T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2019/10088
Karar No : 2023/1217
DAVACI : … Derneği
VEKİLİ : Av. …
DAVALI : … Genel Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU :
23/10/2019 tarih ve 30927 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ağaçlandırma Yönetmeliği'nin
1- 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) ve (b) bendinde yer alan "5 metre" ve "egzotik orijinli" ibarelerinin,
2- 4. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinde yer alan "işlendiği" ibaresinin,
3- 4. maddesinin 1. fıkrasının (l) bendi ile, 4. maddesinin 1. fıkrasının (m) bendinde yer alan "Ekonomiye katkı sağlanması", "boşlukların" ve "doldurularak" ibarelerinin
4- 4. maddesinin 1. fıkrasının (ü) bendinde yer alan "boşluk alanlara" ibaresinin,
5- 5. maddesinin 3. fıkrasının,
6- 7. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan "malikinden muvafakat alınmak kaydıyla" ibaresinin,
7- 8. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde yer alan "Sakız ile yapılacak özel ağaçlandırma çalışmaları hariç olmak üzere" ibaresinin,
8- 16. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "Devlet ormanlarında ve sahipli arazilerde en küçük parçası 0,5 hektardan, hazine arazilerinde ise 2 hektardan küçük olan yerler özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmalarına konu edilemez." cümlesinin,
9-16. maddesinin 3. fıkrasının,
10- 17. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin,
11- 20. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan "işleme" ve "don kırıcı tesisler" ibarelerinin iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI:
Dava konusu Yönetmeliğin dayanağının, Anayasanın ve Orman Kanunu'nun ağaçlandırma ve orman kurma konusundaki düzenlemeleri ve uluslararası çevre düzenlemeleri değil, tarım ve toprak reformu için çıkartılmış bir yönetmelik olduğu izlenimi bulunduğu, Yönetmelikteki yasal dayanak, yürürlük ve yürütmeye ilişkin maddeler ayrık tutulduğunda diğer maddelerin; özel ağaçlandırma, özel erozyon kontrol, özel imar-ihya, özel fidanlık konuları ile ilişkili maddelerden oluştuğu, bu haliyle, bir ağaçlandırma yönetmeliğinden ziyade özel kişi ve kuruluşlara devlet ormanı ve Hazine arazilerinden yer tahsisi yönetmeliği gibi bir düzenleme olduğu, dava konusu Yönetmeliğin Anayasaya, Orman Kanunu'na ve hukuka aykırı olması nedeniyle dava konusu edilen maddelerinin iptaline karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
DAVALI İDARENİN SAVUNMASI :
Usule ilişkin olarak; davanın ehliyet yönünden veya süre aşımı nedeniyle reddi gerektiği; esasa ilişkin olarak; yönetmeliklerin, Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak şartıyla çıkardıkları yazılı hukuk kuralları olduğu, yönetmelik çıkarmaya yetkili olanların Anayasada belirtildiği, Tarım ve Orman Bakanlığı'na bağlı Orman Genel Müdürlüğü'nün ayrı bir tüzel kişiliği bulunduğu, dolayısıyla yönetmelik çıkarmaya da yetkisinin olduğu, dava konusu Yönetmeliğin üst hukuk normlarına ve hukuka uygun olduğu, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI: …
DÜŞÜNCESİ : Dava, 23/10/2019 tarih ve 30927 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ağaçlandırma Yönetmeliği'nin; 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) ve (b) bendinde yer alan "5 metre" ve "egzotik orijinli" ibarelerinin, 4. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinde yer alan "işlendiği" ibaresinin, 4. maddesinin 1. fıkrasının (l) bendinin, 4. maddesinin 1. fıkrasının (m) bendinde yer alan "Ekonomiye katkı sağlanması", "boşlukların" ve "doldurularak" ibarelerinin, 4. maddesinin 1. fıkrasının (ü) bendinde yer alan "boşluk alanlara" ibaresinin, 5. maddesinin 3. fıkrasının, 7. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan "malikinden muvafakat alınmak kaydıyla" ibaresinin, 8. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde yer alan "Sakız ile yapılacak özel ağaçlandırma çalışmaları hariç olmak üzere" ibaresinin, 16. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "Devlet ormanlarında ve sahipli arazilerde en küçük parçası 0,5 hektardan, hazine arazilerinde ise 2 hektardan küçük olan yerler özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmalarına konu edilemez." cümlesinin, 16. maddesinin 3. fıkrasının, 17. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin ve 20. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan "işleme" ve "don kırıcı tesisler" ibarelerinin iptali istemiyle açılmıştır.
Anayasa'nın 169. maddesinde; Devletin, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyup tedbirleri alacağı; bütün ormanların gözetiminin Devlete ait olduğu; Devlet ormanlarının mülkiyetinin devrolunamayacağı; Devlet ormanlarının kanuna göre, Devletçe yönetilip işletileceği; ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemeyeceği; ''Yönetmelikler'' başlığını taşıyan 124. maddesinde de, Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği kurala bağlanmıştır.
İdari işlemlerin bir sebebe dayanması, kanuna ve diğer üst hukuk normlarına uygun olması hukuk devletinin ve idareye güven ilkesinin bir gereğidir. Normlar hiyerarşisi uyarınca, yönetmeliklerin üst hukuk normlarına uygun olması gerekmekle birlikte, daha ayrıntılı ve yönlendirici hükümler getirebileceği de kabul edilmektedir.
6831 sayılı Orman Kanunu'nun;
1. maddesinde, ''Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır. Ancak :A) Sazlıklar; B) Step nebatlariyle örtülü yerler; C) Her çeşit dikenlikler; Ç) Parklar; D) Şehir mezarlıklarıyla kasaba ve köylerin hudutları içerisinde bulunan eski (kadim) mezarlıklardaki ağaç ve ağaçlıklarla örtülü yerler, E) Sahipli arazide bulunan ve civarındaki ormanlarda tabii olarak yetişmiyen ağaç ve ağaççık nevilerinin bulunduğu yerler; F) Orman sınırları içinde veya bitişiğinde tapulu, orman sınırları dışında ise her türlü tasarruf belgeleriyle özel mülkiyette bulunan ve tarım arazisi olarak kullanılan, dağınık veya yer yer küme ve sıra halinde ki her nevi ağaç ve ağaçcıklarla örtülü yerler, G) Orman sınırları dışında olup, yüzölçümü üç hektarı aşmayan sahipli arazilerde tabii olarak yetişen her nevi ağaç ve ağaççıklarla örtülü yerler, H) Orman sınırları içinde veya bitişiğinde tapulu, orman sınırları dışında ise her türlü tasarruf belgeleri ile özel mülkiyette bulunan ve muhitin hususiyetlerine göre yetişmiş veya yetiştirilecek olan (…)(1) fıstık çamlıkları ve palamut meşelikleri dahil olmak üzere her nevi meyveli ağaç ve ağaççıklar; İ) Sahipli arazideki aşılı ve aşısız zeytinliklerle, özel kanunu gereğince Devlet Ormanlarından tefrik edilmiş ve imar, ıslah ve temlik şartları yerine getirilmiş bulunan yabani zeytinlikler ile 9/7/1956 tarih ve 6777 sayılı Kanunda tasrih edilen yabani veya aşılanmış fıstıklık, sakızlık ve harnupluklar. J) Funda veya makilerle örtülü orman ve toprak muhafaza karakteri taşımıyan yerler, K) Orman sınırları dışında olup, alan büyüklüğüne bakılmaksızın sahipli arazilerde, ekim ve dikim yolu ile yetiştirilen her nevi ağaç ve ağaççıklarla örtülü yerler, orman sayılmaz.
17. maddesinin ilk cümlesinde, Devlet ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere; otlatma planı yapılan alanlarda yıllık otlatma süresi dâhilinde hayvanların planlı otlatılmasını sağlayan, gecelemesini emniyet altına alan ve dağılmalarını engelleyen geçici çevirmeler şeklinde düzenlemeler dışında, her çeşit bina, ağıl ve hayvanların barınmasına mahsus yerler yapılması, tarla açılması, işlenmesi, ekilmesi ve orman içinde yerleşilmesi yasaktır.
