T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2023/2291
Karar No : 2025/7163
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): Kendi adlarına asaleten...'e velayeten ... ve ...
VEKİLİ : Av. ...
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Üniversitesi Rektörlüğü
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMLERİN_KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacılar vekili tarafından, müvekkili ...'in bel ağrısı şikayetiyle başvurduğu Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 17/10/2017-18/10/2017 tarihlerinde gerçekleştirilen ameliyatları sırasında hatalı tıbbi uygulama sonucu sinirlerinin kesilmesi nedeniyle bakıma muhtaç engelli hale gelmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık ... için 1.000,00 TL maddi ile 200.000,00 TL manevi, anne ... ile baba ... için ayrı ayrı 150.000,00'er TL manevi olmak üzere toplam 501.000,00 TL tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; İstanbul Üniversitesi (Cerrahpaşa) Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü Tıp Bilimleri Anabilim Dalı nezdinde yaptırılan inceleme neticesinde hazırlanan bilirkişi raporunda, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 17/10/2017-18/10/2017 tarihlerinde gerçekleştirilen ameliyatların ve diğer tıbbi işlemlerin tekniğine uygun olarak yapıldığı, ilgili personelin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının tespit edilmediği, söz konusu hasarın her türlü dikkate ve özene rağmen gelişebilen, herhangi bir kusur ve ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirilmesi karşısında, davalı idarenin eylemi ile meydana geldiği ileri sürülen zarar arasında herhangi bir illiyet bağı kurulamaması nedeniyle, idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı, ayrıca kusursuz sorumluluk halinin de söz konusu olmadığı dikkate alındığında, davalı idarenin maddi tazminat sorumluluğunun bulunmadığı, davanın, manevi tazminat istemine ilişkin kısmının incelenmesinden; davalı idare tarafından, ...'e uygulanan ameliyatların sonuçlarının ve olası komplikasyonlarının tam ve doğru olarak anlatıldığına ve bu işleme kendisinin rıza gösterdiğine dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onam alınmadığı sabit olduğundan, olayın oluş şekli ve sonuçları da dikkate alınarak söz konusu eylem nedeniyle hem kendisinin hem de anne ve babasının duyduğu elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlayacak ölçüde, öte yandan da sebepsiz zenginleşmeye de yol açmayacak şekilde olmak üzere, davacılardan ... için 120.000,00 TL manevi, annesi ... için 40.000,00 TL manevi, babası ... için ayrı ayrı 40.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 200.000,00 TL manevi tazminatın davacıların idareye başvurduğu 12/11/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesi, manevi tazminat talebinin fazlaya ilişkin kısmının ise reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; kararın maddi tazminata ilişkin kısmının hukuka uygun olduğu, davacılar tarafından ileri sürülen hususlar, kararın maddi tazminata ilişkin kısmının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden, kararın maddi tazminatın reddine ilişkin kısmına yönelik davacıların istinaf başvurusunun reddi gerektiği, kararın manevi tazminata ilişkin kısmı incelendiğinde, davalı idare tarafından, ...'e uygulanan ameliyatların sonuçlarının ve olası komplikasyonlarının tam ve doğru olarak anlatıldığına dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onam alınmadığı sabit olduğundan, olayın oluş şekli ve sonuçları da dikkate alınarak söz konusu eylem nedeniyle hem kendisinin hem de anne ve babasının duyduğu elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlayacak ölçüde, Dairemizin ilke kararları da dikkate alınarak, davacılardan ... için 40.000,00 TL manevi, annesi ... için 10.000,00 TL manevi, babası ... için ayrı ayrı 10.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 60.000,00 TL manevi tazminatın davacıların idareye başvurduğu 12/11/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesi, manevi tazminat talebinin fazlaya ilişkin kısmının ise reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davalı idarenin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine, davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI: Davacılar tarafından, yapılan hatalı ameliyatlar neticesinde ...'in engelli hale geldiği, kalıcı iş göremezliğinin oluştuğu, ameliyat öncesi aydınlatılmış onamın alınmadığı, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, Adli Tıp Kurumu raporunda kusur oranlarının belirlenmediği, dosyanın Adli Tıp Üst Kuruluna gönderilmesi gerektiği, hükmedilen manevi tazminat miktarının çok düşük olduğu, davalı idare tarafından, maddi tazminat talebi reddedilmesine rağmen bu kısma ilişkin olarak idareleri lehine vekalet ücretine hükmedilmediği, hastanın yakınlarının bilgilendirildikleri ve ameliyatlar öncesi hastanın yakınlarından aydınlatılmış onamın alındığı, tıbbi müdahalelerde herhangi bir gecikmenin olmadığı, hastanın takiplerinin düzenli olarak yapıldığı, hizmet kusurunun bulunmadığı ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN_SAVUNMALARI: Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ...
DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının kısmen gerekçeli olarak onanması kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyanın incelenmesinden, davacı ...'in bel ağrısı, yürüme güçlüğü ve idrar kaçırma şikâyetleriyle Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin Cerrahisi Anabilim Dalı polikliniğine başvurduğu, Dr. H.Ö. tarafından yapılan klinik ve radyolojik incelemeler neticesinde sipina bifıda (ayrık omurilik) tip I diastometamyeli ve gergin omurilik tanısının konularak cerrahi tedavi önerildiği, hastanın 17/10/2017 tarihinde Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde Dr. H.Ö. tarafından nöromonitörizasyon altında ameliyat edildiği, ameliyat sonrası nörolojik bulgularında gerileme kaydedilmesi üzerine ertesi gün (18/10/2017) tekrar nöromonitörizasyon altında ameliyata alındığı, bu ameliyatta kemik spur kalıntılarının temizlendiği ve nöral elemanların dural yapışıklıklarının serbestleştirildiği, hastanın, yaklaşık 1 aylık servis takibi sonrasında 13/11/2017 tarihinde rehabilitasyon amacıyla Dicle Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kliniğine yatırıldığı, 29/12/2017 tarihinde taburcu edildiği, hastanın Siverek Devlet Hastanesinden aldığı 12/07/2018 tarihli Sağlık Kurulu raporunda parapleji ve fekal inkontinans kaydı olmakla birlikte bunlara ait laboratuvar testlerinin bulunmadığı, 14/10/2019 ile 29/11/2019 tarihleri arasında Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi Servisinde Parapleji ve mesane disfonksiyonu (nöromüsküler fonksiyon bozukluğu) teşhisiyle yatırılarak tedavi gördüğü anlaşılan hastanın bir çift mevcut pafo’larım kullanarak ve bir çift kanedyen destekli ambule durumda salah ve önerilerle taburcu edildiği, sonrasında davacılar vekili tarafından, müvekkili ...'in bel ağrısı şikayetiyle başvurduğu Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 17/10/2017-18/10/2017 tarihlerinde gerçekleştirilen ameliyatları sırasında hatalı tıbbi uygulama sonucu sinirlerinin kesilmesi nedeniyle idrar ve dışkı yapma hissini yitirdiği, her iki ayağını kullanamaz duruma geldiği ve cinsel işlevini yitirerek kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak derecede bakıma muhtaç hale geldiği, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık maddi ve manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İdare Mahkemesince olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü Tıp Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığınca düzenlenen... tarih ve... sayılı raporda; -özetle- " "Diastometamyelinin, gelişimsel bir orta hat anomalisi olduğu, daha çok çocukluk çağında bel, bacak ağrısı, yürüme problemleri ve idrar kaçırma ve perianal disestezi ile ortaya çıktığı ve tanının konduğu, bu hastaların çoğunda yavaş ve ilerleyici bir nörolojik bozulma, ilerleyen yaşlarda da alt ekstremite ve omurgayı içeren ortopedik şekil bozuklukları geliştiği, hastanın yalnızca bel ağrısıyla değil ilerleyici bir nörolojik etkilenme tablosuyla (yürüme güçlüğü ve idrar inkontinansı) başvurduğu, konulan teşhis ile önerilen tedavinin doğru olduğunun görüldüğü, ilerleyici nörolojik etkilenmenin olduğu vakalarda, özellikle tip I diastometamyeli vakalarında cerrahi tedavinin önerildiği, yapılan ilk ameliyat esnasında nöromonitörizasyon kullanılmış olmasının ameliyatın güvenliği açısından önemli olduğu ve spinal malformasyon cerrahisinde önerildiği, ilk ameliyatı takiben hastanın nörolojik durumunun yakından takip edildiği ve nörolojik bulgularda ilerleme kaydedilmesi sebebiyle ertesi gün müdahale edildiğinin görüldüğü, bu cerrahi müdahalenin de yine intraoperatif nöromonitörizasyon altında yapıldığı, dosya içeriğinde, taraflarca 17/10/2017 tarihinde yapılan operasyon öncesi imzalanmış Anestezi ve Cerrahi işlemler için onam formları bulunduğu, bunlardan “Lomber Omurga Ameliyatı Aydınlatılmış Onam Formunun” aynı bölgede ancak başka bir rahatsızlık (Bel fıtığı ameliyatı) çeşidi için düzenlenmiş olduğu, formun bu şekilde oluşu ‘yapılan operasyonun tekniği’ konusunda tam doğru bilgiyi verememekle birlikte, ‘oluşabilecek komplikasyonlar’ konusunda yapılan uyarıların gerçekte yapılan operasyonla da örtüşmekte olduğu, ikinci operasyon için ise düzenlenmiş bir onam formunun bulunmadığı, hastanın ameliyat sonrası takip ve tedavisinin yaklaşık bir ay süreyle serviste devam ettiği ve sonrasında rehabilitasyon amacıyla Dicle Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kliniğine yatırıldığı, hastanın 14/10/2019 ile 29/11/2019 tarihleri arasında Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi Servisinde gördüğü tedavinin ardından ise “bir çift mevcut pafo’larını kullanarak ve bir çift kanedyen destekli ambule” olduğu, bu durumun hastanın walker tabir edilen cihazla kendi kendine yürüyebildiği anlamına geldiği, incelenen dosyadan elde edilen veriler ışığında, hastaya yapılan cerrahi müdahalenin gerekli ve yeterli olduğu, ortaya çıkan nörolojik etkilenmenin öngörülebilen fakat alınan tedbirlere rağmen önlenemeyen bir komplikasyon olduğu'' yönünde görüş bildirilmiştir.
