T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/3803
Karar No : 2021/3822
DAVACI : ...
DAVALI : … Kurulu /…
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının hakediş tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Olağanüstü hal dönemlerinde çıkarılan KHK'lar ile yalnızca OHAL süresince ve OHAL'in gerekli kıldığı konularda düzenlemelerin yapılabileceği, söz konusu KHK'lar ile yasalarda değişiklik yapılamayacağı, yasama organınca yapılması gereken hukuksal bir işlemin yürütme organı tarafından yapıldığı, OHAL KHK'larının Resmi Gazetede yayımlandıkları gün TBMM'nin onayına sunulmasının ve en geç 30 gün içerisinde görüşülüp karara bağlanmasının zorunlu olduğu, hakkında herhangi bir disiplin soruşturması yapılmadan ve savunması alınmadan meslekten çıkarılmasına karar verildiği, dava konusu kararlarda hangi eylemleri nedeniyle FETÖ/PDY terör örgütü üyesi, irtibatlısı veya iltisaklısı olduğunun belirtilmediği, kişiselleştirme yapılmadığı, isnat edilen suçlamalarla ilgili olarak somut hiçbir delilin gösterilmediği, fişleme listeler dayanak alınarak meslekten çıkarıldığı, meslekten çıkarma kararının geçici nitelikte bir tedbir olmadığı, meslekten çıkarma kararının tesis edildiği tarihte hakkında hiçbir delilin bulunmadığı, sonradan delil toplama yoluna gidildiği, istihbari nitelikteki belgelerin hukuki delil olarak kabul edilemeyeceği, dava konusu kararlarla ölçülülük, Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü, suç ve cezaların şahsiliği, yasama yetkisinin devredilmezliği, kuvvetler ayrılığı ve özel hayatın gizliliği ilkelerinin, savunma, mülkiyet, adil yargılanma ve lekelenmeme haklarının, işkence ve kötü muamele, ayrımcılık yasaklarının, hakimlik teminatının ve masumiyet karinesinin ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu kararların dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ : Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca verilen ... tarih ve ... sayılı karar ile bu karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddi hakkında aynı Kurul tarafından verilen ... tarih ve ... sayılı kararın iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığını ileri sürdüğü parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ile tarafların usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası'na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
Nitekim, T.C. Anayasası'nda, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı (9.madde); herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu (36.madde); hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri (138.madde); meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi hakkında kanundaki istisnalar saklı olmak üzere azlolunamayacakları (139.madde) kurala bağlanmıştır.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtılmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, bu amaçla T.C. Anayasası'nın 159. maddesi ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na, hâkim ve savcılardan meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme ve görevden uzaklaştırma işlemlerini yapma yetkisi tanınmıştır.
22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir.
Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmaları en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa'nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa'nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir.
667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Diğer taraftan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken, yetkili kurulları belli bir kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir.
Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun 24.08.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisi'ndeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafından, dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte ise de, bu eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü hususunda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nda oluşan kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasası'nın 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkartılmasına ilişkin dava konusu Genel Kurul kararlarında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Nitekim, davacı hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle yapılan yargılama sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin ve … Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin verdiği mahkumiyet kararları sonrasında Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla hükmün düzeltilerek onanmasına karar verildiği de tespit edilmiştir.
Diğer taraftan, dava konusu Genel Kurul kararlarının davacıya ilişkin kısımlarında hukuka aykırılık görülmediğinden, davacının bu nedenle meydana geldiğini ileri sürdüğü kayıplarının tazminine de olanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3/1. maddesi ile ilgili Anayasaya aykırılık itirazı ise yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptaline ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının hakediş tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, davacının ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 17 ay 3 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun … Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile esastan reddedildiği, bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile "...İlk derece mahkemesi kararında 3713 sayılı Kanunun 5/1 maddesi gereğince verilen '7 yıl 15 ay' hapis cezasında, TCK’nın 62/1. maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim yapılırken '7 yıl 5 ay 3 gün' hapis cezasına hükmolunması gerekirken, hesap hatası sonucu '6 yıl 17 ay 3 gün' hapis cezasına hükmolunması suretiyle eksik ceza tayin edilmesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; sanık(davacı) müdafiinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler aşağıda belirtilen hususlar haricinde yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddine, ancak; Terör örgütüne üye olmak suçundan mahkumiyetine karar verilen sanık(davacı) hakkında doğrudan ve yalnızca TCK’nın 58/9. maddesi uyarınca tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesi gerekirken, uygulama maddesi olarak aynı Kanunun 58/6. maddesinin gösterilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık(davacı) müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılması gerektirmeyen bu hususun CMK’nın 303/1-c. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan hükmün beşinci maddesindeki 'TCK’nun 58/9. maddesi yollamasıyla hakkında hükmolunan cezanın TCK’nun 58/6. maddesi' ibaresinin çıkarılarak yerine 'TCK’nın 58/9. maddesi' ibaresinin yazılması suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ..." düzeltilerek onanmasına karar verildiği ve anılan mahkumiyet kararının 09/05/2019 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Dairemizin 17/10/2017 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı Hakimler ve Savcılar Kurulunun savunma dilekçesi ekindeki listede ek olarak gösterilen fakat savunma dilekçesi ile birlikte dosyaya sunulmayan CD'nin davalı idarenin üst yazısı ile dosyaya sunulması üzerine, Dairemizin 31/07/2018 tarihli ara kararıyla anılan CD'nin davacıya tebliğine karar verilmiş, CD içeriği bilgi ve belgelerle ilgili olarak cevap hakkını kullanabilmesi ve beyanlarını dosyaya sunabilmesi için ara kararının tebliğinden itibaren davacıya otuz (30) gün süre verilmiştir.
