T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/5945
Karar No : 2021/3669
DAVACI : ...
DAVALI : … Kurulu / …
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı kararının iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI :Dava konusu kararların usulüne uygun disiplin soruşturması yapılmadan ve savunma hakkı tanınmadan tesis edildiği, örgütle irtibatı veya iltisakının olduğu yönünde hiçbir somut bilgi, belge ve gerekçeye yer verilmediği, kişiselleştirme yapılmadığı, toptancı bir anlayışla oluşturulan listede ismine yer verildiği, idarenin takdir yetkisinin mutlak ve sınırsız olmadığı, KHK ile tesis edilen kararın ölçüsüz olduğu, adil yargılanma hakkının, mülkiyet hakkının, suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının, hakimlik teminatının, düşünce, din ve vicdan özgürlüğünün ve masumiyet karinesinin ihlal edildiği ileri sürülerek kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ: Dava, davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşan) 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararı ile yine anılan Kurulun ... tarih ve ... sayılı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali ile mahrum kalınan maddi haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle açılmıştır.
Anayasanın 138. Maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.", 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz.... Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.", 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.", Hakimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, "Kurul, ... meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.", bu maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz." hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, " Hakim ve savcıların: a) Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, c) Görevdeyken, 8 inci maddenin (a), (d) ve (g) bentlerinde yazılı niteliklerden herhangi birini kaybetmeleri, d) Meslekten çekilmeleri veya çekilmiş sayılmaları, e) İstek, yaş haddi veya malullük nedenlerinden biriyle emekliye ayrılmaları, f) Ölümleri, hallerinde görevleri sona erer." hükmü yer almıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, 4. maddenin anılan bentlerindeki düzenlemelere Genel Kurulun görevleri arasında yer verilmiş, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış, hâkimlerin herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, kendi vicdani kanaatleriyle, bağımsız hareket etmek suretiyle yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir boyutta ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü de yansıtmak zorunda oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları özgürce ve kendi iradeleriyle kabul etmek durumunda oldukları, ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesini yerine getirilirken mesleğin vakar ve onuruna uygun davranmaları gerektiği belirtilmiştir.
15.7.2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarihli ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu'nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.7.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, "Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun salt çoğunluğunca; Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca; Danıştay daire başkanı ve üyeleri hakkında Danıştay Başkanlık Kurulunca; hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca ve Sayıştay meslek mensupları hakkında Sayıştay Başkanının başkanlığında, başkan yardımcıları ile Sayıştay Başkanı tarafından belirlenecek bir daire başkanı ve bir üyeden oluşan komisyonca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir." şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan ve 23.1.2017 tarih ve 29957 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 11'inci maddesiyle, 22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açabileceği hükmü getirilmiştir.
Davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa'ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği ifade edilmiştir. 6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak “terör örgütlerine” veya “Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar”dan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Her ne kadar dava konusu meslekten çıkarma kararı öncesinde savunma alınması adil yargılanma hakkının sağladığı usule ilişkin güvencelere aykırılık oluşturabilecek ise de; adil yargılanma hakkı yargılamanın bütünü anlamında bir incelemeyi gerekli kıldığından daha önceki bir safhada savunma alınma yoluna gidilmemesi şeklinde gerçekleşmiş bir eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, diğer taraftan olağanüstü hâli gerekli kılan durum ve 667 sayılı KHK’nın amacı ile 3. ve 4. maddelerinde yargı mensupları ile kamu görevlilerine ilişkin düzenlenen tedbirlerin kapsamı ve içeriği dikkate alındığında, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın; adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran “olağanüstü tedbir” niteliği taşıması ve davaya konu kararın, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu husus dava konusu işlemin iptalini gerektirir nitelik taşımamaktadır.
Anayasa'ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmeleri, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önünde en büyük engel olduğu gibi toplum nazarında yargıya olan güvene zarar vermesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla, adaletin icrasında görev yapan yargı mensuplarının taraflılık veya iltimas görüntüsüne yol açabilecek durumlardan kaçınması mesleki bir zaruret olup toplum nazarında da yargıya güvenin sağlanmasının bir gereğidir.
Dosyanın içeriğindeki bilgi ve belgelerin incelenmesi ile birlikte davacı hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçuyla açılan kamu davasında, ... Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada etkin pişmanlık kapsamında verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararla; suçu sabit görülerek 1 Yıl 6 Ay 22 Gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmedildiği dikkate alındığında, davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşıldığından davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, davacıyla ilgili kısmında hukuka aykırılık görülmemiştir.
Öte yandan, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmaması nedeniyle davacının yoksun kaldığı hakların tazmini isteminin yasal dayanağı da bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kalınan parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 231. maddesinin 5. fıkrası uyarınca davacı hakkında kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan kararın 15/01/2019 tarihinde kesinleşdiği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeler içeren 18/10/2018 tarihli ek beyan dilekçesi ve ekleri, 21/11/2019 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve bunlara ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya otuz gün süre verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) Davacı Hakkındaki Tanık ve Kendi Beyanları
Davacı hakkındaki tanık ve kendi beyanları şu şekildedir:
Davacı etkin pişmanlık hükümleri kapsamında vermiş olduğu 06/12/2016 tarihli ifadesinde; "Ben düşünce ve yaşayış itibari ile milliyetçi bir ailenin çocuğuyum ve bu duygularla yetiştim. Üniversite dön... kadar herhangi bir şekilde o zaman hizmet hareketi olarak bilinen cemaat ile herhangi bir bağım ve ilgimde yoktu. Üniversiteyi 2002 yılında kazandım, KYK yurduna başvuru yapmıştım, 2000. yedekteydim. Babam ile birlikte İstanbula kayda gittik. Beykozda bulunan KYK yurduna baktık, hem fiziki şartları itibari ile iyi değildi hem de yurt sıralamasında yedekte olmam sebebiyle babamla birlikte özel yurt arayışına girdik. Özel yurtların fiyatları oldukça fazlaydı ve öğün yemeği sayısı da azdı, Üniversite kampüsünün önünde başı açık bir kızın elindeki büroşürde bulunan sonradan cemaatin yurdu olduğunu öğrendiğim yurda baktık, öğün yemekleri vardı hem de fiyatı diğer özel yurtlara nazaran daha uygundu. Ben üniversitenin 1.yılında cemaate ait Burçak kız yurdunda kalmaya başladım. Ben 2. eğitimde okuyordum, sınıfımda benim dışımda cemaatin, evinde ya da yurdunda kalan başka bir kişi de yoktu, sadece ben vardım. Üniversitenin 2.yılında cemaate ait açık adresini hatırlayamadığımı Örnek mahallesinde bulunan evde kalmaya başladım. Örnek mahallesinde bulunan bu evde Eczacılıkta okuyan soy ismini hatırlayamadığım ... adlı kişi, Hukuk Fakültesinde okuyan daha sonraki irtibatlarını bilemediğim ..., Bilecikli olduğunu hatırladığım ..., eğitim fakültesinde okuduğunu bildiğim ... ile yine soy ismini hatırlayamadığım yine hukuk fakültesinde okuyan ... adındaki arkadaşlarla birlikte kaldım. Bu evde Manisalı olduğunu hatırladığım ... adındaki kişi ilgileniyordu. Üniversitenin 3.yılında cemaate ait açık adresini hatırlayamadığım Çamlıca mevkiinde eğitim fakültesinde okuyan soy ismini hatırlayamadığım ..., Eczacılık fakültesinde okuyan soy ismini hatırlayamadığım ..., Tıp fakültesinde okuduğunu bildiğim ... ile birlikte kaldım. Bu evin ablası ... adlı kişiydi. Üniversite 4.sınıfta cemaate ait evde rahat edememem sebebiyle yine cemaate ait ... Hatun kız yurdunda kalmaya başladım. Kaldığım odada matematik öğretmenliğinde okuyan ..., Manisalı olduğunu hatırladığım Matematik bölümü okuyan ... adlı arkadaşlarla birlikte 3 kişi kaldık. 2. eğitimde okumam ve derslerimi önemsemem sebebiyle cemaate ait sohbetlere gidemedim. Zaman zaman akşamları çay içerken Kuran-ı Kerim okuyup dini konuları konuşuyorduk. 