T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2024/2713
Karar No : 2025/3224
DAVACI : ... Derneği
VEKİLLERİ : Av. ...
Av. ...
DAVALI : ...Bakanlığı
VEKİLLERİ : Av. ..., Av. ...
DAVANIN KONUSU :
25/05/2024 tarih ve 32556 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in,
1. 4. maddesiyle, 1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik'in (Yönetmelik) 4/A maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 4/B maddesinin,
2. 5. maddesiyle, Yönetmeliğin 5. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 5/A maddesinin ve
3. 7. maddesiyle, Yönetmeliğe eklenen Geçici 2. maddesinin beşinci fıkrasının iptali istenilmektedir.
Ayrıca 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'un 4. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI :
Dava konusu düzenlemelerin dayanağı olan kanun hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğu, Yönetmeliğin 4/B maddesinin birinci fıkrasında, kıymetli madenler aracı kurumlarının ve kuruluşlarının faaliyet izni başvurularında 20.000.000,00-TL ücret alınacağının düzenlendiği, Yönetmeliğin 4/B maddesinin ikinci fıkrasında, kıymetli madenler aracı kurumlarının ve kuruluşlarının pay devri izni başvurularında, maddenin birinci fıkrasında belirtilen ücretin, devralınacak pay oranı nispetinde alınacağının düzenlendiği ve bunun istisnalarına yer verildiği, dava konusu düzenlemelerin, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na aykırılık teşkil ettiği, kazanılmış hakların korunması, hukuki güvenlik ve haklı beklenti ilkelerine aykırı olduğu, anonim şirketlerin hisse devrine ilişkin işlemlerin 6102 sayılı Kanun'da düzenlendiği, bu Kanun'da öngörülmeyen bir yükümlülüğün dava konusu Yönetmelik düzenlemesi ile getirilmesinin hukuka aykırı olduğu, dava konusu düzenleme nedeniyle devir halinde şirketin değeri düşeceğinden mülkiyet hakkına, Yönetmelik düzenlemesiyle müdahale edilmesinin hukuka aykırı olduğu, dava konusu düzenlemelerin serbest piyasa ekonomisi ilkelerine aykırılık teşkil ettiği, halihazırda faaliyet yürüten işletmelerin kazanılmış haklarının korunmadığı, Yönetmeliğin 5/A maddesinde, kıymetli madenler aracı kuruluşlarından, kıymetli madenler aracı kuruluşları bilgi sisteminin (KMAKBS) yıllık sistem kullanım ücreti olarak her takvim yılı için 350.000,00-TL ücret alınacağının, Geçici 2. maddesinin beşinci fıkrasında ise bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce kıymetli madenler aracı kurumu veya kıymetli madenler aracı kuruluşu faaliyet izni verilmiş olanlardan, KMAKBS'nin devreye alındığının Bakanlık internet sayfasında duyurulmasından itibaren 1 (bir) ay içerisinde 10.000.000,00-TL tutarında KMAKBS sistem sunum ücreti alınacağının düzenlendiği, bu düzenlemeler nedeniyle işletmelerin çalışamaz hale geldiği, söz konusu düzenlemeler ihdas edilmeden önce işletme sahiplerinin görüşlerinin alınmadığı, piyasa koşullarına uygun olmayan kuralların ihdas edildiği, Kıymetli Madenler Borsası Aracı Kuruluşlarının Faaliyet Esasları İle Kıymetli Madenler Aracı Kurumlarının Kuruluşu Hakkında Yönetmelik kapsamında, kıymetli madenler aracı kurumlarının ile kuruluşlarının ödenmiş sermayelerinin 8.000.000,00-TL'den az olmaması gerektiği, Yönetmelik kapsamında 10.000.000,00-TL sistem kullanım ücreti alınmasının ölçülülük ilkesine uygun olmadığı, mülkiyet hakkına ve teşebbüs hürriyetine müdahale edildiği, hakkın özüne dokunulduğu ileri sürülmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI :
Usule ilişkin olarak, davacının dava açma ehliyetinin bulunmadığı; esasa ilişkin olarak ise 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde yer alan düzenlemenin Anayasa'ya uygun olduğu, anılan maddede öngörülen ücretin hangi hallerde alınacağı, yükümlüsü ve konusu gibi temel hususlar belirlendikten sonra teknik konuların idarenin türevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakıldığı dikkate alındığında söz konusu düzenlemelerin Anayasa'ya aykırı olmadığı, Yönetmelik kapsamında belirlenen bilgi sisteminin sunumuna ilişkin ücretin, doğrudan 1567 sayılı Kanun'dan alınan yetkiye dayanılarak düzenlendiği, söz konusu Yönetmelik değişikliği ile kıymetli madenler aracı kuruluşlarının gözetim ve denetimine ilişkin yeni düzenlemeler doğrultusunda genel ve ekonomik kamu düzeninin sağlanmasının amaçlandığı, Yönetmelik ile belirlenen ücretlerin makul bir seviyede olduğu ve piyasa koşulları göz önünde bulundurularak belirlendiği, idarelerince yürütülmekte olan kamu hizmetlerinin daha verimli bir şekilde sürdürülebilmesi ve kamu hizmetlerinden yararlananların menfaatlerinin daha etkin korunabilmesi için kıymetli madenler aracı kuruluşları bilgi sisteminin geliştirildiği, Yönetmeliğin dava konusu düzenlemelerinin hukuku uygun olduğu savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ: Yönetmeliğin dava konusu 4/B maddesi yönünden davanın reddi, 5/A ve Geçici 2. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan düzenlemelerin ise iptali gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI ...'IN DÜŞÜNCESİ: Dava; 25/05/2024 tarih ve 32556 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan "1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik"in 4. maddesiyle, "1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik"in (Yönetmelik) 4/A maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 4/B maddesinin; 5. maddesiyle, Yönetmeliğin 5. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 5/A maddesinin ve 7. maddesiyle, Yönetmeliğe eklenen Geçici 2. maddesinin iptali ve dayanağı olan Yasa hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulması istemiyle açılmıştır.
Her ne kadar dava dilekçesinde; Yönetmeliğin Geçici 2. maddesinin tamamının iptali istenilmiş ise de dilekçe içeriğinden uyuşmazlık konusu yapılan hususun Geçici 2. maddenin beşinci fıkrası olduğu tespit edildiğinden istem bu şekilde sınırlandırılmak suretiyle değerlendirmeye tabi tutulmuştur.
1567 sayılı Kanun'un 18/07/2021 tarih ve 7333 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenen 4. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin "(...) altı milyon Türk lirasını geçmemek üzere yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde (…)" bölümünün iptali istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerince Anayasa Mahkemesinde açılan davada, Anayasa Mahkemesinin 09/05/2024 tarih ve E:2021/106, K:2024/101 sayılı kararıyla 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde yer alan söz konusu düzenlemenin iptaline karar verildiğinden yeniden Anayasa Mahkemesine başvurulmasına gerek görülmemiştir.
