T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/6171
Karar No : 2021/2250
DAVACI : ...
DAVALI : ... Kurulu / ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile irtibat ve iltisakının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ...sayılı kararının iptali ile bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu karar tesis edilirken, hiçbir aşamada savunmasının alınmadığı, bu sebeple savunma hakkının ihlal edildiği, hakimlik teminatı dikkate alınmaksızın ve soruşturma yürütülmeksizin disiplin cezası verildiği, isnat edilen suçlamanın belirli olmadığı, yeniden inceleme talebinin etkili başvuru yolu olmadığı, masumiyet karinesinin, suç ve cezaların geriye yürümezliği ilkesinin ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu kararın dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun) 3. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI ...'IN DÜŞÜNCESİ: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğü gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun ...tarih ve ...sayılı kararının kendisiyle ilgili kısmını iptaline, bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tazminine, 667 sayılı KHK'nin 3. maddesinin Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmesi istenilmiştir.
Davacının Anayasaya aykırılık iddiası ile tarafların usule yönelik iddiaları yerinde görülmemiştir.
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. ...", 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz, .... Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.", "Hakimler ve Savcılar Kurulu" başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, "Kurul, ... meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.", bu maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. ... " hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, "Hakim ve savcıların: a) fıkrasında, Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) fıkrasında, Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, .... hallerinde görevleri sona erer." şeklinde düzenleme yapılmıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve idari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu" başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15.7.2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarih ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu'nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.07.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, "Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen .... hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca .... meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir." şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan 23.01.2017 tarih ve 29957 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 11. maddesinin 2. fıkrası ile, "22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3'üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir." hükmü getirilmiştir.
Davaya konu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu 17/03/2017 tarih, 2017/113 Karar nolu kararıyla, 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 Sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ile 18/10/2016 Tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3'üncü maddelerinin 1'inci fıkraları kapsamında yapılacak değerlendirmeye esas olmak üzere; ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, soruşturma sürecinde samimi şekilde itirafta bulunan hakim ve Cumhuriyet savcılarının beyanlarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda; ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ile bu KHK'nın değiştirilerek onay kanunu olan 6749 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3'üncü maddesi uyarınca uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
667 sayılı KHK’nin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa'ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği belirtilmiştir.
6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde, “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Davacı tarafından, ihraç kararının savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte olup, savunma alınmadan meslekten çıkarmak, usul güvencesi sağlayan adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelere aykırılık oluşturabilecek ise de, adil yargılanma hakkı, yargılamanın bütünü anlamında bir incelemeyi gerekli kıldığından daha önceki bir safhada savunma alınma yoluna gidilmemesi şeklinde gerçekleşmiş bir eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, diğer taraftan olağanüstü hâli gerekli kılan durum ile 667 sayılı KHK’nın amacı ile 3. ve 4. maddelerinde yargı mensupları ile kamu görevlilerine ilişkin düzenlenen tedbirlerin kapsamı ve içeriği dikkate alındığında, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukuka ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Dosyanın içeriği ile davalı idarece sunulan CD'lerde yer alan şüpheli/tanık beyanlarının, birlikte değerlendirilmesinden davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu durumda davacının bu örgütle iltisak ve irtibatlı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararının davacıyla ilgili kısmında hukuka aykırılık görülmemiştir.
Diğer taraftan söz konusu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararının davacıya ilişkin kısımında hukuka aykırılık bulunmaması karşısında davacının bu karar nedeniyle özlük ve parasal haklardan yoksun kaldığından söz edilemeyeceğinden ortada tazmini gereken bir hak bulunmamaktadır.
Belirtilen nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin(6749 sayılı Kanun) 3. maddesi ile ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ...sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ...tarih ve ...sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 01/11/2018 ve 07/09/2018 tarihli ek beyan dilekçesi ve eklerinin 26/02/2020 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğine karar verilmiş, cevap hakkını kullanabilmesi ve beyanlarını dosyaya sunabilmesi için ara kararının tebliğinden itibaren davacıya on gün süre verilmiştir.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 24/06/2020 tarihli Danıştay Savcı düşüncesine cevap dilekçesi ve eklerinin 17/11/2020 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğine karar verilmiş, cevap hakkını kullanabilmesi ve beyanlarını dosyaya sunabilmesi için ara kararının tebliğinden itibaren davacıya on gün süre verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydl... / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı ...kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.P., Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/12/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "...M. isimli kişi bizim gibi başka gruplar ile de görüştüğünü söylüyordu. Vermiş olduğum adres bilgileri doğrultusunda M. isimli kişiye ulaşarak örgütün yapısı ve bağlantılı kişiler ile daha detaylı bilgiler edinilebilir. Yine ben Salihli ilçesine taşındıktan sonra Balıkesir ili Dursunbey ilçesi Hakimi olan ...'da gelmişti. ... isimli Hakimde FETÖ ile bağlantılıdır."
Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 21/12/2016 tarihli teşhis tutanağında davacı ...'ı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.A. isimli şahıs, davacının mahkumiyetine dair ... Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı gerekçeli kararında; "Ben bu hususta daha önce beyanlarda bulunmuştum. Doğrudur, aynen tekrar ederim. Ben 15. Dönem Hakim Adayı'ydım, stajımı 2011-2013 yılları arasında yaptım, ilk görev yerim Çanakkale'ydi, burada 3 yıl çalıştım, sonrasında Doğubayazıt'a tayin oldum, burada görev yaparken meslekten FETÖ/PDY dolayısıyla ihraç oldum. Mahkemeniz huzurunda etkin pişmanlık kapsamında ifadeler verdim, bu ifadelerim doğrudur, yargılamam halen mahkemenizde devam etmektedir. Ben Hakimlik sınavına hazırlanırken o dönem cemaat olarak bilinen yapının Hakim-Savcı çalışma evinde kaldım, bu evde Y.T. da vardı. Sanığın Hakim-Savcı çalışma evinde kalıp kalmadığını bilmiyorum. Hakim-Savcılığı kazandıktan sonra sanıkla birlikte yine o dönem cemaat olarak bilinen yapının Hakim-Savcı staj evinde 10 ay kadar birlikte kaldık. Bu evde sanığın örgütsel bir eylemine şahit olmadım. Evimizde televizyon vardı, diğer evlerden farklıydık, kendi bir dünyamız vardı. Evin içinde bir sorumlu yoktu, hepimiz aynı yaştaydık. Bu evde sanık, ben, Y.T. ve Y.O. birlikte kalıyorduk. Evde sadece Y.O.'un lafı dinlenirdi. Bir şekilde o dönem cemaatle iletişimi olmuş birisi bu eve gelebilirdi ancak cemaat ile bağlantısı olmayan bir kişiyi bu eve getiremezdik. Sanık bu eve zaten sonradan gelmişti. Meslek hayatımızda hiçbir şekilde görüşmemiz olmadı. Ben bu evde hiçbir şekilde bir sorumluluk almadım. Evden ayrıldıktan sonra bağım koptu. Sanık ...'in de bağlantısının koptuğunu düşünüyorum. Sadece Y.T. ve M. isimli arkadaşların düğününde bir araya gelmiştik. Sanık ...'in kaldığımız bu staj evinde Murakıplık gibi bir görevi yoktu. Söylediğim gibi her ev aynı değildi, bizim evimiz normal evler gibiydi. Benim bu eve yapıdan olmayan arkadaşlarımı getirdiğim olmuştu hatta kız arkadaşım dahi bu eve gelmişti. Ancak her daim birisini çağıramazsınız. Evde kalanlar birbirine misafirim gelecek dese kimse hayır demezdi, evde mangal partisi yaptığımız da oluyordu. Y.T. da bunlara katılmıştır, haberi vardır. Bu ev o dönem cemaat olarak bilinen yapının oluşturduğu bir evdi, evde kalanların bir şekilde bu yapıyla bağlantısı vardı. E.K. bizim eve geldiğini söylüyor ancak sonrasında evler arası gidip gelmenin yasak olduğunu söylüyor. Ben kaldığım evden başka hiçbir eve gitmedim. Çevrede yine Hakim-Savcı evleri vardı ancak biz onlara kahvaltıya veya başka bir etkinliğe gitmiyorduk. 10 aylık süreçte 2-3 kez sohbet olmuştur. Belki ayda bir sohbet yapılması gerekiyordu ancak bizim evimizde böyle bir düzenlilik olmuyordu. Salonumuzda televizyon vardı, sohbet yapılması da imkansızdı. Cemaatin hiçbir evinde televizyon ve internet olduğunu düşünmüyorum. Tabiki bu evde Hakim-Savcı çalışma evi gibi sıkı bir durum söz konusu değildi. Y.T.'un beyanları doğrudur, Y.la en başından beri birlikte hareket ettik. Bu evi Y.la birlikte tuttuk, sözleşmelerini, yerleştirmesini birlikte yaptık. Sanık Y. biz evi tuttuktan, ayarladıktan yaklaşık 1 ay sonra bu eve geldi. ... ile meslek hayatımızda sadece bir düğün nedeniyle görüştük, evden ayrıldıktan sonra örgütsel bir eylemine şahit olmadım, herhangi bir toplantıya katılıp katılmadığını, HSYK seçimlerinde seçim çalışması yapıp yapmadığını bilmiyorum. Söylediğim gibi görüştüğümüz düğünlerde dahi HSYK seçim süreciyle ilgili bir konuşma geçmedi, böyle bir çalışma arzusu olsaydı 3 günlük düğün sürecinde bize bunu söylerdi diye düşünüyorum."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan E.K., Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 30/11/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "...Yine Murakıplığını S.S.T'nın üstlenmiş olduğu diğer bir evde ise ..., E.A., S.Ş., F.Ç., O.K.O. Ve ismini hatırlayamadığım ancak daha sonradan Anayasa Mahkemesi Raportör Yardımcılığı sınavını kazandığını bildiğim şahıslardır. Bu kişileri de daha sonraki süreçte öğrenmiştim..." " ... KOD ADLI N.A. İsimli şahısta 15-20 güne bir mülakat evine geliyordu, muhtemelen eşinin yanına Avusturya ya gidip geliyordu. Benim kaldığım mülakat evine A.D., ... ve E.A. İsimli şahıslar geldi. Bu süreçte ... VE ... KOD ADLI M.G., önceki yıllarda yapılan mülakatlarda çıkmış soruları cevapları hazır halde bize A-4 çıktısı halinde vermişti. Evde kalanlar ile birlikte mülakatta çıkabilir mantığıyla bu sorulara çalıştık. Yine biz mesleğe atandıktan sonra vaktimiz olmaz diyerek Risale-i nur külliyatını okumamızı söylemişti. Ancak buna pek riayet eden olmadı.." " ...Mülakat sonucu açıklanmadan önce murakıbımız olan ... VE ... KOD ADLI M.G. Bize staj yapacağımız illeri ve Adalet bakanlığında dolduracağımız olan staj yeri tercih belgesinde tercih edeceğimiz illeri sırasıyla söylemişti. Bana da birinci sırada Ankarayı, ikinci sırada İstanbulu ve 3. Sırada ise memleketim olan Orduyu tercih listesine yazmamı söylemişti. Ben de bu doğrultuda tercihlerimi yaptım. Yine hatırladığım kadarıyla mülakat evinde bulunan şahıslardan ... ve E.A.'a yine1. Sırada Ankarayı tercih etmeleri gerektiğini.." "... ... KOD ADLI ... İSİMLİ şahsın sorumlu olduğu 3 staj evinden birincisinde ..., Y.A., Y.T.,Y.O. İsimli şahıslar kalıyordu. ...'ın arkadaşım olması münasebetiyle yapının bu staj evini biliyorum. Bu evin sorumlusu kimdi onu bilmiyorum. Yine belirtmiş olduğum bu staj evine yapı tarafından Erzurum iline staj için gönderilen ve Erzurumdaki yapıya ait staj evlerinde kalan H.T. Ve K.K. İsimli şahısların olduğunu arkadaşım ...' ın bahsetmesi üzerine öğrendim.." ".. Benimle birlikte aynı grupta murakıplık yapmamasına rağmen dönem arkadaşım ve staj arkadaşım olmaları nedeniyle murakıplık yaptığını bildiğim ..., E.A., O.T., H.Ş.S., M.K., M.G., M.K., Y.A. Ve Y.T. İsimli şahıslardır. Ben bunların murakıplık yaptığını gerek kendi ağızlarından gerekse sohbet esnasında bizzat duydum. Bu şahısların hepsi benim staj arkadaşım ve yakın staj evlerinde kalan kişilerdir. Bu şahısların SERMURAKIBLARININ hepsini bilmemekle birlikte bazılarını hatırlıyorum. ... ve E.A.'un murakıblık yaparken sorumlu oldukları sermurakıpları ... KOD ADLI F.Y. idi..""..bir keresinde yine deneme kitapçıklarını bırakmak için bu evlerden farklı 3 farklı eve daha gittiğimi hatırlıyorum ancak burada kalanların kim olduklarını hatırlamıyorum. Bu eve giderek deneme bırakmamı isteyen kişi ... VE ... KOD ADLI M.G.'dır. Bu üç farklı evlerin murakıplığını da ..., E.A. Ve M.T. İsimli kişiler yapıyordu...""..Benim yapı evliliği yaptığını bildiğim şahıs B.K.'dır. Bu şahsın EŞİNİN ADINI BİLMİYORUM, bu şahsın yapı evliliği yaptığını ... isimli şahıstan duymuştum. Bu şahsa yapıda hangi evlendirme mesulünün aracılık yaptığını bilmiyorum.."