2006 yılında mezun oldum, Trabzon da bulunan evimize gittim. Bir süre mezuniyet işlemleri ile uğraştım. Hakim olmaya karar vermiştim ve hakimlik sınavı için hazırlanmaya başlamıştım. Yine o sıralar beni Ankara'dan aradığını söyleyen ve şuanda hatırlamadığım isimle referansla bir bayan aradı. Ben beni arayan kişinin kim olduğunu hatırlamıyorum ancak cemaatten bir kişinin aradığını anlamıştım. Telefondaki bayan Ankara'da cemaate ait bir evde ders çalışabileceğimi söyledi. Ben daha iyi ders çalışacağımı düşünerek Ankara'da Keçiören'de bulunan açık adresini hatırlamadığım eve ders çalışmaya gittim. Bu evde H.P., İç Anadolulu olduğunu bildiğim soy ismini hatırlayamadığım ... adlı kişi ile birlikte ders çalışmaya başladım. ... ve ben 2007 Kasım sınavını kazandık. Ancak Yarsav sınavın iptaline ilişkin dava açtı, Danıştay da yürütmeyi durdurma kararı verildiği için ve daha sonra sınav iptal edildiği için ben ve benim gibi 114 kişi staja başlayamadık. Benim psikolojik olarak moralim çok bozulmuştu, bu arada staja başlayacağımı düşünerek 2008 yılındaki Mart ayındaki sınava da hazırlıklı bir şekilde giremedim, dolayısıyla bu sınavı da kazanamadım. Ben annemlerin tayininin Samsun'a çıkması sebebiyle artık Samsun'da 2008 yılındaki Aralık sınavına hazırlanmaya başladım, bu sınavı kazandım. Mülakat sürecinde cemaatin herhangi bir referansına gitmedim, babamın iş ve aile çevresindeki kişiler, akraba ve hemşeriler referans oldular, mülakatta sorulan sorulara da doğru cevap verdim ve başarılı oldum. Staja akademi ve Yargıtay stajlarının uzunluğu sebebiyle Ankara’da başlamak istiyordum. Ben sınavı kazandıktan sonra cemaatten olduğunu anladığım ve kendisinin Ankara'dan aradığını söyleyen bir kişi beni aradı ve stajı Ankara'da yapabileceğimi, benim ve benim durumumdaki kişiler için cemaatin evlerinin olduğunu söyledi. Ben bu nedenle Ankara'da cemaate ait Demirtepe'de bulunan ancak adresini hatırlayamadığım evde staj yapmaya başladım. Bu evde H.D., G.D. ile birlikte kalmaya başladım. Yine hatırladığım kadarıyla 2 veya 3 haftada bir 2 ev bir araya gelip Kuran-ı Kerim okuyup birlikte sohbet yapıyorduk. Diğer evde H.Ç. ve T.D. birlikte kalıyorlardı. Bizimle H.Ç. ilgileniyordu. Staj döneminde abimin yeni evlenmesi sebebiyle abime ve aileme maddi yardımlarda bulunuyordum, herhangi bir şekilde himmet adı altında, kurban, gazete vs yardımım olmadı. Ancak verebilecek durumda olanlardan maaşlarının %10 unun istendiğini biliyorum. Bir gün H.Ç. bana cemaatten olan Turan ... isimli hakim adayının benimle evlilik için görüşmek istediğini söyledi. Ben daha önceden akademide dersimize girmesinden dolayı tanıdığım Yargıtay Tetkik Hakimi Kazım Usulu'nun evinde eşim işe görüştüm ve evlendik. Evlendikten sonra akademi stajımın devam etmesi nedeniyle akademinin yurdunda kaldım. Eş birleştirmesi için 2011 yılının Temmuz ayında kurayı Fethiye'ye çektik. Marmaris'te görev yaptığını bildiğim H.P. ve Ortaca adliyesinde görevli ... adlı arkadaşla dini sohbet için bir birimizin evinde bir araya gelmeye başladık. Erkekler bir odada bayanlar başka bir odada Kuran-ı Kerim okuyup sohbet ediyorduk. Bir araya geldiğimizde dini içerikli mevzuları konuşup muhabbet ediyorduk. Ara ara arkadaşlarla bir araya geldiğimiz zamanlarda kendisinin İzmir’den geldiklerini bildiğim ... adlı kişinin eşi de yanımızda bulunuyordu. 2014 yılı yaz kararnamesi ile tayinimiz Hakkari'ye çıktı. Burada cemaatten olan E.Ü,, M.Ü. ve K.O. ile görüştük. Bir kez eşimle birlikte Van'a kendisini ... olarak tanıdığımız kişinin evine gittik. ... un eşi ile konuşup, yemek yiyip sohbet ediyorduk. Erkekler ayrı bayanlar ayrı odalarda bulunuyorduk. HSYK seçimlerinde YBP ye oy vermeyi düşünmüyorduk. YBP listesinin dışında meslektaşlar arasında konuşulan ve bağımsız listesi olarak öne çıkan listeye oy vermeyi düşünüyorduk. Daha sonra cemaatinde bu listeyi desteklediğini öğrendim.. Ancak bu listedeki kişilerin cemaatten olup olmadığını bilmiyordum. Eşim ile evlendikten sonra da herhangi bir para vs yardımımız olmadı. 2015 yılında cemaat ile irtibatımızı koparttık. Benim telefonumda bylock isimli program yoktur kullanmadım. İlk olarak üzerime atılı suçları hiçbir şekilde kabul etmem mümkün değildir. Çünkü ben hizmet hareketi olarak bildiğim cemaatin içerisindeyken art niyetli suça karışmış olabileceğini düşündüğüm kişilerle karşılaşmadım. Ben mesleğimi kanuna ve hukuka uygun şekilde gerçekleştirdim. Meslek hayatımda herhangi bir soruşturma geçirmedim. Yine meslek hayatımda hiç bir şekilde Fetö'den yana lehe ya da aleyhe kararlar vermedim zaten o türden dosyalar da önüme gelmedi. Hiçbir şekilde suç işlemedim. Hiçbir şekilde kimsenin talimatlı hakimi olmadım. Cemaatte bulunduğum süreçte görüştüğüm insanların suç teşkil eden bir eylemini görmedim. Ben insanların öldürülmesi meclisin bombalanması cumhurbaşkanına süikast düzenlenmesi hükümete darbe yapılması için cemaat mensubu olmadım. Bu eylemleri yapanları lanetliyorum. Terör örgütü üyeliğinde suçun oluşabilmesi için örgüt üyesinin söz konusu oluşumun terör kastı ile bir araya geldiğini bilerek söz konusu oluşuma terör kastı ile bilerek ve isteyerek üye olması gerekmektedir. Bir kişinin bir oluşumun terör örgütü olduğunu bilebilmesi için söz konusu oluşumun ülke genelinde vahim nitelikli bir silahlı eyleme girişmesi gerekmektedir. Söz konusu terör eylemleri 15 Temmuz 2016 da gerçekleşmiştir. Adalet Bakanının ve HSYK Başkanvekili ...'ın da belirttiği gibi Fetö'nün silahlı bir terör örgütü olduğu 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi ile ortaya çıkmıştır. Benim meclisin bombalanacağını, sivillerin öleceğini ya da Cumhurbaşkanına suikast yapılacağını bilmem ve tasvip etmem mümkün değildir. Ben cemaatin hükümetle olan gerilimi nedeniyle 2015 yılı itibari ile tüm bağlarımı kopardım. Dolayısıyla silahlı terör eylemleri sırasında söz konusu cemaatle herhangi bir bağım yoktu. Dolayısıyla bu tarih esas alınarak örgüt üyeliği suçunun hakkımda suç unsurları itibari ile tartışılması gerekmektedir. Bu nedenle üzerime atılı suçun unsuru olan kast unsuru bulunmamaktadır, suç oluşmamıştır. Hakkımda takipsizlik kararı verilmesi gerekmektedir. Şayet takipsizlik kararı verilmeyecek ise pişmanlığım sebebiyle hakkımda etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını talep ediyorum."...16.04.2018 tarihli ifadesinde; "Ben daha önce 06.12.2016 tarihinde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının hakkımdaki yürüttüğü soruşturma kapsamında Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına başvurmuştum. Burada Samsun Cumhuriyet Başsavcı vekili huzurunda daha önceden ifade vermiştim. Şimdi daha detaylı olarak sorduğunuz sorulara cevap vererek bildiklerimi tüm samimiyetimle anlatabilirim. 09.04.2018 tarihinde Tokat Cumhuriyet Başsavcılığında soruşturma kapsamında bildiklerimin bir bölümünü anlattım. İfadem esnasında hatırlayamadığım hususlar olması üzerine soruşturma savcısı tarafından ifademe ara verildi. Ben savcılık ifademde belirttiğim hususları tekrardan ifademe eklemek ve soruşturma kapsamında kronolojik sıraya göre en baştan ifademi vermek istiyorum. Ben 1984 Samsun doğumluyum. Babam memur annem ev hanımıdır. 8 Yıldır evliyim ve iki çocuğum vardır. Ben ilk okul ortaokul ve liseyi devlet okulunda okudum. 2002 yılında liseden mezun oldum ve aynı yıl Marmara Üniversitesi Hukuk fakültesini kazandım ve 2006 yılında mezun oldum. Ben Üniversiteyi kazandığım yıl KYK yurduna başvurdum ancak yedek olarak hak kazandığım için özel yurt arayışına girdim. Üniversite kampüsünün önünde yurt tanıtımı yapan bir bayan şahsın anlatması üzerine o dönem babam ile birlikte sonrasında yapıya ait olduğunu öğrendiğim Burçak kız öğrenci yurduna gittim ve şartları da cazip olduğu için Üniversite 1.sınıfın bitimine 3-4 ay kalaya kadar bu yurtta kaldım ve sonrasında cemaat evine çıktım. Kalmış olduğum yurtta akşamları çay saati adı altında dini sohbetler yapılıyordu. Bu sohbetlerde Kuran okunup, namaz kılınırdı. Bu şekilde ikinci sınıfa geçtim. ÜNİVERSİTE 2.SINIF 2003-2004 YILI;Üniversite 2. sınıfta yapının cemaat evinde kaldım. Bu evde benimle beraber kalan şahıslar P.Ö., R.Ö., A.D., Ö.Ç. ve Ö.Ç. isimli şahıslardı. Bu evin sorumlusu yani ev ablası R. Ö. isimli şahıs idi. Bu evde akşamları tespihat ve zaman zamanda Fetullah GÜLEN’ in videoları izletilirdi ve yine dini sohbetler yapılırdı. Ev ablasının üzerinde ya da ev ablası pozisyonunda yine bizim evimizle ilgilenen Ö.Ö. isimli başkaca bir şahıs daha vardı. Bu dönemde Ev ablalarının üzerinde yapı içerisinde başkaca şahıslar varsa da ben bilmiyorum. Bu şekilde 2.sınıfı tamamlayarak 3.sınıfa geçtim. ÜNİVERSİTE 3.SINIF 2004-2005 YILI: Bu yılda yine cemaatin farklı bir evinde kaldım. Bu evde o dönemde benimle beraber kalan şahıslar A.D., NİHAL, K.K., Z.A. isimli şahıslardı. Bu evin ablası K.K. isimli şahıs idi. Bu yılda yine önceki yıllarda olduğu gibi sohbetler yapılırdı. Bu şekilde 3.sınıfı tamamlayarak 4.sınıfa geçtim. ÜNİVERSİTE 4.SINIF 2005-2006 YILI; Bu yılda cemaat evinden ayrılarak yapının yurduna çıktım. Bu yurtta belletmen olarak görev yaptım. Belletmen olarak görev yaptığım süre zarfında yine akşamları çay saati adı altında etkinlik düzenleyip bu etkinliklerdi aynı şekilde dini sohbetler yapardık. Bu yurtta benim gibi belletmen diğer şahısları hukukçu olmadıkları için tanımıyorum. Belletmenlerden sorumlu olarak da yurtda sorumlu olan kişi ... isimli şahıs idi. ... isimli şahıs ile de belletmenler olarak toplantı yapardık ve bu toplantılarda özel dini günlerde ne yapalım şeklinde yurt programları düzenlerdik. ÜNİVERSİTE SON SINIFTA MEZUNİYET GÖRÜŞMESİ 2006 YILI; Ben üniversite son sınıfta mezun olmaya yakın Ankara'dan İSMİNİ VE KOD İSMİNİ VEYA DİĞER ÖZELLİKLERİNİ HATIRLAMADIĞIM BİR KİŞİ bizimle bu görüşmeyi yaptı. Bu görüşmeyi benimle birlikte o dönemde Marmara Üniversitesi mezunu olan H.S., N.D. vardı. Ayrıca tam emin olmamakla birlikte H.A. isimli şahsın da bu görüşmeye katıldığını hatırlıyorum. Bu görüşmede Ankara'dan gelen ismini, kod adını veya başka özelliklerini hatırlamadığım kişi bizimle tek tek görüşme yaptı ve bu görüşmede bana hitaben "mezun olduktan sonra ne yapmayı düşünüyorsun, vb.” şeklinde sözler söyledi. Ben de bu şahsa hitaben "hakim-savcı olmak istiyorum" şeklinde söyledim. Yine yanlış hatırlamıyorsam ayrı ayrı H.S., N. D. ve H.A. isimli şahıslar da görüştü. Bu görüşme sadece bir kere ve bu şekilde oldu. Bu görüşmeden sonra başka bir görüşme yapılmadı. Bu görüşmeden bir müddet sonra ben okuldan mezun oldum ve ailemin görev yaptığı yer olan Trabzon'a gittim. Trabzon’da bulunduğum dönemde Ankara'dan aradığını söyleyen ismini ve kod adım hatırlamadığım ve daha sonra bir daha görmediğim bir kişi beni aradı ve telefonda bana hitaben "Ankara'ya gelebilirsin ve burada ders çalışabilirsin, ben seni otogardan karşılarım, vb” şeklinde söyledi. Ben de bu durumu kabul ettim ve Ankara'ya gittim. Ancak Ankara'ya gitmeden önce tarih mi kararlaştırdık, başka bir şekilde mi iletişime geçtik bunu tam olarak hatırlamıyorum. Ben Ankara'ya yanlış hatırlamıyorsam 2006 yılının ekim-kasım-aralık aylarından birinde gittim. Net tarihi tam olarak hatırlamıyorum. Ben Ankara AŞTİ'ye vardığımda yine kod adını ve ismini hatırlamadığım ve daha sonra görmediğim bir şahıs beni karşıladı. Daha sonra beni alarak Keçiören'de bulunan bir eve götürdü. Bu şahıs beni bu eve götürdükten sonra ayrıldı bu ev benim kalacağım 1 .Hakim Savcı Çalışma eviydi. ŞÜPHELİNİN KALMIŞ OLDUĞU BİRİNCİ ÇALIŞMA EVİ: (2006 yılının ekim-kasım- aralık aylarından- 2007yılının nisan ayı sonu mayıs başına kadar kaldığını beyan eder.) Ben bu eve gittiğimde bu dönemde murakıp ser murakıp gibi ayrımlar yoktu. Evden sorumlu kişi vardı. Bu kişilere abla diyorduk. Bu kişinin kod adı kullanıp kullanmadığını tam olarak hatırlamıyorum. Ancak bize kendisini ... olarak tanıtmıştı. Sermurakıp, murakıp ayrımı olmadığından abla diye hitap ediyorduk. Ayrıca bu eve gittiğimde G.E. (Soy ismi yanlış olabilir), D.G., S.E. (Soy ismi yanlış olabilir), H.S. vardı. Bu kişiler dışında başka birileri var mıydı, onu üzerinden zaman geçmesi nedeniyle tam olarak hatırlamıyorum. Ben bu eve gittiğimde 2006 yılı kış döneminde herhangi bir adli-idari yargı sınavı açılmamıştı. Biz bu evde 2007 yılının nisan ayında yapılan adli yargı sınavına hazırlandığımızı hatırlıyorum. Ancak idari yargı sınavı açılmış mıydı onu hatırlamıyorum. Zaten ben bütün açılan sınavlara başvuru yaptım, hazırlandım. Bu eve gittiğimizde sorumlu ... İSİMLİ ŞAHIS genel olarak (toplu veya tek tek onu tam olarak hatırlamıyorum) bize/bana hitaben "bu evlerden kimseye bahsetmeyin, ben her hafta yanınıza uğrayıp ihtiyacınızı gideririm, bu evde cep telefonu kullanmak yasak, bu evde sabit hat var, sabit hat ile ailenizle görüşebilirsiniz, numarayı sadece ailenize verin, birini aramanız gerektiğinde ankesörlü telefondan arayabilirsiniz, komşularla mümkün olduğunda görüşmeyin, vb" şeklinde söyledi. Bu görüşmede bize yemin ettirilip ettirilmediğini hatırlamıyorum. Ayrıca ben bu eve gittiğimde bu ev kiralanmıştı, ev dayalı döşeliydi, evde bir sabit hat vardı. Sabit hattın kimin adına olduğunu hatırlamıyorum. Bu evde yukarıda belirttiğim üzere 2007 yılının nisan sonu mayıs başına kadar kaldım ve nisanda yapılan adli yargı sınavına girdim. Bu süreçte ... İSİMLİ ŞAHIS yerine başka biri geldi mi bundan da tam olarak emin değilim. Ayrıca bu süreçte yukarıda bu evde benimle birlikte kaldığını belirtmiş olduğum G.E. (Soy ismi yanlış olabilir), D.G., S.E. (Soy ismi yanlış olabilir), H.S. dışında başka birileri gelip gitti mi veya başka birileri kaldı mı bunu tam olarak hatırlamıyorum. 2007 yılının adli/idari yargı sınavlarım G.E. (Soy ismi yanlış olabilir), D.G., S.E. (Soy ismi yanlış olabilir), H.S. kazandı. Ben sınavı kazanamadım ve sınav sonrası ailemin yanma döndüm. Bana sormuş olduğunuz şekilde bir kitap okuma kampı yapıldığını hatırlıyorum. Ancak kimlerin ne şekilde katıldığı konusunu üzerinden zaman geçmesi nedeniyle hatırlamıyorum. Ben bir müddet ailemin yanında kaldıktan sonra tekrar Ankara'da ders çalışmaya karar verdim. 2007 yılının kasım ayında yapılan adli/idari yargı sınavlarına hazırlanmak için Ankara'ya döndüm. Ankara'ya beni kim, ne şekilde, nasıl çağırdı bu konuyu tam olarak hatırlamıyorum. Ancak yanlış hatırlamıyorsam ilk kalmış olduğum çalışma evine gidip eşyalarımı aldım. Daha sonra Keçiören'de bulunan başka bir çalışma evine gittim. Bu çalışma evine beni kim götürdü, bunu tam olarak hatırlamıyorum. Bu eve gittiğimde bu evde birinci kalmış olduğum çalışma evindeki gibi sabit hat ve diğer abonelikler vardı, ev dayalı döşeliydi. Bu evin sabit hattı ve diğer aboneliklerinin bu evde de kimin adına kayıtlı olduğunu hatırlamıyorum. Bu evin özellikleri birinci çalışma evindeki ile aynıydı. Bu evde de murakıp veya ser murakıp ayrımı yoktu. Bu evin sorumlusu yine kod ada mı gerçek adı mı tam olarak bilmediğim, kendini ... olarak tanıtan, idari yargı hakimi olduğunu bildiğim bir kişi vardı. Yine bu eve gittiğimde bu evde benim dışımda H.P., ... İSİMLİ ŞAHIS, A.Ö., K.Ü. vardı. Bunlar dışında başka biri var mıydı, bunu tam olarak hatırlamıyorum. Bu evin sorumlusu olduğunu yukarıda belirtmiş olduğum ... dışında bu eve başka bir sorumlu gelmedi diye hatırlıyorum. Bir süre de ...'in de gelmediğini hatırlıyorum. Biz bu evde kaldığımızda kasım ayında yapılan adli yargı sınavına girdik. Bu dönem idari yargı sınavı açıldı mı ondan emin değilim. Bu sınavı yanlış hatırlamıyorsam benimle birlikte H.P. kazandı. ... İSİMLİ ŞAHIS, A.Ö isimli şahısların kazanamadığını biliyorum. K.Ü.’nün kazanıp kazanmadığını hatırlamıyorum.... Ben 2007 yılı kasım ayında yapılan adli yargı sınavını kazandıktan sonra nasıl ne şekilde gittiğimi tam olarak gittiğimi hatırlamıyorum ancak Keçiören'de bulunan bir mülakat evine geçtim. Bu ev mülakat eviydi. Bu evde telefon kullanmanın serbest olduğunu hatırlıyorum. Ancak evde sabit hat var mıydı bunu tam olarak hatırlamıyorum. Bu ev yine geldiğimizde dayalı döşeli ve abonelikleri alınmış vaziyetteydi. Bu evde benimle birlikte ... İSİMLİ ŞAHIS, ... İSİMLİ ŞAHIS, ... İSİMLİ ŞAHIS vardı. Bu şahısların haricinde ... İSİMLİ ŞAHIS ında bu eve gelip gittiğini hatırlıyorum. Kimin ne şekilde ne zaman söylediğini tam olarak hatırlamıyorum ancak bize hitaben birilerinin "mülakat esnasında koyu renk takım elbise giyilecek, ayakkabılarınız çok topuklu olmayacak, beyaz gömlek alınsın, etek boyunuz diz altı olacak, saçlarınız bakımlı olacak, vb" şeklinde sözler söylendiğini hatırlıyorum. Ayrıca bize isimlerini ve kod isimlerini hatırlamadığım, görsem teşhis edemeyeceğim iki veya üç kişi geldi ve bu gelen kişiler bizi tek tek odaya aldı ve gerçek mülakata giriyormuş gibi bize mülakat provası yaptılar. Mülakat provasında aynı mülakattaki gibi kendimi tanıttım. Ancak bana soru sorulup sorulmadığını hatırlamıyorum. Biz mülakata hazırlandıktan sonra yapılan gerçek mülakatı geçtim, benimle beraber kalan kişilerden ... İSİMLİ ŞAHIS, ... İSİMLİ ŞAHIS, ... İSİMLİ ŞAHIS, ... İSİMLİ ŞAHIS da mülakatı geçti. Ayrıca mülakatı geçtikten sonra 2007 yılı kasım ayında yapılan adli yargı sınavı o zaman Danıştay tarafından iptal edildi ve karar kesinleşti. Bu dönemde standart sapma olayı vardı. Danıştay'ın iptal ettiği konu da standart sapma ile alakalıydı. Bu nedenle standart sapma olayı kaldırıldığı için benim gibi mülakatı kazanan 114 kişi 70 puanın altına indi ve sözlü sınavı geçmemize rağmen göreve başlayamadık. Benimle birlikte mülakat evinde kalan kişilerden ben ve ... İSİMLİ ŞAHIS 70 puanın altına indi ve göreve başlayamadı, diğerleri göreve başladılar. Yine mülakata hazırlanırken 2008 yılı mart ayında adli yargı sınavının yapılacağı ilan edildi, ancak ben mülakata hazırlanamadığım için 2008 yılı mart ayında yapılan sınavı da kazanamadım. Bu süreçten sonra yine ailemin yanma döndüm. Sonrasında yine nasıl ve ne şekilde geldiğimi ve kimin çağırdığını tam olarak hatırlamamakla birlikte 2008 yılı kış döneminde yapılacak olan adli/idari yargı sınavlarına hazırlanmak üzere Ankara'ya geldim. Daha sonra yine üçüncü çalışma evine gittim. Bu eve gittiğimde bu evde diğer kalmış olduğum çalışma evindeki gibi sabit hat ve diğer abonelikler vardı, ev dayalı döşeliydi. Bu evin sabit hattı ve diğer aboneliklerinin bu evde de kimin adına kayıtlı olduğunu hatırlamıyorum. Bu evin özellikleri diğer çalışma evindeki ile aynıydı. Bu evde de murakıp veya ser murakıp ayrımı yoktu. Bu evin sorumlusu yine kod adı kullanıp kullanmadığını bilmediğim ancak gerçek ismi ... olan şahıstı. Bu evde benimle beraber B.B., Y.T., B.D., T.B. isimli şahıslar vardı. Bu evde 2008 Aralık ayındaki adli yargı sınavına girdim ve bu sınavı B.B. ile birlikte kazandım. Sınav öncesinde herhangi bir soru verilme olayı olmadı. Sınav sonrası memlekete gittim. Sonrasında tekrardan bu evde mülakata hazırlandım ve mülakatıda geçerek Ankara adliyesinde staja başladım. STAJ DÖNEMİ 2009 NİSAN - 2011 YAZ KARARNAMESİ: Ben 2009 yılı Nisan ayı itibariyle Ankara Hakim adayı olarak göreve başladım. Ben 10 dönem Adli yargı hakim adayıydım. 10. Dönem stajerlerden sorumlu kişi yani devremiz ile ilgilenen DEVRECÎ isimli şahıs H.Ç. idi. Bu şahsın üzerinde veya aynı statüde olan şahısta ... isimli şahıs idi. DEVRECİMİZ H.Ç’nin sorumlu olduğu 3 tane staj evi vardı. DEVRECİMİZ H.Ç’nin sorumlu olduğu Staj evi demirtepe semtinde idi ve bu evde benimle beraber kalan şahıslar G.D., H.D., K.A. isimli şahıslardı. DEVRECİMİZ H.Ç.’nin sorumlu olduğu 2.Staj evi Maltepe semtinde idi. Bu evde kalanlar H.Ç ile birlikte T.D. ve S.Ş. idi. DEVRECİMİZ H.Ç.’nin sorumlu olduğu 3.Staj evi kolej semtinde idi. Bu evde kalanlar Ş.T., B.B., E.E. ve S.Ç. idi. Ben hakim adayı olarak göreve başladığımda H.Ç. isimli şahıs ilk maaş kadar bir tutarı sadaka olarak vermemizi söyledi ve bende taksitler halinde 3-4 ay içerisinde maaşım kadar tutarı Devrecimiz olan H.Ç. isimli şahsa verdim. Sonraki aylarda da durumu iyi olanlardan maaşının %10 u kadar meblağının istendiğini biliyorum. Ancak ben vermedim. MURAKIPLIK DÖNEMİ 2009 KIS AYLARI VE 2010 İLK AYLARI YILI; Benim çalışma evlerinden biriyle ilgilenmemi o dönem kod adımı yada gerçek adımı olduğunu bilmediğim ... isimli idari hakim olan şahıs söyledi. Bende bu teklifini kabul ettim. Ben stajyer hakimlik dönemimde hatırladığım kadarıyla bir sınav dönemi kadar MURAKIPLIK yaptım. Ben Murakıplık yaptığım dönemde bir ev ile ilgileniyordum ancak ilgilendiğim bu ev ancak sonrasında kalanlar ile birlikte ve sonradan bu eve dahil olarak başkaca şahıslar da eklenmek suretiyle değişti. Murakıplık yaptığım çalışma evinin üzerinden zaman geçmesinden dolayı açık adresini tam olarak hatırlamamakla beraber Keçiören ve Yenimahalle semtinde idi. Ben bu ev ile yeterince ilgilenemedim çünkü o dönemde eşim ile de tanışıklığımız ve evlilik hazırlıklarımız vardı. Murakıplık yaptığım evde kalan şahıslar A.P., ... İSİMLİ ŞAHIS, ... İSİMLİ ŞAHIS, S.K., H.K., ... VE ... İSİMLİ ŞAHIS ile hatırladığım kadarıyla bir sınav dönemi ilgilendim.Ben Murakıblık yaptığım eve dair tespit tutanağı tanzim ettim. Murakıblık yaptığım bu evin kirasını her ay düzenli olarak ... isimli şahıstan alarak ev sahibinin banka hesabına yatırdım. Ben ev sahibine staj dönemimde ev kirasını 5-6 ay kadar yatırdığımı kabul ediyorum ancak bu aşamada bir sınav dönemi kadar yani yaklaşık 5-6 ay kadar bu ev ile ilgilendiğimi hatırlıyorum. 