T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2023/767
Karar No:2025/2629
TEMYİZ EDEN (DAVALI) :... Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Enerji Üretim ve Ticaret Ltd. Şti.
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Porsuk Barajı'nın dipsavak çıkışında yapılması planlanan Porsuk HES projesini yapmaya hak kazanan davacı şirket tarafından... tarih ve... sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (Kurul) kararı ile önlisans sahibi tüzel kişiden kaynaklanmayan nedenle önlisansın sonlandırılması üzerine gerçekleştirilmesi mümkün olmayan proje nedeniyle yaptığı yatırımın, proje ihalesi ile ilgili her türlü harcamaların ve uğradığını ileri sürdüğü maddi kayıpların fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 694.644,24-TL'lik kısmının başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; davacı şirket tarafından verilen taahhütname incelendiğinde, davacı şirketin Porsuk HES projesi ile ilgili olarak, ilgili mevzuata uyacağını, su kullanım hakkı anlaşması kapsamındaki faaliyetlere ilişkin olarak diğer mevzuattan kaynaklanan izin, ruhsat, onayalma gibi yükümlülükleri yerine getireceğini, aksi takdirde sorumluluğun taraflarına ait olacağını açıkça belirttiği, iptal edilen ÇED sürecinin, davalı idarenin görev ve faaliyet alanında yer almadığı, söz konusu olan ÇED sürecine ilişkin olarak Elektrik Piyasasında Üretim Faaliyetinde Bulunmak Üzere Su Kullanım Hakkı Anlaşması İmzalanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'in 16. maddesinin üçüncü fıkrasında, ÇED raporu veya proje tanıtım dosyasında verilen taahhütlerin gerçekleştirilmemesi ve olumsuz sonuçlardan şirketin sorumlu olacağının düzenlendiği, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü tarafından iptal edilen ÇED sürecinin davalı idarenin uhdesinde yer almadığı, dolayısıyla ÇED sürecinin sonlandırılmasına ilişkin işlemde davalı idarenin kusurundan söz edilemeyeceği, davacının "ÇED gerekli değildir" veya "ÇED olumludur" kararını davalı idareye sunması durumda su kullanım hakkı anlaşmasının yapılacağı, EPDK tarafından iptali yapılan projelere ilişkin olarak anılan Yönetmeliğin 20. maddesi yedinci fıkrası (e) bendi uyarınca şirketlerin proje müracaatından vazgeçmesi halinde proje başvurusunun iptal edilerek yatırılan ücretlerin şirketlere iade edilmeyeceğinin düzenlendiği anlaşıldığından, davacının gerçekleştirmiş olduğu yatırımın ve ihale ile ilgili harcamaların ödenmesine olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verimiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesince; Porsuk HES projesine ilişkin ihaleyi kazanan davacı şirket tarafından mevcut düzenlemelere ve usule uygun olarak HES projesi için çeşitli harcamaların yapıldığı, fakat Eskişehir Büyükşehir Belediyesi tarafından yazılan ... tarih ve ... sayılı yazıda Orman ve Su İşleri Bakanlığının ... tarih ve ... sayılı Olurlarıyla hazırlanan Porsuk Baraj Gölü Havzası Özel Hükümleri'ne atıfta bulunurak (yapılması planlanan Hidroelektrik Santralinin baraj aksının altında yer aldığından Porsuk Baraj Gölü Havzası Özel hükümleri kapsamı uyarınca "rezervuar tampon şeridi" içerisinde kaldığından bu projenin yapılamayacağından) projenin uygun bulunmadığı belirtilmesine binaen Porsuk HES projesinin ÇED sürecinin Çevre Şehircilik Bakanlığının...tarih ve ... sayılı işlemiyle sonlandırılarak söz konusu projenin davalı idarece iptal edilmiş bir proje olarak kabul edilmesi noktasında idarenin bütünlüğü ilkesiyle, idari yapı içinde yer alan kurumların bir bütünlük içerisinde çalışması gerektiğinin öngörülmesi karşısında idarenin belirtilen süreç içerisindeki uygulamaları nedeniyle davacı şirketin projeyi gerçekleştirme amacına ulaşamadığı, bu nedenle projenin iptal sürecine kadar yaptığı bir takım masraflar nedeniyle zarara