57. maddesinde, "Orman sahasını artırmak maksadıyla, orman sınırları içinde yangın ve çeşitli sebeplerle meydana gelmiş açıklıklarda, verimsiz, vasıfları bozulmuş ve amenajman planlarında toprak muhafaza karekteri taşımadığı halde muhafazaya ayrılmış orman alanları ile, Devlete ait olup orman yetişme muhiti şartları bakımından elverişli olan yerlerde; köy tüzelkişilikleri ve diğer gerçek ve tüzelkişiler tarafından Orman Genel Müdürlüğünce uygun görülecek planlara göre ağaçlandırma yapılabilir. Köy, kasaba ve şehirler civarında Devlete veya diğer kamu tüzelkişilerine ait arazilerle de gerekli şartlar bulunduğu ve ilgili kuruluşların talebi olduğu veya muvafakatları alındığı takdirde bu kuruluşlarca tesis edilmek ve bakılmak şartıyla orman idaresince ağaçlandırmalar yapılabilir. Bu yerler için lüzumlu fidan ile ağaçlandırma planları ve ağaçlandırma ile ilgili yardımlar bedelsiz sağlanabilir. Ağaçlandırılan sahayı orman halinde koruyup idame ettirmeyenlerden izin hakları geri alınır. İmar ihya çalışması yapılacak bozuk koru ve bozuk baltalık ormanların da bu fıkra hükümleri uygulanır. Mülkiyeti hazinede kalmak üzere bu ağaçlandırma sonucu meydana gelecek ormandan faydalanma usulü, bu Kanunda yer alan hususi ormanlara ait hükümler göre yürütülür. Bozuk ormanlardan çıkacak her nevi orman emvali, üretim, taşıma ve diğer giderler kendilerine ait olmak üzere bu sahaları boşaltıp ağaçlandıracaklara tarife bedeli üzerinden pazar satışı olarak verilir. Uygulama usul ve esasları Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikte gösterilir." hükmü;
59. maddesinde, "57 nci maddenin ikinci fıkrasında yazılı yerlerdeki ağaçlandırılmış sahalar, ilgili kamu kuruluşuna teslim edilir ve bunlar hakkında bu Kanunun hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ormanlara ilişkin hükümleri uygulanır. Kendi arazilerinde ağaçlandırma yapmak isteyen gerçek kişilerle özel hukuk tüzelkişilere, sahipleri tarafından talep edildiği takdirde; plan ve proje yapımında ve bunların uygulamalarında, orman idaresince teknik yardım yapılabilir, plan ve projeleri Orman Genel Müdürlüğünce tasdik edilmiş sahaların fidan ihtiyaçları parasız karşılanır. Bunlar hakkında hususi ormanlara ilişkin hükümler uygulanır." hükmü;
60. maddesinde, "Orman idaresi ve diğer kamu kuruluşları ile gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerin orman ağacı ve ağaçcığı fidan ihtiyaçlarını karşılamak üzere uygun görülen yerlerde, her yıl ağaçlandırılacak sahaya yetecek miktarda fidan üretecek genişlikte fidanlıklar tesis edilir." hükmü;
63. maddesinde, "En ufak parçası yarım hektardan ve parçalar yekünu bir hektardan aşağı olmamak şartiyle kavak, okaliptüs ve kızılağaç dahil olmak üzere yeni ağaçlandırılan arazinin sahibi, ağaçlandırmadan itibaren elli sene için ağaçlandırdığı sahalara ait arazi ve bina vergilerinden muaf tutulur. Bu sahaları orman halinde muhafaza etmiyenlerden vergi muafiyeti kaldırılır." hükmü;
Ek 5. maddesinde, " Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar ile orman alanlarından yararlanma karşılığı alınacak bedel miktarlarının tespiti ve tahsiline ilişkin hususlar, Orman Genel Müdürlüğü tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir." hükmü;
Ek 12. maddesinde ise, "Bozuk veya verimsiz orman alanları; ağaçlandırma, erozyon kontrolü ve rehabilitasyon çalışmalarına konu edilir. Bu alanlarda; mevcut türlerden gerekenler korunur, aşılanır ve/veya rehabilite edilir. Ayrıca orman içi boşluk alanlar, bölgede doğal olarak yetişen türlerle ekim, dikim ve aşılama suretiyle imar-ihya ve/veya rehabilite edilerek doldurulur. Ağaçlandırılan, erozyon kontrolü yapılan, imar-ihya ve rehabilite edilen sahalardan elde edilen odun dışı orman ürünleri; öncelikle bu sahaların bakımını gerçekleştiren köy tüzel kişiliklerine, tarımsal kalkınma kooperatiflerine, 5200 sayılı Kanunla kurulmuş üretici birlikleri ve birliklere ve/veya yöre halkına tarife bedeli ile verilebilir." hükmü yer almaktadır.
4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum Ve Kuruluşlar İle Diğer Kurum Ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 334. maddesinde, Orman Genel Müdürlüğünün madddede sıralanan diğer görevleri yanında f) bendinde Gerçek ve tüzel kişilerin özel ağaçlandırma, imar-ihya, erozyon kontrolü çalışmaları ile fidanlık tesis etmesi, işletmesi ve pazarlamasını desteklemek, görevleri arasında sayılmıştır.
Orman Kanunu'nun yukarıda aktarılan maddelerinden de anlaşılacağı üzere, Anayasada yer alan kurallara koşut ve ayrıntılı düzenlemeler içeren kanunun genel amacı bir tabiat varlığı olan ormanların korunmasıdır. Yeni orman sahalarının oluşturulması ve orman sahalarının artırılması da mevcut ormanlara ilişkin koruma amacından bağımsız düşünülmemiş, bu amacın doğal ve vazgeçilmez bir unsuru olarak kabul edilmiştir.
Bu nedenle; Kanunda orman sahalarını artırma amacıyla yapılacak olan ağaçlandırmaya ilişkin özel kurallara yer verilirken de ormanlarda çeşitli sebeplerle meydana gelen açıklıklar, devlete ait olup orman olmaya elverişli yerler ile özel mülkiyete konu yerlerde ağaçlandırma yapılabileceği belirlenmiştir. Böylece, yalnızca mevcut ormanların korunması değil orman sahalarının artırılması ve yenilerinin oluşturulması da kanunun genel amacını oluşturmaktadır.
6831 sayılı Orman Kanunu'nun 57, 59, 60, 63, ek 5 ve ek 12. maddeleri ile 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 334. maddesine dayanılarak hazırlanan ve davalı Orman Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen, 23/10/2019 tarih ve 30927 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ağaçlandırma Yönetmeliğinin "Amaç" başlığını taşıyan 1. maddesinde; bu Yönetmeliğin amacının, ağaçlandırma, rehabilitasyon, erozyon ve sel kontrolü, çığ ve heyelanların önlenmesi, mera ıslahı, ağaç ıslahı, orman ağaç, ağaççık ve florasına ait tohum ve fidan üretimi, fidanlık ve imar-ihya çalışmalarına ilişkin usul ve esasları düzenlemek olduğu kuralına yer verilmiştir.
Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) ve (b) bendinde yer alan "5 metre" ve "egzotik orijinli" ibareleri hakkında:
Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; ağaç, ormanlarda tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen, en az 5 metre boy yapabilen, yaşı ve çapı ne olursa olsun kökü, gövdesi ve tepesi olan yerli veya egzotik orijinli odunsu bitkiler olarak; (b) bendinde ise ağaççık, ormanlarda tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen, boyu 5 metreyi bulmayan, yaşı ve çapı ne olursa olsun yerli veya egzotik orijinli odunsu bitkiler olarak tanımlanmaktadır.
6831 sayılı Orman Kanunu'nun 1. maddesinde; tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık topluluklarının yerleriyle birlikte orman sayılacağı belirtilmiş ancak, Kanun'da ağaç ve ağaççık tanımı yapılmamıştır.
Ağaçlandırma Yönetmeliği, orman sahalarının arttırılması amacına yönelik yapılacak ağaçlandırma, erozyon kontrolü, imar ihya ve orman fidanlığı kurma çalışmalarına ilişkin usul ve esasları kapsadığı gibi Devlete veya diğer kamu tüzel kişilerine ait arazilerde, gerçek ve tüzel kişilere ait arazilerde de talep etmeleri halinde yapılacak ağaçlandırma çalışmalarına ilişkin usul ve esasları da kapsamaktadır.
6831 sayılı Orman Kanunu'nun Ek 12. maddesinde yer alan; orman içi boşluk alanların, bölgede doğal olarak yetişen türlerle ekim, dikim ve aşılama suretiyle imar-ihya ve/veya rehabilite edilerek doldurulacağı öngörüldüğünden yönetmelik ile yapılan ağaç ve ağaçcık tanımında boy ve türüne ilişkin açıklamalarda hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinde yer alan "işlendiği" ibaresi hakkında:
Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinde; hangar-depo, ağaçlandırma sahalarında elde edilen ürünlerin işlendiği ve muhafaza edildiği, her türlü hava hallerinde çalışanların sığınabileceği, malzemelerin saklandığı toprak veya beton zemin üzerine temelsiz yapılan geçici yapılar olarak tanımlanmaktadır.
6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. maddesinde; Devlet Ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere; her çeşit bina yapılması yasağı getirilmiştir.
Orman alanlarında yapımı öngörülen hangar-depo tesisleri, nitelikleri itibarıyla anılan Kanun hükmü kapsamında ifadesini bulan, istihsal (üretim) faaliyetine yönelik yerlerden olduğundan ve bu yapılar geçici nitelikte bulunduğundan düzenlemede kamu yararına ve üst hukuk normlarına aykırılık bulunmamaktadır.
Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (l) bendi hakkında:
Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (l) bendinde; hızlı gelişen tür, en uygun yetişme ortamlarında, uygun kültür yöntemlerinin kullanılması ile idare süresi sonunda yıllık ortalama kabuksuz gövde odunu hacim artımı en az 10 m³/ha olan ağaç türü olarak tanımlanmaktadır.
Orman Kanunu'nun 57. maddesinde, ağaçlandırma sonucu meydana gelecek ormandan faydalanma usulünün, bu Kanunda yer alan hususi ormanlara ait hükümlere göre yürütüleceği belirtilmiştir. Ağaçlandırma yapılan ormanlardan yararlanma ve bu alanlarda yapılacak üretim faaliyetlerinin ise 6831 sayılı Kanunun bir gereği olduğunda şüphe yoktur.
Buradan hareketle; ağaçlandırılan alanlardan elde edilecek odun için diğer türlere kıyasla hızlı gelişen ve daha fazla hammadde ihtiyacını karşılayacak olan türlerin kullanılması orman ekosisteminin korunması amacına hizmet edecektir. Kaldı ki, dava konusu tanımda, hızlı gelişen türler tek tek sayma usulüyle belirlenmemiş ise de, yıllık ortalama kabuksuz gövde odunu hacim artımı en az 10 m³/ha olan ağaç türleri bu kapsamda kabul edilerek, hızlı gelişen türün niteliği belirlenmiştir.
Bu durumda; dava konusu düzenlemede üst hukuk normlarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (m) bendinde yer alan "Ekonomiye katkı sağlanması" , "boşlukların" ve "doldurularak" ibareleri ile 4. maddesinin 1. fıkrasının (ü) bendinde yer alan "boşluk alanlara" ibaresi hakkında:
Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (m) bendinde; imar-ihya, ekonomiye katkı sağlanması ve biyolojik çeşitliliğin devamı amacıyla; mevcut kök sistemi itibarıyla yeterli yoğunluk ve dağılış aranmaksızın bozuk orman alanlarının koruma ile birlikte canlandırma kesimi, aşılama ve boşlukların uygun türlerle, ekim veya dikim yoluyla doldurularak verimli hale dönüştürülmesi olarak; aynı fıkranın (ü) bendinde; rehabilitasyon, bozuk veya verimsiz orman alanlarında mevcut türlerden gerekenlerin korunması, aşılanması, canlandırma kesimi, boşluk alanlara ormanlarda tabii olarak yetişen türlerin ekimi ve bu türlerin aşılı veya aşısız fidanlarının dikimi olarak tanımlanmaktadır.