2010 Mayıs ayında evlendim ve murakıplık yapmayı bıraktım ancak akademi stajımın devam etmesi sebebiyle de kirayı yatırmaya devam etmiş olabilirim. Ancak detayları tam olarak hatırlamıyorum. Yine sorumlu olduğum çalışma evinin faturalarını ve gıda ihtiyaçlarını kendileri karşılıyordu. Yine bu dönemde hatırladığım kadarıyla çalışma evi kiralamak için ev baktık. Bende bu dönemde çalışma evinde kullanılmak üzere arkadaşlarımın baktığı eve prosedür verine gelsin diye kiracı kefili olarak imza atmış olabilirim. Kiracı kefili olarak hangi evin kira sözleşmesine imza attığımı bilmiyorum. Bana ifadem esnasında TOKAT CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINCA TASNİF KOLAYLIĞI ACISINDAN 18. EV OLARAK ADLANDIRILAN ÇALIŞMA EVİNİN KİRA KONTRATINDA KİRACI KEFİLİ OLARAK İSMİM VE İMZAMIN OLDUĞU GÖSTERİLMİŞTİR. İSİM VE İMZA BANA AİTTİR. KİRA SÖZLEŞMESİNDE BENİM YANIMDAKİ ŞAHISTA MURAKIPLIK YAPTIĞINI BEYAN ETTİĞİM ... ESEN OLABİLİR BU ŞAHISTA BENİMLE BERABER KEFİL OLARAK İMZA ATMIŞ OLABİLİR. YİNE BEYANIM ÜZERİNE DİĞER STAJER HAKİMLERİN BULMUŞ OLDUKLARI YAPI ADINA KULLANILACAK EVLERE PROSEDÜR GEREĞİ BENDE KİRACI KEFİLİ OLARAK İMZA ATTIM VE BU GEREKÇELERLE BAŞKA EVLEREDE İMZA ATMIŞ OLABİLİRİM. Benim gibi staj döneminde murakıplık yapan şahıslar A.C. ve E.E. olduğunu hatırlıyorum. Bu şahıslarda benim gibi bir ev ile ilgileniyorlardı. Zaman zaman ... isimli sorumlu şahıs ile birlikte görüşmelerimiz oluyordu. Bu görüşmelerimizde çalışma evinde kalan kişilerin sıkıntıları ve kişisel ihtiyaçlarını konuşuyorduk. A.C. ve E.E. isimli şahısların murakıplık yaptığı evlerde kalan şahısları tanımıyorum ancak zaman zaman beraberce de ilgilendiğimiz evlere gitmişliğimiz olmuştur. ... isimli şahsın yapı içerisinde iletişim kurmak için farklı bir tuşlu telefonu vardı. Bu telefonu yapı içerisinde sorumlular olarak birbirimizle iletişim kurardık. Murakıplık yaptığım dönemde benimde tuşlu bir telefonum vardı. Bu telefonumu ... isimli şahıs mı verdi yoksa başka bir sorumludan devir mi verdiğini tam olarak hatırlamıyorum. Kullanmış olduğum bu tuşlu telefonun kimin adına olduğunu bilmiyorum ancak benim adıma değildi. Benim gibi yapı içerisinde tuşlu telefonu kullanan diğer murakıplar da vardı. Biz birbirimiz ile gerektiğinde kullanmamız için taşıyorduk. Bu telefon fevk/çakma bir hatta sahip kontörlü bir telefon idi ve kontörü ile uğraşmamak için genelde şahsi telefonumuz ile iletişime geçerdim. Murakıplık yaptığım dönemde haftada bir gün çalışma evinde kalanların yanma gidip onların kişisel ihtiyaçlarının olup olmadığını varsa ihtiyaçlarını söylemelerini, rahat ders çalışıp çalışamadıklarını sorardım. Yine bu evde cep telefonu kullanmıyordu ve sabit hat üzerinden evde kalanlar aileleriyle iletişime geçiyordu. Bu ilgilendiğim evde kalanlara önemli bir durum lolması halinde aramaları için tam olarak emin olmamakla birlikte şahsi telefonumu veya çakma feyk hat olan telefon numarasını eve bırakmış olabilirim. Sorumlu olduğum çalışma evinde kalanlar beni gerçek ismim olan ... ismiyle bilmekteydiler ancak bu dönemde ... kod adını da evde kalanlara söylemiş olabilirim. Ben 2009 yılı sonuna doğru stajyer hakim adayı iken halen eşim olan T.T. ile birlikte staj dönemlerimizin çakıştığı bir ara tanıştık. Eşimle ben birbirimizin cemaatten olduğunu biliyorduk. Ben H.Ç.’ye bu durumu anlattım. Eşimde bu durumu kendi sorumlusuna anlattı. Sonrasında akademide derslere girmesinden dolayı tanıdığım K.U.’ nun evinde görüşmeye devam ettik ve bu vesile ile eşim ile 2010 yılı Mayıs ayında evlendik. Ben evlendikten soma staj evinden ayrılarak eşimle yaşamaya başladım. 2010 yaz kararnamesi ile eşimin Konya Ilgın ilçesine tayini çıktı bende eş durumundan Ilgın ilçesine taşındım. Ancak Ankara’ da akademi stajımın devam etmesinden dolay hafta içi Ankara da hafta sonu Ilgın a gidiyordum. Hafta içi de akademinin yurdunda kalıyordum. 2011 yılı yaz kararnamesi ile eşimle beraber Fethiye ilçesine atandık ve burada göreve başladım. MESLEK DÖNEMİ 2011 - 2016 YILLARI: MUĞLA / FETHİYE MESLEK DONEMİ 2011-2014 YILLARI; Ben mesleğe başlamadan önce staj döneminin sonunda kimin söylediğini hatırlamamakla birlikte meslek dön... ilişkin meslek döneminde bakımlı ve çalışkan olmamız, mesai saatlerine dikkat etmemiz yönünde söylemler oldu. Fethiye de görev yaptığım süre içerisinde eşim de yapıdan olduğu için eşimin bu konu ile alakalı tüm bildiklerini anlatmıştı, bu dönemde eşimle birlikte erkekler ve kadınlar ayrı olmak üzere zaman zaman bir araya geldik. Bu sohbetlerde kuran, cevşen, dini kitaplar, Fetullah GÜLEN’ in kitaplarını okurduk. Fethiye ilçesinde bize sohbet yapmaya gelen kişi ... KOD ADLI T.K. idi. Ben bu şahsı Samsun Cumhuriyet Başsavcılığında 06.12.2016 tarihinde teşhis ettiğimden dolayı bilmekteyim. ... KOD ADLI T.K. erkeklere sohbet yapıyordu. Maaşımızdan düzenli olmamak ile birlikte ... KOD ADLI T.K. ya zaman zaman sadaka olarak para verdiğimizi hatırlıyorum ancak bu konular ile eşim ilgilendiği için detaylı bir şekilde bilmiyorum. Bizim sohbet grubumuz şu şekilde idi. Marmaris Adliyesinde Hakim olarak görev yapan H.P. ve Eşi, Ortaca Adliyesinde 10.dönem Adli Hakim olarak görev yapan G.B., Ö.G. zaman zaman her birimizin evinde bir araya gelip dini sohbetler yaptık. HAKKARİ MESLEK DÖNEMİ 2014-2016 YILLARI; 2014 yılı yaz kararnamesi ile Hakkari iline atandım. Burada cemaatten olan E.Ü., eşi M.Ü. ve K.O. ve bu şahsın eşi olan Ş.O. ile dini sohbet adı altında zaman zaman bir araya geliyorduk. O dönemde bizim sohbet grubumuz ile K.O. ilgileniyordu. Bir kez de eşim ile birlikte Van iline kendisini ... olarak tanıdığımız ve Fethiye ilçesinde sohbet yapmaya gelen ... KOD ADLI T.K. kişinin evine gittik. ... un eşiyle konuşup yemek yiyip sohbet ettik. Bunun haricinde de farklıca bir sohbet ortamımız oluşmadı. Bu süreçte HSK seçimleri vardı. HSK seçimlerinde Yargıda Birlik Platformuna oy vermeyi düşünmüyorduk. YBP listesinin dışında meslektaşlar arasında konuşulan ve bağımsızlar listesi olarak öne çıkan listeye oy vermeyi düşünüyorduk. Sonrasında cemaatinde bu listeyi desteklediğini öğrendim. Ancak listedeki kişilerin cemaatten olup olmadığını bilmiyordum. Bu süreçte HSK seçimleri ile ilgili bir çalışmam olmadı. Ben yapı içerisinde bulunduğum süre zarfında T1,T2,T3,T4,T5 kavramlarını hiç duymadım ve bu kavramlar ile alakalı bir bilgim yoktur. Ancak yapı içerisinde 5’ lik 4’lük kavramlarını duydum. 5’ lik tanımı yapı içerisinde tam olarak güvenilebilecek şahısları ifade eder; 4’lü kavramı da yapı içerisinde daha az güvenilebilecek kişileri ifade ettiğini biliyorum. Bu kodlamaları nasıl yapıldığını ve kimler tarafından yapıldığını bilmiyorum. Yine DOST ve DIŞ TAKİP kavramlarını duydum ancak tam olarak ne ifade ettiğini kimlere söylendiğini bilmiyorum. REFİK kavramım da yapı içerisinde 4’lük ile aynı anlama geldiğini biliyorum. Yapı içerisinde murakıplık yaptığım evde kalan tüm arkadaşların dörtlük yani REFİK olduklarını biliyorum. Sonrasında bu kavramlar değişti mi yada yapı içerisinde bana ne denildiğine dair bilgim yoktur. Benim yapı içerisinde yapı evliliği yaptığını bildiğim şahıslar ..., eşi M.Ü.’dür. E.Ü. yapı evliliği yaptığını bir sohbetimizde bana söylediği için bilmekteyim. Başkaca bildiğim yoktur. Ben bu zamana kadar yapının kendi arasında kullanmış olduğu Bylock vs. programları hiç kullanmadım. Bu zamana kadar yapının gazete dergi aboneliğim olmamıştır. Yapının kurum kuruluş, demek, sendika üyeliğim yoktur. Bankasya da bu zamana kadar bulunmamaktadır. Ben 2015 yılı itibariyle yapı ile bağımı kestim. İlk olarak üzerime atılı suçu kabul etmem mümkün değildir. Çünkü ben hizmet hareketi olarak bildiğim cemaatin içerisindeyken art niyetli suça karışmış olabileceğini düşündüğüm kişilerle karşılaşmadım. Ben mesleğimi kanuna ve hukuka uygun olarak yerine getirdim. Meslek hayatımda herhangi bir soruşturma geçirmedim. Yine meslek hayatımda hiçbir şekilde fetö lehine veya aleyhine herhangi bir kararım kesinlikle yoktur. Hiçbir şekilde suç işlemedim. Kimsenin talimatlı hakimi olmadım. Ben insanların öldürülmesi, meclisin bombalanması, cumhurbaşkanına suikast yapılması, hükümete darbe yapılması için bu yapının içine girmedim. Vatanıma ve milletime hizmet etmek düşüncesiyle bu yapıya dahil oldum. Ben bu eylemleri yapanları lanetliyorum. Bir kişinin bir oluşumun Terör örgütü olduğunu bilebilmesi için söz konusu oluşumun ülke genelinde vahim nitelikli bir silahlı eyleme girişmesi gerekmemektedir. Söz konusu terör eylemleri 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşmiştir. Adalet bakanının ve HSYK Başkanvekilinin belirttiği gibi Fetönün silahlı bir terör örgütü olduğu 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi ile ortaya çıkmıştır. Ben cemaatin hükümetle gerilimi nedeniyle 2015 yılından sonra bağımı koparttım. Dolayısıyla silahlı terör eylemleri sırasında söz konusu fetö ile herhangi bir ilişiğim yoktur. Terör örgüt üyeliği suçunun oluşabilmesi için örgüt üyesinin söz konusu oluşumun terör kastı ile bir araya geldiğini bilerek söz konusu oluşuma terör kastı oluşuma bilerek ve isteyerek üye olması gerekir.Örgüt üyeliği suçunun hakkımda suç unsurları itibarı ile tartışılması gerekmektedir. Eşimle birlikte bylock kullanıcısı olmamama, tutuklu bulunmamama rağmen eşim cezaevindeyken ilk açık görüşte etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmaya karar verdik. Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına başvurduk. Eşim ile birlikte Fetö ile ilişiğimizin kalmadığını devletimize bildirmek ve bildiklerimizi anlatmak için 06.12.2016 tarihinde etkin pişmanlık kapsamında ifade verdim. Hakkımda takipsizlik kararı verilmesini talep ediyorum. Şayet takipsizlik kararı verilmeyecek ise pişmanlığım sebebiyle hakkımda etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını talep ediyorum. Ben Üniversite dönemime ve Üniversite dönemim sonrası, çalışma evi, staj ve meslek dönemime ilişkin beyan ettiğim şahısların kişisel bilgileri ile yapı içerisindeki konumları hususunda bildiklerimi detaylı olarak anlatmak istiyorum.."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.Y.Ş, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20-21/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; “....Benim 2009 Ekim avında girdiğim ve 2010 Aralık ayında ayrıldığım çalışma evine yukarıda isimlerini saymış olduğum şahıslar geldiklerinde ... isimli sorumlu murakıp ilgileniyordu ve eve gelen bu yeni şahıslara evin kurallarından birebir görüşerek bahsederdi. Birde bu hakim savcı çalışma evinde kalmaya devam ederken evimizin Murakıp KOD ADLI şahsın o dönemde yapıya ait farklı bir hakim savcı çalışma evinin MURAKIBI olarak görev yaptığını söyleyip bizimle tanıştırdı. ... KOD ADLI şahıs bize hitaben Sınavla ilgili olarak moral verici bir konuşma yaptı. Daha sonrasında evimizde birkaç saat kaldıktan sonra Murakıbımız E.E. ile birlikte evden ayrıldılar...20- ... KOD ADLI: Bu şahsm gerçek ismini ve nereli olduğunu bilmiyorum. Benim kalmış olduğum hakim savcı çalışma evine gelen ve o dönemde başka hakim savcı çalışma evinde Murakıplık yaptığını söyleyen şahıstır.Görsem teşhis ederim....”