28/07/2021 tarih ve 31551 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7333 sayılı "Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un 3. maddesiyle, 1567 sayılı "Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun"un 4. maddesi yeniden düzenlenerek; "Hazine ve Maliye Bakanlığı; bu Kanuna dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik, tebliğ ve diğer genel ve düzenleyici işlemler uyarınca başvurusu alınacak, düzenlenecek veya onaylanacak her türlü izin veya belge ile Bakanlık tarafından geliştirilen bilgi sistemlerinin sistem kullanıcılarına sunumu kapsamında, her bir başvuru, izin, belge veya sistem sunumu için bir mali yıl içerisinde altı milyon Türk lirasını geçmemek üzere yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde ücret almaya yetkilidir. Bu tutar, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır." kuralına yer verilmiştir.
1567 sayılı "Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik"in "Dayanak" başlıklı 2. maddesinde; "Bu Yönetmelik, 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanunun 4 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır."; "Kıymetli madenler aracı kuruluşlarına ilişkin ücretler" başlıklı 4/B maddesinde, "(1) Kıymetli madenler aracı kurumlarının ve kuruluşlarının faaliyet izni başvurularında 20.000.000 TL ücret alınır. (2) Kıymetli madenler aracı kurumlarının ve kuruluşlarının pay devri izni başvurularında birinci fıkrada yer alan ücret devralınacak pay oranı nispetinde alınır. Ancak söz konusu payların veraset yoluyla intikal etmesi veya pay devrinin bir mahkeme kararından kaynaklanması ya da payları devralacak kişinin mevcut pay sahibi kişinin alt soy veya üst soyu olması durumunda ücret alınmaz."; "Kıymetli Madenler Aracı Kuruluşları Bilgi Sistemi KMAKBS ücretleri" başlıklı 5/A maddesinde, "Kıymetli madenler aracı kuruluşlarından KMAKBS’nin yıllık kullanım ücreti olarak her takvim yılı için 350.000 TL ücret alınır. Yıllık kullanım ücreti takip eden yılın Ocak ayı içerisinde ödenir." şeklindeki düzenlemeye yer verilmiş; "Geçiş hükümleri" başlıklı Geçici 2. maddesinin beşinci fıkrasında ise "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce kıymetli madenler aracı kurumu veya kıymetli madenler aracı kuruluşu faaliyet izni verilmiş olanlardan, KMAKBS’nin devreye alındığının Bakanlık internet sayfasında duyurulmasından itibaren bir ay içerisinde 10.000.000 TL tutarında KMAKBS sistem sunum ücreti alınır." kuralına yer verilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerince, 1567 sayılı Kanun'un 7333 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenen 4. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin "(...) altı milyon Türk lirasını geçmemek üzere yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde (…)" bölümünün, Anayasa'nın 7. ve 73. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesine başvurulması üzerine, Anayasa Mahkemesince verilen 09/05/2024 tarih ve E:2021/106, K:2024/101 sayılı kararla; bir mali yıl içinde altı milyon Türk lirasını geçmemek üzere yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde ücret miktarının belirlenmesine ilişkin Bakanlığa yetki verilmesini öngören kuralın; mülkiyet hakkının ve teşebbüs özgürlüğünün kanunla sınırlanması şartını karşılamadığı gibi verginin kanuniliği ve yasama yetkisinin devredilmezliği ilkeleriyle de bağdaşmadığı, bu nedenle kuralın Anayasa'nın 7., 13., 35., 48. ve 73. maddelerine aykırı olduğu, iptalinin gerektiği yönündeki gerekçeye yer verilmek suretiyle 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde yer alan söz konusu düzenlemenin iptaline; iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak 9 (dokuz) ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Anayasa'nın 153. maddesinin birinci fıkrasında, "Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. İptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz."; üçüncü fıkrasında, "Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez."; beşinci fıkrasında, "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiş; altıncı fıkrasında ise, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." hükmüne yer verilmiş olup, Anayasa Mahkemesi kararlarının gerekçesiyle açıklanacağı; yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlayacağı yolundaki emredici hükümler ile yasama organına gerekçeyi dikkate alarak verilen süre içinde yeniden düzenleme yapma yükümlülüğü, yargı organlarına ise bakmakta oldukları davalarda Anayasa Mahkemesi kararında yer verilen iptal gerekçesini dikkate alarak hukuki denetim yapma yükümlülüğü getirilmiştir.
Bu nedenle, Anayasa Mahkemesince bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin tümünün ya da bunların belirli kısımlarının Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu bilindiği halde, eldeki davaların Anayasa'ya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesinin, Anayasa'nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği açıktır.
Nitekim, Anayasa'nın 153. maddesinde yer alan ve iptal kararlarının geriye yürümezliğine ilişkin bulunan kural, iptal edilen hükümlere göre kazanılmış olan hakların ortadan kaldırılmasına veya toplum huzurunun bozulmasına yol açacak sonuçları önlemek amacıyla kabul edilmiş olup, bu kuralın mutlak anlamda anlaşılıp uygulanamayacağı; özellikle bir davaya bakmakta olan mahkeme tarafından itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine götürülen konularda uygulanmasının mümkün olmadığı, aksi halde, Anayasa'nın 152. maddesinde düzenlenmiş olan "Anayasa'ya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi" (itiraz) yolunun hukuk ve uygulama yönünden sonuçsuz kalacağı yargısal içtihatlarla da kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim, Anayasa Mahkemesi kararının 5 (beş) ay içinde gelmemesi halinde mahkemenin davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandıracağına işaret edilen Anayasa'nın 152. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan, "Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır." yolundaki kural da Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararlarının, bu karardan önce açılmış bulunan ve bakılmakta olan davalarda uygulanması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Bu hukuksal durumun doğal sonucu olarak, bir kanun ya da kanun hükmünde kararnamenin uygulanması nedeniyle dava açmak durumunda kalan ve Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasını isteme hakkına sahip olan kişilerin de olayımızda olduğu gibi, hak veya menfaatlerini ihlal eden kuralın iptal davası veya itiraz yoluyla daha önce yapılan başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması halinde, iptal hükmünün hukuki sonuçlarından yararlanmaları gerekeceği açıktır. Aksi halde, iptal edilen kanun kuralının uygulanmasının sürdürülmesi nedeniyle, bu uygulamaya karşı dava yoluna başvuracakların iptal kararının hukuki sonuçlarından yararlanamayacaklarının kabulü; bir yandan dava yoluna başvuran herkes için Anayasa ile tanınmış olan itiraz hakkının fiilen işlemez hale getirilerek ortadan kalkması ve iptal kararının uygulanamaması, öte yandan Anayasa'ya aykırılığı hükmen saptanmış olan bir yasa kuralının uygulanmasının hukuken korunması gibi bir sonuca neden olur ki bu durumun Anayasa'nın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayacağı açıktır.