Yine bu kapsamda, Dairemizin 13/11/2018 tarihli ara kararına istinaden davalı idare tarafından CD ortamında gönderilen 12/12/2018 tarihli yazı ekleri ile davalı idarenin ikinci savunma dilekçesi ekinde yer alan Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğinin 28/01/2019 tarih ve 1355 sayılı yazısı ve eklerinin, 14/10/2019 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmesine ve bunlara ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya otuz (30) gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Ayrıca bu kapsamda, Dairemizin 14/10/2019 tarihli ara kararının ve söz konusu karar uyarınca Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun 12/12/2018 tarihli ara karara cevap dilekçesi ve eki CD ile 13/02/2019 tarihli ikinci savunma dilekçesi ekinde yer alan Hakimler Savcılar Kurulu Genel Sekreterliği Disiplin Bürosunun 28/01/2019 tarihli ve 1355 sayılı yazısı ve eklerinin ve yine davalı idarenin 07/10/2019 tarihli ek beyan dilekçesi ve eklerinin, 06/07/2020 tarihli ara kararımızla davacının vasisine tebliğ edilmesine ve bunlara ilişkin beyanlarını sunabilmesi için vasiye otuz gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemlerin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
A.B. isimli şahsın, davacının silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 17 ay 3 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer verilen ifadesine ilişkin kısım şu şekildedir: "...Konya Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1997-2001 yılları arasında öğrenim gördüğünü ve bu dönemde Konya'da örgütün evlerinde kaldığını, FETÖ evlerinde genel olarak hukuk birimi oluşturulduğunu, Konya'da ki hukuk biriminin başında sanık(davacı) ...'ın (Uyap kayıtlarının incelenmesinden davacının Temel olan ismini ... Asliye Hukuk Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla Tahir olarak değiştirdiği görülmüştür.) olduğunu, hukuk biriminde Temel'den önce Safa isimli birisinin olduğunu beyan ettiği..."
İ.B. isimli şahsın, davacının silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 17 ay 3 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer verilen ifadesine ilişkin kısım şu şekildedir: "...2004 yılında Konya'da Kemerli İş Merkezi'ndeki büroda yapılan sohbetlere sanık(davacı) Av....'ın da katıldığını, bu kişinin sonradan hakim olduğunu beyan ettiği..."
M.T. isimli şahsın, davacının silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 17 ay 3 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer verilen ifadesine ilişkin kısım şu şekildedir: "...2007 yılından itibaren toplantılara katıldığını, kendi bulunduğu grubun başında sonradan hakim olan sanık(davacı) ...'ın bulunduğunu, ayrıca grupta kendisiyle beraber E.Ç., Ş.C. ve A.E.'nin olduğunu, sonradan grupların değiştiğini, bu süreç içerisinde 3 gruba dahil olduğunu, bu grupların başında A.B., ... ve O.B.'nin olduğunu, bu kişilerin gruplara abilik yaptıklarını, sohbetlerde Herkül isimli siteden Fethullah Gülen'in konuşmaları gösterilerek söylemlerinin ne anlama geldiğini kendilerine anlattıklarını, ayrıca Ergenekon ve Balyoz soruşturmaları yapıldığı süreçte Denge Hukukçular Derneği'nde başı çeken bir grubun dilekçe hazırladığını, kendisini de bu dilekçeyi imzalamak için ...'ın çağırdığını ve dilekçeyi imzaladığını, bu dilekçelerde kendilerine muhafazakar yapının üzerinde baskı olduğunu söyleyerek bu şekilde askeri vesayetin kaldırılacağını söylediklerini beyan ettiği..."
Avukat olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan E.Ç. isimli şahsa ait, Konya Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Müdürlüğünce düzenlenen 18/06/2016 tarihli bilgi alma ifade tutanağı: "... 2007 yılı içerisinde avukatlık yapan O.Ö. isimli şahıs bizi M.O.'nun hukuk bürosunda düzenlenen kandil programına davet etti. Ben ve ortağım M.T. ile birlikte programa katılmak için M.O.'nun bürosuna gittik. Burada bu yapı içerisinde faaliyet gösteren ... Av. ....... vardı. Burada kandil programını dinledik. A.G.'nin grubu bayağı bir coşturduğunu hatırlıyorum. Bu programdan birkaç gün sonra bu yapı içerisinde Paşa olarak tanınan ve çok sevilen abi konumundaki Av. A.G. bizim büromuza gelerek ziyarette bulundu. Bu zaman zarfı içerisinde evlerde ve bürolarda düzenlenen Fetullah GÜLEN cemaatinin avukatların bulunduğu sohbet toplantılarına ortaklarımla birlikte katılmaya başladım zaman zaman da Fetullah GÜLEN cemaatine ait olan Denge Hukukçular Derneğine gidip geliyordum ... 2007 yılı Ekim ayı içerisinde Av. ... bana ve ortağım M.T. ' ye siz bundan sonra mütevelli oldunuz diye söyledi. Daha sonra mütevelli toplantılarına katılmaya başladık. Bu toplantılarda Av. M.T., Av. ..., ... Av. O.D. vardı. Grup hocalığını da Av. ... yapıyordu. Zaman zaman Av. M.Y. bu toplantılara katılarak mütevellinin neler yapması gerektiğini misyonunun ne olduğunu bizlere anlattı. Bir yıl boyunca bu şekilde mütevelli toplantılarına katıldık ... Konya barosunun stajyer avukatlar komisyonunda görevliydim. Baroya gelen stajyer avukatlara anket yaptırırdık. Bu anketleri de F. hocaya verirdik. F. hoca bazen bu anketleri Excel ortamında isterdi bizde Excel ortamında kendisine verirdik. 2013 yılı Ocak ayında Adalet plazada ki mülkiyeti M.O.'ya ait ancak A.B. üzerine kayıtlı büroya ben, Av. S.C. ve Av. ... ile birlikte taşındık O dönemde ... hakimlik sınavına hazırlanırken bir gün büroya ...'ın arkadaşı olarak tanıştırdığı S. isimli bir hoca geldi. Bu şahsa çok fazla saygı gösteriyordu. Anladığım kadarıyla S. isimli hoca cemaat abilerinden olup ...’gilin yer aldığı grubun hocasıydı. Daha sonraki dönemlerde basından resmini gördüğüm S. hoca olarak bildiğim şahsın gerçek isminin A.Y. olduğunu öğrendim ... Av. A.Ö., Av. B.A.K., Av. ... ... ile birlikte aynı büroda çalışırken daha sonra ortaklığın bozulmasıyla A.Ö., O.B., M.T. Nalçacı caddesinde 2012 yılında avukatlık bürosu açtılar. F. hoca 2012 yılına kadar Denge Hukukçular Derneğini büro olarak kullanıyor her türlü işlerini burada hallediyordu. F. hoca stajyer avukatlarla ilgili bütün faaliyetlerini bu büroda yürütüyordu. F. hoca bir gün bizim gruba stajyer öğrencilerin isim listesini vererek bunlardan kimlerin Fetullah GÜLEN cemaatine ait yurtlarda evlerde ve okullarda okuduğunu tespit etmemizi istedi.... Bildiğim kadarıyla, üç dört tane daha avukat mütevelli ve sohbet grubu vardı. Hatırladığım kadarıyla grubun birisinin hocalığını Av. İ.B. yapıyordu. Grupta Av. H.H.A. ve Av. S.S. vardı. Ayrıca M.Y., S.K., O.Ö., ... ... ... R.B., E.S., N.K. adlı kişilerde cemaatin mütevelli grubunda yer aldıklarını biliyorum. Ancak bu kişilerin Felullah GÜLEN cemaat yapılanması ile halen ilgilerinin bulunup bulunmadığını benim gibi cemaat ile ilişkilerini kesip kesmediklerini bilmiyorum. Bu kişilerden R.A., A.A., M.G., O.K., ..., S.L.A., A.E., R.B., N.K. isimli avukatlar 2010 yılından sonra yapılan Avukatlıktan Hakim-Savcılık sınavı sonrası hakim ve savcı oldular..."