Aynı kişi 23/01/2018 tarihli teşhis tutanağında ... KOD ADLI olarak bildiği şahsı ... olarak net ve kesin teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.D., Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 21/03/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında;"...Ben üniversiteden 2008 yılı temmuz aylarında mezun olduktan sonra memleketime döndüm. Memleketimdeyken beni İSMİNİ VE KOD İSMİNİ BİLMEDİĞİM bir şahıs beni arayarak ... YADA ... KOD ADLI ŞAHSIN arkadaşı olduğunu belirterek kendisini tanıttı. Beni Ankara da ki hakim savcı çalışma evlerini kastederek Ankara ya ne zaman gelebilirsin diye sordu. Kendisiyle telefonda Ankara ya gitmem hususunda telefonda randevulaştık. Bu görüşmemizden yaklaşık 10 gün sonra kendi imkanlarımla AŞTİ otogarına gittim. Beni otogardan beni ... YADA ... KOD ADLI ŞAHIS karşıladı. Ben başım kapalı olarak gittiğim için şahıs bana AŞTİDE başımı açmamı istedi. Bende eve gidene kadar açmak istemediğimi belirttim. “O zaman takside eve yaklaşınca başını aç eve bu şekilde girmen uygun olmaz. Komşular seni başın kapalı olarak eve girdiğini görmesin” şeklinde söyledi. Birlikte ticari taksiyle Keçiören semti Bağcı Caddesi üzerinde tam açık adresini hatırlamadığım bir evdi. ... YADA ... KOD ADLI Şahıs beni eve bıraktığında bu hakim savcı çalışma evinin bazı kuralları olduğunu söyledi. Bu kurallarında şunlar olduğunu belirtti. “Evde cep telefonu kullanmanın yasak olduğunu” söyleyip benden cep telefonumu istedi. Bende bu durumun bana söylenmediğini ailemin bu durumdan haberi olmadığını belirtip, cep telefonu evde kalmaya başladıktan yaklaşık bir iki hafta sonra kendisine verdim. “Eve dışarıdan yabancı hiç kimsenin giremeyeceğini,” evde bulunan basım evi belli olmayan kitap şeklinde DİAMOND ibareli geçmiş yılların sorularının bulunduğu kitap ve yine fotokopi halinde ders kitapçıkları vardı. “Bu kitapların dışarıya çıkartılmasının yasak olduğunu” ısrarlı bir şekilde söyledi. Ders programı hakkında ne kadar ders çalışmam gerektiği hususunda söylemde bulundu. Bunları sonradan ne kadar ders çalıştığını kontrol edeceğim diye söyledi. Komşuların bizleri avukat stajeri olarak bildiklerini ve kendinizi böyle tanıtmaya devam etmemiz gerektiğini söyledi. Evde kurulu vaziyette sabit hat vardı. Bu sabit hat ile sadece ailenle görüşebilirsin şeklinde söyledi. Bu sabit hattın dış aramalara kapalı olup olmadığını hatırlamıyorum ancak açık olsa dahi dışarıyı aramak yasaktı. Ben bu sabit hat ile ailemle farklı zamanlarda defaten söriistiim. Benimle birlikte kalan evde kalan diğer şahıslar da bu sabit hat ile aileleriyle söriişiiyorlardı. Bu evin kim tarafından kiralandığını faturaların kimin adına olduğunu bilmiyorum, gittiğimde evin düzeni kurulu vaziyetteydi. Bu evde kalacağımız şiire zarfında kira ve fatura ödemeyeceğimizi biliyorduk. Hatırladığım kurallar bu şekilde idi. Bahsetmiş olduğum bu kurallara tabi olan ve bu evde birlikte kaldığım şahıslar ... (SOYADI ... YADA ...), ..., ..., ... isimli şahıslardı.... MURAKIB ... YADA ... KOD ADLI şahıs belli dönem aralığında evde birlikte kaldığım ... (SOYADI ... YADA ...), ..., ..., ... isimli şahıslarla birlikte deneme sınavı adı altında deneme kitapçığı şeklinde deneme sınavı getirirdi. Bu deneme sınavlarını gerçek bir sınavmış gibi salonda saat tutarak çözerdik. Cevap şıklarını da herhangi bir A4 kağıdına yazardık. Sınav sonrasında MURAKIB ... YADA ... KOD ADLI ŞAHIS cevapları bizlere söyler yanlışlarımızı kontrol ederdik, Bu şekilde yaklaşık üç dört deneme sınavı olduğumuzu hatırlıyorum. Bu evdeyken ben 2008 yılı idari ve adli yargı sınavlarına girdim, İdari yargıya tam hazırlanamadığım için adli yargıya tecrübe olsun diye girdim, İdari yargıdan kaç puan aldığımı hatırlamıyorum, adli yargı sınavından 60 küsür puan alarak başarısız oldum. Bu evden ... ve ... ün adli yargı sınavından başarılı olarak mülakata hak kazandıklarını hatırlıyorum. Daha sonrasında mülakatı geçerek her ikisi de hakim adayı olduklarını biliyorum. Ben bu evdeyken DİAMOND isimli kitaptan girmiş olduğum gerçek sınavdan benzer soruların çıktığını hatırlıyorum ancak deneme sınavlarından benzer yada birebir aynı soruların çıkıp çıkmadığını hatırlamıyorum. Ben bu evdeyken tarafıma sınav sorusu verilmedi, böyle bir olaya da şahit olmadım. Ben ilk kaldığım hakim savcı çalışma evinden 2008 yılı adli yargı sınavından 2-3 gün sonra eşyalarımı bu evde bırakıp memleketime gittim. Gitmeden önce MURAKIB ... YADA ... KOD ADLI şahıs sınav sonucuna göre ben sizi arayacağım diye söyledi....19-... (... YADA ...): Bu şahıs Samsunludur. Bu şahısla birinci hakim savcı çalışma evinde birlikte kaldım. Bu şahıs Marmara hukuk mezunudur. Bu şahsın sonrasında adli hakim olduğunu biliyorum. Görsem teşhis ederim...”
Aynı kişi 23/03/2018 tarihli teşhis tutanağında ... (... YADA ...) olarak bildiği şahsı ... olarak net ve kesin teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.Ü., Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 04/05/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "...BENİM YAPI EVLİLİĞİ YAPTIĞINI KESİN VE NE OLARAK BİLDİĞİM ŞÂHISLAR: ... isimli şahsın yapı evliliği yaptığını kendisinin hana söylemesinden dolayı bilmekteyim... HAKKARİ MESLEK DÖNEMİ: Eşimle beraber buraya atandığımızda lojmana yerleştik. Burada K.O., Z. G., H.G., ..., T.T., S.T., Y.T. isimli yapıya mensup hakim savcılar ile grubumuz oldu. Hakkari ilinin sorumlusu şahts VAN İLİNDE idi. Bu şahsın ADINI VE KOD ADINI hatırlamıyorum. (Bu şahsın öğretmen olduğunu biliyorum ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında bu şahsın resmi bana gösterilmişti Ancak teşhis yapmadım.) Ben bu şahsın evine giderken K.O., Z.G., H.G., M.T, T.T. isimli şahıslar ile gidiyorduk S.T. ve Y.T. ’ nin sicili düşük oldukları için gelmediklerini hatırlıyorum. Ancak bu şahısların kimlerle görüştüğünü bilmiyorum. VAN iline seyrek gidiyorduk çünkü kobani olayları vardı ve yollar güvenli değildi. Biz yine Van iline gittiğimiz dönemlerde himmet olarak maaşımızın %10 unu ADINI VE KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM SİVİL ŞAHSA veriyorduk.... 33-...: Bu şahıs Samsunludur. Marmara hukuk mezunudur. II. Dönem Adli Yargı hakim adayıydı. Sonrasında hakim olduğunu biliyorum. Bu şahsın yapı evliliğini kendisinin bana söylemesinden dolayı bilmekteyim."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.S., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13/12/2016 tarihli ek sorgulama tutanağında; "19- TURAN ...- ...: ..., hakim adayıyken H.Ç.'nin sorumlu olduğu Fetullah Gülen cemaatine ait evlerde kalıyordu. Her ikisinin Fetullah Gülen Cemaati mensubu olarak katalog evlilikleri yaptığını biliyorum ve bu evliliğe A.Ö.'nün aracılık ettiğini tahmin ediyorum."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan G.Y., Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 05/04/2017 tarihli sorgulama tutanağında; "2011 yılında kura ile Muğla Ortaca ilçesine tayin oldum. Burada çalışmış olduğum meslektaşlarımdan da hafta içi ve hafta sonundaki tüm faaliyetlerim sorulabilir. Tüm Hakim Savcılar aynı apartmanda oturmaktaydı. Yine bu süre içerisinde evime gelip gidenler gerekliği taktirde bu meslektaşlarıma sorulabilir. Ortaca'ya tayin olduğumda, Kıdemli Savcı A.A.'yı aradım. Kendisi tüm hakim savcıların aynı binada oturduğunu ve binada boş daire olduğunu söyledi. Bende meslektaşlarımdan ayrı kalmamak için aynı binada ev tuttum. Ben bu süre içerisinde aynı dönem arkadaşım olan ... ve eşi bir kaç ay sonra beni aradılar görüşmek istediklerini söylediler hatta ısrarcı davranıp ziyarete geldiler. Ancak eşim " o dönemde erkek arkadaşımdı" bu yapıyı sevmediği için görüşmemi istemiyordu. Bir kaç defa eşimden gizli ziyarete geldiler. Geldiklerinde dini konulardan bahsediyorlardı. Hatta adliyede sıkıntım olup olmadığını sordular. İlk başladığım dönemde herhangi bir sıkıntım yoktu ve yardım talebim olmadı. Sonraki süreçte kıdemsiz Hakim olduğum için katip sıkıntılarım oldu hatta mübaşirim olmadan uzun süre çalıştım ... ve eşi durumu başkan beye ileteceklerini söylediler ancak sorun çözülmedi Adliyemiz teftiş gördüğü dönemde müfettiş bey M.Ş.I.'ya sıkıntılarımı anlattım. Katip ve Mübaşir sıkıntısı yaşadığımı. Kıdemsiz olduğum için deneyimsiz ve problemli personeli bana verdiklerini söyledim. Bunun üzerine müfettiş bey Başkan bey ve Başsavcı bey ile görüşürek sorunu çözdü. ... ve eşi kendilerinin de ilettiğini etkili olduklarını söylediler ancak benim gördüğüm kadarı ile sorunu çözen Müfettiş beydi. Çünkü Müfettiş beyin talimatından bir gün sonra personel değişikliğine gidildi. 2013 yılında evlendim. Evlendikten sonra yüzyüze irtibatım olmadı....4- T.T., .... ..., Akademi sonunda düzenlenen yıllık ve baloyu tertip eden kişilerden birisidir. İlk görev yerim Ortaca'da komisyon olarak Fethiye'ye bağlı idik. ... ve eşide burada görev yapıyordu. ... ve eşi T.T. hakkında yukarıda ayrıntılı olarak açıklamala da bulunmuştum. T.T., ...'un eşi olup, ... benim akademiden arkadaşım olup T.T.'yi ... vasıtası ile tanırım. Zira aynı dönem değiliz. ...'le görüşmemizde Fethiye Devlet Hastanesine tedavi için gittiğimde hastaneye gelerek yardımcı olmak istediler. Muayene olduktan sonra evlerine gittim. Yemek yedik. Cemaatle yada bu yapı ile ilgili herhangi birşey konuşmadık. Özellikle Ortaca'ya ilk gittiğim yıl içerisinde daha çok irtibat kurmaya çalıştılar. Ben bekar olduğum ve aracım olmadığı için Fethiye'ye gitme durumum yoktu. Birkaç kez ...'le eşi ziyaretime geldi. Kurandan okumam için cüz vermek istediler ancak kendilerine Kuran okumayı tam olarak bilmediğimi söyleyince belirli dualar okumam konusunda tavsiyede bulundular. Bunlar tefriciye, salavatı selam getir diye telkinlerde bulundular. Sıkıntın olursa Başkan ve Başsavcı bey ile direk konuşup halletmeye çalışırız dediler. Ancak sorunları çözdüklerine hiç şahit olmadım. Ben bu şahısların yani ... ve eşi T.T.'nin fetö/pdy yapılanması içerisinde olduğunu biliyorum."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.A., Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 04/05/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "Yapı da 11. Dönem Adli Hakim Adaylarından sorumlu şahıs ... KOD ADINI KULLANAN GERÇEK İSMİNİ BİLMEDİĞİM meslekten olduğunu tahmin ettiğim şahıstı. Bu şahıs staja başlama aşamasında Ankara ilinde nerde olduğunu hatırlamadığım bir yerde benimle bire bir görüştü, bu görüşmemizde bana memleketimde staj yapabileceğimi ancak Ankara ilinde staj yapmamın iyi olacağını bana söyledi. Yine bu görüşmemizde ilk maaşımın tamamını, sonraki maaşlarımın da yüzde 15’ini himmet olarak kendisine vereceğimi söyledi. Ben de kendisine staj maaşımın ilkinin tamamını ve devamında staj döneminde aldığım tüm maaşlarımın yiiz.de 15’ini bu şahsa verdim. Ev arkadaşların belli olana kadar bir evde kalacağımı söyledi. Kalacağım bu evde yapı ile alakalı tedbirli davranmanı gerektiğini, bu şahısların yanında namaz kılmamamın gerektiğini bana söyledi. Daha sonra Ankara ilinde Demirtepe mevkiinde bulunan açık adresini hatırlamadığım bir ev ayarlandı. Bu evde çok kısa süreli kaldım. Bu evde H.D., ..., G.D. isimli şahıslar vardı ancak bu şahısların yapı ile ilgileri olup olmadığını bilmiyorum. Bu evde kısa süreli kaldığım aşamada G.D. ve H.D. isimli şahıstan yapı ile ilgili olup olmadıkları konusunda hiç şüphelenmedim ancak ... isimli şahsın giyim ve kuşamından benim giyim ve kuşamıma benzediği için yapı ile bağlantılı olduğunu düşünmüştüm....I0-...; Bu şahıs Karadenizlidir. Bu şahıs adli yargı stajyeri idi. Benimle aynı dönemdi. Bu şahıs ile staj döneminde geçici olarak kaldım. Yapı ile bağlantısını bilmiyorum. Görsem teşhis ederim... ”