Bu itibarla, "1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik"in dayanağı olan 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde yer alan kural kapsamında bir mali yıl içinde 6 (altı) milyon Türk lirasını geçmemek üzere yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde ücret miktarının belirlenmesine ilişkin Bakanlığa yetki verilmesine dair kuralın, Anayasa Mahkemesinin anılan kararıyla; mülkiyet hakkının ve teşebbüs hürriyetinin kanunla sınırlanması şartını karşılamadığı gibi, vergilerin kanuniliği ve yasama yetkisinin devredilmezliği ilkelerine de aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edildiği anlaşıldığından, hukuka aykırılığı tespit edilmiş Kanun hükmüyle davalı idareye verilen yetki kullanılmak suretiyle tesis edilen Yönetmelik hükümlerinde de hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Yönetmelik hükümlerinin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 21/10/2025 tarihinde, davacı vekili Av. ...'in ve davalı idare vekilleri Av. ... ile Av. ...'ın geldikleri, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
USUL YÖNÜNDEN:
Davalı idarenin, davacının dava açma ehliyeti bulunmadığına yönelik itirazı geçerli görülmemiştir.
ANAYASA'YA AYKIRILIK İDDİASININ İNCELENMESİ:
1567 sayılı Kanun'un 18/07/2021 tarih ve 7333 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenen 4. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin "(...) altı milyon Türk lirasını geçmemek üzere yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde (…)" bölümünün iptali istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerince Anayasa Mahkemesinde açılan davada, Anayasa Mahkemesinin 09/05/2024 tarih ve E:2021/106, K:2024/101 sayılı kararıyla 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde yer alan söz konusu düzenlemenin iptaline karar verildiğinden yeniden Anayasa Mahkemesine başvurulmasına gerek görülmemiştir.
MADDİ OLAY:
1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 4. maddesiyle Yönetmeliğe 4/B maddesi; 5. maddesiyle 5/A maddesi ve 7. maddesiyle de Geçici 2. madde eklenmiştir.
Söz konusu değişikliklerin 25/05/2024 tarih ve 32556 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesi üzerine davacı tarafından, Yönetmeliğin 4/B, 5/A ve Geçici 2. maddesinin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
Her ne kadar davacı tarafından, Yönetmeliğin Geçici 2. maddesinin bir bütün halinde iptali istenilmiş ise de, dava dilekçesinin içeriği ve öne sürülen hukuka aykırılık sebepleri dikkate alınarak, Yönetmeliğin Geçici 2. maddesine ilişkin iptal istemi beşinci fıkra ile sınırlı olarak incelenmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'un dava tarihi itibarıyla yürürlükte olan 4. maddesinde, "Hazine ve Maliye Bakanlığı; bu Kanuna dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik, tebliğ ve diğer genel ve düzenleyici işlemler uyarınca başvurusu alınacak, düzenlenecek veya onaylanacak her türlü izin veya belge ile Bakanlık tarafından geliştirilen bilgi sistemlerinin sistem kullanıcılarına sunumu kapsamında, her bir başvuru, izin, belge veya sistem sunumu için bir mali yıl içerisinde altı milyon Türk lirasını geçmemek üzere yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde ücret almaya yetkilidir. Bu tutar, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır." kuralına yer verilmiştir.
24/07/2025 tarih ve 32965 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7555 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 635 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 3. maddesiyle 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde yapılan değişiklik sonrası anılan maddede, "Aşağıda yazılı olan faaliyetlerde bulunmak için Hazine ve Maliye Bakanlığından izin alınması zorunludur:
a) Ticari amaçla döviz alım satımında bulunmak.
b) Borsa İstanbul Anonim Şirketi Kıymetli Madenler Piyasasında üye olarak faaliyette bulunmak.
c) Kıymetli maden rafinaj faaliyetlerinde bulunmak.
ç) 21/2/2005 tarihli ve 2005/8518 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile katılınması kararlaştırılan Kimberley Süreci Sertifika Sistemi kapsamında faaliyette bulunmak.
Bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan mevzuat kapsamında izin verilen anonim şirketlerin 5 inci madde çerçevesinde belirlenen ekonomik amaç ve konulara aykırı faaliyette bulunduğunun tespiti halinde izinlerini iptal etmeye ve birinci fıkranın (a) bendi kapsamındaki anonim şirketler için; faaliyet yürütülen il ve ilçelerin büyüklüğü, nüfusu, ticaret ve turizm hacmi gibi ölçütler dikkate alınmak suretiyle faaliyet bölgeleri belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilidir.
Birinci fıkranın (a) bendi kapsamındaki faaliyet izinlerinde ekli (1) sayılı Ücret Tarifesinde, (b) bendi kapsamındaki faaliyet izinlerinde ekli (2) sayılı Ücret Tarifesinde ve (c) bendi kapsamındaki faaliyet izinlerinde ekli (3) sayılı Ücret Tarifesinde belirlenen ücretler alınır.
Birinci fıkranın (a) bendi kapsamındaki anonim şirketlerin şube açma yetkisini haiz anonim şirketlere dönüşme izinlerinde, başvuru tarihi itibarıyla ekli (1) sayılı Ücret Tarifesinin 1 inci ve 2 nci bölümlerinde aynı faaliyet bölgesi için belirlenen ücretler arasındaki fark kadar ilave ücret alınır.
Birinci fıkranın (a) bendi kapsamındaki anonim şirketlerin merkez ya da şube adresinin farklı bir faaliyet bölgesine taşınması izinlerinde; taşınılacak faaliyet bölgesi için ekli (1) sayılı Ücret Tarifesinde belirlenen ücretin mevcut faaliyet bölgesi için belirlenen ücretten yüksek olması durumunda, başvuru tarihinde geçerli olan ücretler arasındaki fark kadar ilave ücret alınır.
Birinci fıkranın (c) bendi kapsamında verilecek faaliyet izinlerinde her bir üretim yeri ve her bir kıymetli maden için ayrı ayrı ücret alınır.
Birinci fıkranın (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen anonim şirketlerin paylarının devri izinlerinde ilgili tarifelerde belirtilen ücret, devralınacak pay oranı nispetinde ayrı ayrı alınır. Pay devri izninde bulunan anonim şirketin, bu maddede sayılan birden fazla faaliyet iznine sahip olması durumunda her bir faaliyet iznine ilişkin olarak ilgili tarifede belirtilen ücret devralınacak pay oranı nispetinde ayrıca alınır. Devre konu payların veraset yoluyla intikal etmesi veya pay devrinin bir mahkeme kararından kaynaklanması ya da payları devralacak kişinin mevcut pay sahibi kişinin eşi, altsoyu, üstsoyu veya kardeşi olması durumunda ücret alınmaz.
Bu madde uyarınca tahsil edilecek ücretler vergi dairelerine yatırılır. Ücret tutarları, her yıl, bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında, takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılmak suretiyle alınır.
Bu madde hükümleri kapsamında bu Kanuna ekli ücret tarifelerinde belirlenen ücretlerin tahsilinde Hazine ve Maliye Bakanlığına yapılan ilk başvuru tarihi itibarıyla geçerli olan ücret dikkate alınır.