Avukat olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan M.Ş.Ş. isimli şahsa ait, Konya Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Müdürlüğünce düzenlenen 01/07/2016 tarihli bilgi alma ifade tutanağı: "...Fetullah GÜLEN’nin önderliğini yaptığı o zamanlarda herkes gibi cemaat olarak bildiğim ancak sonrasında başka amaçları olduğunu gördüğüm grubun avukatlar içerisindeki çalışmalarında hükümete yönelik amaçlarını görünceye kadar bir dönem bulundum. Üniversite döneminde hiçbir bağım olmayan bu grupla avukatlığımın ilk yıllarında bu grubun avukatları tarafından kurulan Denge Hukukçular Derneğinin Cumartesi kahvaltı davetlerinde yeniden yolum kesişti. Beni bu kahvaltılara ilk kez şuan hakim olan A.A. çağırdı. Bir süre kahvaltı gruplarına devam ettikten sonra benim lise iki ve lise üçüncü sınıfları Fetullah GÜLEN’e bağlı İzmir Özel Yamanlar Kollejinde okumuş olmamın öğrenilmesiyle bir gün M.Ş. isimlerini şuan hatırlamadığım birkaç avukatla daha büroma geldi ve beni aralarında görmek istediklerini söyledi. O günlerde bunların sadece Allah rızası için çalışan bir cemaat olduklarını düşünerek davetlerini kabul ettim ve haftada bir akşamlan gerçekleştirilen toplantılarına dahil oldum. Hatırladığım kadarıyla dahil olduğum ilk grubun sorumlusu daha sonra hakim olan ve ismini ... olarak değiştirdiğini duyduğum ...’dı ... Devam eden dönemlerde grupların çalışma alanları biraz daha netleşti, yada bizim tarafımızdan da bilinir hale geldi. Stajyerler ve genç avukatlardan sorumlu grup, baroyla ilgili grup, dernekle ve mali işlerle ilgili şeklinde sayısını bilmediğim farklı farklı gruplar oldu. Bu toplantılarda gazete aboneliğinin iptali ile bayiden alınması, eşlerin farklı hanım gruplarında oturmalarının sağlanması, 28 Şubat, Ergenekon ve Balyoz süreçleri nedeniyle tedbire riayet gibi konuların konuşulduğunu, Pcnsilvanya’dan geldiği söylenen notların okunduğunu, Fetullah GÜLEN’nin herkul internet sitesinde haftalık yayınlanan sohbetlerinin birlikte dinlenildiğini hatırlıyorum..."
A.Ç. isimli şahsın, davacının silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 17 ay 3 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer verilen ifadesine ilişkin kısım şu şekildedir: "... 2007-2008 yılından sonra Konya'da yapılan sohbetlere dahil olmaya başladığını, sanığında(davacının da) avukat olduğu dönemde Konya'da yapılan sohbetlere katıldığını beyan ettiği..."
Ş.Ü. isimli şahsın, davacının silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 17 ay 3 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer verilen ifadesine ilişkin kısım şu şekildedir: "... 2010 yılında Avukatlık stajına başladığı dönemde E.C. ve sanık(davacı) ...'ın bürosuna ziyarete gelerek kendisine Denge Hukukçular Derneğine üye olmayı teklif ettiklerini ve bu derneğin faaliyetleri hakkında bilgi verdiklerini beyan ettiği..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.B. isimli şahsa ait, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/12/2016 tarihli tanık ifade tutanağı: "...Ben mezun olduktan sonra benden Önce hakimlik sınavını kazanarak hakim adayı olarak görev yapan M.Ö. yanıma gelerek hakimlik savcılık sınavlarına ders çalışma evlerini kurduklarını ve beni Ankara'ya alacaklarını söyledi, bu sebeple ben Ankara'ya gittim. Konya’da da buna benzer evler olmasına rağmen ben mahrem sınıfında yer aldığım için bizi özel olarak Ankara'daki evlere aldılar ... Evler oluşturulurken hukuk fakültesi olan illere göre bir sınıflama yapılıyordu, benim mezun olduğum Konya Hukuk mezunlarının gittiği eve aynca Diyarbakır ve Eskişehir Hukuk Fakültelerinden mezunlarda katılıyordu. Bu evlere gönderilen kişiler mutlaka hakimlik, savcılık veya kaymakamlık sınavını kazanıyordu. Benim kaldığım evlerde şu anda hakim ve savcı olarak görev yapan ... ... (Savcı) ... ders almışlardır. Bunların hepsi cemaatçidir. Bu şahıslardan ... ve H.Ü. 5 yıl önce Avukatlıktan hakimlik mesleğine geçmişlerdir. Bu şahıslar bu sınavı Hakyol cemaatinden oldukları görünse de aslında Fetö'nün Hakyol cemaatinin içerisine yerleştirdiği kişilerden oldukları için kazanmışlardır. Fetö cemaati ileride sıkıntı yaşayabileceğini düşündüğü için diğer cemaatlerin içerisine de bu şekilde elemanlarını yerleştirmiştir. Bu cemaatlerin referansları ile sınavları kazanan insanları birçoğu aslında Fetöcüdür..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.Ü. isimli şahsa ait, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/05/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: "...Bana hakimlik sınavına hazırlandıklarını söylediler ve hakimlik için çalışma evi olduğunu burada ders çalıştıklarını istersem benimde gelebileceğimi söylediler. Bende masrafları kısmak ve ders çalışmak için kabul ettim. Konya Meramda bulunan açık adresini hatırlayamadığım ancak gitsem gösterebileceğim bir eve gittik. Beni eve fakülteden arkadaşım olan B.Y. davet etti. Evde ... ... ( İsmini değiştirmiş olabilir, bildiğim kadarıyla sınavı kazanamadı, Konya'da avukatlık yapıyor ) ... isimli şahıslar vardı..