Aynı kişi 14/09/2018 tarihli teşhis tutanağında ... olarak bildiği şahsı ... olarak net ve kesin teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü., Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 17/05/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "...Eşimle beraber buraya atandığımızda lojmana yerleştik. Burada K.O., Z.G., H.G., ..., T. ..., S.T., Y.T. isimli yapıya mensup hakim savcılar ile grubumuz oldu. Hakkari ilinin sorumlusu şahıs VAN ilinde idi. Bu şahsın adını ve kod adını hatırlamıyorum fakat Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında verdiğim ifadede bana gösterilen fotoğraflardan bu şahsı teşhis ettim, ifademe bu şahsın adı yazıldı. Bu sivil şahsın evine giderken K.O., Z.G., H.G., ..., T.T. isimli şahıslar ile gidiyorduk. S.T. VE Y.T. nin sicilleri düşük olduğu için bizim gruba dahil değillerdi. Bu kişilerin Serik’te bizden sorumlu olan ... KOD ADLİ ŞAHIS'la görüştüğünü duymuştum. Bu şekilde ...’un Van iline geldiğini öğrenmiş oldum fakat Van’da hiç onunla görüşmedim. Van iline seyrek gidiyorduk zira terör olayları vardı, yollar güvenli değildi. Biz yine Van iline gittiğimizde himmet olarak maaşımızın %10 luk kısmını ADINI VE KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM ŞAHSA veriyorduk."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ç.D., Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 04/05/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "Ben yanlış hatırlamıyorsam 4. sınıfa geldiğimde meslek görüşmesi adı altında KOD ADI ... olan (kod adından tam olarak emin değilim) benimle bir görüşme yaptı, bu görüşmeyi benimle kaç kere yaptı tam olarak hatırlamıyorum ancak en az 2-3 kez yaptığımızı hatırlıyorum. Bu görüşmelerde bana hitaben "Ankara'da hakimlik/savcılık sınavlarına hazırlık evlerimiz var, bu evlerde hakimlik/savcılık sınavlarına hazırlanabilirsin, bu evde telefon kullanmak yasak, bu evlere bas örtüsü ile girmek yasak, bu evlere girişinde basını açmalısın, bu evlerin varlığından kimseye bahsetmeyeceksin ve bu konuda yemin edeceksin vb." şeklinde sözler söyledi. Ben de kendisine bu konuyu aileme izah etmem gerektiğini ilettim. Ayrıca bana bu görüşmeden kimseye bahsetmeyeceğim konusunda yemin ettirdi ancak sormuş olduğunuz şekilde yemin sırasında herhangi bir Kuran-ı Kerim vs. yoktu. Bu görüşmede benim dışımda başka kimse yoktu. Bu görüşmede sadece ben vardım. Bu görüşmelerin sonuncusunu yaptıktan sonra ben mezun oldum ve memleketim olan Sivas'a gittim. Burada yaklaşık 15 gün kadar kaldığımı hatırlıyorum. Aileme bu durumu anlatacağım Ankaradaki hakim savcı çalışma evine gitme tarihini ben belirleyecektim. Durumu aileme anlattığımda ailem zoraki bir şekilde gitmem konusunda bana rıza gösterdi. O dönemde ekonomik durumumuzun kötü olması nedeniyle bir an önce mesleğe geçmem gerekiyordu. Ailem bu nedenle gönüllü gönülsüz bana rıza gösterdiler, hatta bir kere sınava girebileceğimi, sınavı kazanabilirsem gideceğimi,kazanamazsam geri döneceğimi söylediler. Yanlış hatırlamıyorsam 2008 yılının temmuz ayında Ankara'ya gitmeye karar verdim. Daha sonra 2008 yılının temmuz ayında Ankara'ya gittim. Ankara'ya beni ... KOD ADLI şahıs çağırmıştı ancak Ankara'da beni kim karşıladı üzerinden zaman geçmesi nedeniyle tam olarak emin değilim. Ben Ankara ya sitmeden önce basım kayalıydı. Çalışma evlerinde kalabilmem için başımı açmam gerektiği söylenmişti. Bende bu nedenle Ankara’ya gitmeden önce başımı açtım. Ankara'da beni karşılayan şahısla Aşti'de buluştuğumuzu hatırlıyorum. Beni karşılayan şahıs beni Aşti'den alarak Ankara'da tam olarak yerini bilmediğim bir eve götürdü. Bu eve gittiğimde bu evde yaklaşık 2-3 gün kaldım ve bu ev geçici olarak kaldığım bir evdi. Bu evde 2-3 kişinin olduğunu hatırlıyorum. Ancak bu evde kısa süreli kaldığım için sadece bu toplanma evinde ... isimli şahıs olduğunu hatırlıyorum. Diğer şahısları hatırlamıyorum."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.K., Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 09/01/2018 tarihli şüpheli ek ifade tutanağında; ".....Bu eve gittiğimizde evde kimse yoktu. Bu eve ilk giden D.Y. ve bendim. ... KOD ADLI ALEV İSİMLİ şahıs buraya bizi bıraktıktan sonra evden ayrıldı ve evden ayrılmadan önce sizinle başka bir murakıp ilgilenecek şeklinde söyledi. Ayrıca D.Y. ve benim dışımda bu eve H.K., A. P., E.Ö., F.B. İSİMLİ şahıs geldi. Daha sonra bu eve murakıp olan ... KOD ADLI ... geldi. ... KOD ADLI ...'in gerçek adının ... olduğunu F.B. söylemişti ve bunu söylerken kendisi ile aynı üniversite okuduğunu da söylemişti. ... KOD ADLI ... bizden cep telefonlarımızı kapatarak kendisine teslim etmesini istedi. Bunun üzerine ben ve evde bulunan D.Y., H.K., A.P., E.Ö., F.B. İSİMLİ şahıslar telefonlarımızı kapatarak ... KOD ADLI ...'e teslim ettik. Bu evde sabit telefon hattı vardı. ... KOD ADLI ... bize hitaben "bu çalışma evlerinden hiç kimseye bahsetmeyin, aileniz eve kurulan sabit telefon hattından size ulaşabilir, bu hattın numarasını sadece annenize, babanıza, ağabeyinize, ablanıza verin, bunun dışında kimseye vermeyin, bu telefon hattından dışarıyı, hiç kimseyi aramayın, bu sabit hat sadece ailenizin size ulaşabilmeniz içindir, eski arkadaşlarınızla görüşmeyin, onlara bu evlerden bahsetmeyin, günlük en az 8 saat ders çalışmanız gerekir, Risale, Cevşen, Kuran-ı Kerim, Fetullah Gülen'in kitaplarım okumanız gerekir, çalıştığınız ders saatini ve okuduğunuz kitapların sayfa sayısını belirten çetele hazırlayın, komşularla gerekmedikçe muhattap olmayın, sorduklarında avukat stajeri olarak tanıtın, sıkıldığınızda dışarı çıkabilirsiniz ancak gerekmedikçe dışarı çıkmayın, kardeşinizle ya da kuzeniniz gibi akrabalarınızla görüşmek isterseniz önce bana söyleyin, ben de ablaya söyleyeceğim, ona göre bir karar veririz, vb” şeklinde sözler söyledi ve evden ayrıldı. Ben bu eve girdikten sonra ... KOD ADLI ... İSİMLİ şahıs bir abladan bahsediyordu ancak bu ablanın kim olduğunu veya bu ablanın sizin sorduğunuz şekilde olup olmadığını bilmiyorum...... isimli şahıs geldiğinde onun telefonu da toplanmıştı, ancak evde kalan ... bu evde kaldığı süre içerisinde telefonunun murakıb ... KOD ADLI ...'e vermişti, ancak yanında getirdiği ikinci telefonu murakıbtan habersiz kaçak şekilde kullanıyordu. Ayrıca bu evde bi önceki evde bulunmayan yazılışını tam olarak bilmediğim ancak okunuşu DAYMINT olan bir kitap vardı, bu kitaplar eve geldikten sonra ... KOD ADLI ... isimli murakıb klasik bir şekilde bizlerle yaptığı tek tek görüşme esnasında bana hitaben "size güveniyoruz, bu kitaplardan kimseye bahsetmeyeceğini tahmin ediyorum ama yine de yemin etmeni istiyorum, bu kitapları abiler ablalar özenle hazırlıyor, kitapların üstüne ismini yazma, bu kitapları dışarı çıkarma" şeklinde söyledive bende kurana el basarak yemin ettim, ancak yemin metni neydi içeriğinde ne vardı tam olarak hatırlamıyorum. Evde kalan bu kişilere de bu şekilde yemin ettirildiğini düşünüyorum ancak gözümle görmedim. Daha sonra D.Y. ile konuştuğumuzda D.Y.'ye de yemin ettirildiğini kendisinden öğrendim....Biz memlekete döndükten sonra beni ... KOD ADLI ... tekrardan Ankara'daki çalışma evlerine çağırdı. Bende tekrardan yanlış hatırlamıyorsam 2010 yılı Ocak ayı gibi Ankara'ya döndüm. Ankara'ya döndüğümüzde bir önceki kaldığımız evin başka yere taşındığını, yeni taşınacağımız yere geçeceğimizi söylediler. Bu eve ... KOD ADLI ... ile geçtim. Bu ev Yenimahalle'de bir evdi. Bu evde ben 2010 yılı ocak-şubat ayından 2011 yılının mart ayma kadar kaldım. Bu ev benim kalmış olduğum üçüncü çalışma eviydi ve bu evi ben 2010 yılının Aralık ayında yapılan sınavı kazandıktan sonra mülakat evi olarakta kullandım dedi...30- ... Kod adlı ...: Nereli olduğunu bilmiyorum. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunu olduğunu biliyorum. Buğday tenli kumral orta boylu normal kilolu açık bir bayandı. Yapılanmanın Aşağı Eğlencedeki ve Yenimahalledeki Hakim Savcı çalışma evlerinin murakıplığını yapmıştır. Ankara Hakim adayıydı. Yenimahalledeki murakıplık görevi sonrasında bu şahısla irtibatım olmadı. Yapılanma tarafından başkaca bir görev verilmişse bilgim yoktur.... ”
Aynı kişi 29/01/2018 tarihli teşhis tutanağında ... Kod Adlı ... olarak bildiği şahsı ... olarak net ve kesin teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan P.Ö.K., Hakimler ve Savcılar Kurulu Müfettişliğince düzenlenen 03/03/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; "... (...): Bana göstermiş olduğunuz UYAP'ta bulunan fotoğrafından teşhis ettiğim kişi ...’tur. ... okuldan benim bir üst dönemimdir. Kendisi ile 1. Sınıfta beraber kaldık. O 2. Sınıfta FETÖ’ye ait başka bir evde kaldı. ... Adalet Akademisinde benden bir alt dönem idi ancak bir dönem birlikte Akademide bulunduk, ... akademide çok aktif idi, hatta yıllık kurulunda olduğunu hatırlıyorum."
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan T.D., Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26/07/2016 tarihli sorgulama tutanağında; " Staja başladıktan sonra benim dönemimden staj yapan bu yapıya mensup 30 kadar bayan olduğunu bu grubun 15'er 15'er ikiye ayrıldığını, benimde dahil olduğum gruptan yine beraber staj yaptığım ve şu an hakim olan H.Ç.'nin, diğer gruptan yine beraber staj yaptığım S.D.A.'nın sorumlu olduğunu sonradan öğrendim... Ben kolej semtindeki açık adresini tam hatırlayamadığım bu evde beraber staj yaptığım B.B., S.Ç., Ş.T. ve E.E. isimli arkadaşlarla kaldım. Yine kolejde bir semtte en son Danıştay'da tetkik hakimi olarak görev yaptıklarını bildiğim H.D. ve soy isimini bilmediğim Gülşah ile beraber staj yaptığım hakim ..., soyisimini ve nerede görev yaptığını hatırlamadığım ancak mesleğe başladıktan sonra Amerika'da doktora yaptığını bildiğim hakim Kadriye isimli arkadaşlarım birlikte kalıyorlardı..."
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan T.D., Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 03/08/2016 tarihli ek sorgulama tutanağında; "Önceki ifademe eklemeyi unuttuğum ve eşim sayesinde tanığıdım cemaat mensubu hakim lerden biri olan ... olarak belirttiğim kişi hakim olup en son ... sicil numarası ile Karabük'te görev yapmaktayken HSYK tarafından açığa alındı. ...'in Cumhuriyet Savcısı olan eşi T.T. meslekte dönem arkadaşımdır ve cemaat mensubudur. Dönem sorum- lusu Kenan ile de çok sıkı dialog içerisindeydi. Eş olarak birbirimizi tanıdığımız için her ikisinin de cemaat mensubu olduğu hususunda kesin kanaat sahibiyim."