Orman Kanunu'nun 57. maddesi uyarınca, orman sınırları içinde yangın ve çeşitli sebeplerle meydana gelmiş açıklıklarda, verimsiz, vasıfları bozulmuş alanlarda yapılacak ağaçlandırma ile ormanlık alanların sınırlarının geliştirilmesi amaçlandığı gibi, bu ağaçlandırma sonucu meydana gelecek ormandan faydalanmanın da ağaçlandırma ile güdülen amaçlar arasında yer aldığı görülmektedir.
Dava konusu Yönetmeliğin 26. maddesi uyarınca ağaçlandırılan alanlardan faydalanmanın devamlılığının sağlanabilmesi için söz konusu alanların korunması ve bu sahalarda işlenen suçların takibinin 6831 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılması gerekmektedir.
Diğer taraftan; imar-ihya faaliyetinin bölgede doğal olarak yetişen, uygun türlerle yapılacağı hem dava konusu Yönetmelik hem de bu Yönetmeliğin dayanağı Kanun ile hüküm altına alındığından, ağaçlandırılan alanlarda, bu alanlarla uyumlu biyolojik çeşitliliğin devamının sağlanacağının kabulü gerekmektedir.
Öte yandan; 6831 sayılı Kanunun Ek 12. maddesinde, "orman içi boşluk alanlar" ifadesine yer verilerek, bu alanların ekim veya dikim suretiyle "doldurulacağı" da hükme bağlandığından dava konusu düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Yönetmeliğin 5. maddesinin 3. fıkrası hakkında:
Yönetmeliğin 5. maddesinin 3. fıkrasında, "Orman idaresi tarafından köy tüzel kişiliği adına ağaçlandırma, imar-ihya veya erozyon kontrolü çalışmaları yapılabilir. Bu çalışmaların yapılacağı sahalar öncelikli olarak köy yerleşim yerlerine yakın yerlerden seçilir. Çalışmalarda, yetişme muhiti şartlarının uygun olması halinde öncelikli olarak, odunundan ziyade meyvesinden yararlanılan odun dışı orman ürünü veren türler kullanılır. Orman idaresi tarafından köy tüzel kişiliği adına tesis edilen ağaçlandırma, erozyon kontrolü ve imar-ihya sahalarının bakımları köy tüzel kişilikleri tarafından yapılabileceği gibi o köyde ikamet eden hane sahiplerinin nüfus sayıları dikkate alınarak talep eden hanelere kura usulü ile paylaştırılmak suretiyle de yaptırılabilir. Sahanın bakımını yapanlara, bu sahalardan elde edilen odun dışı orman ürünleri tarife bedeli ile verilir." düzenlemesi bulunmaktadır.
Dava konusu Yönetmelik maddesiyle, orman idaresi tarafından köy tüzel kişiliği adına ağaçlandırma, imar-ihya veya erozyon kontrolü çalışmaları yapılarak köy tüzel kişiliklerine yardımcı olunduğu ve bu çalışmalarda odun dışı orman ürünü veren türler kullanılarak köy tüzel kişiliklerinin ekonomik olarak desteklendiği, esasen Anayasanın 170. maddesinin bir gereği olarak da köylerin korunarak kalkındırılmalarının amaç edinildiği görülmektedir.
Diğer taraftan; dava konusu Yönetmelikte ve dayanağı Kanunda, yapılacak çalışmalarda kullanılacak türler açısından odun veya odun dışı orman ürünü veren ayrımının yapılmadığı çalışma yapılan sahalardan elde edilen odun dışı orman ürünlerinin tarife bedeli ile sahaların bakımını yapanlara verilmesine ilişkin düzenlemenin de dayanak 6831 sayılı Kanunun Ek 12. maddesiyle uyumlu olduğu görülmektedir.
Bu durumda; dava konusu düzenlemede üst hukuk normlarına, kamu yararına ve hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan "malikinden muvafakat alınmak kaydıyla" ibaresi hakkında:
Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde; "Gerçek kişiler ile diğer tüzel kişilere ait arazilerde malikinden muvafakat alınmak kaydıyla erozyon ve sel kontrolü, çığ ve heyelanların önlenmesine yönelik çalışmalar yapılabilir veya yaptırılabilir." hükmü yer almaktadır.
6831 sayılı Orman Kanunu'nun 57. maddesinin 1. fıkrası ile Ek 12. maddesi uyarınca orman sahasını arttırmak maksadıyla orman sınırları içinde yangın ve çeşitli sebeplerle meydana gelmiş açıklıklarda, verimsiz, vasıfları bozulmuş ve amenajman planlarında toprak muhafaza karakteri taşımadığı halde muhafazaya ayrılmış orman alanlarının ağaçlandırma, erozyon kontrolü ve rehabilitasyon çalışmalarına konu edilebileceği, bu çalışmaların köy tüzel kişilikleri ve diğer gerçek ve tüzel kişiler tarafından Orman Genel Müdürlüğü'nün uygun göreceği planlara göre yapılabileceği kuralının getirildiği görülmektedir.
Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı Kanun maddelerinde, gerçek kişiler ile (kamu kurumları hariç) diğer tüzel kişilere ait arazilerde yapılacak erozyon ve sel kontrolü, çığ ve heyelanların önlenmesine ilişkin çalışmaların ne şekilde yürütüleceğine dair ayrıntılı düzenlemelere yer verilmemiştir.
Bununla birlikte; Yönetmeliğin dayanaklarından 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 334. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde, Orman Genel Müdürlüğü'ne, gerçek ve tüzel kişilerin erozyon kontrolü çalışmalarını destekleme görevi verildiğinden, söz konusu çalışmalar için gerçek kişiler ve diğer tüzel kişilerden sahibi oldukları araziler için muvafakat alınmasına ilişkin dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir.
Yönetmeliğin 8. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde yer alan "Sakız ile yapılacak özel ağaçlandırma çalışmaları hariç olmak üzere" ibaresi hakkında:
Yönetmeliğin 8. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde, sakız ile yapılacak özel ağaçlandırma çalışmaları hariç olmak üzere, deniz kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak 2.000 metrelik mesafe içinde bulunan yerler ile tabii göl kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak 500 metrelik mesafe içinde bulunan yerler, Devlet ormanlarında özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmalarına izin verilemeyecek yerler arasında sayılmıştır.
8. maddede, özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmaları yapılabilecek ve yapılamayacak alanlar belirlenmiştir. Devlet ormanlarında özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmalarına izin verilmeyecek alanlarda; bitki örtüsü, topografya, silüet etkisini bozabilecek, tahribata yönelik hiçbir eylemde bulunulamayacağı, bu sahaların özelliklerinin kaybolmasına veya değiştirilmesine sebep olan veya olabilecek her türlü müdahaleler ile toprak, su ve hava kirlenmesi ve benzeri çevre sorunları yaratacak iş ve işlemler yapılamayacağı, tabii dengeyi bozacak her türlü faaliyete müsaade edilmeyeceği şüphesizdir.
İzin verilmeyecek alanların belirtildiği, maddenin 2. fıkrasının (c) bendiyle, yukarıda açıklanana benzer bir amaç güdülerek deniz ve tabii göl çevrelerinde, belirli mesafeler içinde ağaçlandırma çalışmaları yapılmaması noktasında kısıtlama getirildiği, bu alanlar içerisinde yalnızca sakız ağacı yönünden bir istisna hükmüne yer verildiği anlaşılmaktadır. Söz konusu istisnanın, sakız ağacının yetişme gereksinimleri göz önünde bulundurularak getirildiği ve bu ağacın kısıtlı bir bölgede yetiştiğinden orman ekosistemine olumsuz etkisi olmayacağı sonucuna varılmakla, düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir.
Yönetmeliğin 16. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "Devlet ormanlarında ve sahipli arazilerde en küçük parçası 0,5 hektardan, hazine arazilerinde ise 2 hektardan küçük olan yerler özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmalarına konu edilemez." cümlesi ve 16. maddenin 3. fıkrası hakkında:
Yönetmeliğin 16. maddesinin 1. fıkrasında, "Devlet ormanlarında ve sahipli arazilerde en küçük parçası 0,5 hektardan, hazine arazilerinde ise 2 hektardan küçük olan yerler özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmalarına konu edilemez. Ancak, hazine arazilerinde imar planı içinde kalan ve ağaçlandırılacak alan olarak ayrılan sahalarda 2 hektar saha büyüklüğü aranmaz." düzenlemesi, 3. fıkrasında ise, "Devlet ormanlarında özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmalarında saha ile ilgili üst sınır Genel Müdürlükçe belirlenir." düzenlemesi bulunmaktadır.
6831 sayılı Kanunun 1/G fıkrası "orman sınırları dışında olup yüzölçümü üç hektarı aşmayan sahipli arazideki her nevi ağaç ve ağaçcıklarla örtülü yerler orman sayılmaz" hükmü ile orman dışındaki arazilerde bulunan ve alanı 3 hektarı geçmeyen yerleri orman saymamıştır. Öte yandan; özel ağaçlandırma amacıyla tahsise konu devlet ormanları üzerinde yasaya aykırı bir faaliyette bulunulamayacağı tabiidir.
Buna göre, ormanlık alanlardan özel ağaçlandırma amacıyla gerçek ve tüzel kişilere tahsis edilecek saha büyüklükleri ile ilgili olarak yasal bir sınırlamaya yer verilmemiş olup; dava konusu düzenleme, uygulamada tahsis edilecek sahalarda üst alan sınırlamasının getirdiği sıkıntıların giderilmesi amacını taşıdığı anlaşıldığından düzenlemede, kamu yararı ve hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Yönetmeliğin 17. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi hakkında:
Yönetmeliğin 17. maddesinin 1. fıkrasında, odun veya odun dışı orman ürünü veren türler ile yapılacak ağaçlandırmalarda uyulacak esaslar belirlenmiş olup; dava konusu (ç) bendinde, Devlet ormanı sayılan yerlerde; odun dışı orman ürünü veren ve ormanlarda tabii olarak yetişen ağaç, ağaççık ve floraların tohumu, fidanı ve aşılı fidanlarının veya aynı türlerin aşı kalemlerinin kullanımı ile özel ağaçlandırma çalışmalarına izin verilebileceği hüküm altına alınmıştır.
