T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2024/108
Karar No:2025/3306
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Radyo Televizyon ve Dijital Yayıncılık A.Ş.
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) :...Kurulu
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı şirkete ait "..." logosuyla yayın yapan televizyon kanalında ... tarihinde saat...'da yayınlanan "..." adlı programda, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un 8. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yere alan, "(...) Yayın hizmetleri; (...) ırk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz."; şeklindeki yayın ilkesinin ihlal edildiğinden bahisle anılan Kanun'un 32. maddesinin 5. fıkrası uyarınca 3 (üç) gün süre ile yayının durdurulmasına ilişkin ...tarih ve...sayılı Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (Üst Kurul) kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ...İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K: ... sayılı kararda; davacı yayın kuruluşu hakkında idari yaptırım uygulanmasına konu yayının tamamının incelenmesi ve değerlendirilmesi neticesinde; program konuğu ... Partisi, ...Dönem İstanbul Milletvekili ve aynı zamanda Parti sözcüsü olan konuşmacının, Diyanet İşleri Başkanlığına ve imam hatip okullarına yönelik olarak kullandığı ifadelerin, anılan kurumların işleyişine yönelik eleştirel mahiyette siyasi ifadeler olduğu, söz konusu ifadelerin, konuşmacının ideolojik görüşünün ve siyasi kimliğinin bir yansıması, başka bir ifadeyle, çoğulcu demokrasinin bir sonucu olan siyasi ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirilmesi gerektiği, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında belirlenen ilkeler çerçevesinde, belirli bir kişi ve gruba özgü olarak söylenmemesi dolayısıyla, hoşgörüsüzlüğe dayalı, nefreti yayan, kışkırtan, teşvik eden veya meşrulaştıran nefret söylemi olarak da değerlendirilemeyeceği sonucuna varıldığından, dava konusu Üst Kurul kararında hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; program konuğu tarafından kullanılan ve yaptırıma esas alınan ifadelerin Diyanet İşleri Başkanlığı ve imam hatip liseleri üzerinden din ve mezhebe ilişkin olduğu, Diyanet İşleri Başkanlığının, tüm Müslümanları değil sadece belirli bir mezhebi temsil eden, diğer inanç ve mezhepleri dışlayan ve bir mezhebin kara propagandasını yapan bir kurum olarak nitelendirildiği, bu durumun farklı din ve mezhebe mensup kişiler arasında kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı bir dilin hakim olmasına yol açabileceği ve nefret ikliminin oluşmasına hizmet edebileceği, bu şekilde bir yaklaşımın Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden toplumda mezhepler arasında bir çatışma zemini hazırlayabileceği ve toplumda farklı mezheplere mensup insanlar arasında kin, düşmanlık ve nefret duygularını ortaya çıkarabileceği, dolayısıyla program konuğu tarafından dile getirilen mezkur ifadelerin kamusal sorumluluk anlayışı ile bağdaşmadığı, eleştiri sınırlarını aştığı; asılsız, genelleyici, zan altında bırakan, ayrıştırıcı ve ötekileştirici nitelikte olduğu, toplumsal değerlere ilişkin hassasiyetlerin dikkate alınmadığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve imam hatiplerin toplum nezdindeki itibarını sarsabileceği, halkın belli bir zümresini de hedef alan bu tarz ifadelerin farklı inanç ve mezheplere mensup bireyler ve gruplar arasında ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı bir söyleme hizmet edebilecek nitelikte olduğu anlaşıldığından, dava konusu Üst Kurul kararında hukuka aykırılık, aksi yönde verilen İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulüne, İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve 2577 sayılı Kanun'un 45. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca yeniden yapılan inceleme sonucunda davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, uyuşmazlığa konu yayında ... Partisi ... Milletvekili olan program konuğunun, Diyanet İşleri Başkanlığının icraatlarının eleştirilmesine yönelik ifadelerinin düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, söz konusu ifadelerin halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmeye veya toplumda nefret duyguları oluşturmaya elverişli olmadığı, çoğunluğa muhalif olanlar da dahil düşüncelerin her türlü araçla açıklanmasının çoğulcu demokratik düzenin gereklerinden biri olduğu, diğer yandan fiil ile idari yaptırım arasında denge bulunmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, söz konusu programda tarafsızlık, doğruluk ve gerçeklik ilkeleriyle bağdaşmayan, toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edebilecek ve toplumun bir kesimine karşı nefret duyguları oluşturabilecek ifadelere yer verildiği, ifade özgürlüğü kullanılırken uyulması gereken görev ve sorumlulukların göz ardı edildiği, sarf edilen sözlere moderatör tarafından müdahalede bulunulmamasının sorumlu yayıncılık anlayışı ile bağdaşmadığı, davaya konu idari yaptırım kararının, 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendindeki yayın ilkesinin bir yıl içinde tekraren ihlali nedeniyle verildiği dikkate alındığında, 3 gün süreyle yayın durdurma yaptırımının ölçülü olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