Aynı şahsa ait Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 03/12/2017 tarihli şüpheli ek ifade tutanağında; "85-...: Bu şahıs Antalya Alanyalıdır. İstanbul Hukuk mezunudur, mülakat evinde birlikte kaldım, bu şahıs en son Bitlisin bir ilçesinde görev yapıyordu, görsem teşhis ederim.. "
Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 14/12/2017 tarihli teşhis tutanağında davacı ...'ı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Aynı tanık davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararında yer alan beyanında; "Ben bu hususta daha önce beyanlarda bulunmuştum. Doğrudur, aynen tekrar ederim. Ben 15. Dönem Hakim Adayı'ydım, stajımı 2012-2013 yılları arasında yaptım. Etkin pişmanlık kapsamında verdiğim ifadelerim doğrudur. Hakkımda FETÖ/PDY'den işlem yapıldı, meslekten ihraç edildim, yargılamamda HAGB kararı verildi. Sanık ...'ı 2012 yılında sınavı kazandıktan sonra o dönem cemaat olarak bilinen yapı mülakat evi yapmıştı, buradan tanımıştım. Mülakat evi denilen bu evde o dönem cemaat içerisinde bulunan kişilerin Hakim-Savcılık sınavını kazandıktan sonra referans bulma ve mülakatta nasıl hareket edeceklerini öğrenme anlamında kurulmuş bir evdir. Bu evde sanıkla birlikte 2 ay kadar kaldık. Staj aşamasında ise o dönem cemaat olarak bilinen yapının oluşturduğu Hakim-Savcı staj evlerinde farklı evlerde kaldık. Sanık ... ile biz çok yakın arkadaştık. Kaldığımız evlere gidip geliyorduk, bu şekilde sanığın bu evlerde kaldığını biliyordum. Hemen hemen her gün görüşüyorduk. Sanığın kaldığı evde Y.O., Y.T. ve Y.A. birlikte kalıyorlardı. Staj tamamlanana kadar yani 2013 yılı Temmuz ayına kadar bu evde kalmaya devam ettiler. Sanık ...'in kaldığı ev ile benim kaldığım evin ilgilenenleri dahi farklıydı, normalde bizim hiç görüşmememiz gerekiyordu. 2013 yılında sanık kura ile Balıkesir Dursunbey'e atandı. Kendisiyle yakın arkadaş olduğumuzdan telefondan görüşüyorduk, 2 kez de Dursunbey'e kendisini ziyarete gitmiştim, bu gidişlerimden birinde E.A. ile birlikte gitmiştik. Benim gitme amacım tamamen arkadaşlığımızdan dolayıydı, şahsi bir gidişti. Atandıktan sonra bağlantısının devam edip etmediğini bilmiyorum. Ben bylock kullanmıştım, bylock listemde sanık yoktu, zannedersem sanık bylock kullanmamıştı. Hakim-Savcı staj evinde maaşın %10'u genel itibariyle himmet olarak veriliyordu, ben de vermiştim ancak sanığın verip vermediğini bilmiyorum. Sanığın murakıplık görevi vardı, sermurakıplık görevi yoktu. Sanığın kod adı vardı ancak şuan hatırlamıyorum. Ben de murakıptım, kod adım ... 'dı ancak ben bu ismi çok kullanmadım. Sanıkla çok yakın arkadaştım, bu nedenle görev yaptığı Dursunbey'e şahsi gezme amaçlı 2 kez gittim. Atandıktan sonra irtibatı var mıydı, varsa kimlerle görüşüyordu bilmiyorum. Sanıkla atandıktan sonra yaptığımız telefon görüşmelerinde o dönem cemaat olarak bilinen yapıyla bağlantısı olduğuna dair bu yönde bir konuşması olmamıştı. Birbirimizi 2 kez yüz yüze gördük, bunlardan hiç konuşmadık. Telefon görüşmelerimizde de hukuki konularda fikirlerimizi ve hal hatrımızı sorardık. En yakın arkadaşım sanıktı, her türlü şeyimizi birbirimizle paylaşırdık. Benim cemaat ile çeşitli sıkıntılarım vardı, genelde bu eleştirileri konuşurduk, genelde dertlerimi onunla paylaşırdım. Ancak sanığın cemaati övücü bir konuşmasına şahit olmadım. Sadece görüşmelerimizde benim kendisine cemaati eleştirici konuşmalarım olmuştur."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan E.A., Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "..Bu ev benim ilk ve son kalacağım çalışma evidir. Ben bu eve gittiğimde evde kimse yoktu. İki gün tek başıma kaldım. İki gün sonra ilk olarak O.K. İSİMLİ şahıs eve geldi. Yaklaşık 1 hafta kadar bu evde birlikte kaldıktan sonra ... isimli şahıs geldi. ... geldikten sonra ev şartları zor geldiği için İlim Yayma Yurdunun Ulus'taki yurdunda kalmak için görüşme yaptım. Ancak İlim Yayma Yurdunun Ulus'taki yurduna beni kabul etmediler ve ben bu evde kalmaya devam ettim. ...'dan sonra İ. isimli şahıs, İ. isimli şahıs, S.Ş., F.Ç. geldi. Yani benimle birlikte bu evde toplamda 6 kişi kaldık.. Bu görüşmeden sonra bize yukarıda belirttiğim üzere ya telefonlarınızı eve gönderin ya da ben toplayacağım şeklinde söyledi. ... dışındaki kişiler telefonlarını eve gönderdiklerini söylediler. ... telefonunu KOD ADI KULLANDIĞINI BİLDİĞİM ANCAK ŞU AN KOD ADINI HATIRLAYAMADIĞIM S.S.T.'ya teslim ettim.. İLK VE SON MÜLAKAT EVİ: Ben bu eve gittiğimde orada benimle birlikte ..., N.A., E.K., A. isimli şahıs ve M.A. kaldık.. Staj döneminde; Ben, E.K. ve ... farklı evlere gittiğimizden dolayı bu şahısların kimlerle kaldığını bilmiyorum.."