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan N.K. isimli şahsa ait, Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22/03/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: "... Denge hukukçular derneği kurulmuştu. Benim bu derneğe kağıt üzerinde üye yapmışlar ancak hatırlamıyorum sohbetlere benim dışımda gelinen avukatların isimleri ... Bu kişilerden sonradan hakim savcı olarak atanan R.B., O.K., M.K., ... ve A.E. vardır. Bu verdiğim isimlerden avukatlık yapanlar o dönemde cemaat içerisinde yer alıyordu ... Hakim adaylığını Ankara'da yaptım akademide yer olmadığı için Gölbaşı tarafında Konyalı arkadaşlar olarak ev tuttuk bu evde M.K., S.L.A. ve A.E. vardı. Bu ev cemaat tarafından oluşturulmuş bir ev değildi. Ancak hepimiz örgüte yakın kişilerdik bu nedenle sohbet toplantıları yapılmaya başlandı başka evlerle irtibat kurarak sırayla evlerde toplanmaya başladık gülen cemaati şeklinde oluyordu toplantılarda GÜLEN ait kitaplar okunuyor videolar izleniyordu. Benim bildiğim örgütün 3 tane staj evi vardı bu evlerden kalan ve toplantıya gelen kişiler ... ... ... M.S., M.E.O. vardı. Bu kişiler değişik evlerde kalıyordu tahminime göre kaldıkları evler cemaat evleriydi dönüşümlü olarak herkesin evine sohbetlere gidiyorduk. Hepisimiz aynı dönemdik ... 17 25 aralık olaylarından sonra örgütle arama mesafe koydum ve toplantılarına gitmemeye karar verdim. Bu arada ... beni arayarak (görüşemiyoruz Ankara'da gelmiyorsun diyerek beni yine sohbet toplantılarına davet etti ancak katılmadım)...."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.E.O. isimli şahsa ait, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/10/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: "...Staj amacı ile Akademi dönemi başlayınca barınma ihtiyacı için akademinin yurtlarına başvurduk. Fakat yurt çıkmadı. Bunun üzerine İ.K., civarı bildiği için Ankara Gölbaşında ev tutmayı teklif etti ve biz üçümüz Gölbaşı civarında 4 + 1 ev tuttuk. Evi biz gitmeden İ.K. tutmuş idi. Daha sonra eve bir kaç parça eşya alarak burada oturmaya başladık. Bir müddet sonra O.Ö. eve bir kişinin daha geleceğini söyledi. Bu süreç eve yerleşeceğimiz aşamada idi. Bu kişinin ismi ... idi. (Bu şahsında ihraç olduğunu öğrendim), bu şahıs eve geldikten sonra bize dönem dönem F. Gülen'in cdilerini izlettirir. Sohbetler yapar. F. Gülen'in kitabından bölümler okurdu. Aynı zaman da bu yapının yurt dışında açmış olduğu okulların tanıtımını yapan cdler izletiyordu. Bu cd'ler de burada okuyan öğrencilerden bazıları ile röportaj yapıyordı. Öğrenciler tayland gibi uzak doğu ve başka ülkelerden idi. Bu öğrenciler hem Türkçe konuşuyorlar hem de bu okullar sayesinde Müslüman olduklarını anlatıyorlardı. Biz de bunun üzerine bu okullar sayesinde İslam'ın Dünyaya hakim olacağını düşünüyorduk..."
Aynı şahsa ait, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28/09/2017 tarihli tanık ifade tutanağı: "...Ben tekrardan girmiş olduğum bu mülakatı kazanarak Nisan 2013'de Ankara'da akademi eğitimi için staja başladım. Ankara’ya gittiğimde Konya’dan benimle birlikte sohbet grubuna katılan avukatlardan O.Ö. ve İ.K. da mülakatta başarılı olarak staja başlamıştı. Öncelikle ben akademinin yurduna kalmak amacıyla kalmak amacıyla başvurdum, ancak bana yurt çıkmadı. Bana çıktığı gibi O. ve İ. isimli arkadaşlarıma da yurt çıkmadı. Sonrasında İ. birlikte eve çıkmayı teklif etti ... Ancak kendisi bana muhabbet sırasında öğrenci evi benzeri bir yerde kaldığını söylemişti. Akabinde ben İ. ve O. Gölbaşı civarında Toki konutlarında 4+1 eşyalı bir eve çıktık. Söz konusu evi biz gittiğimizde İ.K. öncesinde tutarak hazırlamıştı ... Biz eve taşındıktan bir müddet sonra O. evimize bir kişinin daha gelip kalacağını söyledi. Bu kişi de hemşehrimiz olan bizim gibi hakimlik sınavını kazanan ... isimli şahıs idi. Tahir öncelikle N.K. ve R.B. ile birlikte aynı eve çıkacakken bizim evin 4+1 olmasını öğrenmesi üzerine O.'ya durumu ileterek bizim evde kalmak istediğini söylemiş, bu şekilde de şahıs bizim evde kaldı. Ben Beyşehir’de avukat iken O. isimli arkadaşım A.G. ile birlikte cemaatin Konya ilindeki sohbetlerine gidip geliyordu. ...'la da bu vesileyle de bu şekilde tanışmış. Tahir'e hakimlik sınavını kazanınca Ankara’da bulunan hemşehrilerinin abiliğini yapma görevini vermişler, bu şekilde şahıslar bizim eve çıkması üzerine ilk kez tanışıklığım olmuş oldu ... Biz genel olarak ilk başlarda Ilgın grubuyla birlikte kendi aramızda sohbet yapıyorduk. ... isimli şahıs bu sohbetlerde bize Fetullah Gülen'in kitaplarından bölümler okuyup, CD’ler izlettirip, bazen de türkçe olimpiyatları ile ilgili sunumlarda bulunuyordu ... Bizim yaptığımız sohbetlere bizim grup haricinde sonradan yine bizim gibi Toki konutlarında oturan hakim-savcı stajyerleri de dahil edilerek sohbet grubu büyümeye başladı. İlk olarak N.K., R.B., M.K.'nın bulunduğu eve ilişkin grubun katılımı sağlandı, sonrasında ise ...'ın yanında getirdiği stajyerlerinde sohbetlere katılımı sağlandı. ... bize ilişkin verdiği sohbet haricinde ayrıca her evin abisi konumunda olan daha doğrusu cemaate sıkı sıkıya bağlı olan örneğin benim bildiğim M.S., N.K., M.K., O.