Orman Kanunu'nun 57. maddesi uyarınca, orman sınırları içinde yangın ve çeşitli sebeplerle meydana gelmiş açıklıklarda, verimsiz, vasıfları bozulmuş alanlarda yapılacak ağaçlandırma ile ormanlık alanların sınırlarının geliştirilmesi amaçlandığı gibi, bu ağaçlandırma sonucu meydana gelecek ormandan faydalanmanın da ağaçlandırma ile güdülen amaçlar arasında yer aldığı şüphesizdir.
6831 sayılı Orman Kanunu'nun Ek 12. maddesinde yer alan; orman içi boşluk alanların, bölgede doğal olarak yetişen türlerle ekim, dikim ve aşılama suretiyle imar-ihya ve/veya rehabilite edilerek doldurulacağı kuralı ışığında, Yönetmeliğin 17. maddesinde, Devlet ormanı sayılan yerlerde yapılacak ağaçlandırma çalışmalarında; yalnızca odun dışı orman ürünü veren türlerin değil, odun ürünü veren türlerin de kullanılacağı göz önüne alındığında, dava konusu düzenlemeyle güdülen amacın, ağaçlandırma sonucu bahçe olarak kullanılacak alanların oluşturulması olmadığı açıktır.
Bu bakımdan; dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir.
Yönetmeliğin 20. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan "işleme" ve "don kırıcı tesisler" ibareleri hakkında:
Yönetmeliğin 20. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, "Devlet ormanlarında tesis edilen özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya sahalarında; üretim, işleme, bakım ve koruma amaçlı konteyner, karavan, prefabrik bekçi evi, taşınabilir tuvalet, hangar-depo, su deposu, sulama ve yangın havuzu, su isale hattı, su kuyusu, don kırıcı tesisler, elektrik tesisleri ve B tipi tali orman yolu yapılmasına izin verilebilir." kuralına yer verilmiştir.
6831 sayılı Kanunun 17. maddesinde, Devlet ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere; her çeşit bina yapılması yasağı getirilmiştir.
Orman alanlarında yapımı öngörülen işleme ve don kırıcı tesisleri, nitelikleri itibarıyla anılan Kanun hükmü kapsamında ifadesini bulan, istihsal (üretim) faaliyetine yönelik yerlerden olduğundan ve bu yapılar geçici nitelikte bulunduğundan yapılan düzenlemede kamu yararına ve üst hukuk normlarına aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği, düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 15.03.2023 tarihinde, davacı vekili Av. …'in ve davalı idare vekili Av. …'ın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü.
İNCELEME VE GEREKÇE :
USUL YÖNÜNDEN:
Davalı idare tarafından ileri sürülen usule ilişkin itirazlar yerinde görülmemiştir.
ESAS YÖNÜNDEN:
İlgili Mevzuat:
Anayasa'nın 169. maddesinde; Devletin, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyup tedbirleri alacağı; bütün ormanların gözetiminin Devlete ait olduğu; Devlet ormanlarının mülkiyetinin devrolunamayacağı; Devlet ormanlarının kanuna göre, Devletçe yönetilip işletileceği; ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemeyeceği; ''Yönetmelikler'' başlığını taşıyan 124. maddesinde, Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği kurala bağlanmıştır.
6831 sayılı Orman Kanunu'nun 57. maddesinde, "Orman sahasını artırmak maksadıyla, orman sınırları içinde yangın ve çeşitli sebeplerle meydana gelmiş açıklıklarda, verimsiz, vasıfları bozulmuş ve amenajman planlarında toprak muhafaza karekteri taşımadığı halde muhafazaya ayrılmış orman alanları ile, Devlete ait olup orman yetişme muhiti şartları bakımından elverişli olan yerlerde; köy tüzelkişilikleri ve diğer gerçek ve tüzelkişiler tarafından Orman Genel Müdürlüğünce uygun görülecek planlara göre ağaçlandırma yapılabilir. Köy, kasaba ve şehirler civarında Devlete veya diğer kamu tüzelkişilerine ait arazilerle de gerekli şartlar bulunduğu ve ilgili kuruluşların talebi olduğu veya muvafakatları alındığı takdirde bu kuruluşlarca tesis edilmek ve bakılmak şartıyla orman idaresince ağaçlandırmalar yapılabilir. Bu yerler için lüzumlu fidan ile ağaçlandırma planları ve ağaçlandırma ile ilgili yardımlar bedelsiz sağlanabilir. Ağaçlandırılan sahayı orman halinde koruyup idame ettirmeyenlerden izin hakları geri alınır. İmar ihya çalışması yapılacak bozuk koru ve bozuk baltalık ormanların da bu fıkra hükümleri uygulanır. Mülkiyeti hazinede kalmak üzere bu ağaçlandırma sonucu meydana gelecek ormandan faydalanma usulü, bu Kanunda yer alan hususi ormanlara ait hükümler göre yürütülür. Bozuk ormanlardan çıkacak her nevi orman emvali, üretim, taşıma ve diğer giderler kendilerine ait olmak üzere bu sahaları boşaltıp ağaçlandıracaklara tarife bedeli üzerinden pazar satışı olarak verilir. Uygulama usul ve esasları Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikte gösterilir." hükmü; 59. maddesinde, "57 nci maddenin ikinci fıkrasında yazılı yerlerdeki ağaçlandırılmış sahalar, ilgili kamu kuruluşuna teslim edilir ve bunlar hakkında bu Kanunun hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ormanlara ilişkin hükümleri uygulanır. Kendi arazilerinde ağaçlandırma yapmak isteyen gerçek kişilerle özel hukuk tüzelkişilere, sahipleri tarafından talep edildiği takdirde; plan ve proje yapımında ve bunların uygulamalarında, orman idaresince teknik yardım yapılabilir, plan ve projeleri Orman Genel Müdürlüğünce tasdik edilmiş sahaların fidan ihtiyaçları parasız karşılanır. Bunlar hakkında hususi ormanlara ilişkin hükümler uygulanır." hükmü; 60. maddesinde, "Orman idaresi ve diğer kamu kuruluşları ile gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerin orman ağacı ve ağaçcığı fidan ihtiyaçlarını karşılamak üzere uygun görülen yerlerde, her yıl ağaçlandırılacak sahaya yetecek miktarda fidan üretecek genişlikte fidanlıklar tesis edilir." hükmü; 63. maddesinde, "En ufak parçası yarım hektardan ve parçalar yekünu bir hektardan aşağı olmamak şartiyle kavak, okaliptüs ve kızılağaç dahil olmak üzere yeni ağaçlandırılan arazinin sahibi, ağaçlandırmadan itibaren elli sene için ağaçlandırdığı sahalara ait arazi ve bina vergilerinden muaf tutulur. Bu sahaları orman halinde muhafaza etmiyenlerden vergi muafiyeti kaldırılır." hükmü; Ek 5. maddesinde, " Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar ile orman alanlarından yararlanma karşılığı alınacak bedel miktarlarının tespiti ve tahsiline ilişkin hususlar, Orman Genel Müdürlüğü tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir." hükmü; Ek 12. maddesinde ise, "Bozuk veya verimsiz orman alanları; ağaçlandırma, erozyon kontrolü ve rehabilitasyon çalışmalarına konu edilir. Bu alanlarda; mevcut türlerden gerekenler korunur, aşılanır ve/veya rehabilite edilir. Ayrıca orman içi boşluk alanlar, bölgede doğal olarak yetişen türlerle ekim, dikim ve aşılama suretiyle imar-ihya ve/veya rehabilite edilerek doldurulur. Ağaçlandırılan, erozyon kontrolü yapılan, imar-ihya ve rehabilite edilen sahalardan elde edilen odun dışı orman ürünleri; öncelikle bu sahaların bakımını gerçekleştiren köy tüzel kişiliklerine, tarımsal kalkınma kooperatiflerine, 5200 sayılı Kanunla kurulmuş üretici birlikleri ve birliklere ve/veya yöre halkına tarife bedeli ile verilebilir." hükmü yer almaktadır.
4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum Ve Kuruluşlar İle Diğer Kurum Ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 334. maddesinde,
"a) Orman kaynaklarını; ekolojik, ekonomik ve sosyo-kültürel faydalarını dikkate alarak, bitki ve hayvan varlığı ile birlikte, ekosistem bütünlüğü içinde idare etmek, katılımcı ve çok amaçlı şekilde planlamak, usulsüz müdahalelere, tabii afetlere, yangınlara karşı korumak, muhtelif zararlıları ile mücadele etmek ve ettirmek, ormancılık karantina hizmetlerini yürütmek, geliştirmek, orman alanlarını ve ormanlara ilişkin hizmetleri artırmak, ormanları imar ve ıslah etmek, silvikültürel bakımını ve gençleştirilmesini sağlamak.
b) Ormanların mülkiyeti ile ilgili iş ve işlemlerini, kadastrosunu, izin ve irtifak işlerini yürütmek.
c) Orman ürün ve hizmetlerinin sürekliliğini güvence altına alarak ormanları teknik, sosyo-kültürel, ekolojik ve ekonomik icaplara göre işletmek, orman ürünlerinin üretim, taşıma, depolama iş ve işlemlerini yapmak ve yaptırmak, bu ürünleri yurt içinde ve yurt dışında pazarlamak.
