreti hükmedilmesinin çelişkili olduğu, hak arama özgürlüğünün ihlal edildiği, davalı idare tarafından, yapılan ameliyatın riskleri konusunda hastanın ve yakınlarının aydınlatılmış onamlarının alındığı, hastanın kontrole geldiğinde sıkıntılarının devam ettiğini söylese de doktorun yatış teklifini kabul etmediği, hastanın her gün yoğun bakımda düzenli olarak kontrol edildiği, iki kez tekrar onamı alınarak karın içi yıkama ameliyatlarının yapıldığı, hizmet kusurunun bulunmadığı, davalı yanında müdahil tarafından, ceza yargılamasının devam ettiği,... Asliye Ceza Mahkemesinin... tarih ve E:... K:... sayılı kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi .... Ceza Dairesinin E:..., K... sayılı kararı ile hakkında verilen kararın kaldırıldığı ve sonuç itibarıyla 27.300 TL para cezasına hükmedildiği ve dosyanın temyiz aşamasında olduğu ve henüz kesinleşmediği, Adli Tıp Kurumu raporunun otopsi yapılmadan hazırlandığı ve bu sebeple hükme esas alınamayacağı, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalından alınan uzman görüşüne göre herhangi bir kusurunun bulunmadığı, hükme esas alınan raporda sadece bir genel cerrahi uzmanının bulunduğu, ceza yargılamasının bekletici mesele yapılması gerektiği, tüm tazminat hesaplarının olay tarihi olan 02/02/2017 tarihinden itibaren yapıldığı, halbuki ölüm tarihi olan 11/03/2017 tarihinden itibaren hesaplamaların yapılması gerektiği, davacıların sonradan manevi zararlarının artmasından söz edilemeyeceği, reddedilen dilekçeyi faiz ve miktar bakımından bölmenin usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMALARI: Davacılar tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup davalı ile müdahil tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ...
DÜŞÜNCESİ :Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden, morbit obezite, DM, ülseratif kolit öyküsü olan davacılar yakını ...'ın 02/02/2017 tarihinde karın ağrısı ve kabızlık şikayetiyle İnegöl Devlet Hastanesine götürüldüğü, anılan tarihte yatışının yapılarak ameliyata alındığı, genel anestezi altında subtotal kolektomi ve subtotal gastrektomi uygulandığı, sonrasında vefat ettiği, bunun üzerine davacılar vekili tarafından, müvekkillerinin yakını ...'ın İnegöl Devlet Hastanesi'nde 2017 yılında gerçekleştirilen hatalı tedavi ve yapılan ameliyatlar sonucu vefat etmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık maddi ve manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta, ceza yargılaması sırasında ... Cumhuriyet Başsavcılığının S:... sayılı soruşturması kapsamında alınan ve İdare Mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu 8. Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen ... tarih ve ... karar numaralı raporda;-özetle- " Kendinde ülseratif kolit hastalığı ve morbit obezite bulunan kişinin ölümünün ileus ve morbit obezite nedeniyle yapılan ameliyatlara bağlı gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu; 2.2.2017 tarihinde ülseratif kolit + mide küçültme nedeni ile yatırılan ve operasyona alınan hastaya GAA da subtotal kolektomi + subtotal gastrektomi uygulandığı, kişinin morbit obesite ameliyatı için endokrin onayının olması gerektiği, bu onayın konsültasyon notunun dosyada bulunmadığı, bu onay alınmadan ameliyatın yapılmasının uygun olmadığı, ileus tanısı ile ameliyata alınan ülseratif kolit öyküsü bulunan kişiye ilk planda ileusa yönelik cerrahi ileostomi yapılması gerektiği, gastrektomi ameliyatının daha sonra yapılması gerektiği, tek seferde iki ayrı ameliyatın yapılmasının uygun olmadığı, yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olmadığı" yönünde görüş bildirilmiştir.