ESAS YÖNÜNDEN:
MADDİ OLAY :
Davacı şirkete ait "..." logosuyla yayın yapan televizyon kanalında ... tarihinde saat ...'da yayınlanan ve ... tarafından sunulan "..." adlı programın, ... Partisi ...Dönem ... Milletvekili...'in konuşmacı olarak yer aldığı bölümünde geçen konuşmalarda; "...: Çok ilginç meseleler var. Bunlardan birkaçını soralım hızlıca; Mesela Diyanet meselesi Türkiye'nin temel sorunlarından biri. Ne düşünüyorsunuz o konuda? ...: Kapatılsın derhal. Yani o konularda biz o kadar rahatız ki ve bunları bu kadar rahatlıkla söylemek beni çok mutlu ediyor. Diyanet nedir ya! Yani Diyanet diye bir şey olabilir mi abi! Burada hepimiz insanız. İnançlı var, inançsız var, alevi var, sünni var, -işte- hristiyanı var, musevisi var. Biz bunların hepsinden vergi topluyoruz. Orada Diyanet diye bir kurum var. Yalnızca bir mezhebin -üstelik doğru düzgün bile değil- yani bunu da rahat söylüyorum. Benim hani babaannemler falan hacı. Böyle bir şey yok. Bir mezhebin kara propagandasını yapmak için kullanılan bir kuruma biz milyarlar ödüyoruz ya. Bütçe görüşmelerinde benim en delirdiğim şey bu. Eğitimden kesiyoruz, sağlıktan kesiyoruz, götürüyoruz imam hatibe veriyoruz. Niye! Onun başındaki dayılar milyarlık, milyonluk mercedeslere binebilsinler diye. Biz bunu kabul etmiyoruz. Elbette bir düzenleyici kurum konuşulabilir. Ama bu düzenleyici kurumun muhakkak ve muhakkak bütün inançlara eşit mesefede olması ve asla herhangi bir inancı devletin yönetimine enjekte etmeye çalışmaması gerekir. Diyanet bu haliyle bir dini kurum falan değil, bir siyasal islamcı gereçtir ve kapatılmalıdır. ...: Peki geçen de bir tartışma oldu. Bu ... meselesi üzerinden oldu. İmam hatipler konusu ha bire dönüp dönüp gündeme geliyor. İmam hatiplere bir kutsiyet atfediliyor, halbuki imam hatipler diğer meslek okullarının statüsündeydi. Şimdi pek öyle değil, her yer imam hatip olduğu için biraz "Anadolu İmam Hatip" var vs. İmam hatipler hakkında ne düşünüyorsun? ...: Onları da bak, şöyle söyleyeyim; sadece ...'nin iktidara geldiği günden bugüne kadar imam hatip sayısı 7 kat artmış durumda, 7 kat! 7 kat yükseldi ve sadece bunu imam hatiplerden de bakmıyorum ben. Ta anaokulundan almak lazım ... bu durumu. İnanılmaz. Her köşede bir sıbyan mektebi var. Kim farkında bunun, çok kişi farkında değil. Kur'ân kursları açılıyor patır patır ki bak, 2012 yılında bir kanun değişikliği yaptılar. Eskiden Kur'ân kursları MEB denetimindeydi. Bundan çıkarttılar. Daha sonra Türk Ceza Kanunu'nda bir değişiklik yaptılar: Normalde böyle eğitim kurumu açana hapis cezası vardı, onu kaldırdılar. Pıtrak gibi şu an. Ta anaokulundan al! Kreş açmıyorlar ya kreş! Devlet kreşi yok. Kadınlardan, her 4 kadından yalnızca biri hayata katılabiliyor bu ülkede, istihdam hayatına. Niye, çocuğu koyacak yeri yok, evin bütün bakımı onda, yaşlısı, engellisi varsa bütün bakımı onda. Bilerek ve isteyerek kreş açmıyor, bunun yerine sıbyan mekteplerini destekliyor. Öbür taraftan ilkokul seviyesine gelelim; köy ilkokulları ya ... . 20.000 tane köy ilkokulunu kapattı 20 senede. Neden, işte o Karaman'daki çocuk ... Vakfı'nda, köyünde gidecek okul olmasın, merkeze gitsin, merkeze gittiğinde ... gibi, İlim Yayma gibi ne kadar dinci, şeriatçı kurum varsa onların yurtlarına mahkum kalsın istiyorlar. Lise aşamasına geldiğimiz o ayağı da -işte senin söylediğin- imam hatipler oluşturuyor. Doğru düzgün lise açmıyorlar ya. ...: Kalsın mı kapatılsın mı? ...: Kapatılsın, tabii ki kapatılsın. Yani şöyle; imam ve hatip olmak isteyen arkadaşlarımız elbette vardır. Üniversite düzeyinde gidip bunu okuyabilirler. Ülkenin ihtiyacı kadar, doğru düzgün bir eğitim planlaması yapılır. Burada alınabilir bunun eğitimi. Ama dertleri imam ya da hatip yetiştirmek falan değil. Dertleri çok net bak; tabloyu tamamlayalım istersen. Lise sürecinde böyleyiz, üniversiteye geç. Yurt yok, yurt. 8 milyon üniversite öğrencisi var, 800.000 kapasite var. Orada da ortada. Yemekleri falan da gördün değil mi KYK'nın hallerini. Geçen bir arkadaşım şaka yaptı, hakikaten Çanakkale kumanyası gibi yemek veriyorlar çocuklara orada, niye, üniversiteye gidecek yine yoksul çocukları bak, yoksul çocukları gidecek bir yer bulamasınlar; bu tarikat, cemaatlerin yurtlarına mahküm kalsınlar diye, Yani bu olay sadece ne imam hatip meselesi ne yurt meselesi. Bu olay çok sistematik bir laiklik meselesi." yönünde ifadelere yer verilmiştir.