Aynı tanık davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararında yer alan Talimat Mahkemesince alınan beyanında; "Ben önceki ifadelerimi aynen tekrar ediyorum 2011 yılında ... ile birlikte Keçiören de ... ile birlikte sınavlara hazırlanedık ... sınavlara yakın bir dönemde geldi bir arkadaşının ona refarans olması aracılığıyla geldiğini söyledi ondan öncesinde İstanbul'da hazırlandığını söyledi sınavı kazandıktan sonra yine ... ile Ankara Mülakat evinde refarans bulmak için gittiğimiz de karşılaştık. Sınavı kazandıktan sonra görüştük fakat örgütsel değildi. ... bizim gurubumuzdan ayrıldı zaten, atandıktan sonra bağını kestiğini söylemişti. Atandığını yerdeki bir kişi ile nişanlanmıştı ve okişinin de örgütle bağı olmadığının duymuştum. ... kendisi bana atandıktan sonra kendisinin örgüt tarafından çağrıldığını fakat gitmediğini bana konuşmalarım sırasında söylüyordu. Bu kendisinin söyölemleriydi ben tamamen bağının kesip kesmediği hususunda bunun dışında herhangi bir bilgiye sahip değilim"
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan İ.N., Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 26/06/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "Ben üniversiteden mzun olduktan sonra beni GSM hattından kendisini ... olarak tanıtan bir şahıs aradı. Aradığında bana Ankara dan aradığını ne zaman Ankara ya hakim savcı çalışma evlerine geleceğimi sordu. Bende kendisine on - on beş gün kadar sonra geleceğimi söyledim. O da bana benim geç kaldığımı daha erken gelmeye çalış diye söylemde bulunduğunu hatırlıyorum. Ayrıca bana gelmeden bir gün önce bu hattan beni ara ben seni Ankara aşti den aldırıyım demişti. Bende söylediği gibi bir gün öncesinden kendisini aradımç bende yarın geleceğimi söylerek 2011 yılı Temmuz aylarının sonlarına doğru kendi imkanlarımla Aşti otogarına gittim. Aştide beni kendisini ... diye tanıtan HAKİM SAVCI ADAYI kaşıladı. Bu şahsın sonrasında ... KOD ismini kullandığını öğrendim. Benimle birlikte Ankara da hakim savcı çalışma evlerinde kalmak için gelen ... isimli şahısta vardı. ... KOD ADLI ŞAHIS beni ve ... isimli şahsı alarak Keçiören semtinde kalacağımız hakim savcı çalışma evlerine götürdü.... Ben bu evde 2011 yılı Aralık ayında yapılan Adli yargı sınavına girdim. Bu sınavdan 80 civarında bir puan alarak yazılı sınavı ve mülakatı geçtim. Bu sınavı hatırladığım kadarıyla benim haricimde yazılı sınavı geçen şahıslar E.A., O.K.O., F.Ç, S.Ş., ... idi.. Ben bu evde kalmaya devam ederken diğer hakim savcı evinde mülakata hazırlanan fakülteden arkadaşım olan H.İ.A. In yanına muhabbet amaçlı giderdim. Bu benim eski kalmış olduğum ev hakim savcı çalışma evi olmaktan çıkmış mülakat evi olmuştu. Bu eve gittiğimde mülakata hazırlanan şahıslar H.İ.A., ..., İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM 2-3 ŞAHIS daha vardı.. 22- ...: Bu şahıs Antalya Alanyalıdır. İstanbul hukuk mezunudur. Bu şahısla yapının hakim savcı çalışma evinde birlikte kaldım. Sonrasında adli hakim olduğunu biliyorum görsem teşhis ederim."