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan D.B., davacı hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/10/2018 tarihli iddianamede; "kendisinin örgüte ait çalışma evinde kaldığını, ... kod isimli kişinin bu çalışma evinden sorumlu olduğunu beyan ettiği, bunun üzerine kendisine yaptırılan fotoğraftan teşhis tutanağında, ifadesinde bahsi geçen "..." kod isimli kişinin şüphelinin olduğunu kesin ve net olarak teşhis ettiği," şeklinde beyanı olduğu görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan M.Ö., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında; "5- Aynı dönemde staj yaptığınız, aynı dönemde üniversitede okuduğunuz yahut diğer suretlerle tanıdığınız bu yapıya müzahir, iltisaklı irtibatlı kişiler var mıdır? Varsa kimlerdir? Ş.L.A.,..... ...,...... ve Ö.F.A. isimli kişilerin bu yapıyla irtibatlı olduğunu biliyorum. Ancak bu şahıslardan bir kısmıyla üniversiteden mezun olduktan sonra bir kısmıyla staj bitiminden sonra pek görüşmedim. Ayrıca ben 2014 yılı sonunda yani eşimle tanıştıktan sonra bu yapıyla olan bağlarımı kopardığım için bu şahısların 2014 yılı sonundan itibaren bu yapıya irtibatı yahut iltisakı olduğuna ilişkin net bir bilgim yoktur."
Davacı tarafından bu ifadelere karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgütün yönlendirmesiyle katalog evlilik yaptığına, örgüt toplantılarına katıldığına, örgüte himmet verdiğine, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına ve bu evlerden sorumlu kişi olduğuna, staj döneminde örgütün evlerinde kaldığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadelerin ve davacının kendi beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
b) Hakim-Savcılık Sınavlarına Örgüte Ait Çalışma Evinde Hazırlanma
i. Çalışma Evinde Sınava Hazırlanma Hususunda Genel Değerlendirme
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca ... sayılı soruşturma kapsamında düzenlenen 25/02/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında, "...F.G. isimli şahsın şüpheli olarak alınan savunmalarında ve Tokat Sulh Ceza Mahkemesinde yapılan sorgusunda özetle '2010 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduğunu ve Kırıkkale İlinde avukatlık stajını yapmaya başladığını, daha önce ismini zikrettiği Ş. isimli şahsın kendisine ulaştığını, kendisini hakim savcı hazırlama evlerine davet ettiğini, Ş.' nin ve ailesinin ısrarı üzerine staj süresinde Ankara Etlik' te bulunan açık adresini hatırlamadığı bir eve yerleştirildiğini, bu evde Amasya'lı, Ankara Hukuk Mezunu olan S.K. (İdari hakim, abisi de hakim), Adana'lı Ankara Hukuk Mezunu esmer, dudağının üzerinde ben bulunan C., Afyonlu H., Afyon'un bir köyünden Ankara hukuk mezunu ailesi çiftçilik yapan uzun boylu zayıf ismini A. olarak hatırladığı kişiler olduğunu, bu hazırlık evinde yaklaşık dört ay kaldıklarını, kendisi dışında hepsinin sınavı kazandıklarını ve mülakatı geçtiklerini, zaten kendisini eve davet ederken sen yazılıyı geç biz mülakatı hallederiz şeklinde söylediklerini, Hakim Savcı hazırlık evlerine haftada bir gün hakim bir bayanın geldiğini, kitap ihtiyacını karşıladığını, bu bayanın zayıf, uzun boylu, Hatay yada Mersinli isminin E. olduğunu, E. isimli şalısın [şahsın] piyasadan fotokopi şeklinde soru ve konu anlatını [anlatımı] getirdiğini, bu fotokopilerdeıı[n] girmiş olduğu sınavda çıktığını hatırladığını ancak miktarını hatırlamadığını, bu evlerde cep telefonun yasak olduğunu, bu çalışma evinde sabit bir hat olduğunu, bu hatların dışarıya aramasının kapalı olduğunu, ancak bu sabit hattın dışarıdan arandığını, bu hat sayesinde sınava çalıştıkları dönemde aileleri ile görüştüklerini' beyan etmesi üzerine FETÖ/PYD Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık evi olarak kullanılan hücre evlerine yönelik Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından soruşturma başlatılmıştır.
...
-Bu evlere, üniversite döneminde yapının evlerinde veya yurtlarında kalan, yapıya güvenini ispat etmiş kişiler ile KARİYER GÖRÜŞMESİ adı altında görüşme yapılarak Hakim/Savcılık mesleğini yapmak isteyenler yönlendirilmektedir. KARİYER GÖRÜŞMESİ yapıldığı esnada kariyer görüşmesi yapan kişi KOD adı kullanmaktadır ve KOD adı kullandığını görüşme yaptığı kişiler bilmektedir.
-KARİYER GÖRÜŞMESİ sonucunda hakim savcı olmak isteyen kişiler genelde Ankara İlinde (...) bulunan evlere sınavdan yaklaşık üç-dört-beş ay önce çağrılmaktadır. Bu evleri bahse konu sınav döneminde Ankara Adliyesinde adli veya idari yargı hakim/savcı adayı olarak staj yapan ve yapının Ankara ilinde kiralamış olduğu adaylık (Staj evlerinde) evlerinde kalan yapı üyesi kişiler kiralamakta ve evin kira ve bazı masraflarını bu kişiler karşılamaktadır. Bu evlerin bir tanesinden sorumlu kişilere yapı içerisinde MURAKIP denilmektedir. Bu murakıp olarak adlandırılan kişilerin üstlerinde yer alan ve yapı içerisinde en az iki evden sorumlu kişilere SER MURAKKIP denilmektedir. MURAKIP ve SER MURAKIP'lık yapan kişiler gizlilik ve kendilerinin deşifre olmaması amacıyla KOD adı kullanmaktadır. KOD adı kullandıklarını evde kalan kişiler bilmektedir. Yapı içerinde MURAKIP ve SER MURAKIP olarak adlandırılan bu kişiler, bu görevi yaptıkları dönemde Ankara İlinde Hakim/Savcı adayı olarak görev yapmaktadırlar.
-Bu evlerde kalan kişilere, ev sorumluları olan MURAKIP veya SER MURAKIP olarak görev yapan kişiler mümkün olduğunca dışarı çıkmamaları, bu evin varlığından kimseye bahsetmemeleri, evin bulunduğu apartmandakiler ile muhatap olmamaları, muhatap olduklarında kendilerini avukat adayı yada hukuk öğrencisi olarak tanıtmalarını istemektedir. Bu evlerde kalmaya başlayacak kişilere bu evde şahit olacağı hususlardan kimseye bahsetmemeleri konusunda abdest aldırıp Kuran'ı Kerime el basarak yemin ettirilmektedir. Bu evlerde kalmaya başlayan kişilerin bir tanesinden adına bahse konu örgüt hücre evine kullanılmak üzere dışarıdan içeriyi aramaya açık, içeriden dışarıyı aramaya kapalı olan, yani tek taraflı aranmaya açık olan bir sabit hat alması istenilmektedir. Ancak son dönemde yapılan tespitlerde bazı hatların içeriden dışarıyı aramaya açık olduğu ve içeriden dışarıya nadirende olsa aramalar yapıldığı tespit edilmiştir. Kaldı ki bazı evlerin HTS dökümlerinin incelenmesinde içeriden dışarının arandığına ilişkin tespitler yapılmıştır. Ayrıca alınan son beyanlarda hat içeriden dışarıya veya dışarı içeriye aramaya açık olsa da ilgili sorumlular içeriden dışarıyı aramayı yasaklamaktadırlar. Yine eve gelen kişilerin cep telefonları toplanmakta ve bu evde telefon kullanımı yasaklanmaktadır ancak alınan savunmaların bazılarında evde gizli bir şekilde telefon kullandıklarını, bazı savunmalarda ise hattı memlekette açık bir şekilde bıraktıklarını, o dönemde telefonların memlekette açık olduğunu beyan etmişlerdir. Yine bu evde kalan kişilere bu sabit hattı sadece çekirdek ailelerine vermeleri gerektiği, evde kalan kişilere birilerini arayacakları zaman ANKESÖRULÜ telefon kullanmaları yönünde talimat verilmektedir. Bu sayede bu evlerin deşifre olmasının önüne geçilmektedir. Hatta alınan son beyanlarda sorumlu kişilerin evde kalacak kişilere hitaben "Ankara çalışma evleri cemaatin yatak odasıdır, buradan kimseye bahsetmemek gerekir" söyledikleri tespit edilmiştir.
-Bu evde kalan kişilere hakimlik savcılık sınavlarının soruların doğrudan veya deneme adı altında soru çözdürülmek suretiyle verildiğine ilişkin birden fazla itirafçı beyanı mevcuttur. Ayrıca bu hakim/savcılık sınavlarına hazırlık hücre evinde mülakat provaları yapılmaktır. Bu soru verilme ve mülakat provaları ile örgüt kendi elemanlarını Türkiye Cumhuriyetinin üç kuvvetinden biri olan yargı erkindeki hakimlik veya savcılık mesleğine yerleştirmektedir.
...
-Hakim/Savcılık stajına başlayan yapı içerinde yer alan hakim/savcı adaylarından ilk maaşının tamamı ve sonraki maaşlarının da bekarlardan yüzde 15' i, evlilerden ise yüzde 10'u talep edilmektedir. Bu şekilde FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık çalışma evlerinin finansmanı sağlanmaktadır.
..." şeklinde tespitlerde bulunulmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ve bu kişiler hakkında tanık beyanında bulunan kişilerin hakim-savcılık sınavı çalışma evlerine ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.T.S. isimli şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/09/2017 tarihli sorgulama tutanağı:
"...Yine bu evlerde şahit olduğum bir husus daha vardır. Bu husus; dıamond isimli ve bandrolsüz test kitabı vardı ve bu kitabı en az bir kez bitirmemiz söyleniyordu ayrıca bu kitabı evin dışına hatta balkona bile çıkarmamamız isteniliyordu. Sebebini sorduğumuzda ise kitapların bandrolsüz olduğu söyleniyordu. Piyasada yokmu falan diye sormuştum, bana bu kitabın piyasada olmadığını, bizlerin üst dönemlerinde olan kişilerin bütün kitaplardan derleme yaparak oluşturdukları söylenmişti. yine eve ilk geldiğimde bu evin varlığından bu evden bahsetmememiz tembihlenmişti. hatta evin sabit telefonunu irtibat numarası olarak biryere vermemiz söyleniyordu. Bu evlerde 10 saat ders çalışmak zorunluydu. Evde deneme adı altında sınav yapıyorlardı. bu denemeyi murakıplar dışarıdan getiriyorlardı. daha sonra süre tutuyordu. süresi tamamlandıktan sonra cevap anahtarını söylüyor ve netlerimizi not ediyordu. Gelen denemeler bizde bırakılmayıp tekrar toplatılıyordu. Bu denemeleri evde bırakmıyorlardı. ...SORU VERİLME OLAYI 2011 yılı Nisan ayında yapılan sınavın gecesinde eve sermurakıp olan ... kod adlı G. isimli şahıs geldi. evde bulunan 6 kişiyi salona topladı. bizlere hitaben bir konuşma yaptı. bu konuşmada 'elinde şuan yarınki sınava ilişkin soruların bulunduğunu ve yemin etmemiz karşılığında bu soruları bizimle paylaşacağını' söyledi. bunun üzerine evde bulunan kişiler hak yiyeceklerini düşünerek çok rıza göstermediler. Bunun üzerine ... kod adlı G. konuşmasının devamında 'görevdeki kişilerin hakkıyla gelmediğini, solcuların ve diğer kişilerin kendi adamlarını kayırarak getirdiklerini, muhtemelen kazanacağımızı ama bunun yinede bizimle paylaşmak istediğini' söylemesi zerine evdeki kişiler de bunu kabul etti. Bunun üzerine herkese abdest aldırdı. kendisi de Kuranı-kerimi eline aldı. elinde bulunan metni bize verdi ve kuranı-kerime el bastırdı. bu metini kelimesi kelimesine hatırlamıyorum ancak bütün değerlerimiz üzerine yeminle alakalı bir metindi. daha sonra her bir soru için ayrı ayrı küçük kağıtlar halindeki fotokopi parçalarını bizlere kısım kısım dağıttı. yanlış hatırlamıyorsam 100 sorudan 60 70 civarından sorunun cevapları işaretlenmiş şekilde vardı. Biz bunları alarak okuyup ezberledik, daha sonra soruları toplayarak götürdü. daha sonra ben sabah sınava girdim ve sınavdan 82 veya 83 puan aldım, zaten gösterdikleri sorular sınavda çıkmıştı."
İfadesine başvurulan E.Y. isimli şahsa ait Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 26/02/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“... 1.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2013 YILI AĞUSTOS-ARALIK AYLARI:
... Murakıblar hakim savcı çalışma evine daha sık gelir, sermurakıblar ise eve daha nadir gelen şahıslardı. Murakıbım olan ... KOD ADLI Ş. isimli şahıs yanımda getirmiş olduğum cep telefonumu eve gittikten kısa süre sonra benden aldı. ...Kira ve fatura evde kalanlar olarak ödenmiyordu. Sadece yiyecek ihtiyacı karşılanıyordu. Ben bu eve gittiğimde evde sabit hat kurulu vaziyetteydi. O yüzden sabit hattın kimin adına olduğunu bilmiyorum. Benim adıma değildir. Faturaların ve kira sözleşmesinin kimin adına olduğunu bilmiyorum. Evde bulunan sabit hat Ankara iç dış aramalara açık ancak il dışına aramalara kapalıydı. Dışardan aramalara ise açıktı. Bu sabit hat ile annemle defaten farklı zamanlarda görüştüğümü hatırlıyorum.