Dava konusu Üst Kurul kararıyla, uyuşmazlık konusu yayında kullanılan ifadelerin, farklı din ve mezhebe mensup kişiler arasında kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı bir dilin hakim olmasına yol açabileceği ve nefret ikliminin oluşmasına hizmet edebileceği, bu şekilde bir yaklaşımın Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden toplumda mezhepler arasında bir çatışma zemini hazırlayabileceği ve toplumda farklı mezheplere mensup insanlar arasında kin, düşmanlık ve nefret duygularını ortaya çıkarabileceği, dolayısıyla program konuğu tarafından dile getirilen mezkur ifadelerin kamusal sorumluluk anlayışı ile bağdaşmadığı, eleştiri sınırlarını aştığı; asılsız, genelleyici, zan altında bırakan, ayrıştırıcı ve ötekileştirici nitelikte olduğu, toplumsal değerlere ilişkin hassasiyetlerin dikkate alınmadığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve imam hatiplerin toplum nezdindeki itibarını sarsabileceği, halkın belli bir zümresini de hedef alan bu tarz ifadelerin farklı inanç ve mezheplere mensup bireyler ve gruplar arasında ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı bir söyleme hizmet edebilecek ve toplumda nefret duyguları oluşturabilecek nitelikte olduğu, bu itibarla, 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin ihlal edildiği hususlarına yer verilerek davacı kuruluş hakkında, evvelce Üst Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararıyla, 14/01/2022 tarihli yayında 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin ihlali nedeniyle idari para cezası ile beş kez program durdurma yaptırımı uygulanmasına karar verildiği, anılan kararın davacı kuruluşa 06/02/2022 tarihinde tebliğ edildiği, davaya konu programda ise 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin, yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde tekraren ihlal edildiğinden bahisle anılan Kanun'un 32. maddesinin 5. fıkrası uyarınca üç (3) gün süreyle yayının durdurulmasına karar verilmiştir.
Bunun üzerine, anılan Üst Kurul kararının iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un 8. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, "(...) Yayın hizmetleri; (...) ırk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz."; 32. maddesinin 5. fıkrasında ise, "8 inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentlerindeki ilkelerle dördüncü fıkrasına aykırı yayın yapılmasını müteakip verilecek yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının on güne kadar durdurulmasına; ikinci tekrarı halinde ise, yayın lisansının iptaline karar verilir. (...)" kurallarına yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dosyanın incelenmesinden, davacı şirkete ait televizyon kanalında 20/09/2022 tarihinde canlı yayınlanan "..." isimli programda, dini, tarihi, siyasi vb. konuların ele alındığı, sırasıyla ..., ... ve ...'in konuk olarak katıldığı, ihlale konu bölümde programa katılan ... Milletvekili ...'in ... Başkanlığı ve imam hatip okullarına ilişkin yorum ve değerlendirmeleri sebebiyle davacı şirket hakkında idari yaptırım uygulanmasına ilişkin dava konusu Üst Kurul kararının tesis edildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, uyuşmazlık konusu yayının ırk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik etmek veya toplumda nefret duyguları oluşturmak suretiyle 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde düzenlenen yayın ilkesini ihlal edip etmediğinin ve uygulanan yaptırımın davacı yayın kuruluşunun Anayasa'da güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüğünü ihlal edip etmediğinin tespiti gerekmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) göre, siyasi tartışma özgürlüğü, "tüm demokratik sistemlerin temel ilkesi"dir (AİHM kararı, Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, Karar tarihi: 08/07/1986, §41-42). Hükümetler yalnızca yasama organı ve yargı organlarınca denetlenmemelidirler, hükümetlerin aynı zamanda halk ve kitlesel medya tarafından da denetlenmeleri gerekmektedir (AİHM kararı, Şener/Türkiye, B. No: 26680/95, Karar tarihi: 18/07/2000, §40).