Aynı tanık davacının yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararında yer alan beyanında; "Ben bu hususta daha önce beyanlarda bulunmuştum. Doğrudur, aynen tekrar ederim. Ben ...sicil numarası ile Hakim olarak görev yapıyordum. Sonrasında FETÖ/PDY'den dolayı meslekten ihraç oldum. Üniversiteyi İstanbul Kültür Üniversitesi'nde 2006-2011 yılları arasında okumuştum. Hakimlik sınavını 2011 yılı Aralık ayında kazanmıştım. Stajımı Ankara Batı Adliyesi'nde tamamladım. 2013 yılı Ağustos ayında Aydın Çine'de göreve başladım. Sonrasında Yüksekova'ya tayin oldum. Burada iken meslekten ihraç edildim. Ben Hakimlik sınavına çalıştığım dönemde Ankara ilinde FETÖ'nün açmış olduğu Hakimlik çalışma evleri vardı. Bu evlerle bağlantımı ...kod adlı biri kurmuştu, benim bu evlerde çalışmam için aracı oldu. Ben de 2011 yılı Aralık ayında başladığım Hakimlik stajına ilişkin sınava Ankara'da çalışma evinde çalıştım. Ankara'da bulunduğum ve çalışma evinde olduğum dönem 2011 yılının Temmuz-Aralık ayları arasıdır. Benim bulunduğum evde H.İ.A., ..., İ.G., E.A., O.K.O., F.Ç. vardı. Bu şahıslarla 3 aylık süreçte sürekli olarak evde çalıştık. Sanık da bu 3 aylık süreçte oradaydı. Çalışma evinin murakıpı ...kod adlı S.S.'ti. Sermurakıpı da ...kod adlı E.G.'dü. Bu evde haftada bir ...kod sohbet yapıyordu. Bu sohbetlerde Gülen'in de kitapları okunuyordu. Ayrıca dini kitaplar okunuyordu. Gülen'in videoları da izleniyordu. Bu çalışma evinde bana herhangi bir şekilde soru verilmedi, sanığa da verilip verilmediğini bilmiyorum. Cep telefonlarımızı götürmüştük ancak evde kaldığımız dönemde toplandı. Televizyon yoktu. Ailemiz ile ankesörlü telefon üzerinden görüşüyorduk. Evde kalan kişilerden hepsi Hakimlik mesleğine ilişkin sınavlarda başarılı oldu. Çalışma evinden sonra sanık ile ayrıldık, kendisinden bu tarihten sonra ne yaptığına, cemaat evinde kalıp kalmadığına ilişkin bilgim yoktur. Atandıktan sonra telefon görüşmelerimizde de iş konuşmuştuk, örgütsel bir konuşmamız olmadı. Ben atandıktan sonra himmet, sohbet konusunda beni takip ettiler. Atandığımız yere gitmeden önce, staj döneminde bizi arayacaklarını söylemişlerdi. Sanık sınavı kazandıktan sonra bir sohbete katıldı mı, himmet verdi mi bilemiyorum. Sınavı kazandıktan sonra gruplar yapılırdı, sanığın bir grupta olup olmadığını bilmiyorum. Sanığın İstanbul'da okuduğunu biliyorum ancak cemaat evinde kalıp kalmadığını veya cemaat ile bağlantısını ne şekilde kurduğunu bilmiyorum. Sanığın bana göndermiş olduğu 2000 TL, 2 çocuğum olmasından dolayı sıkışmıştım ve özel ihtiyaçlarım için kendisinden para istedim, bu maksatla bu parayı göndermişti. Başkaca bir amaç yoktur."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan M.N.E., Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/05/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "..Bizim staj evinin DEVRECİSİ D.A. bu staj evininde DEVRECİSİYDİ. Ancak kendisinin sorumlu olduğu diğer evleri ben bilmiyorum. Sadece Yenimahallede oturmuş olduğumuz evin yakınında bir evde bir defa sohbet olmuştu. Bu evde de ben hatırladığım kadarıyla ..., K.K. ve Y.T. isimli şahıslar vardı. Bu evde toplandığımız zamanda dini sohbet olmuştu. Bu sohbeti bize İSMİNİ BİLMEDİĞİM VE İLK DEFA ORADA GÖRMÜŞ OLDUĞUM BİR ŞAHIS yapmıştı. Biz bu sohbete bizim evdekiler, kardeş evimizde kalan Y.K., İ.N., B.K., T.K. ile birlikte gitmiştik. Orada DEVRECİMİZ D.A. Ve GRUPÇUMUZ A.Ş. isimli şahıslarda bulunuyordu. Bir keresinde ise aynı ekiple birlikte ekipteki bekar olan B.K., M.T., O.Y., K.Y., ..., Y.T. isimli şahıslarla evlilik sohbeti adı altında bizim evimizde bir kez toplanmıştık.. 34- ...: Bu şahıs Antalyalı idi. Bu şahsın hangi üniversite mezunu olduğunu hatırlamıyorum. Bu şahıs Staj Evinde kalmış olduğum dönemde başka bir evde manevi sohbet yapıldığında görmüş olduğum şahıslardandır. 15. Dönem Adli Yargı Hakim Adayıdır. Görsem teşhis ederim."
Aynı tanık davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararında yer alan beyanında; "Ben bu hususta daha önce beyanlarda bulunmuştum. Ancak bu hususta yargılandığım mahkemede de neden bu şekilde beyanda bulunduğum yönünde açıklamamı yaptım. Ben 15. Dönem Hakim Adayı'ydım. 2012-2013 yılları arasında Hakimlik stajı yaptım. İlk görev yerim Patnos'tu, burada 2013-2016 yılları arasında çalıştım. Sonrasında Tavşanlı Adliyesi'ne tayin oldum. Burada ise meslekten ihraç oldum. Ben etkin pişmanlık kapsamında bir ifade vermedim, sadece bildiklerimi anlattım. Bahse konu teşhis tutanağındaki imza bana aittir. Ben Bitlis'te gözaltına alındım ve 1 gün sonra Tokat'a gittim. Tokat'ta da Tavşanlı'da verdiğim şekilde ifade verdim. İşlemlerim bitmesine rağmen sürekli gözaltımı uzattılar. Her gün polisler beni ön mülakata alıyorlardı, anlatmazsan tutuklanırsın diyorlardı. Ben de bu şekilde zayıf kaldım. Orada doğrudan baskı gördüm. Savcı Bey 2-3 defa çağırarak anlatmamı istedi. Ben bir suç işlemedim, iddia edilen bir şey varsa önüme koyun anlatayım dedim. 14 günlük gözaltı süreci vardı. Tokat'ta farklı bir yargılama usulü var. O dönemde ohal devam ediyordu. Ben de okul döneminde evde kaldığım için anlattım. Burada bir suç yok, etkin pişmanlık kapsamında ifade vermedim. Sadece bunları anlattım. Soru çalma yok, suç yok. Sadece evde kalmışım ve bunları beyan ettim. Savcı Bey hiçbir zaman ilgilenmedi. Ben artık gözaltının son günlerinde kolluğun aldığı ve Savcı Bey'in imzaladığı ifademi verdim. Örneğin referansımı anlatıyorum, orayı anlatma, yanlış yere çekilir diyorlar. Ben sanık ...'ı dönem arkadaşım olması nedeniyle tanırım, kendisi hatırladığım kadarıyla Ankara veya İstanbul stajeriydi. Stajdan önce bir tanışıklığımız yoktur. Staj döneminde de sadece tanışıklığımız oldu, bir samimiyetimiz olmamıştır. Ben o dönem cemaat olarak bilinen yapının Hakim-Savcı staj evlerinde kalmıştım. Bu evde birlikte kaldığım kişileri de söyledim ancak ifadelerimi kolluk görevlileri oluşturmuştu. Ben sanığı o dönem bu yapının hiçbir evinde görmedim. Sanığın FETÖ/PDY ile bağlantısına ilişkin herhangi bir bilgim yoktur. Önceki ifademde sanığın isminin geçmesi kolluk görevlilerinin baskısı nedeniyle yazılmıştır. Benim hakkımda FETÖ/PDY'den yargılama devam etmektedir. Gözaltı sürecime yönelik hazırlamış olduğum 7-8 sayfalık savunmam vardır, bunu da mahkemenize talimat mahkemesi vasıtasıyla göndereceğim. Sanık hakkında başkaca bir bilgim yoktur. Ben ve eşim Adli Yargı'da görev yapmaktaydık. Tayin döneminde sanık Balıkesir'in ilçesinde çalıştığı için batıdaki yerlerin durumunu sormak için kendisiyle görüşmüştüm, bunun dışında bir görüşmemiz olmamıştır."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.T., Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/05/2017 tarihli sorgulama tutanağında; "..Mülakat geçtikten sonra bizi hakim savcı adaylarının kaldığı evlere yönlendirdiler. O evde Y.O., Y.A. ve ... ile birlikte kalmaya başladık. F. isimli şahıs artık bizle meslekte bulunan Hakim Savcıların ilgileneceğini bundan sonra onlarla görüşeceğimizi söyledi ve bir gün benimde kaldığım örgüte ait çalışma evinde bir toplantı yapıldı.."