Cumhurbaşkanı, bu Kanuna ekli ücret tarifelerindeki tutarları iki katına kadar artırmaya ve yarısına kadar indirmeye yetkilidir." kuralları yer almış; Kanun'un ekinde yer alan (1) sayılı Ücret Tarifesinde, ticari amaçla döviz alım satımında bulunmak üzere bu Kanun kapsamında faaliyet iznine tabi anonim şirketlerden alınacak ücretler; (2) sayılı Ücret Tarifesinde, Borsa İstanbul Anonim Şirketi Kıymetli Madenler Piyasasında üye olarak kıymetli madenlere ilişkin faaliyet göstermek üzere verilecek faaliyet izinlerinde alınacak ücret ve (3) sayılı Ücret Tarifesinde ise kıymetli maden rafinaj faaliyetlerinde bulunmak üzere verilecek faaliyet izinlerinde alınacak ücret (her bir üretim yeri ve her bir kıymetli maden türü için ayrı ayrı olmak üzere) belirlenmiştir.
1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik'in "Dayanak" başlıklı 2. maddesinde, "Bu Yönetmelik, 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanunun 4 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır."; "Kıymetli madenler aracı kuruluşlarına ilişkin ücretler" başlıklı 4/B maddesinde, "(1) Kıymetli madenler aracı kurumlarının ve kuruluşlarının faaliyet izni başvurularında 20.000.000 TL ücret alınır.
(2) Kıymetli madenler aracı kurumlarının ve kuruluşlarının pay devri izni başvurularında birinci fıkrada yer alan ücret devralınacak pay oranı nispetinde alınır. Ancak söz konusu payların veraset yoluyla intikal etmesi veya pay devrinin bir mahkeme kararından kaynaklanması ya da payları devralacak kişinin mevcut pay sahibi kişinin alt soy veya üst soyu olması durumunda ücret alınmaz."; "Kıymetli Madenler Aracı Kuruluşları Bilgi Sistemi ücretleri" başlıklı 5/A maddesinde, "Kıymetli madenler aracı kuruluşlarından KMAKBS’nin yıllık kullanım ücreti olarak her takvim yılı için 350.000 TL ücret alınır. Yıllık kullanım ücreti takip eden yılın Ocak ayı içerisinde ödenir."; "Geçiş hükümleri" başlıklı Geçici 2. maddesinin beşinci fıkrasında, "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce kıymetli madenler aracı kurumu veya kıymetli madenler aracı kuruluşu faaliyet izni verilmiş olanlardan, KMAKBS’nin devreye alındığının Bakanlık internet sayfasında duyurulmasından itibaren bir ay içerisinde 10.000.000 TL tutarında KMAKBS sistem sunum ücreti alınır." kurallarına yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Genel Değerlendirme
28/07/2021 tarih ve 31551 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7333 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 3. maddesiyle, 1567 sayılı Kanun'un (mülga) 4. maddesi yeniden düzenlenerek, "Hazine ve Maliye Bakanlığı; bu Kanuna dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik, tebliğ ve diğer genel ve düzenleyici işlemler uyarınca başvurusu alınacak, düzenlenecek veya onaylanacak her türlü izin veya belge ile Bakanlık tarafından geliştirilen bilgi sistemlerinin sistem kullanıcılarına sunumu kapsamında, her bir başvuru, izin, belge veya sistem sunumu için bir mali yıl içerisinde altı milyon Türk lirasını geçmemek üzere yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde ücret almaya yetkilidir. Bu tutar, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır." kuralı yer almıştır.
Anılan düzenlemeyle davalı idareye, bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik, tebliğ ve diğer genel ve düzenleyici işlemler uyarınca başvurusu alınacak, düzenlenecek veya onaylanacak her türlü izin veya belge ile davalı idare tarafından geliştirilen bilgi sistemlerinin sistem kullanıcılarına sunumu kapsamında, her bir başvuru, izin, belge veya sistem sunumu için bir mali yıl içerisinde 6 (altı) milyon Türk lirasını geçmemek üzere ücret alma yetkisi verilerek söz konusu hususa ilişkin usul ve esasların yönetmelikle belirleneceği ifade edilmiş; ayrıca, yönetmelikle belirlenecek olan ücretlerin, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'na göre tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranı dikkate alınmak suretiyle güncelleneceği belirtilmiştir.
1567 sayılı Kanun'un 4. maddesine dayanılarak hazırlanan 12/10/2021 tarih ve 31626 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde belirtilen ücretlere ilişkin usul ve esaslar belirlenmiş; 25/05/2024 tarih ve 32556 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 4. maddesiyle Yönetmeliğe eklenen 4/B maddesiyle, kıymetli madenler aracı kuruluşlarına ilişkin ücretler; 5. maddesiyle Yönetmeliğe eklenen 5/A maddesiyle, kıymetli madenler aracı kuruluşları bilgi sistemi ücretleri; 7. maddesiyle Yönetmeliğe Geçici 2. maddesiyle de rafineriler ile kıymetli madenler aracı kurumları ve kıymetli madenler aracı kuruluşlarına yönelik ihdas edilen düzenlemeler kapsamında geçiş döneminde dikkate alınacak hususlar belirlenmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerince, 1567 sayılı Kanun'un 18/07/2021 tarih ve 7333 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenen 4. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin "(...) altı milyon Türk lirasını geçmemek üzere yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde (…)" bölümünün, Anayasa'nın 7. ve 73. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesine başvurulması üzerine, Anayasa Mahkemesince verilen 09/05/2024 tarih ve E:2021/106, K:2024/101 sayılı kararda, "11. (...) dava konusu kuralla öngörülen ücret, 1567 sayılı Kanun kapsamında dövize ilişkin işlemler yapılabilmesi ve faaliyet yürütülebilmesi amacıyla yapılan başvurular ve alınan izinler ile bilgi sistemlerinin kullanıcılara sunumu dolayısıyla alınan mali bir yükümlülük olması itibarıyla resme benzemektedir. Buna göre kurala konu ücretin resim benzeri mali yükümlülük olduğu anlaşılmaktadır (benzer faaliyetler için alınan ücretin resim olduğuna dair bkz. AYM, E.2013/41, K.2013/124, 31/10/2013; E.2022/109, K.2023/125, 13/7/2023, § 322).
(...)
13. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13., 35. ve 48. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
(...)
19. 1567 sayılı Kanun kapsamında dövize ilişkin işlemler yapabilmelerine ve faaliyet yürütebilmelerine izin verilen ve yetkili müessese olarak adlandırılan anonim şirketlerden bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik, tebliğ ve diğer düzenleyici işlemler uyarınca başvurusu alınacak, düzenlenecek veya onaylanacak her türlü izin veya belge ile Bakanlık tarafından geliştirilen bilgi sistemlerinin kullanıcılara sunumu için ücret talep edebileceği öngörülmek suretiyle kuralın söz konusu anonim şirketler yönünden mülkiyet hakkını sınırladığı açıktır.