AİHM'nin yerleşik içtihatlarında da belirttiği gibi, hükümetler kullandıkları kamu gücünden dolayı kendilerine yöneltilmiş en ağır eleştirileri bile hoşgörü ile karşılamak zorundadır. Sağlıklı bir demokrasi, bir hükümetin yalnızca yasama organı veya yargı organları tarafından denetlenmesini değil, aynı zamanda sivil toplum örgütleri, medya ve basın veya siyasi partiler gibi siyasal alanda yer alan diğer aktörlerce de denetlenmesini gerektirir (AİHM kararı, Castells/İspanya, B. No: 11798/85, Karar tarihi: 23/04/1992, §46). Hükümetlere ve siyasetçilere yöneltilen eleştirinin sınırı özel kişilere göre daha geniştir (AYM kararı, Bekir Coşkun Kararı, B. No: 2014/12151, Karar tarihi: 04/06/2015, §69).
İfade özgürlüğü, büyük ölçüde eleştiri özgürlüğünün güvence altına alınmasını hedeflemektedir ve düşüncelerin açıklanması ve yayılması sırasında kullanılan ifadelerin sert olması doğal karşılanmalıdır. Öte yandan, siyasi tartışma özgürlüğünün "tüm demokratik sistemlerin temel ilkesi" olduğu göz önüne alındığında, diğer ifade türlerine nazaran, başvuru konusu konuşmalardaki gibi politikaları ve siyasileri eleştiren, politikaları veya siyasi açıklamaları muhalif bir tarzda ele alan siyasi ifade özgürlüğüne ayrıca önem vermek gerekmektedir (AYM kararı, Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, Karar tarihi: 07/07/2015, §64).
İfade özgürlüğüne yapılan müdahalenin ihlal teşkil edip etmediği incelenirken soyut bir değerlendirme yapılmayıp, başvurucunun kullandığı ifadelerin türünün, kamusal tartışmalara katkı sunma kapasitesinin, ifadelere yönelik kısıtlamaların niteliğinin ve kapsamının, ifadelerin kim tarafından dile getirildiğinin, kime yöneldiğinin ve kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında sahip oldukları hakların ağırlığının gerektiği gibi değerlendirilip değerlendirilmediğine bakılmalıdır. (AYM kararı, Tansel Çölaşan, § 58).
Uyuşmazlık konusu programa konuk olarak katılan ...'in ve mensubu olduğu siyasi partinin görüşlerinin kamuoyu tarafından bilinir olduğu, anılan şahıs tarafından söz konusu programda, Diyanet İşleri Başkanlığı ve imam hatip okullarına yönelik kullanılan ifadelerin şiddeti teşvik veya şiddete çağrı unsurlarını barındırmadığı gibi farklı gruplara karşı bir nefret söylemini de ihtiva etmediği, bu kapsamda, ifadelerin tümü göz önünde bulundurulduğunda, demokrasilerde, muhalefet partilerinin amacının iktidarı eleştirmek ve yapılacak seçimlerde halkı ikna ederek iktidar olmak olduğu, Türkiye İşçi Partisinin sözcüsü ve İstanbul Milletvekili olan program konuğunun, hükümetin, Diyanet İşleri Başkanlığı ve imam hatip okullarına ilişkin politikalarının eleştirilmesine yönelik ifadelerinin yayınlanmasının basın özgürlüğü kapsamında olduğu, anılan ifadeler nedeniyle basın özgürlüğüne yapılan müdahalenin de "demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü" olmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, dava konusu Üst Kurul kararında hukuka uygunluk, davanın reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır.
Öte yandan, dava konusu idari yaptırımın, 6112 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin tekraren ihlal edildiğinden bahisle artırılarak uygulanmasına dayanak olan ...tarih ve...sayılı Üst Kurul kararına karşı açılan davada, ... İdare Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı, Dairemizin 15/05/2025 tarih ve E:2023/1220, K:2025/1993 sayılı kararıyla bozulmuştur.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin kabulüne;
2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile kararının kaldırılması ve davanın reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 24/10/2025 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.