Aynı şahsa ait Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/06/2017 tarihli sorgulama tutanağında; "15- ... ...: Hakimlik savcılık sınavını tamamladıktan sonra Ankara'da staj aşamasında aynı evde beraber kaldık. Bu süre içerisinde hem üniversite de hem de sınava hazırlanırken örgüte ait evlerde kaldığını söylüyordu. Staj dönemi boyunca örgüt toplantılarına ...te katıldı. 2012-2013 yılları olan staj döneminde tüm toplantılara ... katılıyordu. ...te bende yukarıda belirttiğim D.A.'ın grup sorumlusu olduğu gruptaydık. Mesleğe atandıktan sonra da örgütle bağının devam ettiğini biliyorum. Bu kişi FETÖ/PDY örgütü üyesidir."
Aynı şahsa ait Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/06/2017 tarihli sorgulama tutanağında; "7) Staj döneminde de Ankara yeni mahalle de yine Ankara'ya gidersem gösterebileceğim bir evde kaldım. Bu evde ..., Y.O., Y.A. ile birlikte kaldım. Daha sonra Yüksekova'ya tayin oldum. Burada da lojman da kaldım."
Aynı tanık davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararında yer alan beyanında; "Ben bu hususta daha önce beyanlarda bulunmuştum. Doğrudur, aynen tekrar ederim. Ben 15. Dönem Hakim Adayı'ydım, stajımı 2011-2013 yılları arasında yaptım, ilk görev yerim Yüksekova'ydı, burada 6 ay çalıştım, sonrasında eş durumundan Sandıklı'ya tayin oldum, burada 2,5 yıl çalıştım, 2016 yılında Çivril'e tayin oldum, burada 3 ay çalıştıktan sonra meslekten FETÖ/PDY dolayısıyla ihraç oldum. Etkin pişmanlık kapsamında ifadeler verdim, bu ifadelerim doğrudur, yargılamamda HAGB kararı verildi. Sanığı staj döneminde tanıdım, Ankara Yenimahalle'de Y.A., Y.O., ben ve sanık birlikte o dönem cemaat olarak bilinen yapının Hakim-Savcı staj evinde kalıyorduk. Sanıkla FETÖ/PDY'nin çalışma evlerinde aynı evde değildik, bu çalışma evlerinde kaldığını sadece sanığın kendisinden duymuştum. Benim Murakıplık görevim yoktu, sanığın da Murakıplık görevi olup olmadığını hatırlamıyorum. Herhangi bir kod adı yoktur. Staj evinde kaldığımız dönemde bizimle ilgilenen kişi, ev abisi Y.O.'du. Evler arası yapılan sohbetlere sanık da dahil hep birlikte katılıyorduk. O dönem cemaat olarak bilinen yapının düzenlemiş olduğu sohbetlerde staj evinde kalan Hakim adayları katılıyordu, bu sohbetlere o dönem cemaat olarak bilinen yapıyla bağlantısı olmayan kişilerin kalma ihtimali yoktu, evimizin ikiz evi vardı, bu ikiz evle birlikte sohbetler düzenleniyordu. E.G. isimli şahsı tanımıyorum. Meslek hayatımızda sanıkla yüz yüze görüşmedik ancak telefonda birçok kez iş için görüşmüştük. Ben bylock programını kullanmıştım, bylock listemde sanık yoktu, sanığın bylock kullanıp kullanmadığını bilmiyorum. Farklı yerlerde görev yaptığımız için bylock listedem olamazdı. Sanığın o dönem HSYK seçimlerinde örgütün ileri sürdüğü bağımsız adaylar için çalışma yapıp yapmadığını bilmiyorum. Meslek hayatında sohbet toplantılarına devam edip etmediğini, bağlantısının devam edip etmediğini bilmiyorum. Kendisiyle yüz yüze hiç görüşmedik, telefonda da örgüt jargonu gereği bu konular zaten konuşulmazdı. Bu nedenle sanığın meslek hayatında bağlantısının devam edip etmediğini veya faaliyet yürütüp yürütmediğini bilmiyorum. Kaldığımız ev o dönem cemaat olarak bilinen yapının eviydi. Dışarıdan bir arkadaşımızı bu eve kalmak için getirilmesinin imkanı yoktu, ziyaret için ise ancak izinsiz olarak birisi geçici ziyaret için getirilebilir. Ben bu eve geçici olarak gelen izinsiz bir kişiyi görmedim. Sanığın bu evde kaldığı dönemde evin cemaat evi olduğunu bilmemesinin imkanı yoktur. Ben daha öncesinde ...'ı ve Yusuf Oğuz'u tanımıyorum. Y.A. ile aynı evde kalıyorduk. Sonrasında bize yeni bir ev bulmamızı o dönem cemaatteki abiler söylediler. Biz de Y.A. ile bir ev bulduk. Bu eve daha sonra Y.O. geldi, en son da ... geldi. Bu kişilerin eve gelmeleri o dönemki abilerin bu evde kalması şeklinde oldu"
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan M.A., Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/01/2017 tarihli sorgulama tutanağında; "...Yaklaşık 5 ay ders çalıştıktan sonra Kasım'daki idari yargı, Aralık'taki adli yargı sınavlarına girdim. İdari yargıyı ben ve E. kazandık. Adli yargıyı ise bize ismini söylemeyen kişi haricinde dördümüzde kazandık. Sonuçlar açıklandıktan sonra yalnızca adli yargıyı kazanan Y. ve İ. başka eve gittiler, onların yerine aynı bizim gibi her iki sınavı kazanan ... ve A.D. isimli şahıslar geldiler.."