Ö. gibi kişilere ayrıca sohbette bulunurdu. Dalıa ziyade evdeki kişilere ilişkin bilgiler alıyordu. Tahir benimle ilgili soruları ve varsa sıkıntılarımın neler olduğunu O.'ya soruyormuş, O.'da Tahir'in kendisine anlattıklarını bana söylüyordu. Ben bu durumu bu vesileyle öğrendim ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.H.D. isimli şahsa ait, Van Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22/08/2016 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı: "... Mülakatlarda başarılı kabul edildikten sonra Nisan 2013 tarihinde Akademi eğitimi sırasında adaylık döneminde yurt çıkmaması nedeni ile M.D., O.C.B. ile birlikte aynı evde kaldık. E.G. ise Akademi yurdunda kaldı. Evde 1 ay kaldıktan sonra kamp programı düzenlendi. Gölbaşında bulunan ismini şu an hatırlayamadığımı bir yurtta bu yapıldı. 2 gün süren ve diğer ev arkadaşlarımında katıldığı programa aynı dönemde olduğumuz 5-6 kişilik hakim adayı grubuyla kampa iştirak etti. Bu 5-6 kişiden biri Tahir isminde soy adını ... olarak bildiğim şahıstı. Diğer kişileri simayen çıkartabilirim. İsmen hatırlayamıyorum. Orada Kuran ve Risale ile Fetullah GÜLEN'in kitaplarından okumalar yapıldı. Aynı şekilde bir kaç kez daha kamp düzenlendi ancak ben katılmadım ... Evde kaldığım dönemde ... isimli hakim adayı da birden çok kez eve gelip gitmişti ..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan İ.Y. isimli şahsın, davacının silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 17 ay 3 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer verilen ifadesine ilişkin kısım şu şekildedir: "...önceki isminin M.Y. olduğunu, akademide staj döneminde ismini İ. olarak değiştirdiğini, kura çektikten sonra Turhal'a tayin olduğunu, Turhal'da görev yaptığı sırada cemaat toplantılarının olduğunu, dönem arkadaşlarıyla toplandıklarını, bazen Zile'de görev yapan dönem arkadaşı N.C. ile birlikte Çorum'a gittiklerini, bazen de Çorum'da ki arkadaşların Turhal veya Zile'ye geldiklerini, bu toplandıkları grupta dönem arkadaşları olan M.B., B.F.K., M.Ş. ve sanık(davacı) ...'ın bulunduğunu, toplantılarda soyadını bilmediği F. Hoca isimli ilahiyatçı olduğunu düşündüğü bir şahsın dini sohbet yaptığını, bu grupta himmeti F. Hoca isimli şahsın topladığını..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.S. isimli şahsa ait, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 08/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: "... Ben hakimlik sınavını daha önceden belirttiğim gibi cemaat referansı olmadan kazandım. Akademi döneminde akademinin yurdunda kaldım, daha önce belirttiğim gibi ... beni Gölbaşındaki eve sohbete çağırıyordu, daha önce söylememiştim fakat bu evdeki sohbete ... ayrıca Yargıtay savcısı R.A. katılıyordu. Bu şahısların hepsi akademiden bizim dönemdi yani avukatlıktan geçen 3. Dönem şahıslardı. Bu evin sorumlusu A.Ç. ile ... idi. Genellikle bu şahıslar bazen fettullah gülen'in kitaplarını bazende risale okuyarak kendi aramızda yorumlar yapardık. Bazende Fettullah Gülen'in vaazlarını videodan izlerdik. Gölbaşı tokide bulunan tam adresini hatırlamadığım bu evin dışında aynı bölgede 2-3 ev daha vardı ... Daha öncede beyan ettiğim gibi bylock'u ...'ın tavsiyesi ile Apple Store'dan indirmek suretiyle kullandım. Tahir ve A.Ç. ile ayrıca Akşehir de Hakim olan F.Ö. ile bir de Akşehir de sohbetlere davet ettiğimiz O. isimli öğretmen ile yazıştım. Yazışmalarda Fettullah Gülen'in vaazları dışında özellikle 2014 HSYK seçiminde nasıl hareket edilmesi ve neler yapılması konusunda paylaşımlar yapılıyordu, fakat grup üzerinden görüşmemiz olmadı. Ben A.Ç. ve Tahir ile yazıştım ... 2015 yılının Ocak yada Şubat aylarında bylock programı ortadan kalkınca bize Samsung marka tablet dağıttılar, yanılmıyorsam bunu bana A.Ç. getirdi, tablete "TANGO" isimli bir program yüklenmişti. Bu programı biz yüklemedik tablete hazır yüklenmişti, ayrıca programda konuşacağımız kişilerde ekliydi yani kimin kiminle irtibat kuracağı böylelikle belirlenmişti. Bu program üzerinden yazışma yapmamazı gerektiği söylendi, aslında bu program bilindik tango programından farklı bir programdı... Bu program ile A.Ç., ... ve T. isimli soyadını şu an hatırlamadığım bir öğretmenle yazışıyorduk. Yazışmalarımızda genellikle Fettullah Gülen'in konuşmalarını sözlerini paylaşıyorduk. Tablet bende 7-8 ay kaldı, daha sonra 2015 yılının Eylül-Ekim ayı gibi Beyşehir'e A.Ç., ..., O.Ö. ve M.D. isimli meslektaşlar ile T. isimli öğretmen gelerek tableti benden aldılar. Benim kendileri ile iletişimimin zayıflaması nedeniyle tableti benden aldıklarını düşünüyorum ..."
Aynı şahsa ait, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: "...17-25 Aralık döneminden sonra hakimlik yaptığı sırada Tahir ile birkaç kez yüz yüzede görüştük bu görüşmelerimizde ben cemaatin siyasete girmesine karşı olduğumu söylüyordum, Tahir ise hükümetin cemaate baskı yaparak bitirmeye çalıştığını söylüyor ve bana telkinde bulunuyordu. Tahir ile en son 2015 Eyül veya Ekim aylarında beyşehire gelmiş olması nedeniyle görüştüm, bana bir önceki sohbete katılmadığım için sohbetlere devam et diye söyledi..."
Yargı mensubu olan ve ifadesine başvurulan A.Ç. isimli şahsa ait, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tanık ifade tutanağı: "... Ekli 1 ve 2.listede isimleri yazılı bulunan hakim-cumhuriyet savcıları ... ..., A.A., A.İ.İ., E.T.Y. ve A.C. palalel yapıyı desteleyip, savunup birlikte hakeret ediyorlardı..."