...
Ben kalmış olduğum birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı idari ve adli yargı sınavından önce genel kültür sorularının verildiğini anlatmak istiyorum.
Ben birinci kaldığım hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı Kasım ayında yapılan idari yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI OLAN ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs kalmış olduğumuz hakim savcı çalışma evine geldi. Geldiğinde evde birlikte kaldığım Ü.D., M., Y.A., B.K. ve beni evin salonuna topladı. İlk olarak evde bulunan sabit hattın fişini çektirdi. Öncelikle salonu toplamamızı istedi. Herkes ile kendi kaldıkları odada birebir görüştü. Benimle kendi kaldığım odada SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. ile yaptığım görüşmede sen buraya hizmet hareketi için geldin. Sen bir hizmet insanısın dedi. ...SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. hepimize tek tek Kurana el basmak suretiyle sözlü olarak yemin ettirdi. ...Yeminden sonra SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs yanında getirmiş olduğu fotokopi halinde A4 kağıtlarında bulunan genel kültür sorularını çıkarttı. Bu sorular 20-25 civarında beş altı sayfadan ibaretti. Cevapları yoktu, Evde kalanlar olarak Ü.D., M., Y.A., B.K. isimli şahıslarla birlikte topluca bu sorulara baktık ve defterimizden kopardığımız kağıtlara soruların cevapları birlikte çözdük. ...Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı idari yargı sınavında bir gün öncesinden tarafımıza verilen Genel kültür sorularının birebir aynısının çıktığını gördüm. Ancak tamamı değil yarısının çıktığını hatırlıyorum...
2013 YILI ADLİ YARGI SINAVINDAN ÖNCE SINAV SORULARININ VERİLMESİ OLAYI:
Ben aynı şekilde birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılında kalmaya devam ederken aralık ayında yapılan adli yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs tekrar evimize geldi. ...SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs yanında getirdiği leptopu açtı ve boynunda muskanın içerisine gizlenmiş flash belleği çıkardı ve leptopa taktı. Bize hitaben yarın ki gireceğimiz adli yargı sınavında çıkma ihtimali bulunan soruların olduğunu söyleyip. Bu sorulara bakmamızı istedi. Bu sorulara Ü.D., M., Y.A., B.K. ve ben hep beraber baktık. Bu sorular hatırladığım kadarıyla toplamda 25-30 sorunun olduğu genel kültür kısmındaki sorulardı. Ancak bu sınav sorularının bir kısmının cevapları işaretli, bir kısmının cevapları işaretli değildi. ...Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı adli yargı sınavında tarafıma bir gün önce gösterilen genel kültür sorularının hatırladığım kadarıyla tamamı olmamakla birlikte tamamına yakını çıktı. Yanlış hatırlamıyorsam soruların yerleri değişikti, ancak doğru cevapları aynıydı...
2.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2014 YILI OCAK-2015 YILI OCAK AYI:
...Bu evde DİAMOND isimli hazırlık kitabı da vardı. Bu kitap piyasada bulunmayan evden dışarıya çıkartılması yasak olan bir kitaptı. Bu kitap yapı tarafından derlenen bir çalışma kitabıydı. Girmiş olduğum gerçek sınavlarda DİAMOND isimli kitaptan benzer soruların çıktığını hatırlıyorum. Çünkü çok fazla soru vardı..."
Yukarıda yer verilen bilgilerden de anlaşılacağı üzere FETÖ'ye ait hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kalan kişiler kapalı devre bir sistem içerisine alınmaktadır. Bahse konu sınava hazırlık evlerinde gizliliğin sağlanması ve deşifre olunmaması amacıyla cep telefonlarının toplanması, dışarıdan içeriyi aramaya açık, içeriden dışarıyı aramaya kapalı yani tek yönlü aramaya açık olan sabit telefon kullanılması gibi kurallar bulunmaktadır. Kişiler farklı illerden hakim-savcılık sınavını kazanabilmeleri amacıyla başta Ankara olmak üzere belli illere getirilmekte ve örgüt içinde yer alan kişilerce bu evlere yerleştirilmektedir. Sınava hazırlık evlerinde gizliliğin en üst seviyede tutulduğu, gerek doğrudan gerek deneme adı altında hakim-savcılık sınavı sorularının verildiği görülmektedir.
Sonuç olarak hakim-savcılık sınavına hazırlanma evi olarak nitelendirilen bu evlerde anılan yöntemler uygulanarak FETÖ tarafından örgüte iltisak ve irtibatı bulunan kişilerin sınava giren diğer adayların önüne geçmesinin amaçlandığı, FETÖ için yargı organlarının ve yargı erkiyle bağlantılı kurumların ele geçirilmesi bakımından hakim-savcılık mesleğine giriş sınavlarına hazırlık evlerinin özel önem arz ettiği anlaşılmaktadır.
ii. Çalışma Evinde Sınava Hazırlanma Hususunun Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından dava dosyasına sunulan ve Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca ... sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 08/10/2018, 31/10/2018, 12/11/2018, 18/12/2018, 24/02/2019,10/05/2019,12/07/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanaklarında, 3, 8, 16, 18 19, 75, 132 numaralı hakim-savcılık sınavına çalışma evlerinde davacının sınava hazırlandığı bu evlerdeki sabit hatlardan ailesi ile iletişim kurduğu, staj döneminde ise FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinden/evlerinden sorumlu MURAKIP/SER MURAKIP olarak örgüt içerisinde görev yaptığı, bu evlerin kira ve abonelik sözleşmelerinde davacının imzasının bulunduğu hususlarının tespit edildiği görülmüştür.
Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca ... sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 08/10/2018, 31/10/2018, 12/11/2018, 18/12/2018, 24/02/2019,10/05/2019,12/07/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanaklarından davacının hakim-savcılık sınavına örgütün çalışma evlerinde hazırlandığı, staj aşamasında ise hazırlık evinde murakıp/ser murakıp olarak görev yaptığı anlaşılmıştır.
Davacı tarafından bu tespite karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, davacının örgütün yargı erkine kendisine iltisak ve irtibatlı kişileri yerleştirebilmek amacıyla oluşturduğu hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kalmış ve bu evlerde aktif görev almış olmasının FETÖ ile iltisak ve irtibatı ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
c) Hakim/Savcı Adaylığı Döneminde Adalet Akademisi Yıllık (Albüm) Kurulu Üyeliği/Sınıf Başkanlığı
i. Yıllık (Albüm) Kurulu Üyeliği/Sınıf Başkanlığı Hususunda Genel Değerlendirme
Kararımızın FETÖ'ye ilişkin tespit ve değerlendirmeler kısmında ortaya konulduğu üzere anılan örgüt tarafından, hakim ve savcılara yönelik olarak adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kariyer programları düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim ve savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmeye çalışılmıştır. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında da; mülakat sınavını kazanan ve hakim-savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacaklarının ve ev sorumlularının kim olacağının anlatıldığı, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibinin yapıldığı; staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmalarının sağlandığı, her ev için bir sorumlu tayin edildiği yönünde tespitlerin yapıldığı görülmektedir.
Bu şekilde hakim ve savcıların, adaylık sürecine örgüt tarafından ayrı bir önem atfedilmekte ve bu dönem içerisinde örgüte bağlı bulunan adayların, örgütle irtibat ve iltisakı bulunmayan diğer adaylardan daha ön plana çıkarılması, dönem arkadaşları arasında örgütsel tabiriyle ''parlatılması'' ve bu kişilerin gelecekte unvanlı görevlere getirilmesinin önünün açılması hedeflenmiştir.
Bu hedefin gerçekleştirilmesi amacıylada örgüte iltisak ve irtibatı bulunan hakim-savcı adaylarının görev aldığı mezuniyet yıllık (albüm) kurulları oluşturulduğu ve yıllık (albüm) kurulu üyelerinin albümün hazırlanması amacıyla tertip ettikleri üst düzey ziyaretlerle yüksek yargı ve kamu bürokrasine kendilerini refere ettikleri, yine örgüt tarafından kendisine iltisak ve irtibatı bulunan hakim-savcı adaylarının Adalet Akademisinde sınıf başkanı seçilmesi sağlanarak Akademi üst yönetimiyle ve ders veren öğretim görevlileriyle yakın temaslarının sağlanmaya çalışıldığı anlaşılmıştır.
Bu kapsamda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Teftiş Kurulu Başkanlığınca Adalet Akademesi Yıllık (albüm) Kurulu başkan ve üyeliği hususunda hazırlanan 05/06/2017 tarih ve 05-1 sayılı inceleme raporunda, staj döneminde yıllık kurulu başkan ve üyesi olan toplam 292 hâkim ve savcının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca FETÖ ile irtibat ve iltisakları nedeniyle görevden uzaklaştırılmalarına ve/veya meslekten çıkarılmalarına karar verildiğinin belirtildiği görülmüştür.
Ayrıca söz konusu Tetiş Kurulu raporunda, "Gizli Tanık 'DEFNE' beyanında; Akademi sınıf başkan ve yardımcılarının cemaat abileri tarafından belirlenen kişilerden oluşmasının temel hedeflerden biri olduğu, diğer bir amacın ise yıllık komitesinin mümkün mertebe cemaat abileri tarafından önceden belirlenen stajyerlerden oluşması olduğu, zira yılsonu gösterisinin yıllık komitesi tarafından hazırlandığı, yılsonu gösterilerinin içeriğinin konjonktüre göre değişmesinin nedenlerinden birinin de yıllık komitelerinin cemaatçilerden oluşmasından kaynaklandığı, incelenmesi halinde bu durumun anlaşılabileceği,
N.Ç. beyanında; İlk akademi döneminde bulunduğu sınıfta sınıf başkanının E.A., sınıf başkan yardımcısının ise S.B. olduğu, sınıf başkanlığı seçimi öncesinde yapılan toplantılarda sınıf başkanlığı seçimlerinde belirlenen adaylara oy verilmesinin söylendiği, verilen talimat doğrultusunda sınıf başkanlarının seçildiği, son akademi döneminde S.B.'in sınıf başkanı seçilmesi nedeniyle yapının bayanlar grubundan olduğunu düşündüğü, ayrıca son akademi döneminde akademi yıllıklarının düzenlendiği, bu yıllıkları sınıf başkanlarının düzenlediği, sınıf başkanlarının da ağırlıklı olarak yapı elemanı olduğu,
İ.E. beyanında; Staj dönemi bittikten sonra 2007 yılında ilk görev yeri olan Mersin İdare Mahkemesine atandığı, o dönem akademide yıllık kurulunda olan kişilerin cemaatçi olduklarının söylendiği, bu kişiler arasında L.K. ve E.B.'in de bulunduğu,
T.D. beyanında; Fetullah Gülen Cemaati mensubu K.O.'un, en son Tokat İlinde hâkim olarak görev yaptığı, 8. Dönem Adli Yargı hâkim ve savcı adaylarının tümünün sorumlusu yani abisi konumunda bulunduğu, aynı zamanda akademide yıllık kurulu organizasyonunda yer aldığı, Fetullah Gülen cemaatindeki aktif pozisyonunu devam ettirdiği," şeklinde tanık beyanlarına yer verilmiştir.
Sonuç olarak FETÖ için hakim ve savcıların adaylık döneminin de ayrı bir önem arz ettiği, örgüt tarafından Adalet Akademisindeki eğitim sürecinde örgüte iltisak ve irtibatı bulunan hakim-savcı adaylarının emsalleri arasında ön plana çıkarılması sağlanarak gelecekteki unvanları görevlere getirilebilmeleri adına hazırlık yapıldığı, bu kapsamda da staj döneminde albüm kurulu üyelikleri ile sınıf başkanlarının özellikle örgüte irtibat ve iltisakı bulunan hakim ve savcı adaylarından seçilmesinin sağlanmasına özel önem verildiği anlaşılmaktadır.
ii. Yıllık Kurulu Üyeliğinin/Sınıf Başkanlığının Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında davalı idare tarafından davacının 11. Dönem Adli Yargı Yıllık (Albüm) Kurulu üyesi olduğuna ilişkin belge sunulduğu görülmüştür.
Davacı tarafından bu tespite karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, davacının örgütün yargıda etkin olduğu dönemde Adalet Akademisinde yıllık kurulu üyeliği yapmasının yukarıda yer verilen tespit ve açıklamalar doğrultusunda FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu değerlendirilmiştir.
6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile yine aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Fazladan yatırılan … TL harcın istemi halinde, posta gideri avansından varsa artan tutarın ise kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 15/11/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.