uğramış bulunduğu, bu zararın karşılanmamasının hakkaniyet ve nesafet ilkeleriyle bağdaşmayacağı ve zararın oluşmasında davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığı gibi, davacı şirketin de herhangi bir kusurundan söz edilemeyeceği, davacının, idari istikrar ve idareye güven ilkelerine dayanarak yaptığı masraflardan kaynaklanan somut ve gerçekleşmiş zararlarının, kusursuz sorumluluk ilkesine göre idarece tazmini gerektiği, özel ve olağandışı nitelik taşıyan bu zararların davacı üzerinde bırakılması sonucunu doğuracak olan aksine bir yaklaşımın adalet, hakkaniyet ve nasafet ilkeleriyle de bağdaşmayacağı, İdare Mahkemesince, davacı şirketin ihale yoluyla alıp gerçekleştirmeye çalıştığı projenin dayanağı ilgili mevzuat hükümleri ve bu hükümlere dayanılarak şirket tarafından verilen taahhütname hükümleri esas alınarak davacının oluşan zararının karşılanamayacağına karar verilmiş ise de, dava konusu uyuşmazlığın bir tam yargı davası olduğu dolayısıyla tam yargı davasının tazmin ilkeleri göz ardı edilerek davanın karara bağlanmasının hatalı bir değerlendirme olduğu, bu nedenle doğan zararın tespiti yönünden uyuşmazlığın çözümü konusunda uzman bir bilirkişi incelemesi gerektiği halde bilirkişi incelemesi yaptırılmadan ve zarara yönelik davacı tarafından sunulan veriler yeterince değerlendirilmeden, bu konudaki deliller tartışılmadan kararın oluşturulduğu dikkate alındığında uyuşmazlık hakkında genel usul kuralları bağlamında verilmiş bir ilk derece mahkemesi kararının bulunduğunun hukuken kabul edilemeyeceği gibi istinaf mahkemesine ilk derece mahkemesi sıfatı da verilmediği, zaten aksi kabulün tabi hakim ilkesine de aykırılık oluşturacağı hususları bir bütün olarak dikkate alındığında, genel usul anlamında hukuken verilmiş bir karar bulunmadığı durumlarda, istinaf mahkemesinin özel usul kurallarına yönelik durumda olduğu gibi istinafa konu kararı kaldırarak dosyayı mahkemesine gönderilebileceği, uyuşmazlığın özünü oluşturan zarar tazminine yönelik olarak (davacının yapıldığını iddia ettiği söz konusu masrafların ticari defterlere işlenip işlenmediğinin tespiti açısından davacı şirketin ticari defterleri ve fatura asılları getirtilerek) bilirkişi incelemesi yapılmadan karar verilmiş olması nedeniyle, belirtilen eksikliklerin istinaf mahkemesince giderilmesi durumunda doğal hakim ilkesine aykırı hareket edilmiş olacağı, dereceli yargılama imkanının ortadan kalkacağı ve bu suretle adil yargılanma ilkesinin ihlal edilebileceği görüldüğünden, dava dosyasının belirlenen eksikliğin giderilebilmesi amacıyla İdare Mahkemesine iadesi gerektiği, ayrıca, davanın esasının görülmesi sonucunda davadaki haklılık durumu gözetilerek yargılama giderlerinden ve vekalet ücretinden sorumluluk yönünden yeniden karar verileceğinden davalı idarenin kurum lehine nisbi olarak vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği yönünde istinaf istemi hakkında şu aşamada karar verilmesine yer bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davacı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usülü Kanunu'nun değişik 45. maddesinin 5. fıkrası uyarınca davanın esası hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine iadesine, davalı tarafın vekalet ücretine ilişkin istinaf istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davalı idare tarafından, davanın süresinde açılmadığı, davacının varlığını ileri sürdüğü zararının ÇED sürecinin sonlandırılması sebebiyle doğduğu, davacı tarafından "ÇED gerekli değildir" veya "ÇED olumlu" kararları alınması durumunda su kullanım hakkın anlaşmasının imzalanacağı, davacı şirketin ÇED sürecinin sonlandırılmasına ilişkin işleme dava açmadığı, ÇED sürecine ilişkin kendilerinin dahil olmadığı bir süreç olduğu, diğer kurumlar nezdinde yürütülen işlemlere yönelik