Yargı mensubu olan ve ifadesine başvurulan A.C. isimli şahsa ait, Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/08/2016 tarihli ifade tutanağı: "... Ekli listede tanıdığım hakim ve cumhuriyet savcılarından bir ve iki nolu listeden tanıdıklarım ... ... ... M.Ö., P.E., M.E.E.'nin FETÖ/PDY terör örgütünü birlikte çalıştığımız süre içerisinde övdüklerine; bu örgütle irtibatlı, iltisaklı olduklarına dair beyanlarına ve eylemlerine tanık olmadım. Fakat dikkat çekici şekilde adını zikrettiğim bu hakim ve cumhuriyet savcısı meslektaşlarım genelde birlikte ve dayanışma duygusu içerisinde hareket eden meslektaşlarım idi. Dayanışma duygusundan maksat, örneğin; Öğlen yemek saatlerinde birbirlerini telefon ile arayarak ve irtibatlanarak birlikte gelirlerdi. Öğlen yemek sohbetlerindeki konuşmalarından da bu aşırı samimiyetleri herkesçe anlaşılabiliyordu ve görülebiliyordu. Birbirlerinin yokluklarında birbirlerini övme refleksi gösteriyorlardı. İçlerinde olmayan birine eleştiri gelince yine birlikte hareket ederek son derece sert bir şekilde refleks gösteriyorlardı. Birbirlerine karşı son derece himayeci davranıyorlardı. Adı geçen kişilerden o tarih itibariyle Cumhuriyet Savcısı Y.Y., F.S., İ.O. daha önceki tarihlerde başsavcılık görevleri yaptıklan için sanki bu ünvanları devam ediyormuş gibi yanlarında bulunan bu meslektaşlar özellikle kendilerine "Başsavcım" diyerek övücü şekilde kendisinde o an için olmayan ünvanı varmış gibi saygı içeren üslup ve ifade şekliyle hitap ediyorlardı. Başsavcı unvanı olmayan bu kişilere gösterilen saygı Çorum Cumhuriyet Başsavcısından özellikle esirgeniyor bir görüntü sergiliyorlardı, Başsavcı Ö.F. bey yemekhanedeki toplu oturulan masaya geldiğinde onunla pek muhatap olunmaz, artık Başsavcı olmayan Başsavcıları ile koyu sohbet devam ederdi. Bu gözlemim genelde öğlen yemeklerinde uzun büyük masada birlikte oturduğumuz zamanlar ile snırlıdır. Her zaman yemekhaneye inmezdim ve uzun masaya oturmazdım fakat oturduğum zamanlar bu manzarayla karşılaşıyordum..."
Yargı mensubu olan ve ifadesine başvurulan A.A.E. isimli şahsa ait, Çorum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/08/2016 tarihli ifade tutanağı: "...Seçim sürecinde cemaat adayı olarak bilinen İ.Ç.'yi odama A.Ö. getirmişti. Yine sonradan cemaat adayı olduğu anlaşılan adaylardan A.N.G. Çorum'a gelmiş, bundan haberim yoktu. Bir akşam üzeri yemek için dışarı çıkacaktım. Cumhuriyet Savcısı S.O. ile karşılaştık. Nereye gittiğimi sordu. Yemeğe gittiğimi söyleyince beraber gitmeyi teklif etti ancak nereye gideceğimizi söylememişti. Katipler Konağı olarak bilinen restaurantta gittik. S. bey masanın baş tarafına oturdu. Karşı tarafta tanımadığım kilolu bir erkek tetkik hakimi ile yanında eşi vardı. İsimlerini hatırlamıyorum. Benim tam karşıma da Akademiden bildiğim A.N.G. vardı. Hatırladığım kadarıyla yemeğe adliyede görev yapan Cumhuriyet Savcıları O.G., S.T., ... ve Hakim B.F.K. vardı. Hatırladığım kadarıyla masada yaklaşık 10 kişi idik. Başka kimler olduğunu şuan hatırlamıyorum. Çünkü benim oturduğum alanda S.O. ve A.N.G. vardı. Akademi sürecinden daha çok konuşuldu ve bu arada S. bey A.N.G.'nin ne kadar iyi insan ve meslektaş olduğundan bahsediyordu Benim o yaz düğünüm olacaktı. S.O., A.N.G.'yi düğünüme davet etmemi söyledi. Ben de 'Zahmet etmesine gerek yok' diyebildim. Ayrıca bu yemek sırasında A.N.G. bana Tetkik Hakimliğine atamamı yapabileceklerini, eşimin de Ankara'da rahatlıkla Avukatlık yapabileceğini söyledi. Ben istemediğimi söyledim. Emin olmamakla beraber yemekte M.E.E. da olabilir. Ancak M.E.E. genel olarak bu bahsettiğim grupla dolaşıyordu. Ayrıca Savcı M.Y. da galiba yemekte vardı. Tam emin değilim..."
Yargı mensubu olan ve ifadesine başvurulan B.A. isimli şahsa ait, Çorum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14/10/2016 tarihli ifade tutanağı: "...12-...:... Savcı bey geldiği günden itibaren Çorum Adliyesinden tayin olduğu ana kadar örgütle iltisaklı kişilerle birlikte hareket etti. Örgütün desteklediği HSYK adayı A.N.G.'nin Çorum'a ilk geldiği tarihte savcılar S.O., S.T., M.Y. ve hakimler A.A.E. ve E.K.'nin (yemeğe katıldığını duyduğum diğer kişileri şuanda hatırlayamadım) katıldığı yemeği organize eden kişilerden biri olduğunu bilmekteyim..."
Yargı mensubu olan ve ifadesine başvurulan E.A. isimli şahsa ait, Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tanık ifade tutanağı: "... Ek 1 listesindeki isimlerden ... ... ... A.Y., A.C., A.A. isimli şahıslarıda birlikte değişik sürelerde birlikte çalışmamız sebebiyle tanırım. Yukarıda tanıdığımı belirttiğim bu şahıslar hep birlikte hareket ederler, yemeğe aynı anda birlikte inerler, birleştirilen masalarda yemeklerini yerler, özel zamanlarını da sıklıkla birlikte geçirirlerdi. Ancak bu şahıslardan A.A. konusunda emin olmamakla birlikte diğerleri ortak hareket etme, benzer düşünce ve söylemleri ile sanki kendileri arasında özel bir bağ olduğu izlenimi ve kanaati uyandırıyordu ......'la aynı dönem Çorum iline tayin olmuştuk. Kendisi öncesinden veya staj döneminden, akademi döneminden tanıdığım bildiğim biri değildir. İlk defa Çorum adliyesinde tanıştık. 2014 yılı HSYK seçimleri döneminde hatırladığım kadarıyla kendisi ilk önce Yargıda Birlik Platformunun ilk etkinliğine gitmişti. Ondan sonra kendisini yukarıda iza açıkladığımı oluşumla birlikte hareket ettiğini duydum. Seçimden sonra bu grupla birlikte hareket etmeye başladı. Seçim sürecinden benden özel olarak oy istemedi. Üzerinden çok zaman geçti ancak kendisinden çok muhalif söylem duyduğumu hatırlamıyorum. Yalnızca özel bir bilgi olarak kendisinin akademi de veya daha öncesinde ismini değiştirdiğini başkalarından duymuştum..."