20. Diğer yandan kural kapsamında Kanun ve Kanun'a dayanılarak çıkarılan mevzuata göre faaliyet izni verilen anonim şirketlere belirtilen faaliyetlerde bulunmaları için ücret ödeme zorunluluğunun getirilmesi teşebbüs özgürlüğünü de sınırlamaktadır.
21. Anayasa'nın 13. maddesinde 'Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz' denilmektedir. Buna göre mülkiyet hakkına ve teşebbüs özgürlüğüne sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.
22. Anayasa’nın anılan hükümleri uyarınca, mülkiyet hakkına ve teşebbüs özgürlüğüne yönelik sınırlamalarda dikkate alınacak öncelikli ölçüt, sınırlamanın kanunla yapılmasıdır. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir.
23. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa'nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154; E.2019/106, K.2019/100, 25/12/2019, § 20; E.2020/15, K.2020/78, 24/12/2020, § 10; E.2022/110, K.2023/115, 22/6/2023, § 17). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.
24. Öte yandan Anayasa'nın 73. maddesinin üçüncü fıkrasında 'Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.' denilmek suretiyle vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler yönünden kanunilik şartı özel olarak düzenlenmiştir.
25. Anayasa Mahkemesinin birçok kararından da anlaşılacağı üzere vergilerin kanuniliği ilkesi vergilerin konulmasına ilişkin olarak yürütme organının bazı hususlarda yetkilendirilmesini kategorik olarak dışlamamaktadır. Bununla birlikte yürütmeye verilen yetkinin verginin kanuniliği ilkesine aykırı olmaması için kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerekmektedir (AYM, E.2023/93, K.2023/191, 8/11/2023, § 79; E.2017/19, K.2018/11, 14/02/2018, § 51; E.2001/36, K.2003/3, 16/01/2003).
26. Bu bağlamda bireylerin sosyal ve ekonomik durumlarını etkileyecek keyfî uygulamalara neden olunmaması için vergilendirmede, vergiyi doğuran olayın ve vergilerin matrah ve oranlarının, yukarı ve aşağı sınırlarının, tarh ve tahakkuklarının, tahsil usullerinin, yaptırımlarının ve zamanaşımı gibi belli başlı temel ögelerinin kanunla belirlenmesi gerekir. Ancak kanun ile her konuyu bütün kapsam ve ayrıntılarıyla düzenlemenin mümkün olmadığı durumlarda çerçevesi çizilerek bu sınırlar içinde kalmak şartıyla uygulamaya ilişkin konularda yürütme organına açıklayıcı ve tamamlayıcı nitelikte düzenleyici idari işlem yapma yetkisi verilebilir (AYM, E.2014/183, K.2015/122, 30/12/2015, § 7; E.2023/93, K.2023/191, 8/11/2023, § 79). Vergiler için geçerli olan bu ilke doğal olarak resimler yönünden de geçerlidir.
27. Kural kapsamındaki resim niteliğindeki ücretin Kanun'da dövize ilişkin işlemler yapabilmesine ve faaliyet yürütebilmesine izin verilen ve yetkili müessese olarak adlandırılan anonim şirketlerin her bir başvuru, izin, belge veya bilgi sistemlerinin sunumu talebinde bulunmaları hâlinde alınacağı açıktır.
28. Bununla birlikte Kanun'un dava konusu kuralın da yer aldığı 4. maddesinde resim niteliğindeki bu ücretin yükümlüsü ile konusunun belirlendiği anlaşılmakla birlikte ücret miktarının açıkça düzenlenmediği görülmektedir. Her ne kadar kuralda belirtilen izin veya hizmetlerin karşılığı olarak bir mali yıl içinde altı milyon Türk lirasını geçmemek üzere yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde ücret alınabileceği öngörülmek suretiyle bir üst sınır belirlenmiş ise de ücretin miktarına ilişkin yalnızca üst sınırın belirlenmesinin ücretin kanunla belirlendiğinin kabulü için yeterli olmadığı açıktır. Nitekim ücretin konusunu oluşturan her türlü başvuru, izin, belge veya bilgi sistemlerinin sunumu durumunda farklılaşan her bir izin veya hizmete ilişkin ücret miktarı konusunda bir düzenlemenin yapılmadığı, yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde üst sınırı geçmemek şartıyla herhangi bir kanuni sınırlamaya tabi olmaksızın ücretin belirlenmesi hususunda takdir yetkisinin tümüyle Bakanlığa bırakıldığı görülmektedir.
29. Buna göre vergilendirmenin temel ögelerinden olan vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin matrah ve oranlarının kanunla belirlenmesi zorunluluğu karşısında ücret konusunu oluşturan izin veya hizmetler için alınabilecek ücret miktarının her bir izin veya hizmet için -nispi oranda veya maktu tutar üzerinden- açık bir şekilde belirlenmesi gerektiği hâlde bu konuda yalnızca bir üst sınırın öngörülmesi kuralı kanunilik unsurundan yoksun bırakmaktadır.
30. Bu itibarla kural kapsamında bir mali yıl içinde altı milyon Türk lirasını geçmemek üzere yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde ücret miktarının belirlenmesine ilişkin Bakanlığa yetki verilmesini öngören kuralın mülkiyet hakkının ve teşebbüs özgürlüğünün kanunla sınırlanması şartını karşılamadığı gibi verginin kanuniliği ve yasama yetkisinin devredilmezliği ilkeleriyle de bağdaşmamaktadır.
31. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 7., 13., 35., 48. ve 73. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. (...)" gerekçesine yer verilmek suretiyle 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde yer alan söz konusu düzenlemenin iptaline; iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak 9 (dokuz) ay sonra (22/07/2025 tarihinde) yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Söz konusu Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesi dikkate alınmak suretiyle 24/07/2025 tarih ve 32965 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7555 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 635 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 3. maddesiyle 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde değişiklikler yapılmış olup ayrıca Kanun'a (1), (2) ve (3) sayılı Ücret Tarifeleri eklenmiştir.