ç) Mesire yerleri, kent ormanları, araştırma ormanları, ağaç parkı (arboretum) sahaları, orman içi biyoçeşitlilik koruma alanları, model orman, muhafaza ormanı alanlarının ayrılması, korunması, işletilmesini ve işlettirilmesini sağlamak.
d) Orman sınırları içinde veya orman sınırları dışında her türlü arazide; ağaçlandırma, erozyon kontrolü, ormanla ilgili mera ıslahı, çölleşme ile mücadele, sel ve çığ kontrolü çalışmalarını yürütmek, entegre havza projeleri yapmak ve uygulamak.
e) Orman ağaç, ağaççık ve florasına ait bitki türlerinin tohum ve fidanlarını üretmek, ürettirmek, aşılama faaliyetlerini yapmak, devamlı veya geçici fidanlıklar kurmak, işletmek, gerektiğinde kapatmak.
f) Gerçek ve tüzel kişilerin özel ağaçlandırma, imar-ihya, erozyon kontrolü çalışmaları ile fidanlık tesis etmesi, işletmesi ve pazarlamasını desteklemek.
g) Orman ekosistemlerinin sunduğu ürün ve hizmetlerden azami seviyede istifade edilmesini sağlamak üzere döner sermaye işletmeleri ve gerekli diğer birimleri kurmak ve işletmek, gerektiğinde kapatmak, her türlü malzeme, arsa, arazi, bina, tesis, tesisat satın almak veya kiralamak, gerektiğinde takas yapmak; bunların bakım ve onarımlarını yapmak, yaptırmak, hizmetlerin gerektirdiği makineler ile hizmet vasıtalarını sağlamak, bakım ve revizyonlarını yapmak, yaptırmak, ormanlarda gerekli her türlü altyapı çalışmasını yapmak, ormancılık faaliyetleri için gerekli yolların etüt projelerini yapmak, bakım ve onarım işlerini yapmak veya yaptırmak.
ğ) Hizmetin gerektirdiği her türlü hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim yapmak ve yaptırmak, Genel Müdürlüğün çalışma alanına giren hizmetlere ilişkin olarak, yerel, ulusal ve küresel seviyede görev yapacak enstitüler, müdürlükler, araştırma birimleri, eğitim merkezleri ve sosyal tesisler kurmak ve işletmek.
h) Hizmetleri ile ilgili her türlü araştırma ve geliştirme, envanter, basım, yayım ve tanıtma işleri ile projeleri yapmak veya yaptırmak ve bunların sonuçlarını yurt içinde ve yurt dışında pazarlamak.
ı) Orman ürün ve hizmetlerinin kullanımını yaygınlaştırmaya yönelik çalışmalar yapmak, her türlü orman ürünü üreten, işleyen, pazarlayan, ithalat ve ihracatını yapan özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve üniversiteler ile yakın işbirliği içinde çalışmak, yurt içinde ve yurt dışında danışmanlık yapmak, projeler uygulamak, ormanlar ve ormancılıkla ilgili olarak kamuoyunu bilinçlendirici her türlü faaliyette bulunmak.
i) (Ek:RG-19/6/2019-30806-CK-39/4 md.) Ormancılık faaliyetlerinin geniş kitlelere yayılmasını sağlamak ve orman yangınlarının önlenmesi ile ilgili kamuoyunun bilinçlendirilmesi amacıyla orman gençlik ve spor kulüplerine, ait olduğu yılı başındaki döner sermaye bütçesinin binde ikisini geçmemek üzere transfer niteliğinde yardım sağlamak.[10]
j) Orman bütünlüğünü sağlamak amacıyla gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyetinde bulunan taşınmazların orman rejimine alınması için kamulaştırma, kamu kurum ve kuruluşlarının mülkiyetinde bulunan taşınmazların devir ve gerektiğinde takas işlemlerini yapmak, Devlet ormanları içinde ve bitişiğinde oturan köylüleri ayni ve nakdi yardım kaynaklarıyla desteklemek, orman-halk ilişkilerini geliştirmek ve bu konuda her türlü tedbiri almak.
k) Görev alanına giren konularda teknik ve idari esasları belirlemek, çalışma konularına ilişkin laboratuvarlar kurmak ve kurdurmak, iş tarifleri ve birim zaman analizlerini yapmak, yaptırmak ve birim fiyatlarını tespit etmek.
l) Genel Müdürlüğün görev, hizmet ve faaliyetleri ile ilgili olarak, diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca uyulacak esasları belirlemek, koordinasyonu sağlamak.
m) Mevzuatla verilen diğer görev ve hizmetleri yapmak." Orman Genel Müdürlüğü'nün görevleri arasında sayılmıştır.
Orman Kanunu'nun yukarıda aktarılan maddelerinden de anlaşılacağı üzere, Anayasada yer alan kurallara koşut ve ayrıntılı düzenlemeler içeren kanunun genel amacı bir tabiat varlığı olan ormanların korunmasıdır. Yeni orman sahalarının oluşturulması ve orman sahalarının artırılması da mevcut ormanlara ilişkin koruma amacından bağımsız düşünülmemiş, bu amacın doğal ve vazgeçilmez bir unsuru olarak kabul edilmiştir.
Bu nedenle; Kanunda orman sahalarını artırma amacıyla yapılacak olan ağaçlandırmaya ilişkin özel kurallara yer verilirken de ormanlarda çeşitli sebeplerle meydana gelen açıklıklar, devlete ait olup orman olmaya elverişli yerler ile özel mülkiyete konu yerlerde ağaçlandırma yapılabileceği belirlenmiştir. Böylece, yalnızca mevcut ormanların korunması değil orman sahalarının artırılması ve yenilerinin oluşturulması da kanunun genel amacını oluşturmaktadır.
6831 sayılı Orman Kanunu'nun 57, 59, 60, 63, ek 5 ve ek 12. maddeleri ile 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 334. maddesine dayanılarak hazırlanan ve davalı Orman Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen, 23/10/2019 tarih ve 30927 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ağaçlandırma Yönetmeliğinin "Amaç" başlığını taşıyan 1. maddesinde; bu Yönetmeliğin amacının, ağaçlandırma, rehabilitasyon, erozyon ve sel kontrolü, çığ ve heyelanların önlenmesi, mera ıslahı, ağaç ıslahı, orman ağaç, ağaççık ve florasına ait tohum ve fidan üretimi, fidanlık ve imar-ihya çalışmalarına ilişkin usul ve esasları düzenlemek olduğu kuralına yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdari işlemlerin bir sebebe dayalı olması idare hukukunun temel ilkelerindendir. İdari işlemin kanuna uygunluğunun ve dayanağının değerlendirilmesi, idarenin saydamlığı, idareye güven ilkeleri ve hukuk devleti anlayışının oluşumu noktasında büyük öneme sahiptir. Normlar hiyerarşisi uyarınca, dava konusu Yönetmeliğin üst hukuk normlarına uygun olması gerekmekle birlikte, daha ayrıntılı ve yönlendirici hükümler getirebileceği de açıktır.
Ağaçlandırma Yönetmeliğinin, birden çok maddesinin hukuka aykırı olduğu öne sürülerek, iptali istemiyle dava açılması nedeniyle, uyuşmazlığın çözümü için hukuka aykırılık iddialarının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir.
Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) ve (b) bendinde yer alan "5 metre" ve "egzotik orijinli" ibareleri yönünden yapılan inceleme;
Yönetmeliğin 4. maddesinde 1. fıkrasının (a) bendinde; ağaç, ormanlarda tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen, en az 5 metre boy yapabilen, yaşı ve çapı ne olursa olsun kökü, gövdesi ve tepesi olan yerli veya egzotik orijinli odunsu bitkiler olarak; (b) bendinde ise ağaççık, ormanlarda tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen, boyu 5 metreyi bulmayan, yaşı ve çapı ne olursa olsun yerli veya egzotik orijinli odunsu bitkiler olarak tanımlanmaktadır.
Davacı tarafından, dava konusu Yönetmelik ile, ağaç ve ağaççıkların boy sınırının 8 metre iken 5 metreye indirildiği, böylece gerçek ve tüzel kişilerin devlet ormanı sayılan arazilerde yapacakları özel ağaçlandırmalarda kişi ve orman köylüsüne gelir getirici ağaç ve ağaççık türlerinin kapsamı genişletilirken orman ekosisteminin bozulacağı; söz konusu tanımda, hiçbir sınırlama ve açıklama getirilmeksizin egzotik orijinli ağaç türlerine yer verildiği, egzotik türlerin bilimsel açıdan çeşitli sakıncaları olduğu, egzotik tür dikiminin koşullu ve sınırlı olması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, ağaç ve ağaççık boylarının uluslararası tanımlamalara uygun hale getirilmesi için 5 metre olarak düzenlendiği, bu konuda Kanunda bir düzenleme bulunmadığı, “Egzotik tür” ifadesinin dava konusu Yönetmelik ile yürürlükten kaldırılan mülga Ağaçlandırma Yönetmeliği'nde de bulunduğu, bu konuda değişiklik yapılmadığı, ağaçlandırma çalışmalarında ormanlarımızda doğal olarak yetişen veya emekle yetiştirilen türlerin kullanıldığı, bu şekilde sedir, kayın, karaçam, ceviz, antepfıstığı ormanı kurulduğu, ayrıca sahilçamı, radiata, okaliptüs, melez kavak gibi hızlı büyüyen yabancı menşeili egzotik türlerin hızlı gelişen tür olarak kullanıldığı, bu sayede okaliptüs kullanılarak birçok şehirdeki bataklıkların kurutulduğu savunulmaktadır.
6831 sayılı Orman Kanunu'nun 1. maddesinde; tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık topluluklarının yerleriyle birlikte orman sayılacağı düzenlenmekte olup, Kanun'da ağaç ve ağaççık tanımı yapılmamıştır.
Ağaçlandırma Yönetmeliği, orman sahalarının arttırılması amacına yönelik yapılacak ağaçlandırma, erozyon kontrolü, imar ihya ve orman fidanlığı kurma çalışmalarına ilişkin usul ve esasları kapsadığı gibi Devlete veya diğer kamu tüzel kişilerine ait arazilerde, gerçek ve tüzel kişilere ait arazilerde de talep etmeleri halinde yapılacak ağaçlandırma çalışmalarına ilişkin usul ve esasları da kapsamaktadır.
6831 sayılı Orman Kanunu'nun Ek 12. maddesinde yer alan; orman içi boşluk alanların, bölgede doğal olarak yetişen türlerle ekim, dikim ve aşılama suretiyle imar-ihya ve/veya rehabilite edilerek doldurulacağı kuralı da göz önüne alındığında Yönetmelik ile yapılan ağaç ve ağaçcık tanımında ve bu tanımda yer verilen ağaç ve ağaççıkların boy ve türüne ilişkin açıklamalarda normlar hiyerarşisine ve hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinde yer alan "işlendiği" ibaresi yönünden yapılan inceleme;
Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinde; hangar-depo, ağaçlandırma sahalarında elde edilen ürünlerin işlendiği ve muhafaza edildiği, her türlü hava hallerinde çalışanların sığınabileceği, malzemelerin saklandığı toprak veya beton zemin üzerine temelsiz yapılan geçici yapılar olarak tanımlanmaktadır.