İdare Mahkemesince, anılan rapor doğrultusunda olayda hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varılarak davanın maddi tazminat talebi yönünden reddine, manevi tazminat talebi yönünden ise kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararı ile Mahkeme kararına karşı yapılan davalı idarenin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine, davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli olması ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1-Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat istemine ilişkin kısmının incelenmesi:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.
Hükme esas alınan raporda, hastaya yapılan cerrahi müdahalenin gerekli ve yeterli olduğu, ortaya çıkan nörolojik etkilenmenin öngörülebilen fakat alınan tedbirlere rağmen önlenemeyen bir komplikasyon olduğu yönünde değerlendirmede bulunulmuş ise de; davacılar tarafından temyiz aşamasında sunulan ek beyan dilekçesinde belirtildiği üzere hastanın tedavisinde görev alan hekimler hakkında soruşturma açılması üzerine Dicle Üniversitesi Rektörlüğünün ... tarih ve ... sayılı yazısı ekinde gönderilen soruşturma dosyası ile Kurul kararına karşı itiraz edilmesi sonrasında Danıştay Birinci Dairesinin 24/12/2019 tarih ve E:2019/1899, K:2019/2007 sayılı kararıyla ; "Dicle Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi dışında başka bir üniversitede görevli ve bu üniversite rektörlüğünce belirlenecek Beyin ve Sinir Cerrahisi uzmanı en az üç öğretim üyesinden oluşturulacak bilirkişi heyetinden, hastanın güncel sağlık durumu dikkate alınarak 18/10/2017 tarihli ameliyatında, ameliyattan sonra takip ve tedavisinde, ikinci kez yapılan ameliyatta dikkatsizlik veya acemilik gösterilip gösterilmediği, tıbbi kusur, uygulama veya hekim hatası veyahut eksiklik bulunup bulunmadığı, ilk ameliyat kararının tıbbi gereklere uygun olup olmadığı, hasta için zorunluluk içerip içermediği, hastanın durumuna uygun daha az riskli başka tedavi seçenekleri bulunup bulunmadığı, hastanın ameliyattan sonra neden iki ayağını kullanamadığı ve %95 oranında özürlü kaldığı, bu durumlara yol açan sebeplerin neler olduğu, ameliyatta geliştiği söylenen komplikasyonun ne suretle meydana geldiği, tıbbi kusur, hekim veya uygulama hatası, dikkatsizlik ya da acemilikten kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususlarını kesin olarak aydınlatan bilirkişi raporu alınması, öte yandan, ... İdare Mahkemesinin... esas sayılı dosyasındaki tazminat davasında Mahkemece Adli Tıp Kurumundan olayda hekim veya uygulama hatası bulunup bulunmadığı yolunda bir rapor istenip istenmediği, istenmişse bu raporun ne gibi tespitler içerdiği, davanın akibetinin ne olduğu hususları araştırılarak bu davadaki tüm bilgi ve belgelerin, özellikle Adli Tıp raporunun temin edinilmesi, ayrıca şikayetçilerin mevzuata uygun ifadelerinin alınması suretiyle yeniden soruşturma yapılması gerektiği anlaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle, eksik incelemeye dayalı olarak düzenlenen soruşturma raporu esas alınarak verilen şüphelilerin men-i muhakemelerine ilişkin Dicle Üniversitesi Rektörlüğünce oluşturulan Yetkili Kurulun ...tarih ve... sayılı kararının bozulmasına, yukarıda belirtilen eksiklikler tamamlanmak suretiyle yeniden düzenlenecek fezleke üzerine Yetkili Kurulca yeni bir karar verilmesine" karar verildiği, bunun üzerine Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığının E-... sayılı ve ... tarihli yazısı ile Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığından ikisi Beyin ve Sinir Cerrahisi, ikisi Nöroloji ve birisi de Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim dalları öğretim üyelerinden oluşan beş kişilik bilirkişi komisyonu tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda; -özetle- "hastanın tekrar 21/05/2024 tarihinde ... Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi servisinde muayene edilip değerlendirildiği, yapılan muayene ve incelenen dosyası sonucunda 18/10/2017 tarihinde meningomyelosel, diastometamyeli ve tethered kord nedeniyle ameliyat olduğunun saptandığı, ameliyat sonrası 19/10/2017 tarihinde tekrar ameliyata alındığı, ameliyatlarda nöromonitarizasyon kullanıldığının ifade edildiği ama nöromonitarizasyon raporlarının dosyada olmadığı, hastanın ameliyat sonrası parazi ve hipostezisi nedeniyle fizik tedavi ve rehabilitasyon tarafından tedavi aldığı, soruşturmada adı geçen Dr. Öğr. Üyesi H.