1567 sayılı Kanun'un yeniden düzenlenen 4. maddesi ve anılan Ücret Tarifeleri incelendiğinde, ticari amaçla döviz alım satımında bulunmak üzere bu Kanun kapsamında faaliyet iznine tabi anonim şirketlerden (1) sayılı Ücret Tarifesinde belirlenen ücretlerin; Borsa İstanbul Anonim Şirketi Kıymetli Madenler Piyasasında üye olarak kıymetli madenlere ilişkin faaliyet göstermek üzere verilecek faaliyet izinlerinde (2) sayılı Ücret Tarifesinde belirlenen ücretin; kıymetli maden rafinaj faaliyetlerinde bulunmak üzere verilecek faaliyet izinlerinde (her bir üretim yeri ve her bir kıymetli maden türü için ayrı ayrı olmak üzere) ise (3) sayılı Ücret Tarifesinde belirlenen ücretin alınacağı; ticari amaçla döviz alım satımında bulunmak isteyen anonim şirketlerin şube açma yetkisini haiz anonim şirketlere dönüşme izinlerinde, başvuru tarihi itibarıyla (1) sayılı Ücret Tarifesinin 1. ve 2. bölümlerinde aynı faaliyet bölgesi için belirlenen ücretler arasındaki fark kadar ilave ücret alınacağı; ticari amaçla döviz alım satımında bulunmak isteyen anonim şirketlerin merkez ya da şube adresinin farklı bir faaliyet bölgesine taşınması izinlerinde, taşınılacak faaliyet bölgesi için (1) sayılı Ücret Tarifesinde belirlenen ücretin mevcut faaliyet bölgesi için belirlenen ücretten yüksek olması durumunda, başvuru tarihinde geçerli olan ücretler arasındaki fark kadar ilave ücret alınacağı; kıymetli maden rafinaj faaliyetlerinde bulunmak isteyen şirketlere verilecek faaliyet izinlerinde her bir üretim yeri ve her bir kıymetli maden için ayrı ayrı ücret alınacağı; ticari amaçla döviz alım satımında bulunan, Borsa İstanbul Anonim Şirketi Kıymetli Madenler Piyasasında üye olarak faaliyette bulunan ve kıymetli maden rafinaj faaliyetlerinde bulunan anonim şirketlerin paylarının devri izinlerinde ilgili tarifelerde belirtilen ücretin, devralınacak pay oranı nispetinde ayrı ayrı alınacağı, pay devri izninde bulunan anonim şirketin, birden fazla faaliyet iznine sahip olması durumunda her bir faaliyet iznine ilişkin olarak ilgili tarifede belirtilen ücretin, devralınacak pay oranı nispetinde ayrıca alınacağı, devre konu payların veraset yoluyla intikal etmesi veya pay devrinin bir mahkeme kararından kaynaklanması ya da payları devralacak kişinin mevcut pay sahibi kişinin eşi, altsoyu, üstsoyu veya kardeşi olması durumunda ise ücret alınmayacağı anlaşılmaktadır.
Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez."; beşinci fıkrasında ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiş ise de Anayasa Mahkemesince bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin tümünün ya da bunların belirli kısımlarının Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu bilindiği halde, eldeki davaların Anayasa'ya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa'nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülemez.
Öte yandan, Anayasa'nın 153. maddesinde yer alan ve iptal kararlarının geriye yürümezliğine ilişkin bulunan kural, iptal edilen hükümlere göre kazanılmış olan hakların ortadan kaldırılmasına veya toplum huzurunun bozulmasına yol açacak sonuçları önlemek amacıyla kabul edilmiş olup bu kuralın mutlak anlamda anlaşılıp uygulanamayacağı; özellikle bir davaya bakmakta olan mahkeme tarafından itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine götürülen konularda uygulanmasının mümkün olmadığı, aksi halde, Anayasa'nın 152. maddesinde düzenlenmiş olan "Anayasa'ya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi" (itiraz) yolunun hukuk ve uygulama yönünden sonuçsuz kalacağı yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim, Anayasa Mahkemesi kararının 5 (beş) ay içinde gelmemesi halinde mahkemenin davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandıracağına işaret edilen Anayasa'nın 152. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan, "Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır." yolundaki kural da Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararlarının, bu karardan önce açılmış bulunan ve bakılmakta olan davalarda uygulanması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Bu hukuksal durumun doğal sonucu olarak, bir kanun ya da kanun hükmünde kararnamenin uygulanması nedeniyle dava açmak durumunda kalan ve Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasını isteme hakkına sahip olan kişilerin de olayımızda olduğu gibi, hak veya menfaatlerini ihlal eden kuralın iptal davası veya itiraz yoluyla daha önce yapılan başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması halinde iptal hükmünün hukuki sonuçlarından yararlanmaları gerekeceği açıktır. Aksi halde, iptal edilen kanun kuralının uygulanmasının sürdürülmesi nedeniyle bu uygulamaya karşı dava yoluna başvuracakların iptal kararının hukuki sonuçlarından yararlanamayacaklarının kabulü; bir yandan dava yoluna başvuran herkes için Anayasa ile tanınmış olan itiraz hakkının bunlar için fiilen işlemez hale getirilerek ortadan kalkması ve iptal kararının uygulanamaması, öte yandan Anayasa'ya aykırılığı hükmen saptanmış olan bir yasa kuralının uygulanmasının hukuken korunması gibi bir sonuca neden olur ki bu durumun Anayasa'nın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceğinin kabulü gerekir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık ele alındığında;
1. Yönetmeliğin "Kıymetli madenler aracı kuruluşlarına ilişkin ücretler" başlıklı 4/B maddesi yönünden;
Dava konusu Yönetmeliğin dayanağını teşkil eden 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesi yönünden Anayasa Mahkemesinin 09/05/2024 tarih ve E:2021/106, K:2024/101 sayılı kararıyla iptal kararı verilmesi üzerine işbu uyuşmazlık kapsamında öncelikli olarak Anayasa Mahkemesi kararı ile bir kanun hükmünün iptal edilmesinden sonra söz konusu kanun hükmünün yürürlükte olduğu dönemde tesis edilen işlemlerin yargısal denetiminin Anayasa Mahkemesinin iptal kararından ne şekilde etkileneceği hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Bu noktada, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümemesi ilkesi ele alındığında, bu ilkenin temelinde hukuki güvenlik ilkesi etkin kılınarak hukuk düzeninde güven ve istikrarın sağlanmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu ilkenin idare hukuku açısından önemi ise Anayasa Mahkemesinin iptal kararı öncesinde tesis edilen işlemlerin doğrudan hukuka aykırı hale gelmediği ve bu kapsamda tesis edilen işlemlerin "kanunilik ilkesi" yönünden dayanaksız kalmadığı noktasında toplanmaktadır. Aksinin kabulü halinde iptal edilen kanunun yürürlükte olduğu dönemde, bu kanuna dayanılarak tesis edilmiş olan bütün işlemlerin geçersiz hale gelmesi gibi bir durum ortaya çıkacaktır.
Öte yandan, yargı kararları yalnızca hüküm fıkrası ile anlam ifade etmemekte olup gerekçeleriyle bir bütün oluşturmaktadır. Gerekçenin bir nevi, mahkemece tespit edilen maddi olgular ile hüküm fıkrası arasında bir köprü olduğu söylenebilir. Bu anlamda iptal ya da yürütmenin durdurulması yolunda verilen kararların, gerekçesi ile birlikte dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir. Zira, Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." denilmek suretiyle bu konuya verilen öneme dikkat çekilmiştir. Bu husus, Anayasa Mahkemesince hukuka aykırılığı saptanan yasal düzenlemeye dayanılarak tesis edilen idari işlemlerin hukuka uygunluk denetimi açısından da önem arz etmektedir.
Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasına ve doğuracağı sonuçlara ilişkin yukarıda belirtilen kurallar, Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri çerçevesinde değerlendirildiğinde, itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulan bir davada Anayasa Mahkemesi kararı uygulanacağı gibi emsali durumda olan davalarda da yani daha açık bir ifade ile dayanak kanun hükmünün, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından önce yürürlükte olduğu dönemde tesis edilen idari işlemlerin yargısal denetiminde de dikkate alınması gerekecek, Anayasa Mahkemesi kararı uygulanırken Anayasa Mahkemesi kararının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dayanak yasa hükmü ortadan kaldırılmak suretiyle oluşan ileriye yönelik hukuki durumun -Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezlik ilkesi gözetilmek suretiyle- kararın gerekçesi dikkate alınarak idari işlem üzerinde etkisi belirlenecektir.