Davacı tarafından, tanımda yer alan "işlendiği" ibaresiyle doğal maki ve orman ekosistemlerinde yapılaşmaya yol açılacağı, ürünlerin işlenmesi sırasında çevrenin olumsuz etkileneceği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, özel ağaçlandırma sahalarında özellikle ceviz ve badem gibi türlerde kabuk kırma, serme, kurutma gibi ürün işleme işlemlerinin yapılmasının gerektiği, bu işlemlerin hangar-depo içerisinde yapılmasının da çevreye olumsuz etkilerini en aza indirgeyeceğinin açık olduğu, tanımda yer aldığı üzere bu yapıların temelsiz olarak yapılmasının orman ürünü işlendikten sonra kaldırılabileceği anlamına geldiği savunulmaktadır.
6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. maddesinde; Devlet Ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere; her çeşit bina yapılması yasağı getirilmiştir.
Orman alanlarında yapımı öngörülen hangar-depo tesisleri, nitelikleri itibarıyla anılan Kanun hükmü kapsamında ifadesini bulan, istihsal (üretim) faaliyetine yönelik yerlerden olduğundan ve bu yapılar geçici nitelikte bulunduğundan yapılan düzenlemede kamu yararına ve üst hukuk normlarına aykırılık bulunmamaktadır.
Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (l) bendi yönünden yapılan inceleme;
Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (l) bendinde; hızlı gelişen tür, en uygun yetişme ortamlarında, uygun kültür yöntemlerinin kullanılması ile idare süresi sonunda yıllık ortalama kabuksuz gövde odunu hacim artımı en az 10 m³/ha olan ağaç türü olarak tanımlanmaktadır.
Davacı tarafından, maddede tanıma yer verilmekle birlikte türlerin neler olduğunun açıklanmadığı, bunun devlet ormanı sayılan arazilerdeki maki ve orman ekosistemlerinin ağaç tarlalarına dönüştürülmesine yol açabilecek bir uygulama olduğu ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, ülkemizde odun hammaddesine olan ihtiyacın birim alanda en kısa sürede en yüksek seviyede karşılanması için hızlı gelişen tür ağaçlandırmalarının yapıldığı, Endüstriyel Ağaçlandırma Çalışmaları Eylem Planında söz konusu türlerin belirlendiği, hammadde ihtiyacına yönelik ağaçlandırma çalışmalarında kızılçam, sahilçamı, kızılağaç, dişbudak ve okaliptüs gibi hızlı gelişen türlerin kullanıldığı savunulmaktadır.
Orman Kanunu'nun 57. maddesinde, ağaçlandırma sonucu meydana gelecek ormandan faydalanma usulünün, bu Kanunda yer alan hususi ormanlara ait hükümlere göre yürütüleceği belirtilmiş olup; ağaçlandırma yapılan ormanlardan yararlanma ve bu alanlarda yapılacak üretim faaliyetlerinin 6831 sayılı Kanunun bir gereği olduğunda şüphe bulunmamaktadır.
Buradan hareketle; ağaçlandırılan alanlardan elde edilecek odun için diğer türlere kıyasla hızlı gelişen ve daha fazla hammadde ihtiyacını karşılayacak olan türlerin kullanılması orman ekosisteminin korunması amacına hizmet edecektir. Öte yandan; davacının, hızlı gelişen türlerin açıklanmadığı iddiasının aksine, dava konusu edilen tanımda hızlı gelişen türler tek tek sayma usulüyle belirlenmemiş ise de, yıllık ortalama kabuksuz gövde odunu hacim artımı en az 10 m³/ha olan ağaç türleri bu kapsamda kabul edilerek, hızlı gelişen türün niteliği belirlenmiştir.
Bu durumda; yapılan düzenlemede üst hukuk normlarına ve kamu yararına aykırılık görülmemiştir.
Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (m) bendinde yer alan "Ekonomiye katkı sağlanması" , "boşlukların" ve "doldurularak" ibareleri ile 4. maddesinin 1. fıkrasının (ü) bendinde yer alan "boşluk alanlara" ibaresi yönünden yapılan inceleme;
Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (m) bendinde; imar-ihya, ekonomiye katkı sağlanması ve biyolojik çeşitliliğin devamı amacıyla; mevcut kök sistemi itibarıyla yeterli yoğunluk ve dağılış aranmaksızın bozuk orman alanlarının koruma ile birlikte canlandırma kesimi, aşılama ve boşlukların uygun türlerle, ekim veya dikim yoluyla doldurularak verimli hale dönüştürülmesi olarak; aynı fıkranın (ü) bendinde; rehabilitasyon, bozuk veya verimsiz orman alanlarında mevcut türlerden gerekenlerin korunması, aşılanması, canlandırma kesimi, boşluk alanlara ormanlarda tabii olarak yetişen türlerin ekimi ve bu türlerin aşılı veya aşısız fidanlarının dikimi olarak tanımlanmaktadır.
Davacı tarafından, “Ekonomiye katkı sağlanması” ile “biyolojik çeşitliliğin devamının sağlanması”nın eş zamanlı gerçekleştirilmeyebileceği, bu durumda önceliğin hangi ölçütlere, kimler tarafından verileceğinin açık olmadığı, tanımlarda yer alan “boşluk” ve "boşluk alanlara" kelimelerinin “orman içi açıklık” kavramı yerine kullanılırken bilimsel ve hukuksal hata yapıldığı, bu yerlerin orman ekosisteminin vazgeçilmez bir parçası olduğu, imar-ihya tanımında geçen “doldurma” teriminin yönetmelik niteliğindeki düzenleme için uygun olmadığı ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, özel ağaçlandırma çalışmasının teknik, ekonomik ve sosyal yönleri olan çalışmalar olduğu, bozuk orman alanlarının ve orman içi açıklıkların atıl kalması yerine aşılama, uygun türlerle dikim ve canlandırma kesimi gibi teknik metotlarla verimli hale getirilmesiyle hem ormanların sürekliliği hem de sosyo-ekonomik yönden getirisinin olmasının amaçlandığı, belirli bir büyüklüğün altındaki kalan orman içi açıklıkların yaban hayatı için önem arz ettiğinden özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmalarına konu edilemediği, "boşluk” ve “doldurulması” tabirlerinin bizzat Kanun metninden alındığı savunulmaktadır.
Orman Kanunu'nun 57. maddesi uyarınca, orman sınırları içinde yangın ve çeşitli sebeplerle meydana gelmiş açıklıklarda, verimsiz, vasıfları bozulmuş alanlarda yapılacak ağaçlandırma ile ormanlık alanların sınırlarının geliştirilmesi amaçlandığı gibi, bu ağaçlandırma sonucu meydana gelecek ormandan faydalanmanın da ağaçlandırma ile güdülen amaçlar arasında yer aldığı şüphesizdir.
Bu bakımdan; ağaçlandırılan alanlardan faydalanmanın devamlılığının sağlanabilmesi için söz konusu alanların korunması gerektiğinden, bu sahalarda işlenen suçların takibinin de 6831 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılması dava konusu Yönetmeliğin 26. maddesinin bir gereğidir. Ayrıca, Anayasanın yukarıda ilgili kısmına yer verilen amir hükmü uyarınca, ormanlar Devletin koruması ve gözetimi altında bulunmaktadır.
Diğer taraftan; imar-ihya faaliyetinin bölgede doğal olarak yetişen, uygun türlerle yapılacağı hem dava konusu Yönetmelik hem de bu Yönetmeliğin dayanağı Kanun ile hüküm altına alındığından, ağaçlandırılan alanlarda, bu alanlarla uyumlu biyolojik çeşitliliğin devamının sağlanacağının kabulü gerekmektedir.
Öte yandan; davacının iddialarının aksine, 6831 sayılı Kanunun Ek 12. maddesinde, "orman içi boşluk alanlar" ifadesine yer verilerek, bu alanların ekim veya dikim suretiyle "doldurulacağı" hükme bağlanmıştır.
Bu durumda; dava konusu düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Yönetmeliğin 5. maddesinin 3. fıkrası yönünden yapılan inceleme;
Yönetmeliğin 5. maddesinin 3. fıkrasında, "Orman idaresi tarafından köy tüzel kişiliği adına ağaçlandırma, imar-ihya veya erozyon kontrolü çalışmaları yapılabilir. Bu çalışmaların yapılacağı sahalar öncelikli olarak köy yerleşim yerlerine yakın yerlerden seçilir. Çalışmalarda, yetişme muhiti şartlarının uygun olması halinde öncelikli olarak, odunundan ziyade meyvesinden yararlanılan odun dışı orman ürünü veren türler kullanılır. Orman idaresi tarafından köy tüzel kişiliği adına tesis edilen ağaçlandırma, erozyon kontrolü ve imar-ihya sahalarının bakımları köy tüzel kişilikleri tarafından yapılabileceği gibi o köyde ikamet eden hane sahiplerinin nüfus sayıları dikkate alınarak talep eden hanelere kura usulü ile paylaştırılmak suretiyle de yaptırılabilir. Sahanın bakımını yapanlara, bu sahalardan elde edilen odun dışı orman ürünleri tarife bedeli ile verilir." düzenlemesi bulunmaktadır.