İdare Mahkemesince söz konusu bilirkişi raporu hükme esas alınmış, davacıların destekten yoksun kalma tazminatlarının hesaplanması amacıyla dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bu bilirkişi raporuna göre davacıların destekten yoksun kalma zararına dair yapılan hesaplamaya dayanılarak davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesince söz konusu bilirkişi raporu hükme esas alınmış, Mahkeme kararına yönelik davalı idarenin ve müdahilin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine (düzelterek), davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yaraı aracılığıyla yerine getirilmesini sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarının çözümü, maddi olayın tespitini gerekli kıldığından, bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem ve/veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit etmekle yükümlü bulunmaktadır. Başka bir anlatımla, tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Diğer taraftan idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli olması ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacılar yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1-Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat istemine ilişkin kısmının incelenmesi:
Dosyada mevcut 18/01/2021 tarihli hesap bilirkişisi raporunda, destekten yoksun kalma tazminatının davacılar yakını Hüseyin Kazma'nın vefat tarihi olan 11/03/2017 tarihinden itibaren (ölenin yakınları bu tarih itibarıyla destekten yoksun kaldıklarından) hesaplanması gerekirken, olay tarihi olan 02/02/2017 tarihinden itibaren destekten yoksun kalma tazminatının hesaplandığı, her anne ve babanın çocuğuna belli bir yaşa kadar (yüksek öğrenim görmediğinin tespiti halinde 18 yaş, yüksek öğrenim göreceği kabul edildiği takdirde 25 yaş, evlenmiş ise evlendiği yaş) destek olacağının kabulü gerektiğinden, müteveffanın desteğinden yoksun kalan çocuklarının destek süresinin belirtilen durumlar yönünden yapılacak tespite göre belirlenmesi gerekirken erkek çocuk ...'ın 20 yaşına kadar, kız çocuk...'ın 25, kız çocuk ...'ın 22 yaşına kadar destekten faydalandığı kabul edilerek hesaplandığı dikkate alındığında, yapılan hesaplamanın tazminat hukukunun yerleşik ilke ve kurallarına aykırı olduğu ve bu haliyle raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı sonucuna varılmaktadır.
Bu durumda, Bölge İdare Mahkemesince, yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak yeniden hesap bilirkişisi incelemesi yaptırılmak suretiyle davacıların destekten yoksun kalma zararlarının belirlenmesi gerekirken, hükme esas alınacak yeterlilik ve nitelikte bulunmayan hesap bilirkişisi raporuna dayanılarak verilen kararda bu yönüyle hukuki isabet bulunmamaktadır.
2-Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat istemine ilişkin kısmının incelenmesi:
Davacıların manevi zararının, yukarıda aktarılan ilkeler gözetilerek, davacılar yönünden manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, davalı idare yönünden ise hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede belirlenecek manevi tazminat miktarının ödenmesine karar verilmesi suretiyle karşılanması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, manevi tazminat miktarının benzeri olaylarda hükmedilen manevi tazminattan yüksek belirlenmesini gerektiren farklı ve özel bir sebebin bulunmadığı, bu haliyle davacılar için hükmedilen manevi tazminat miktarının fazla olduğu görülmekte olup; manevi tazminatın amaç ve niteliği dikkate alındığında, hükmedilecek manevi tazminat miktarının yeniden belirlenmesi gerektiğinden, temyize konu kararın manevi tazminat istemine ilişkin kısmında da hukuki isabet bulunmamıştır.
3-Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının faize ilişkin kısmının incelenmesi:
Usûl hukukunun temel ilkelerinden olan taleple bağlılık ilkesine göre, Mahkeme tarafından davacının talepleri aşılarak karar verilmesi mümkün olmamakta, davacının istemleri ile bağlı olunup, istemleri genişletecek şekilde karar verilmesine olanak bulunmamaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Taleple bağlılık ilkesi" başlıklı 26. maddesinin 1. fıkrasında da, "Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir." hükmü ile taleple bağlılık ilkesi açıklanmıştır.