İncelenen uyuşmazlıkla ilgili olarak Anayasa Mahkemesince verilen kararla, 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin "(...) altı milyon Türk lirasını geçmemek üzere yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde (...)" bölümünün, Anayasa'nın 7., 13., 35., 48. ve 73. maddelerine aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle iptal edilmesi nedeniyle Yönetmeliğin dava konusu 4/B maddesi uyarınca, kıymetli madenler aracı kurumlarının ve kuruluşlarının faaliyet izin başvuruları ile pay devri izni başvurularında alınacak ücretlerin yasal dayanağının kalmadığı anlaşılmaktadır. Ancak anılan iptal kararının yürürlüğe girmesi üzerine, 7555 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 635 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 3. maddesi ile 1567 sayılı Kanun'un kıymetli madenler aracı kurumlarının ve kuruluşlarının faaliyet izin başvuruları ile pay devri izni başvurularında alınacak ücretlere ilişkin hükümleri yeniden düzenlenmiş, söz konusu başvurular kapsamında alınacak ücretlerin miktarı 1567 sayılı Kanun'da belirlenmiştir.
Bu kapsamda, 1567 sayılı Kanun'un, 7555 sayılı Kanunla değişik 4. maddesi kapsamında kıymetli madenler aracı kurumlarının ve kuruluşlarının faaliyet izni başvuruları ile pay devri izni başvurularında Kanun'da öngörülen usul ve esaslar çerçevesinde ücret alınmasının önünde herhangi bir yasal engel bulunmamaktadır.
Bu durum karşısında, yasal dayanağı kalmayan söz konusu ücretlere yönelik olarak, Anayasa Mahkemesince bir kanun maddesinin iptaline karar verildikten sonra yasama organınca yeni bir kanuni düzenleme yapılmak suretiyle bu ücretlerin ilgililerden alınmasına imkan tanınması durumunda, uyuşmazlığın bu düzenlemeye göre çözümlenmesi gerekmektedir. Aksi yaklaşım, Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilen kanun düzenlemesine dayalı olarak tesis edilen işlemlerin muhataplarından söz konusu ücretlerin alınmaması sonucunu doğuracaktır. İşbu uyuşmazlık özelinde de Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan iptal kararından sonra 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesi, 7555 sayılı Kanun ile değiştirildiğinden uyuşmazlığın yeni kanuni düzenlemeye göre çözümlenmesi gerekmektedir.
Yönetmeliğin dava konusu 4/B maddesinin birinci fıkrasında, kıymetli madenler aracı kurumlarının ve kuruluşlarının faaliyet izni başvurularında 20.000.000,00-TL ücret alınacağı; ikinci fıkrasında ise kıymetli madenler aracı kurumlarının ve kuruluşlarının pay devri izni başvurularında birinci fıkrada yer alan ücretin, devralınacak pay oranı nispetinde alınacağı, ancak söz konusu payların veraset yoluyla intikal etmesi veya pay devrinin bir mahkeme kararından kaynaklanması ya da payları devralacak kişinin mevcut pay sahibi kişinin alt soy veya üst soyu olması durumunda ücret alınmayacağı düzenlenmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 09/05/2024 tarih ve E:2021/106, K:2024/101 sayılı kararı üzerine, 1567 sayılı Kanun'un, 7555 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle değişik 4. maddesinde, Borsa İstanbul Anonim Şirketi Kıymetli Madenler Piyasasında üye olarak kıymetli madenlere ilişkin faaliyet göstermek üzere verilecek faaliyet izinlerinde alınacak ücret, Kanun'un ekinde yer alan (2) sayılı Ücret Tarifesinde 28.786.000,00-TL olarak belirlenmiştir. Ayrıca anılan Kanun maddesinde, Borsa İstanbul Anonim Şirketi Kıymetli Madenler Piyasasında üye olarak kıymetli madenlere ilişkin faaliyet gösteren anonim şirketlerin paylarının devri izinlerinde ilgili tarifelerde belirtilen ücretin, devralınacak pay oranı nispetinde ayrı ayrı alınacağı; pay devri izninde bulunan anonim şirketin, bu maddede sayılan birden fazla faaliyet iznine sahip olması durumunda bu şirketten her bir faaliyet iznine ilişkin olarak ilgili tarifede belirtilen ücretin, devralınacak pay oranı nispetinde ayrıca alınacağı ve devre konu payların veraset yoluyla intikal etmesi veya pay devrinin bir mahkeme kararından kaynaklanması ya da payları devralacak kişinin mevcut pay sahibi kişinin eşi, altsoyu, üstsoyu veya kardeşi olması durumunda ise ücret alınmayacağı düzenlenmiştir.
Bu kapsamda, faaliyet ve pay devri izinlerine ilişkin olarak öngörülen ücretlerin idarelerin vermiş olduğu hizmetin karşılığı olarak öngörülmesinden ziyade esas olarak spesifik nitelikteki bu alanda faaliyette bulunacak kişilerin sektörde faaliyet yürütecek nitelikte mali güce sahip kişilerden olmasının sağlanarak piyasaya girişlerin belli bir şekilde kontrol altında tutulması amacıyla öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, 1567 sayılı Kanun'un, 7555 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle değişik 4. maddesine uygun olarak kıymetli madenler aracı kurumlarının ve kuruluşlarının faaliyet izni başvuruları ile ve pay devri izni başvurularında Kanun'da belirlenen usul ve esaslara uygun olarak ücret alınmasını öngören Yönetmeliğin dava konusu 4/B maddesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.
2. Yönetmeliğin "Kıymetli Madenler Aracı Kuruluşları Bilgi Sistemi ücretleri" başlıklı 5/A maddesi ve Geçici 2. maddesinin beşinci fıkrası yönünden;
Yönetmeliğin 5/A maddesinde, kıymetli madenler aracı kuruluşlarından, kıymetli madenler aracı kuruluşları bilgi sisteminin (KMAKBS) yıllık kullanım ücreti olarak her takvim yılı için 350.000,00-TL ücret alınacağı ve yıllık kullanım ücretinin takip eden yılın Ocak ayı içerisinde ödeneceği; Geçici 2. maddesinin beşinci fıkrasında ise bu maddenin yürürlüğe girdiği (26/05/2024) tarihten önce kıymetli madenler aracı kurumu veya kıymetli madenler aracı kuruluşu faaliyet izni verilmiş olanlardan, KMAKBS'nin devreye alındığının Bakanlık internet sayfasında duyurulmasından itibaren bir ay içerisinde 10.000.000,00-TL tutarında KMAKBS sistem sunum ücreti alınacağı düzenlenmiştir.