herhangi bir garantörlük verilmediği, kusurlu veya kusursuz herhangi bir sorumluluklarının bulunmadığı, davacının anlaşma yapmak için yeterince çaba sarf etmediği, davacı şirketin projeye ilişkin verdiği taahhütnameyle projeye ilişkin izin, ruhsat, onay alma gibi yükümlülüklerini yerine getireceğini aksi halde sorumluluğun kendisine ait olacağını kabul ettiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davacı tarafından, davanın süresinde açıldığı, EPDK tarafından önlisansın sonlandırılmasıyla ile birlikte zararın kesinlik kazandığı, projeye yönelik her türlü yükümlülüğün taraflarınca yerine getirildiği, zararın ÇED sürecinin sonlanmasından değil davalı idarenin kusurlu işleminden kaynaklandığı, idarenin en başından itibaren gerçekleşmeyeceğini bildiği bir projeye ve HES kurulmasına imkan olmayan bir alana ilişkin ihaleye çıkarak zararın doğumuna neden olduğu, hakkaniyet gereği doğmasında hiçbir kusurları olmayan bir zararın tazminin gerektiği, sözleşme hükümlerinin varlığının idarenin tazmin sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı, zarar kalemlerinin açık ve net olarak ortaya konulduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'UN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
1980 yılında davalı idarece "Porsuk Eskişehir Projesi Porsuk Barajı HES ve Gökçekısık HES Planlama Raporu" ile Porsuk Barajı'nın dipsavak çıkışına Porsuk HES projesinin yapılması planlanmış, ilgili proje 2006 yılında davalı idarenin internet sitesinde "Tablo-2 (DSİ tarafından geliştirilen ve su kullanım anlaşması yapmak üzere şirketler tarafından müracaat edilebilecek hidroelektrik enerji projelerinin listesi)" kapsamında yayımlanarak tüzel kişilerin müracaatına açılmış ve davacı şirket projeyi yapmaya hak kazanmıştır.
Bunun üzerine davacı şirket tarafından 2006 yılının haziran ayında fizibilite raporu hazırlanmış, .........tarih ve ... sayılı Kurul kararıyla davacı şirkete üretim lisansı verilmesi uygun bulunmuş ancak davacı ile davalı idare arasında su kullanım hakkı anlaşması imzalanmamış, bu süreçte hem davacı hem de EPDK tarafından su kullanım hakkı anlaşması imzalanması yönünde davalı idareye yazılar yazılmış ancak davalı idarenin ihtisas birimlerinin "Eskişehir Sulaması Yenileme Projesi Planlama Raporu" formülasyonu netleşmeden Porsuk HES projesi ile ilgili su kullanım hakkı anlaşması imzalanmaması yönünde görüşleri nedeniyle anılan anlaşma imzalanmamıştır.
2014 yılında davalı idarenin 3. Bölge Müdürlüğü tarafından anılan planlama raporu tamamlanarak yayınlanmış ancak anılan rapor uyarınca ilana çıkılan proje ile rapor sonrası yapılacak projenin karakteristik özellikleri değiştiğinden revize fizibilite raporu hazırlanması gerektiği davacıya bildirilmiş, bunun üzerine davacı tarafından 2014 yılının temmuz ayında "Porsuk HES Revize Fizibilite Raporu" hazırlanmış,... tarih ve... sayılı önlisans EDPK'dan alınmıştır.
Davacı tarafından 22/12/2017 tarihinde başlatılan ÇED süreci, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanlığının 01/03/2018 tarih ve 11606 sayılı yazısında Porsuk Baraj Gölü Özel Hükümleri kapsamında "rezervuar tampon şeridi" içerisinde kalması nedeniyle projeye ilişkin faaliyetin yapılmasının imkansız olduğunun belirtildiği gerekçesiyle 13/04/2018 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından sonlandırılmış, davacı tarafından davalı idareye projenin durumuyla alakalı yapılan başvurular üzerine 20/02/2019 ve 22/10/2019 tarihli yazılar ile su kullanım hakkı anlaşması imzalayabilmek için ÇED kararının gerektiği belirtilmiştir, bunun üzerinde davacı EPDK'ya kendisinden kaynaklanmayan nedenle önlisans başvurusunun sonlandırılmasına yönelik olarak başvurmuş, ... tarih ve ...-... sayılı Kurul kararıyla davacının önlisansının sonlandırılmasına karar verilmiştir.