Yargı mensubu olan ve ifadesine başvurulan H.Y. isimli şahsa ait, Çorum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/10/2016 tarihli ifade tutanağı: "... Propaganda faaliyetlerinde yoğun olarak hatırladığım kadarıyla Cumhuriyet Savcısı O.G. ve S.S. çok aktifti. YBP adaylarını yeren kötüleyen bağımsız olarak lanse edilen adayları öven konuşmalar yapıyorlardı. Seçim ağırlıklı şekilde bağımsız olarak lanse edilen adayların çok oy alması ile sonuçlandı. Seçimden sonra da çıkarılan kararnamelerle unvanlı görevlerde çalışan hakim ve cumhuriyet savcılarından atananlar oldu. Bunların bir kısmı rapor kullanarak uzun süre göreve başlamadılar. Daha sonraki süreçte de adliyemizde bariz bir ayrışma yaşandı. Sayıca çok fazla olan ve şimdi haklarında Çorum da ve atandıkları yerlerde işlem yapılan hakim ve cumhuriyet savcıları birlikte hareket ediyorlardı. Aynı söylemleri dile getiriyorlardı. Yemekhanede birlikte oturuyorlar. Sosyal ilişkilerine birlikte yürütüyorlardı. Hiçbiri açıkça cemaate mensup olduğunu kabul etmese de hareket tarzları ve yaşanan ayrışmadan kimlerin bu gruba dahil olduğu rahatlıkla anlaşılabiliyordu ... İ.T., V.K. ve ..., Ağırlıklı olarak bahsettiğim grupla birlikte hareket ediyorlardı, ancak fazla diyalogumuz olmadı..."
Yargı mensubu olan ve ifadesine başvurulan H.Y. isimli şahsa ait, Çorum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14/10/2016 tarihli ifade tutanağı: "...Cumhuriyet Savcısı ... ile akademide aynı dönemdik, aynı sınavla girmiştik, kendisi ile üniversiteden de tanışıyorduk çok başarılı bir öğrenci değildi, adı Temel idi, daha sonra bizim girdiğimiz sınavda yüksek puan aldığını duyunca şaşırmıştım, akademide ise adını Tahir olarak gördüm isim tahsisi yaptırmış, bildiğim kadarıyla hakkında sınav yolsuzluğundan da işlem yapılmış, bildiğim kadarıyla sınavı kazandıktan sonra akademiye başlamadan isim tahsisi yaptırmıştır..."
Yargı mensubu olan ve ifadesine başvurulan İ.S. isimli şahsa ait, Çorum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14/10/2016 tarihli ifade tutanağı: "...Cumhuriyet Savcısı ..., Akademide iken isim tashihi yaptırmıştı. Sınav yolsuzluğu ile ilgili olarak adının geçtiğini duymuştum. Biz de bu hususta kendisinden şüpheleniyorduk..."
Yargı mensubu olan ve ifadesine başvurulan M.F.D. isimli şahsa ait, Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/08/2016 tarihli ifade tutanağı: "...11- ... adlı kişi HSYK seçimlerinden sonra çalıştığım Çorum Adliyesine Avukatlıktan geçen hakim savcıların kura seçiminden, savcı olarak tayin edilmişti. Kendisini FETÖ/PDY örgütü ile irtibatı olup olmadığı hususunda şahit olduğum seçim döneminde Çorum Adliyesinde FETÖ tarafından organize edilen adaylar lehine propaganda ve diğer çalışmaları yapan hakim savcı grubuyla birlikte hareket ediyordu..."
Yargı mensubu olan ve ifadesine başvurulan Ö.F.Y. isimli şahsa ait, Çorum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13/10/2016 tarihli ifade tutanağı: "......, Avukatlıktan mesleğe geçmişti. Kendisi sınav yolsuzluğu kapsamında işlem yapılanlardandır. Akademiye başlama aşamasında 'Temel' olan adını 'Tahir' olarak tashih ettirmiş. Avukat olduğu dönemde Konya'da cemaat mensubu olduğu bilindiğinden böyle bir tedbir almış olabileceğini düşünmüştüm. Darbe girişiminden sonra hakkında işlem yaptığımızda bu husus basına yansıdı. Üniversiteden arkadaşım olan ve Konya'da yaşayan Avukat M.O. bana Whatsapp'tan mesaj atarak '... ismini ... diye mi değiştirmişti? Biz onu Temel bilirdik.' diye yazdı. Ben kendisine cemaati kastederek 'Ekiptendi değil mi?' diye yazdım. Cevaben 'Konya'da avukattı. Apaçık onlardandı.' yazdı. Konya'daki avukatlık dönemi araştırılırsa cemaat bağlantısının açıkça anlaşılacağını düşünüyorum. Ayrıca ifadesini aldığım sırada klasik FETÖ söylemi haline gelen 'Ben alınınca oğlum bana olsun sen bir şey çalmadın dedi' şeklinde söz sarf etmişti..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan R.B. isimli şahsa ait, Samsun Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/02/2017 tarihli tanık ifade tutanağı: "...Çorum Cumhuriyet Savcısı ..., çalıştığım dönem içerisinde Çorum'daydı. Seçim sürecinden önce ve seçim sürecinden sonra FETÖ/PDY mensuplarıyla birlikte hareket etmiştir ve o grubun içerisindeydi. Dolayısıyla FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğunu düşünüyorum..."