Davacı tarafından, bu maddede geçen “köy tüzel kişiliği” terimlerinin yasaya aykırı olarak kullanıldığı, hem bu maddede hem de tanımların yer aldığı 4. maddede “köy tüzel kişiliği”ne açıklık getirilmediği, uygulamada bu durumun Anayasanın 170. maddesinde yer alan “ormanlar içinde ve bitişiğindeki köyler” ile sınırlı kalmayabileceği, maddenin, Kanunun 57. maddesinin temel amacı olan orman sahasının ağaçlandırma yapılması suretiyle arttırılmasına aykırı olduğu, zira “odunundan ziyade meyvesinden yararlanılan odun dışı orman ürünü veren türler”in kullanılmasına olanak tanındığı, bu türlere açıklık getirilmediği, düzenleme ile orman ekosisteminin ceviz, kestane vb. meyvelikler ve zeytinliklere dönüştürülmesi suçuna Orman Genel Müdürlüğü’nün de katıldığı ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, "Köy tüzel kişiliği” kavramının Orman Kanunu’nun 57. maddesinde yer aldığı şekliyle kullanıldığı, zaten orman sınırları içinde veya bitişiğinde olmayan köy, kasaba ve şehirler civarında Devlete veya diğer kamu tüzelkişilerine ait arazilerde de gerekli şartları olduğu takdirde orman idaresince ağaçlandırma yapılabileceği, bu durumunda da Kanunun 57. maddesinde olduğu, “odunundan ziyade meyvesinden yararlanılan odun dışı orman ürünü veren türler”in kullanılmasına olanak tanınması ile Orman Genel Müdürlüğü’nün suça ortak olması iddiasının zorlama olduğu, Ege ve Akdeniz’deki köylerin orman ağaçlandırma ve kesim işlerinden başkaca geliri olmadığı, Ege’de kestane, Akdeniz’de zeytin ağaçlarından elde edilen mahsulün yine kanunda düzenlendiği üzere bu köylerde yaşayanlara cüz’i bir bedel karşılığında toplanmasına müsaade edildiği, bu sayede sosyal ve ekonomik fayda sağlandığı savunulmaktadır.
Yönetmeliğin 5. maddesinde, Devlet ormanlarında yapılacak ağaçlandırma, erozyon ve sel kontrolü, rehabilitasyon, imar-ihya vb. çalışmaların ne şekilde yürütüleceğine ilişkin düzenlemelere yer verilmiş olup; dava konusu 5. maddenin 3. fıkrasında ise, bu çalışmaların köy tüzel kişiliği adına yapılmasına ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.
Davacı tarafından, iptali istenilen maddede geçen "köy tüzel kişiliği" ibaresinin Anayasanın 170. maddesinde geçen "orman içinde veya bitişiğindeki köyler" ile sınırlı kalmayabileceği iddia edilmiş ise de; dava konusu Yönetmeliğin dayanağı 6831 sayılı Kanunun ilgili maddelerinde, köy tüzel kişiliklerinin "orman içinde veya bitişiğinde" olması şartının aranmadığı; bilakis köy, kasaba ve şehirler civarında Devlete veya diğer kamu tüzel kişilerine ait arazilerde dahi ağaçlandırma yapılmasına olanak tanındığı anlaşılmaktadır. Öte yandan; Anayasanın 170. maddesinde yer alan düzenlemenin amacının orman köylüsünün korunması ve kalkındırılmasına yönelik olduğu; dava konusu Yönetmeliğin amacının ise, ağaçlandırma, rehabilitasyon, erozyon ve sel kontrolü vb. esasları düzenlemek olduğu görülmekle, dava konusu Yönetmelik maddesi ile söz konusu Anayasa hükmünün doğrudan bir ilgisi bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte; dava konusu Yönetmelik maddesiyle, orman idaresi tarafından köy tüzel kişiliği adına ağaçlandırma, imar-ihya veya erozyon kontrolü çalışmaları yapılarak köy tüzel kişiliklerine yardımcı olunduğundan ve bu çalışmalarda odun dışı orman ürünü veren türler kullanılarak köy tüzel kişilikleri ekonomik olarak desteklendiğinden, esasen Anayasanın 170. maddesinin bir gereği olarak köyler korunmakta ve kalkındırılmaktadır.
Diğer taraftan; dava konusu Yönetmelikte ve dayanağı Kanunda, yapılacak çalışmalarda kullanılacak türler açısından odun veya odun dışı orman ürünü veren ayrımının yapılmadığı görülmektedir.
Son olarak, çalışma yapılan sahalardan elde edilen odun dışı orman ürünlerinin tarife bedeli ile sahaların bakımını yapanlara verilmesine ilişkin düzenlemenin de dayanak 6831 sayılı Kanunun Ek 12. maddesiyle aynı yönde bulunduğu anlaşılmıştır.
Bu durumda; dava konusu düzenlemede üst hukuk normlarına, kamu yararına ve hukuka aykırılık görülmemiştir.
Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan "malikinden muvafakat alınmak kaydıyla" ibaresi yönünden yapılan inceleme;
Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde; "Gerçek kişiler ile diğer tüzel kişilere ait arazilerde malikinden muvafakat alınmak kaydıyla erozyon ve sel kontrolü, çığ ve heyelanların önlenmesine yönelik çalışmalar yapılabilir veya yaptırılabilir." hükmü yer almaktadır.
Davacı tarafından, Orman Genel Müdürlüğü gibi uzman bir kuruluşun “erozyon ve sel kontrolü, çığ ve heyelanların önlenmesi” gibi kamusal yararın gerektirdiği ve hayati önem taşıyan çalışmaları özel mülk sahibinin oluruna bırakmasının kabul edilemez olduğu ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, gerçek ve tüzelkişilerin kendilerine ait tapulu mülklerinde tasarruf sahibi oldukları, bu alanlarda yapılacak çalışmalardan önce muvafakat alınarak ileride karşılaşılabilecek sorunların önüne geçildiği, aksi durumun mülkiyet hakkının ihlali olacağı, düzenlemenin Orman Kanunu'nun 57. maddesinin 2. fıkrasına uygun olduğu savunulmaktadır.
6831 sayılı Orman Kanunu'nun 57. maddesinin 1. fıkrası ile Ek 12. maddesinde yer alan düzenlemeler değerlendirildiğinde; orman sahasını arttırmak maksadıyla orman sınırları içinde yangın ve çeşitli sebeplerle meydana gelmiş açıklıklarda, verimsiz, vasıfları bozulmuş ve amenajman planlarında toprak muhafaza karakteri taşımadığı halde muhafazaya ayrılmış orman alanlarının ağaçlandırma, erozyon kontrolü ve rehabilitasyon çalışmalarına konu edilebileceği, bu çalışmaların köy tüzel kişilikleri ve diğer gerçek ve tüzel kişiler tarafından Orman Genel Müdürlüğü'nün uygun göreceği planlara göre yapılabileceği kuralının getirildiği görülmektedir.
Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı Kanun maddelerinde, gerçek kişiler ile (kamu kurumları hariç) diğer tüzel kişilere ait arazilerde yapılacak erozyon ve sel kontrolü, çığ ve heyelanların önlenmesine ilişkin çalışmaların ne şekilde yürütüleceğine dair ayrıntılı düzenlemelere yer verilmemiştir.
Bununla birlikte; Yönetmeliğin dayanaklarından 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 334. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde, Orman Genel Müdürlüğü'ne, gerçek ve tüzel kişilerin erozyon kontrolü çalışmalarını destekleme görevi verildiğinden, söz konusu çalışmalar için gerçek kişiler ve diğer tüzel kişilerden sahibi oldukları araziler için muvafakat alınmasına ilişkin dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir.
Yönetmeliğin 8. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde yer alan "Sakız ile yapılacak özel ağaçlandırma çalışmaları hariç olmak üzere" ibaresi yönünden yapılan inceleme;
Yönetmeliğin 8. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde, sakız ile yapılacak özel ağaçlandırma çalışmaları hariç olmak üzere, deniz kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak 2.000 metrelik mesafe içinde bulunan yerler ile tabii göl kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak 500 metrelik mesafe içinde bulunan yerler, Devlet ormanlarında özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmalarına izin verilemeyecek yerler arasında sayılmıştır.
Davacı tarafından, sakız ağacı ile yapılacak özel ağaçlandırmaların kısıtlama dışında tutulması bu ağacın ekolojik isteklerinden kaynaklanmakta ise de, bu düzenlemenin kötü niyetli kullanımlara dayanak olabileceği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, yapılacak özel ağaçlandırma, özel imar-ihya çalışmalarının idarelerince onaylı uygulama projeleri kapsamında yapıldığı, bu proje yapılırken en önemli kriterlerden birinin ağaçlandırmaya konu olacak türün seçimi olduğu, sakız ağacının ülkemiz için endemik bir bitki türü olup lokal bir bölgede yetiştiği, ağacın ekolojik isteklerinden dolayı, yapılacak özel ağaçlandırma çalışmalarında aranılan kriterlerden hariç tutulduğu savunulmaktadır.
Yönetmeliğin 8. maddesinde, özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmaları yapılabilecek ve yapılamayacak alanlar belirlenmiş olup; Devlet ormanlarında özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmalarına izin verilmeyecek alanlarda; bitki örtüsü, topografya, silüet etkisini bozabilecek, tahribata yönelik hiçbir eylemde bulunulamayacağı, bu sahaların özelliklerinin kaybolmasına veya değiştirilmesine sebep olan veya olabilecek her türlü müdahaleler ile toprak, su ve hava kirlenmesi ve benzeri çevre sorunları yaratacak iş ve işlemler yapılamayacağı, tabii dengeyi bozacak her türlü faaliyetin önüne geçilmesi gerektiği izahtan varestedir.
İzin verilmeyecek alanların belirtildiği, maddenin 2. fıkrasının (c) bendiyle, yukarıda açıklanana benzer bir amaç güdülerek deniz ve tabii göl çevrelerinde, belirli mesafeler içinde ağaçlandırma çalışmaları yapılmaması noktasında kısıtlama getirildiği, bu alanlar içerisinde yalnızca sakız ağacı yönünden bir istisna hükmüne yer verildiği anlaşılmaktadır. Söz konusu istisnanın, sakız ağacının yetişme gereksinimleri göz önünde bulundurularak getirildiği ve bu ağacın kısıtlı bir bölgede yetiştiğinden orman ekosistemine olumsuz etkisi olmayacağı sonucuna varılmakla, düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir.