Aynı şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "İfademin bu aşamasında 2012 yılı ocak-mart ayları arasındaki kaldığım hakim-savcı mülakat evleri ile ilgili bildiklerimi anlatacağım. İdari yargı sınavını kazanamayan Y.K. başka bir eve gitti. Adli ve idari yargı sınavını kazanıp çalışma evlerinde kalan A.D., ..., E.A. bizim eve geldiler. Bundan sonra evin murakıbı olan ... KOD ADLI M.G. bize birlikte kalacağımızı, mülakat için birlikte hazırlanacağımızı, ayrıca mülakat sonuçları açıklanana kadar evde bir okuma kampı olacağını, bu okuma kampı süreci boyunca her gün bir Fetih okumamızı söyledi. Bu süre zarfında mülakatlara hazırlandık. Bu mülakat evinde yanlış hatırlamıyorsam 6 kişi kalıyorduk. Bu kişiler benimle birlikte A.D., ..., E.A., N.A. Ve E.K.'idi... Bu süreçte kaldığım mülakat hakim-savcı evlerindeki, evde bulunan E.A., ..., E.K., N.A. ve A.D. ile birlikte hepimiz adli yargı hakim-savcılık sınavını kazandık... Ayrıca hakim-savcı çalışma ve mülakat evinde kaldığım dönemde, mülakat evinde birlikte kaldığımız E.A. Ve ...'ın hakim-savcı çalışma evine de gittik. O evin ser murakıbının benim de kalmış olduğum hakim-savcı çalışma ve mülakat evinin ser murakıbı olan ...KOD ADLI E.G. olduğunu E.A. ve ...'dan öğrendim. Bu evde E.A., ..., S.Ş. H.İ.A., F.Ç. VE İSMİNİ ŞU AN HATIRLAYAMADIĞIM VE GÖRSEM TEŞHİS EDEBİLECEĞİMİ DÜŞÜNMEDİĞİM bir kişi birlikte kalmışlardır. E.A., ..., S.Ş. ve F.Ç. adli yargı hakim-savcı adaylığını kazanmışlardır..."
Aynı şahsa ait Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 11/01/2018 tarihli şüpheli ek ifade tutanağında; "97- ...: Bu şahıs Antalyalıdır. İstanbul hukuk mezunudur. 2012 yılındaki Ankaradaki hakim savcı mülakat evinde birlikte kaldık. 2012 yılında adli hakim olarak göreve başlamıştır. Görsem teşhis ederim."
Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 20/01/2017 tarihli ve 12/02/2018 tarihli teşhis tutanaklarında davacı ...'ı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Aynı tanık davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararında yer alan beyanında; "Ben bu hususta daha önce beyanlarda bulunmuştum. Doğrudur, aynen tekrar ederim. Kahramanmaraş Pazarcık ilçesinde Hakim olarak görev yapıyordum, FETÖ/PDY'den dolayı hakkımda işlem yapıldı, etkin pişmanlık kapsamında ifade verdim, bu ifadelerim doğrudur. Ben 15. Dönem Hakim Adayı'ydım, stajımı 2011-2013 yılları arasında yaptım. Sanığı Hakim-Savcılık stajı döneminde tanıdım, kendisi İstanvul veya Marmara mezunuydu, ben ise Selçuk mezunuyum. O dönem cemaat olarak bilinen yapının Hakim-Savcı çalışma evlerinde kaldım, bu evde 6 kişiydik, sonrasında mülakat döneminde İdari'yi kazanamayanlar evden gitmişti, sanık ... da o dönem cemaat olarak bilinen yapının oluşturduğum Hakim-Savcı çalışma evine sonradan geldi, bu eve geldiğinde biz mülakat aşamasındaydık. Kendisi başka bir çalışma evinde kalıyordu, kaldığı evde E.A., S.Ş., F., Askeri Hakim olduğunu hatırladığım O. isimli şahıslar vardı. Mülakat döneminde bizim eve gelmeden de önce kendisinin evine gitmişliğimiz vardı. Sanığın kaldığı evle bizim kaldığımız evin Sermurakıp'ı ...kod adlı E.G.'dü. E.G.'ün kullanmış olduğu telefon numarasını hatırlamıyorum. Okulu bitirdikten sonra ...kod E.G. ben Mersin'de ailemin yanındayken çalışma evlerine gelmem için beni aramıştı, gelmeden önce de kendisini aramamı ve otogarda karşılayacağını söyledi. Bu şekilde kendisiyle cep telefonundan görüşmüştük. Sonrasında eve gittiğimizde cep telefonu kullanmadığımız için kendisiyle cep telefonu üzerinden görüşmedik. Sermurakıp ile tek görüşmemiz Ankara'ya çağırılmam döneminde kendisiyle telefonla görüşmem şeklinde olmuştur. Bunun dışında başka bir görüşmemiz olmadı. Çalışma evinden sonra mülakat dönemi oldu, bu evde sanıkla birlikte 3-4 ay birlikte kaldık. Mülakata hazırlanıyorduk, provalar yapılıyordu, mülakat için kimlerin yanına gitmemiz gerektiği konuşuluyordu. Mülakattan sonra ben stajımı Gaziantep ilinde yaptım. Sanık ... ise stajını Ankara ilinde yaptı. Staj döneminde sanık FETÖ/PDY'nin Hakim-Savcı staj evinde kalmıştı, aynı zamanda Murakıp olarak görev yaptı. Murakıp kalınan evden sorumludur, üstünde Sermurakıp bulunur. Akademi'de aynı sınıftaydık, hatta birlikte oturuyorduk. Sanık bana eve gideceğini, evlerde öğrenciler olduğunu söylüyordu. Ayrıca aynı evde kaldığımız E.K. de bana sanığın Murakıplık yaptığını beyan ediyordu. Murakıplık yaptığına dair görgüye dayalı bilgim olmadı ama bu şekilde duyuma dayalı bilgim oldu. Meslek hayatımda sanıkla bir kez irtibatımız oldu. Kahramanmaraş'ta N.