T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/1125
Karar No : 2023/3233
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ...
2- ...
3- ...
4- ...
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) :... Bakanlığı
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının davanın reddine ilişkin kısmının davacılar tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları ...'ın tedavi gördüğü İstanbul Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde uygulanan hatalı ve geç müdahaleler sonucu 23/03/2014 tarihinde vefat etmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla kızı ... için 80.000,00 TL manevi, 30.000,00 TL maddi, annesi ... için 40.000,00 TL manevi, 5.000,00 TL maddi, babası ... için 40.000,00 TL manevi, 5.000,00 TL maddi, kardeşi ... için 20.000,00 TL manevi tazminatın ölüm tarihi olan 23/03/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; olay kapsamında bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu raporlarında dış gebelik teşhisi konulan hastaya "metotraksat" ilacının verilmesinin tıbbi açıdan doğru olduğu, sonrasında gelişen komplikasyonların öngörülmeyen ve önlenemez bir durum olarak ortaya çıktığı belirtildiğinden olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle maddi tazminat istemine yönelik olarak davanın reddine; Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından hastaya ilişkin düzenlenen epikriz raporunda hastanın majezik ve avil alerji öyküsünün bulunduğunun anlaşılmasına karşılık uygulanan tedavi öncesinde hastaya ilişkin herhangi bir alerji testi yapılmadan tedaviye başlanıldığı, alerji yapabileceği bilinen ilaçların verilmesi durumunda, hastaya muhtemel sağlık geçmişinin sorulması, tedavi, fiziksel bütünlükle ilgili tahmin edilemez olası bir risk taşıdığında, hekimlerin, hastalarını aydınlatarak rıza göstermelerine imkân sağlayacak şekilde kendilerini önceden bu tedavi hakkında bilgilendirmeleri gerekirken alerji öyküsü bulunan hastaya gerekli aydınlatmanın yapılmadığı, yine hastanın durumunun kötüye gitmesi üzerine hastanın yoğun bakıma alındığı, en son 22/03/2014 tarihinde Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yoğun bakım ünitesinde yer kalmadığı gerekçesiyle küçük bir özel hastaneye sevk edilmesinin bir nevi hastanın tedavisinden umut kesildiği anlamını taşıdığı, ağırlaşan hastaların küçük hastane ya da merkezlerden büyük ve donanımlı hastanelere sevkinin olağan olduğu, tam tersi bir durumun ise olağana aykırı olduğu, nihayetinde dış gebelik teşhisi ile hastaneye yatışı yapılan ve öncesinde belirgin ve bilinen bir rahatsızlığı bulunmayan 36 yaşındaki davacılar yakınının 20 gün gibi bir süre içerisinde vefatı ile neticelenen olayda hakkaniyet gereği davacılar lehine manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle manevi tazminat istemine yönelik olarak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti:... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu ... İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle tarafların istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğu, olayda hizmet kusurunun bulunduğu, maddi tazminat isteminin kabulüne karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacılar yakını ... , "vajinal kanama" şikayetiyle Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesine 04/03/2014 tarihinde başvurmuş, yapılan muayenesinde "dış gebelik" teşhisi konulmuş ve aynı gün hastaneye yatışı yapılmıştır. Ertesi gün 05/03/2014 tarihinde "metotraksat" isimli ilaç tedavi amacıyla ...'a verilmiş, 10/03/2014 tarihinde hastanın vücudunda kızarıklık ve döküntüler oluşmaya başlamış ve hastada nefes darlığı şikayeti gelişmiş, 11/03/2014 tarihinde hasta yoğum bakım ünitesine alınmıştır. 14/03/2014 tarihine kadar yoğun bakım ünitesinde tedavisi yapılan davacılar yakınının tedavisine 14/03/2014-22/03/2014 tarihleri arasında İç Hastalıkları Servisinde devam edilmiş, ancak durumunun ağırlaşması üzerine 22/03/2014 tarihinde yoğun bakım ünitesinde yer kalmadığı gerekçesiyle özel bir hastaneye sevki sağlanmış, bu hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen bir gün sonra 23/03/2014 tarihinde ... vefat etmiştir.