Yönetmeliğin 16. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "Devlet ormanlarında ve sahipli arazilerde en küçük parçası 0,5 hektardan, hazine arazilerinde ise 2 hektardan küçük olan yerler özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmalarına konu edilemez." cümlesi ve 16. maddenin 3. fıkrası yönünden yapılan inceleme;
Yönetmeliğin 16. maddesinin 1. fıkrasında, "Devlet ormanlarında ve sahipli arazilerde en küçük parçası 0,5 hektardan, hazine arazilerinde ise 2 hektardan küçük olan yerler özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmalarına konu edilemez. Ancak, hazine arazilerinde imar planı içinde kalan ve ağaçlandırılacak alan olarak ayrılan sahalarda 2 hektar saha büyüklüğü aranmaz." düzenlemesi, 3. fıkrasında ise, "Devlet ormanlarında özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmalarında saha ile ilgili üst sınır Genel Müdürlükçe belirlenir." düzenlemesi bulunmaktadır.
Davacı tarafından, gerek 6831 sayılı Kanunun 57. maddesinin gerekse tüm ağaçlandırma yönetmeliklerinin temel amacının orman sahasının artırılması olduğu, 6831 sayılı Kanunun 1. maddesinin G fıkrasına göre, bir yerin orman sayılabilmesi için genişliğinin en az 3 hektar olması gerektiği, dava konusu düzenlemenin anılan Kanun maddesine aykırı olduğu, dava konusu Yönetmeliğin miktar farkı gözetmeksizin, orman ağaçlandırması değil de bitki yetiştirmek için ormandan yer verilmesi mantığından hareketle düzenleme getirdiği, Yönetmelik ile amaçlananın, devlet ormanı kurmak değil bahçe tesis etmek olduğu, izin verilebilecek alanın genişliğinin idareye bırakılmasının keyfi uygulamalara yol açabileceği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, Orman Kanunu'nun 57. maddesinde özel ağaçlandırmaya konu edilecek orman alanı büyüklüğünün belirlenmediği, ülkemiz koşullarında arazilerin parçalı olması ve bugüne kadar idarelerince yapılan uygulamalardan alınmış sonuçlar göz önüne alındığında, belirlenen sınırın makul olarak değerlendirildiği, Orman Kanunu'nun 1. maddesinin G fıkrasındaki hükmün özel ağaçlandırma çalışmasıyla bir ilgisinin olmadığı, izin verilecek saha büyüklüğü konusunda yasalarda bir sınırlamaya yer verilmediği, belirlenen saha büyüklüğünün idari bir tasarruf olup keyfi bir uygulama olmadığı savunulmaktadır.
Davacı tarafından, Yönetmeliğin 16. maddesinin 1. fıkrasında yer alan düzenlemenin, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 1. maddesinin "G" fıkrasına aykırı olduğunu öne sürülerek iptali istenilmekte ise de; 6831 sayılı Kanunun 1/G fıkrası "orman sınırları dışında olup yüzölçümü üç hektarı aşmayan sahipli arazideki her nevi ağaç ve ağaçcıklarla örtülü yerler orman sayılmaz" hükmü ile orman dışındaki arazilerde bulunan ve alanı 3 hektarı geçmeyen yerleri orman saymamıştır. Öte yandan; özel ağaçlandırma amacıyla tahsise konu devlet ormanları üzerinde yasaya aykırı bir faaliyette bulunulamayacağı tabiidir.
Ormanlık alanlardan özel ağaçlandırma amacıyla gerçek ve tüzel kişilere tahsis edilecek saha büyüklükleri ile ilgili olarak yasalarda bir sınırlamaya yer verilmemiş olup; dava konusu düzenleme, uygulamada tahsis edilecek sahalarda üst alan sınırlamasının getirdiği sıkıntıların giderilmesi amacını taşıdığından düzenlemede, kamu yararı ve hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Yönetmeliğin 17. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi yönünden yapılan inceleme;
Yönetmeliğin 17. maddesinin 1. fıkrasında, odun veya odun dışı orman ürünü veren türler ile yapılacak ağaçlandırmalarda uyulacak esaslar belirlenmiş olup; dava konusu (ç) bendinde, Devlet ormanı sayılan yerlerde; odun dışı orman ürünü veren ve ormanlarda tabii olarak yetişen ağaç, ağaççık ve floraların tohumu, fidanı ve aşılı fidanlarının veya aynı türlerin aşı kalemlerinin kullanımı ile özel ağaçlandırma çalışmalarına izin verilebileceği hüküm altına alınmıştır.
Davacı tarafından, düzenleme ile ağaççık ve çalı formundaki diğer meyve ağaçlarının kullanılmasına izin verilerek kapsamın genişletildiği, ormanların ceviz, badem, fındık, zeytin vb. bahçelere dönüştürülmesinin olanaklı hale getirildiği, 6831 sayılı Kanunun 17. maddesinde yer alan “Devlet ormanları içinde ... tarla açılması, işlenmesi, ekilmesi … yasaktır.” hükmüne aykırı olarak ormanların fiilen meyve üretimi yapılan bahçelere dönüştürüleceği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, mülga Yönetmelikte yer alan ifadenin korunarak yalnızca “özel erozyon kontrolü” ifadesinin çıkarıldığı, Orman Kanunu'nun Ek 12. maddesinde “mevcut türlerden gerekenlerin korunacağı"nın ve “bölgede doğal olarak yetişen türlerin” kullanılacağının yer aldığı, ormanlarımızda doğal olarak bulunmayan veya emekle yetiştirilmemiş olan türler haricindeki armut, kayısı, elma gibi kültüre alınmış türlere bu çalışmalarda müsaade edilmediği savunulmaktadır.
Orman Kanunu'nun 57. maddesi uyarınca, orman sınırları içinde yangın ve çeşitli sebeplerle meydana gelmiş açıklıklarda, verimsiz, vasıfları bozulmuş alanlarda yapılacak ağaçlandırma ile ormanlık alanların sınırlarının geliştirilmesi amaçlandığı gibi, bu ağaçlandırma sonucu meydana gelecek ormandan faydalanmanın da ağaçlandırma ile güdülen amaçlar arasında yer aldığı şüphesizdir.
Davacının iddialarının aksine, ağaçlandırılan sahalarda işlenen suçların takibinin 6831 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılması dava konusu Yönetmeliğin 26. maddesinin bir gereğidir. Ayrıca, Anayasanın yukarıda ilgili kısmına yer verilen amir hükmü uyarınca, ormanlar Devletin koruması ve gözetimi altında bulunmaktadır.
Bununla birlikte; 6831 sayılı Orman Kanunu'nun Ek 12. maddesinde yer alan; orman içi boşluk alanların, bölgede doğal olarak yetişen türlerle ekim, dikim ve aşılama suretiyle imar-ihya ve/veya rehabilite edilerek doldurulacağı kuralı ışığında, Yönetmeliğin 17. maddesinde, Devlet ormanı sayılan yerlerde yapılacak ağaçlandırma çalışmalarında; yalnızca odun dışı orman ürünü veren türlerin değil, odun ürünü veren türlerin de kullanılacağı göz önüne alındığında, dava konusu düzenlemeyle güdülen amacın, ağaçlandırma sonucu bahçe olarak kullanılacak alanların oluşturması olmadığı açıktır.
Bu bakımdan; dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir.
Yönetmeliğin 20. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan "işleme" ve "don kırıcı tesisler" ibareleri yönünden yapılan inceleme;
Yönetmeliğin 20. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, "Devlet ormanlarında tesis edilen özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya sahalarında; üretim, işleme, bakım ve koruma amaçlı konteyner, karavan, prefabrik bekçi evi, taşınabilir tuvalet, hangar-depo, su deposu, sulama ve yangın havuzu, su isale hattı, su kuyusu, don kırıcı tesisler, elektrik tesisleri ve B tipi tali orman yolu yapılmasına izin verilebilir." kuralına yer verilmiştir.
Davacı tarafından, “işleme" ve “don kırıcı” tesislerine izin verilmesiyle özel ağaçlandırma alanındaki yapılaşma olanağının artırıldığı, izin verilecek “üretim” tesisinin yapısal özelliklerine açıklama getirilmeyerek bu olasılığın artırıldığı ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmalarında sahada üretim, işleme, bakım ve koruma amaçlarının gerçekleştirilebilmesi için birtakım tesislere ihtiyaç olduğu, elde edilecek ürünlerin işlenmesinin gerektiği, büyük emek ve para sarf edilen arazide karşılaşılabilecek erken-geç don tehlikesinin bertaraf edilmesi için tesise ihtiyaç olduğunun tecrübe edildiği, bu tesislerin temelsiz, geçici ve taşınabilir oldukları savunulmaktadır.
6831 sayılı Kanunun 17. maddesinde, Devlet ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere; her çeşit bina yapılması yasağı getirilmiştir.
Orman alanlarında yapımı öngörülen işleme ve don kırıcı tesisleri, nitelikleri itibarıyla anılan Kanun hükmü kapsamında ifadesini bulan, istihsal (üretim) faaliyetine yönelik yerlerden olduğundan ve bu yapılar geçici nitelikte bulunduğundan yapılan düzenlemede kamu yararına ve üst hukuk normlarına aykırılık bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. 23/10/2019 tarih ve 30927 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ağaçlandırma Yönetmeliği'nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) ve (b) bendinde yer alan "5 metre" ve "egzotik orijinli" ibarelerinin, 4. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinde yer alan "işlendiği" ibaresinin, 4. maddesinin 1. fıkrasının (l) bendinin, 4. maddesinin 1. fıkrasının (m) bendinde yer alan "Ekonomiye katkı sağlanması" , "boşlukların" ve "doldurularak" ibareleri ile yine 4. maddesinin 1. fıkrasının (ü) bendinde yer alan "boşluk alanlara" ibaresinin, 5. maddesinin 3. fıkrasının, 7. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan "malikinden muvafakat alınmak kaydıyla" ibaresinin, 8. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde yer alan "Sakız ile yapılacak özel ağaçlandırma çalışmaları hariç olmak üzere" ibaresinin, 16. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "Devlet ormanlarında ve sahipli arazilerde en küçük parçası 0,5 hektardan, hazine arazilerinde ise 2 hektardan küçük olan yerler özel ağaçlandırma ve özel imar-ihya çalışmalarına konu edilemez." cümlesinin, 16. maddesinin 3. fıkrasının, 17. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin, 20. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan "işleme" ve "don kırıcı tesisler" ibareleri yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere,
15/03/2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.