Ç. adlı Hakim'in düğünü vardı, sanık da düğüne gelmişti, sanık o dönem Balıkesir veya Burhaniye'de, o bölgede bir yerde çalışıyordu, düğünde karşılaştık, evimde kalmak istemedi, rahatsızlık vermek istemedi, öğretmen evine gittik. Bundan başka da bir görüşmemiz olmadı. Ben bylock kullanmadım, sanığın bylock kullanıp kullanmadığını bilmiyorum. Yine HSYK seçim çalışmalarında bağımsızlara oy isteyip istemediğini bilmiyorum, ben zaten bağımsızlara oy veren biri olduğum için benden oy istemez. Sanık çok tedbirlidir, telefonda bu tarz muhabbetlere girmez, yine seçimler için oy topladım dahi demez. Sanık meslek hayatında bizim bölgemizde değildi, benim bağım 2014 HSYK seçimlerine kadar sürmüştü, sanık HSYK seçimlerinden sonra Tatvan'a tayin oldu diye hatırlıyorum, FETÖ içerisinde kimse kimseye sohbetleri, toplantıları anlatmaz, ben bu nedenle sanığın meslek hayatında FETÖ/PDY'nin sohbetlerine, toplantılarına katılıp katılmadığını bilmiyorum. Ben etkin pişmanlık kapsamında kendi irademle ifade verdim, herhangi bir baskı veya şiddet görmedim. Devletime faydalı olmak için bildiğim, gördüğüm her şeyi anlatıyorum. Durduk yere neden sanık hakkında böyle bir beyanda bulunayım. Geçmişte bir pisliğe bulaştık, devletimiz böyle bir yol açtı, ben de devletime yardımcı oldum. Kimseye iftira atmıyorum, yalan söylemiyorum. Sadece samimi olarak bildiklerimi anlatıyorum. Samimiyetimiz FETÖ kullandı, devlete sığınmaktan başka çaremiz yoktur. Ben sanıkla 2013 yılından sonra sadece bir kez karşılaştım, 2013 yılından sonra bağlantısının devam edip etmediğini bilmiyorum, bildiklerim sadece kuramızdan öncesine aittir, sanığın lehine veya aleyhine bir bilgim olsa söylerdim, sanıkla sadece düğünde karşılaştık, burada da FETÖ ile ilgili bir konuşmamız geçmedi. Sanığın örgütten sınav sorularını alıp almadığını bilmiyorum ancak Sermurakıplarımız aynıydı, sınav sorularının verilme ihtimali çok yüksektir"
Davacı tarafından; beyanda bulunan kişilerin tanık değil aynı suçtan yargılanan sanıklar olduğu, tutuklama, gözaltı baskısı altında bulunan bu kişiler tarafından etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilmek amacıyla ifade verildiği, M.N.E. isimli tanığın soruşturma aşamasında verdiği ifadesini değiştirdiği ve bu tanık ifadelerinin hukuken geçerli delil olarak kabul edilemeyeceği beyan edilmiştir.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, hakim-savcı adaylığı döneminde örgüte ait staj evlerinde kaldığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
b) Diğer Hususlar
Hâkimler ve Savcılar Kurulunca savcı düşüncesine beyan dilekçesi ekinde dava dosyasına sunulan ve Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca ...sayılı soruşturma kapsamında düzenlenen 14/07/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağının incelenmesinden; "...Mahallesi ...Sokak ...Apartmanı No:...Kat:... YENİMAHALLE/ANKARA" adresindeki evin staj evi olarak kullanıldığı hususunun tespit edildiği görülmüştür.
Yukarıda yer verilen dosya inceleme ve değerlendirme tutanağı, dava dosyasındaki davacıya ait hizmet belgesi ve davacı hakkındaki tanık beyanlarının değerlendirilmesinden, davacının 2011 yılında açılan adli yargı hakimliği sınavını kazandığı, 13/04/2012-30/07/2013 tarihleri arasında Ankara ilinde adli yargı hakim adayı olarak görev yaptığı, tespitteki ifade ve tarihlerle de uyumlu olması dikkate alındığında, davacının hakim-savcılık staj evinde kaldığı anlaşılmıştır.
Davacı tarafından hakim-savcılık sınavına hazırlık ve staj evinde kaldığına yönelik tespite ilişkin herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, davacının örgütün hakim-savcılık staj evinde kalmasının FETÖ ile iltisak ve irtibatı ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
Davalı idare tarafından Sivas Cumhuriyet Başsavcılığınca 'askeri mahkemeler görevlendirme listesinde' adları bulunan askeri hakim ve savcılar hakkında yürütülmekte olan ...sayılı soruşturma kapsamında düzenlenen 11/01/2017 tarihli bilgi notu dosyaya sunulmuştur. Anılan bilgi notunda; '...' kod adlı E.G. adlı kişinin, çalışma evlerinin sermurakıp olarak nitelendirilen üst abisi olduğu, başka bir şahıs adına kayıtlı 0507...82 numaralı GSM hattını örgüt içi haberleşme için operasyonel hat olarak kullandığı, anılan GSM hattının 2011 yılı Mart ayı ile 2012 Nisan ayı arasında aktif olduğu, bu hat ile sadece adli, askeri ve idari yargı hakim ve Cumhuriyet savcılarının kullandığı GSM hatları ile irtibat kurulduğu, bu hat ile irtibata geçilen hakim ve savcılar arasında davacının da bulunduğu ve çalışma evlerinin sermurakıbı olan E.G. adlı kişinin 0507....82 numaralı GSM hattından davacının kullandığı GSM hattını aramak suretiyle iletişime geçtikleri tespitlerine yer verilmiştir.
Davacı tarafından bu tespite karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, örgüt içi haberleşme için sadece adli, askeri ve idari yargı hakim ve cumhuriyet savcıları ile iletişim kurulan bir GSM hattı aracılığıyla davacı ile de irtibat kurulması, FETÖ ile ilgili yukarıda aktarılan hususlar da göz önünde bulundurulduğunda, davacının anılan örgütle iltisak veya irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ...sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının yasal faiziyle birlikte iadesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ...TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 23/06/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.