Bunun üzerine davacılar tarafından, yakınlarının vefatında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla bakılan dava açılmıştır.
Olayla ilgili olarak Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan ... tarih ve ... karar sayılı bilirkişi raporunda; metotreksate ilacının uygulanması sonucu oluşan alerjik reaksiyonun önceden öngörülemeyen ve önlenemez bir durum olduğu, ortaya çıkan komplikasyonlara yönelik gerekli konsültasyonlar istenerek zamanında uygun takip ve tedavilerin yapılmış olduğu, olayda hekimlerin ve sağlık personelinin kusuru bulunmadığı belirtilmiş; İdare Mahkemesince olayla ilgili olarak Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan yeni bir rapor hazırlanmasının istenilmesi üzerine Genel Kurulun ... tarih ve ... karar sayılı raporunda; olayın önceden öngörülemeyen ve önlenemeyen bir durum olduğu, ortaya çıkan komplikasyonlara yönelik takip ve tedavilerin yapılmış olduğu, herhangi bir kusur bulunmadığı tespitine yer verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, olay kapsamında düzenlenen bilirkişi raporları hükme esas alınmak suretiyle yukarı aktarılan gerekçelerle maddi tazminat istemine yönelik olarak davanın reddine, manevi tazminat istemine yönelik olarak ise davanın kabulüne karar verilmiş; istinaf aşamasında da Bölge İdare Mahkemesince, anılan karar hukuk ve usule uygun bulunarak tarafların yaptığı istinaf başvuruları reddedilmiştir.
Davalı idare tarafından temyize başvurulmadığından, kararın manevi tazminata ilişkin kısmı kesinleşmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesi, 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüştür.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiş iken; 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış ise de, 15/07/2018 tarih ve 304794 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No'lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.
Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek şekilde makul ve hakkaniyete uygun bir miktar olarak belirlenmesi gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
İdare Mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporlarında özetle; olayın komplikasyon olduğu, takip ve tedavilerin yapılmış olduğu, herhangi bir kusur bulunmadığı belirtilmişse de "metotraksat" tedavisi öncesinde hastalara alerji testi yapılmasının tıbben bir zorunluluk teşkil edip etmediği, bu tedavide genel uygulamanın nasıl olduğu, geçmişinde başka alerji öyküsü olan hastalara alerji testi yapılmaksızın "metotraksat" tedavisinin uygulanmasının tıbben yerinde olup olmadığı, hastada alerjik reaksiyon çıkması akabinde tedavi gördüğü hastaneden başka özel bir hastaneye sevkinin uygun olup olmadığı, sevk edilen hastanenin teknik donanımının hastanın tedavisi yönünden yeterli düzeyde olup olmadığı hususlarında bir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır. Halbuki olayda hizmet kusuruna ilişkin değerlendirmenin tam ve eksiksiz olarak yapılabilmesi açısından belirtilen hususların büyük önem arz ettiği açık olup, İlk Derece Mahkemesinin 10/11/2016 tarihli ara kararında anılan hususlara vurgu yapılmak suretiyle olayla ilgili olarak yeni bir bilirkişi raporu düzenlenmesi istenilmesine karşın hazırlanan Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu raporunun belirtilen hususları değerlendirmekten ve sorulan sorulara cevap vermekten uzak olduğu görülmektedir.
Bu itibarla, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde hükme esas alınan bilirkişi raporlarının yukarıda belirtilen hususları karşılamadığı açık olup, konuyla ilgili uzman hekimlerin katılımının sağlandığı Adli Tıp Üst Kurulundan tarafların iddialarının dikkate alındığı, yukarıda belirtilen hususların açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı bir rapor alınarak davalı idarenin olayda bir hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu davacıların maddi tazminat istemlerine yönelik olarak davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan davacıların istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurularının reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının temyize konu maddi tazminata yönelik olarak davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 07/06/2023 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.