Davacı 20/04/2020 tarihinde davalı idareye başvurarak maddi zararlarının tazmini talep etmiş, davalı idarece bu başvuru 05/05/2020 tarihinde, Elektrik Piyasasında Üretim Faaliyetinde Bulunmak Üzere Su Kullanım Hakkı Anlaşması İmzalanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'in 20. maddesinin 7. fıkrasının (e) bendi uyarınca reddedilmiş, bunun üzerine bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İstinaf” başlıklı 45. maddesinin 3. fıkrasında, "Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı verir." kuralına, 4. fıkrasında, “Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verir. Bu hâlde bölge idare mahkemesi işin esası hakkında yeniden bir karar verir. İnceleme sırasında ihtiyaç duyulması hâlinde kararı veren mahkeme veya başka bir yer idare ya da vergi mahkemesi istinabe olunabilir. İstinabe olunan mahkeme gerekli işlemleri öncelikle ve ivedilikle yerine getirir.” kuralına, 5. fıkrasında ise, “Bölge idare mahkemesi, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâllerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vererek dosyayı ilgili mahkemeye gönderir. Bölge idare mahkemesinin bu fıkra uyarınca verilen kararları kesindir.” kuralına yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
2577 sayılı Kanun'un 45. maddesini değiştiren 28/06/2014 tarih ve 29044 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 19. maddesinin gerekçesinde, "...Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verecektir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yapacak ve yine istinaf başvurusunun reddine karar verecektir. Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verecektir. Bu hâlde bölge idare mahkemesi işin esasına girecek ve esas hakkında yeniden bir karar verecektir. İşin esasına girilerek yapılacak inceleme sırasında ihtiyaç duyulması hâlinde kararı veren mahkeme veya başka bir yer idare ya da vergi mahkemesi istinabe olunabilecektir. Bu durumda, istinabe olunan mahkeme gerekli işlemleri öncelikle ve ivedilikle yerine getirir. Yukarıda belirtildiği gibi istinaf incelemesinde kural, ilk derece mahkemesince verilen kararda tespit edilen maddi veya hukuki eksikliklerin istinaf mercii tarafından tamamlanarak nihai kararın da istinaf mercii tarafından verilmesidir. Ancak bu kuralın bir istisnası söz konusudur. Şayet ilk derece mahkemesinin 2577 sayılı Kanun'un 14 ve 15'inci maddeleri uyarınca ilk inceleme üzerine vermiş olduğu bir karara karşı istinaf başvurusu yapılmış ve istinaf mercii bu başvuruyu haklı görmüş ise, istinaf mercii bu kararı bozacak ve dosyayı kararı veren mahkemeye geri gönderecektir. Bunun gibi, ilk derece mahkemesindeki davaya görevsiz ya da yetkisiz mahkeme tarafından yahut reddedilmiş ya da yasaklanmış hakim tarafından bakılmış olması hâlinde de, istinaf mercii kararı bozmak suretiyle dosyayı geri gönderecektir. Bölge idare mahkemesinin bu kararları kesindir..." açıklamalarına yer verilmiştir.
6545 sayılı Kanun'un 19. maddesiyle yapılan değişiklikle, 2577 sayılı Kanun'un 45. maddesinde "itiraz usulü" kaldırılarak, "istinaf" kanun yolu getirilmiş olup ilk derece mahkemelerinin kesinleşmemiş nihai kararlarının maddi ve hukuki yönlerden denetlenerek, hukuka aykırılıklarını ortadan kaldırmak amacıyla istinaf kanun yolu düzenlenmiştir.
İstinaf mercii tarafından, ilk derece mahkemesi kararı hukuka uygun bulunursa istinaf başvurusunun reddine, aksi halde ise kararın kaldırılmasına karar verilmesi, istinaf mercii tarafından ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verildiği durumlarda ise kural olarak, mahkeme kararında tespit edilen maddi veya hukuki eksiklikler tamamlanarak nihai karar verilmesi gerekmektedir.
Bölge idare mahkemesinin, ilk derece mahkemesinin kararını hukuka uygun bulmayarak, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verdiği hallerde, kural olarak, davanın esası hakkında yeniden bir karar vermesi, istisnai olarak, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hakim tarafından bakılmış olması hallerinde ise dosyayı ilgili mahkemeye göndermesi gerekmektedir. Başka bir anlatımla, istinaf merciinin, istinaf başvurusunu kabul edip ilk derece mahkemesinin kararını kaldırdıktan sonra, dava dosyasını yeniden karar verilmek üzere ilgili mahkemeye gönderebileceği haller, bunlarla sınırlıdır.