Bakılan uyuşmazlıkta; davacıların, dava dilekçesinde maddi ve manevi tazminat istemlerine faiz işletilmesi talebinin bulunmadığı anlaşılmakta olup, taleple bağlılık ilkesi gereğince Bölge İdare Mahkemesince kabul edilen tazminat miktarlarına faiz işletilmesinde usul kurallarına uyarlık bulunmadığı açıktır.
Bununla birlikte, dava dilekçesinde talep edilmediği halde miktar artırımı dilekçesinde yapılan yasal faiz talebinin, "taleple bağlılık" kuralının istisnası olan miktar artırımı kapsamında olduğunu kabul etmeye hukuken olanak bulunmamaktadır. Zira, 2577 sayılı Kanun'un 16/4. maddesiyle getirilen "artırım" hakkı dava dilekçesinde gösterilen "miktar" ile sınırlı olup dava dilekçesinde yer verilmeyen yeni bir talepte bulunulmasına imkan veren bir mahiyet taşımamaktadır. Bu nedenle, miktar artırım dilekçesinde talep edilen "yasal faiz" "davanın genişletilmesi" kapsamında olduğundan ve davacılar dava dilekçesinde faiz talebinde bulunmadığından kabul edilen tazminat miktarlarına yasal faiz işletilemeyeceği açıktır.
Bu sebeple, temyize konu kararın faize ilişkin kısmında da hukuki isabet bulunmamıştır.
4-Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının manevi tazminata yönelik yargılama giderlerine ilişkin kısmının incelenmesi:
Manevi tazminatın patrimuanda meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp manevi tatmin aracı olduğu, başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışının manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu hale getirdiği, manevi tazminata hükmedilmesi için kişinin fizik yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi ve idarenin hukuka aykırı bir işlem veya eylemi sonucunda ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması veya şeref ve haysiyetinin rencide edilmiş bulunması gerektiği yargısal içtihatlar ile sabittir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 16. maddesinin 4. fıkrasına, 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile ''Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.'' cümlesi, aynı Kanun'un 5. maddesi ile de 2577 sayılı Kanun'a Geçici 7. madde olarak ''Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır:" cümlesi eklenmiştir.
Miktar artırım müessesesi, davanın görülmesi sırasında tarafların kusurlarında, zararı doğuran nedenlerin ve olayların tespitinde ve uğranılan zararın miktarında bir değişiklik olması durumunda maddi tazminat için işletileceği gibi; zararı doğuran olaydan sonra yeni ortaya çıkan bulgu ve tespitler sonucu, kişilerin manevi yönden çok daha fazla etkilendiğinin saptanması halinde manevi tazminat için de uygulanabilir. Ancak bu durumun istisnai bir durum olduğu ve manevi zararın sonradan gerçekten artmış olduğunun tespiti halinde işletilebileceği kuşkusuzdur.
Uyuşmazlıkta, davacılar açısından sonradan oluşan veya öğrenilen yeni bir olgu bulunmadığından miktar artırım yoluyla manevi tazminat tutarının artırılmasına olanak bulunmamakta olup, davacıların manevi zarara ilişkin taleplerinin dava dilekçesinde talep edilen miktar üzerinden değerlendirilmesi, bir başka anlatımla artırılan manevi tazminata ilişkin kısmın dikkate alınmaması ve bu kısım yönünden hüküm kurulmaması gerekmektedir.
Bu doğrultuda manevi tazminata ilişkin yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de davacıların dava dilekçesinde talep ettikleri manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanması gerektiği açıktır.
Bu durumda; İdare Mahkemesince manevi tazminata yönelik miktar artırımı sonucu artırılan kısım yönünden davanın reddine karar verilerek haklılık oranının bu duruma göre belirlenerek yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesinde hukuka uyarlık davacıların bu yönden yaptığı istinaf başvurusunun reddedilmesinde ise hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların, davalı idarenin ve müdahilin temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 31/12/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.