Ö.'in birinci ve ikinci ameliyatları yaptığı, ikinci ameliyata Doç. Dr. T.Y.'ın katıldığı ama Doç. Dr. Y.T.'ın isminin ameliyat ve epikriz notlarında olmadığı, hastanın son yapılan muayenesinde alt ekstremite motor muayenesinde bilateral tibialis anter (TA) 0/5, bilateral ekstansör lalüsis longus (EHİL) 0/5, bilateral gastroknemius 0/5 kas gücünde olduğu, alt ekstremite diğer kas gruplarının tam kas gücünde saptandığı, duyu muayenesinde L4 ve alt dermatomlar bilateral hipostezik olarak değerlendirildiği, hastanın idrar ve gaita inkontinansı tariflediği ve ürodinami sonucunun olmadığı, hastanın ürodinami sonucu ve ameliyat sırasındaki nöromonitorizasyon raporunun tekrarlanan yazışmalara rağmen temin edilmediği, bu nedenle ürodinami kontrolünün ve ameliyat sırasında nöromonitorizasyonun yapılmadığı kanaatine varıldığı, raporunun sonuç kısmında Doç. Dr. Y.T'ın isminin ameliyat ve epikriz notlarında yer almadığı için kusurlu olmadığı, Doç. Dr. T.Y.'ın ikinci ameliyata yardımcı olduğu ve sonrasında hastanın tedavisinde yer almadığı için kusurlu olmadığı, ancak Dr. Öğr. Üyesi H.Ö.'in hastanın ameliyatı sırasında gerekli özeni göstermediği, güncel tıp bilgileri dahilinde hastasını tedavi etmediği (diastometamiyeli ve tethered kord cerrahisinde nöromonitarizasyon kullanmadığı) için kusurlu olduğu kanaatine varıldığı" yolunda görüş belirtildiği, bu rapor üzerine de Dicle Üniversitesi Rektörlüğü Son Soruşturma Kurulu'nun 13/10/2025 tarih ve ... sayılı raporunda; "şüpheli Dr. Öğr. Üyesi H.Ö.'in ise hastanın ameliyatı sırasında gerekli özeni göstermediği, güncel tıp bilgileri dahilinde hastasını tedavi etmediği bilirkişi raporu ile tespit edildiğinden adı geçen şüpheli hakkında soruşturma açılmasına (lüzum-u muhakemesine)" karar verildiği, dolayısıyla olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ve doğan zarardan sorumlu olduğu sonucuna varılmakta olup, davacıların uğradığı maddi zararlarının karşılanması gerekirken maddi tazminat istemlerinin reddi yolunda verilen temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bu kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
2-Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat istemine ilişkin kısmının incelenmesi:
Her ne kadar Bölge İdare Mahkemesi kararında, davalı idare tarafından, ...'e uygulanan ameliyatların sonuçlarının ve olası komplikasyonlarının tam ve doğru olarak anlatıldığına dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onam alınmadığı sabit olduğundan, olayın oluş şekli ve sonuçları da dikkate alınarak söz konusu eylem nedeniyle hem kendisinin hem de anne ve babasının duyduğu elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlayacak ölçüde, davacılardan ... için 40.000,00 TL manevi, annesi ... için 10.000,00 TL manevi, babası ... için ayrı ayrı 10.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 60.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi uygun görülmüş ise de, dosya kapsamından, yukarıda da bahsedildiği üzere olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunması sebebiyle yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği hususunun davacılarda endişe ve üzüntüye yol açacağı açık olduğundan, davacıların manevi tazminat talebinin bu gerekçeyle kabul edilmesi gerekmektedir.
Buna göre, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik davalı idarenin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine, davacıların istinaf başvurusunun reddi yolunda verilen ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesi kararının manevi tazminata ilişkin kısmında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE, davalı idarenin temyiz isteminin REDDİNE,
2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:... K:... sayılı temyize konu kararının, manevi tazminata ilişkin kısmının yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASINA, maddi tazminata ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi.... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 31/12/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.