Nitekim Anayasa Mahkemesi; "uyuşmazlığın bir kısmı hakkında inceleme yapılmadan hüküm kurulması, dava hakkında eksik hüküm kurulması, dava dosyasının tekemmül ettirilmeden uyuşmazlık hakkında karar verilmesi, davanın konusunun hatalı nitelendirilmesi suretiyle yargılama yapılması, duruşma yapılmadan karar verilmesi, dava dilekçesinin reddini veya merciine tevdiini gerektiren sebeplerin bulunmasına rağmen esas hakkında karar verilmiş olması, dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına veya davanın incelenmeksizin reddine dair kararların hukuka aykırı bulunması, eksik veya yanlış hasımla davanın görülmesi, gerekçe ile hüküm fıkrası arasında uyumsuzluk bulunması, görüşme tutanağı ile kararın çelişkili olması ve benzeri usule ilişkin durumlarda ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden karar verilmek üzere dava dosyasının bu mahkemeye gönderilmesi gerektiği, bu eksikliklerin istinaf merciince giderilerek işin esası hakkında bir karar verilmesinin hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesine, adil yargılanma hakkına, gerekçeli karar hakkına, kanuni hâkim ve iki dereceli yargılama ilkelerine aykırılık teşkil ettiği" iddialarıyla yapılan ve 2577 sayılı Kanun'un 45. maddesinin 5. fıkrasının birinci cümlesinin "...İlk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâllerinde,..." bölümünün iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itirazın, temyize tabi kararlar yönünden reddine karar vermiştir (AYM, E:2022/89, K:2022/129, Karar Tarihi: 26/10/2022, 29/12/2022 tarih ve 32058 sayılı Resmî Gazete). Anılan kararda, Kanun'un 45. maddesinin 5. fıkrasında yer alan hallerin dışındaki usul hatalarının bulunması durumunda bölge idare mahkemesinin dosyayı ilk derece mahkemesine gönderemeyeceği ve davanın esasını da kendisinin karara bağlayacağı gerekçesine yer verilmiş (§ 20), Kanun'da belirtilen haller dışında istinafın gerekli incelemeyi yaparak nihai karar vereceğinin açık olarak düzenlendiği vurgulanmıştır (§ 37).
Dosyanın incelenmesinden, davacı şirket tarafından, ... tarih ve... sayılı Kurul kararı ile önlisans sahibi tüzel kişiden kaynaklanmayan nedenle önlisansın sonlandırılması üzerine gerçekleştirilmesi mümkün olmayan proje nedeniyle yaptığı yatırımın, proje ihalesi ile ilgili her türlü harcamaların ve uğradığını ileri sürdüğü maddi kayıpların fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 694.644,24-TL'lik kısmının başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı, İdare Mahkemesi'nce uyuşmazlığın esası hakkında davanın reddine karar verildiği; Bölge İdare Mahkemesi'nin temyize konu kararında ise, genel usul anlamında hukuken verilmiş bir karar bulunmadığı durumlarda, istinaf mahkemesinin özel usul kurallarına yönelik durumda olduğu gibi istinafa konu kararı kaldırarak dosyayı mahkemesine gönderilebileceği, uyuşmazlığın özünü oluşturan zarar tazminine yönelik olarak (davacının yapıldığını iddia ettiği söz konusu masrafların ticari defterlere işlenip işlenmediğinin tespiti açısından davacı şirketin ticari defterleri ve fatura asılları getirtilerek) bilirkişi incelemesi yapılmadan karar verilmiş olması nedeniyle, belirtilen eksikliklerin istinaf mahkemesince giderilmesi durumunda doğal hakim ilkesine aykırı hareket edilmiş olacağı, dereceli yargılama imkanının ortadan kalkacağı ve bu suretle adil yargılanma ilkesinin ihlal edilebileceği görüldüğünden, dava dosyasının belirlenen eksikliğin giderilebilmesi amacıyla İdare Mahkemesine iadesinin gerektiği gerekçesiyle "davacı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Mahkemesine iadesine" karar verildiğinin belirtildiği görülmektedir.
Anılan davada, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunun haklı bulunması, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması istisnai hallerinin gerçekleşmediği; bu bakımdan Bölge İdare Mahkemesi'nce ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermekle birlikte, davanın esası hakkında yeniden bir karar verilmesi gerektiği; başka bir anlatımla, tarafların ileri sürdüğü iddialar dikkate alınmak suretiyle uyuşmazlığın esasının incelenmesi görevinin istinaf mercii olan ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesi'ne ait olduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın esası hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dava dosyasının İdare Mahkemesine iadesine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında usul kurallarına uygunluk bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalının temyiz isteminin kabulüne;
2. Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılması ve davanın esası hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine iadesi, davalı tarafın vekalet ücretine ilişkin istinaf istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığı yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 12/09/2025 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.