Yargı mensubu olan ve ifadesine başvurulan B.E. isimli şahsa ait, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 07/09/2016 tarihli tanık ifade tutanağı: "...Çorum ilindeki seçim çalışmalarında ekli listede isimleri bulunan U.Ö., S.T., İ.T., V.K., ... ... A.Ç.'nin genelde birlikte gezdiklerini bir araya gelip oturduklarını ve adliye yemekhanesine birlikte geldiklerini biliyorum. Bunlardan tarafıma yönelik doğrudan bir seçim propagandası yapılmamıştır ancak bu saydığım şahıslar genelde birlikte hareket ediyorlardı. Adliye içerisinde birlikte yemeğe gidip birlikte oturma şeklinde davranışları vardı..."
Davacı tarafından; tanık ifadelerin bir kısmının meslekten çıkarma kararının tesis edildiği tarihten sonra, bir kısmının ise söz konusu kararın tesis edildiği tarihin bir iki gün öncesinde alındığı, bu nedenle meslekten çıkarma kararına dayanak alınamayacağı, hakkındaki ifadelerden sekizinin yargılandığı dosyanın dışında alındığı ve somut iddialar içermeyen ifadelerin yoruma dayalı olduğu beyan edilmiştir.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgüt toplantı, sohbet ve kamplarına katıldığına, örgüt sohbetlerine kişileri davet etiğine ve bu sohbetleri kendisinin yönettiğine, Konya ilinde hukuk fakültesi öğrencilerinin kaldığı örgüte ait evlerden sorumlu olduğuna, grup abiliği yaptığına, örgütün mütevelli heyetinde yer aldığına, örgütün hakimlik-savcılık sınavı çalışma evlerinde sınavlara hazırlandığına, hakim-savcı adaylığı döneminde örgüte ait staj evlerinde kaldığına, ByLock kullandığına, 2014 yılı HSK üye seçimlerinde örgütün sözde "bağımsız" adayları lehine program ve diğer çalışmaları yapan kişilerle birlikte hareket ettiğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık ifadeleri ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek, FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
b)Diğer Hususlar
b-1) HTS kayıtları
Davalı idare tarafından; davacıya ilişkin yapılan HTS analiz çalışması içeriğine göre haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan işlem yapılan veya Bylock abonelik bilgileri bulunan çok sayıda şahıs ile görüşme kayıtlarının bulunduğuna ilişkin tespitin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik bir tespit olduğu ileri sürülmüştür.
Davacı hakkındaki Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının … sayılı soruşturması kapsamında düzenlenen 28/06/2017 tarihli Bilirkişi HTS İnceleme Raporunda; davacının, Bylock abonelik bilgileri mevcut olan ve haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan işlem yapılan 30 şahıs ile görüşme kayıtlarının bulunduğunun tespit edildiği görülmüştür.
Davacı tarafından; ceza yargılamasında defalarca talep etmesine rağmen Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun HTS kayıtlarının tarafına teslim edilmediği, bilirkişi olarak atanan kişilerin tarafsız olmaları gerektiği, ancak davalı idarenin emniyet görevlilerinin bilirkişi olarak tanzim ettikleri HTS bilirkişi raporunu aleyhine delil olarak değerlendirdiği, yaklaşık 2 yıllık süre zarfında iletişim halinde olduğu 548 kişinin 40'ı hakkında adli işlem yapıldığının iddia edildiği, bu kişilerin bir kısmının birlikte görev yaptığı meslektaşları, bir kısmının Adalet Akademisinde tanıştığı dönem arkadaşları, bir kısmının da adliyede görevli memurlar ve soruşturma dosyaları kapsamında görüştüğü emniyet görevlileri olduğu, söz konusu kişilerin çoğu hakkında takipsizlik ve beraat kararları verildiği, hatta aralarından mesleğe dönenlerin olduğu beyan edilmiştir.
Bu durumda, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan haklarında işlem yapılan ve Bylock abonelik bilgisi olan çok sayıda şahıs ile yaptığı görüşmeleri içerir HTS kayıtlarının davacı hakkında yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
b-2) Dijital Materyaller ve Ev Aramasında Ele Geçirilen Kitap
Davacının silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 17 ay 3 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; "...sanığın(davacının) ikametinde yapılan aramada 'Kalbin Zümrüt Tepeleri' isimli örgüt lideri Fethullah Gülen'in kitabının bulunduğu, sanığın(davacının) kullanmış olduğu hatlarda mahkememizce yapılan araştırmalara rağmen bylock tespiti yapılamamış ise de; sanığın(davacının) dijital materyallerinin incelenmesi sonucu gelen siber raporuna göre hem ikametinde ele geçirilen Everest marka bilgisayarda hemde Adliye Sarayında ki odasında ele geçirilen Lenovo marka bilgisayarda bylock programının kalıntılarına rastlandığı, yine gelen rapora göre bamteli isimli klasörün içinde örgüt lideri Fethullah Gülen'in birçok video ve ses görüntülerine rastlandığı..." tespitlerine yer verildiği görülmüştür.
Davacı tarafından; hukuka aykırı olarak gerçekleştirilen arama ve el koyma işlemleri sonucunda elde edilen dijital materyallerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, bilgisayarında ve cep telefonunda yapılan incelemede ByLock kullanıcısı olduğuna ve bu programı indirdiğine ilişkin tek bir tespitin bulunmadığı, emniyet birimlerince yapılan sorgulamalarda ByLock kullanıcısı olmadığının tespit edildiği, ByLock kullanıcısı olduğunun her türlü şüpheden uzak ve kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle ispatlanması gerektiği beyan edilmiştir.
Bu durumda, davacının dijital materyalleri içerisinde ByLock kalıntıları ile FETÖ/PDY lideri Fetullah Gülen'e ait video ve ses dosyalarına rastlanılması ve ikametgahında yapılan aramada örgüt liderinin kitabının bulunması hususu, davacı hakkında yukarıda aktarılan diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
b-3) FETÖ/PDY Terör Örgütü Bağlantılı Dernek Üyeliği
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından, davacının, 677 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi ile FETÖ'ye irtibatı ve iltisakı bulunduğu gerekçesiyle kapatılmış olan Denge Hukukçular Derneğinin (Konya merkezli) üyesi olduğu ileri sürülmüştür.
Kararımızın, "a) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları" kısmında ifadelerine yer verilen M.T., E.Ç., S.Ü. ve N.K. isimli tanıkların da davalı idarenin bu iddiası ile aynı yönde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
Davacı tarafından, bu tespitle ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantılı olması sebebiyle kapatılmasına karar verilen Derneğin üyesi olarak görev yapmış olması hususu, davacı hakkında yukarıda aktarılan diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden, davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının hakediş tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile yine aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının hakediş tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3.Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen …-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 17/11/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.