7555 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde yapılan değişiklik kapsamında, Hazine ve Maliye Bakanlığınca geliştirilen bilgi sistemlerinin sistem kullanıcılarına sunumuna yönelik ücret alınmasına yetki veren düzenlemeye yer verilmediği, nitekim davalı idarece Danıştay Savcısının düşüncesine verilen cevapta da Yönetmeliğin dava konusu 5/A maddesi ve Geçici 2. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan KMAKBS sistem sunumuna ilişkin ücretin, 1567 sayılı Kanun'da yapılan değişiklikte yer almadığı ve mevcut durumda Yönetmelik'te düzenlenen dava konusu KMAKBS sistem sunumu ücretine ilişkin hükümlerin kanuni dayanağının kalmadığının belirtildiği görülmektedir.
Bu itibarla, Anayasa Mahkemesinin anılan kararıyla, uyuşmazlık konusu Yönetmeliğin dayanağı olan 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde yer alan kural kapsamında bir mali yıl içinde 6 (altı) milyon Türk lirasını geçmemek üzere yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde ücret miktarının belirlenmesine ilişkin Bakanlığa yetki verilmesine dair kuralın hukuka aykırı olduğunun ortaya konulduğu, ayrıca Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararı dikkate alınmak suretiyle 24/07/2025 tarih ve 32965 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7555 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde yapılan değişiklikle, davalı idareye kıymetli madenler aracı kurumu veya kıymetli madenler aracı kuruluşlarından Yönetmeliğin dava konusu 5/A maddesi ve Geçici 2. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan KMAKBS sistem sunum ücretinin alınmasına yönelik düzenleme yapma yetkisi veren herhangi bir kurala da yer verilmediği dikkate alındığında, usul ve esasları Kanun'da belirlenmeyen KMAKBS sistem sunum ücretine yönelik hususlar yönetmelikle düzenlenemeyeceğinden, Yönetmeliğin dava konusu 5/A maddesi ile Geçici 2. maddesinin beşinci fıkrasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik'in 4/B maddesi yönünden DAVANIN REDDİNE oyçokluğuyla,
2. Yönetmeliğin 5/A maddesi ve Geçici 2. maddesinin beşinci fıkrasının İPTALİNE oybirliğiyle,
3. Dava kısmen ret, kısmen iptal kararıyla sonuçlandığından, ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam...-TL yargılama giderinden tarafların haklılık oranına göre takdiren belirlenen ...-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan ...TL'nin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen ...-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya, ...-TL vekalet ücretinin ise davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 21/10/2025 tarihinde karar verildi.
(X) KARŞI OY :
1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik'in 4/B maddesi yönünden karara katılmıyoruz. Şöyle ki;
Anayasa Mahkemesinin 09/05/2024 tarih ve E:2021/106, K:2024/101 sayılı kararı ile, 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin "(...) altı milyon Türk lirasını geçmemek üzere yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde (...)" bölümünün iptaline; iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak 9 (dokuz) ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş ve anılan iptal kararı 22/10/2024 tarih ve 32700 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.
Öte yandan, 24/07/2025 tarih ve 32965 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7555 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 635 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 3. maddesiyle 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde değişiklikler yapılmış olup ayrıca Kanun'a (1), (2) ve (3) sayılı Ücret Tarifeleri eklenmiştir.
Anayasa'nın “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı 152. maddesinde, bir davaya bakmakta olan mahkemenin, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakacağı; Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkemenin buna uymak zorunda olduğu; "Anayasa Mahkemesinin kararları" başlıklı 153. maddesinde ise iptal edilen kanun hükmünün, iptal kararının Resmî Gazete'de yayınlandığı tarihte yürürlükten kalkacağı, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı ve geriye yürümeyeceği kurala bağlanmıştır.
Bu durumda, erteleme süresi içerisinde veya daha sonra kanuni düzenleme yapılması halinde görülmekte olan dava, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı dikkate alınarak mı, yoksa yeni kanun hükümleri uygulanarak mı çözülmelidir?
Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralı sadece lafzi yorumlandığında, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının görülmekte olan davayı etkilemeyeceği kabul edilerek, iptal kararı üzerine yeniden düzenlenen kanun hükümleri uygulanarak dava görülebilir. Ancak, Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması bazı hallerde adalete, hakkaniyete ve hukuk devleti ilkesine aykırı sonuçlar doğurabilecektir. Bu nedenle Anayasa’nın 153. maddesindeki hükmü sadece lafzi değil, Anayasa’nın genel esasları, Anayasa’da teminat altına alınan temel hak ve özgürlükler ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler çerçevesinde amaçsal yorumlaması gerekmektedir.
Anayasa’nın 152. maddesi uyarınca mahkemelerce bir kanunun iptali için Anayasa Mahkemesine başvuru yapabileceği ve süresinde de kanunun iptaline karar verilir ise, iptal hükmü doğrultusunda davanın karara bağlanacağı hususu dikkate alındığında; “geriye yürümezlik” kuralının katı uygulanarak Anayasa Mahkemesinin iptal kararının dikkate alınmaması Anayasa'nın 152. maddesi kapsamında itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da aykırılık oluşturacaktır.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümemesinin temel gerekçesi hukuki güvenlik ve istikrar ilkesi ile kazanılmış hakların korunması olup, bu ilkeler tümden göz ardı edilmemeli, ancak, bu ilkeler de kişilerin temel hak ve özgürlüklerini ihlal eden, onlara telafisi imkansız zararlar veren ve Anayasa’ya aykırılığı tespit edilmiş kanunların erteleme süresince uygulanmasına da imkan vermemelidir.
Temel hak ve özgürlükler ile lehe hukuki durumların korunmasının gerektirdiği hallerde, “geriye yürümezlik” kuralının katı uygulanmayarak Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının görülen davada dikkate alınması adilane bir çözüm olacaktır.
Kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin temel ilke kanunların, yürürlüğe girdikleri tarihten sonra meydana gelen olaylara uygulanması olmakla birlikte; bazı istisnai durumlarda, haklı beklentiler ve kazanılmış haklar korunarak, geçmişi kapsayacak şekilde kanuni düzenleme yapılabilir.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra, 24/07/2025 tarih ve 32965 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7555 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde yapılan değişiklikte ise dava konusu işlemlere uygulanabileceğine ilişkin herhangi bir düzenleme yer almadığından yeni Kanun'un iş bu davada uygulanmaması gerekmektedir.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararı sonrasında yapılmış olan yeni kanuni düzenleme uyarınca davalı idare tarafından yeniden bir işlem tesis edilebileceği de tabiidir.
Bu itibarla, Anayasa Mahkemesince iptal edilen Kanun maddesi dayanak alınarak tesis edilen; içeriği itibarıyla de mülkiyet hakkına ve teşebbüs özgürlüğüne sınırlama getiren Yönetmeliğin dava konusu 4/B maddesinin de kanuni dayanağı kalmadığından iptali gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Yönetmeliğin 4/B maddesi yönünden de iptal kararı verilmesi gerektiği görüşüyle kararın bu kısmına katılmıyoruz.