T.C.
D A N I Ş T A Y
YEDİNCİ DAİRE
Esas No : 2019/1950
Karar No : 2023/1659
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Vergi Dairesi Müdürlüğü ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: ... Madeni Yağ Ambalaj Nakliye ve Otomotiv Sanayi İthalat İhracat Ticaret Limited Şirketi'nin 2009, 2010 ve 2011 yıllarının muhtelif dönemlerine ait amme alacaklarının tahsili amacıyla şirket ortağı sıfatıyla davacı adına düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle dava açılmıştır.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... ... Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davacının asıl borçlu şirketin 08/07/2008 ilâ 11/02/2011 tarihleri arasında % 10 paylı ortağı olduğu, dava konusu ödeme emrine konu amme alacağının tahsili amacıyla şirket adına ödeme emri düzenlendiği, amme alacağının şirket tüzel kişiliğinden tahsili amacıyla banka şube müdürlükleri, emniyet şube müdürlüğü ve tapu sicil müdürlüğü nezdinde yapılan mal varlığı araştırması sonucunda tespit edilen şirketin % 50 hissesi olan bir adet taşınmaza haciz şerhi konulduğu, bilirkişi raporuyla tespit edildiği üzere % 50 hisse değerinin 10.000 TL olduğu, ayrıca şirket adına kayıtlı araç için haciz ve yakalama şerhi tesis edildiği, 17/11/2017 tarihi itibariyle şirket borcunun 11.537.981,14-TL olduğu ve mevcut mal varlığının borcu karşılayacak nitelikte olmadığı, davaya konu kamu alacağının şirketten tahsili için usulüne uygun olarak tüm kanuni yolların tüketildiği, ayrıca şirkete ait mal varlığının amme alacağını karşılayacak yeterlilikte olmadığı anlaşıldığından, ortak sıfatıyla davacı adına düzenlenen ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Asıl borçlu ... Madeni Yağ Ambalaj Nakliye ve Otomotiv Sanayi İthalat İhracat Ticaret Limited Şirketi'nin 05/06/2018 tarihli başvurusu üzerine, vadesi geçmiş borçlarının 7143 sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un 2. maddesi uyarınca yapılandırıldığının anlaşıldığı, bu durumda, davacıdan ödenmesi istenen vergi borçları her ne kadar ortak olduğu döneme ilişkin ise de; asıl borçlu şirket tarafından 7143 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuru sonrası yapılandırılan amme borcunun yapılandırma sonrası ortaya çıkan yeni hukuki durum dolayısıyla nev'i değiştiğinden, davacı adına düzenlenen dava konusu ödeme emrinde isabet bulunmadığı gerekçesiyle istinaf talebi kabul edilerek mahkeme kararının kaldırılmasından sonra dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan kararın onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Yedinci ve Dokuzuncu Dairelerince 2575 sayılı Danıştay Kanunu'na, 3619 sayılı Kanunla eklenen Ek 1. madde hükmü uyarınca birlikte yapılan toplantıda, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Temyiz isteminin reddine,
2.... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının ONANMASINA,
3. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, bu kararın taraflara tebliği ve bir örneğinin de Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesini teminen dosyanın ilk derece Mahkemesine gönderilmesine, 21/03/2023 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 35. maddesinin 1. fıkrasında, limited şirket ortaklarının, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacakları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları; 5766 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle değiştirilen ve 06/06/2008 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 2. fıkrasında, ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahısların devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulacakları; 3. fıkrasında, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahısların amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükümlerine göre müteselsilen sorumlu olacakları hükme bağlanmıştır.
5766 sayılı Kanun'un 3. maddesinin gerekçesiyle birlikte değerlendirildiğinde anılan düzenlemelere göre, 06/06/2008 tarihinden sonra doğan borçlara ilişkin olarak, limited şirketlerde sermaye payını devralarak ortak olan kişiler, devir öncesine ait borçlardan, yani devir tarihinden önce tahakkuk etmiş ve vadesinde ödenmemiş olmaları nedeniyle kesinleşmiş olan borçlardan devreden kişiyle birlikte müteselsilen sorumlu oldukları gibi devir tarihinde henüz kesinleşmemiş olan borçlar yönünden borcun doğduğu dönemde ortak olmasalar da ödenmesi gereken dönemde ortak olmaları halinde de müteselsilen sorumlu bulunmaktadırlar.
6183 sayılı Kanun'un anılan maddesinde geçen tahsil edilemeyen amme alacağı ile tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimlerinin tanımı ise aynı Kanun'un 3. maddesinde yapılmış olup, tahsil edilemeyen amme alacağı teriminin, amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacaklarını; tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı teriminin, amme borçlusunun haczedilen mal varlığına bu Kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacaklarını ifade edeceği belirtilmiş; aynı Kanunun İkinci Kısmının İkinci Bölümünde, menkul malların, Üçüncü Bölümünde ise gayrimenkul malların haczine ve satışına ilişkin hükümlere yer verilmiştir.
6183 sayılı Kanun'un yukarıda yer verilen 35. maddesi hükmüne göre, kamu alacağının takip ve tahsili amacıyla şirket ortaklarına başvurulabilmesi için maddede öngörülen tamamen veya kısmen "tahsil edilemeyen" veya "tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı" terimlerden herhangi birisinin varlığının gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Mal varlığı bulunan limited şirketler açısından, şirkete ait mal varlığının değerinin tespit edilmiş olması ve tespit edilen değerine göre mal varlığının satılması halinde dahi kamu alacağını tamamen veya kısmen karşılayamayacağının açıklığa kavuşturulmuş olması "tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı" teriminin varlığının gerçekleşmesi için yeterli olduğundan, şirket ortaklarına başvurulabilecektir.
Olayda da, asıl borçlu olan şirketin bir adet … plakalı 1992 model minibüs ile şirket adına kayıtlı 1/2 hisseli üzerinde rehin bulunan 10.000,00-TL değerindeki taşınmazının mevcut olduğu tespit edilmiş ise de, 17/11/2017 tarihi itibariyle şirket borcunun 11.537.981,14-TL olduğu göz önüne alındığında, kamu alacağının kısmen şirketten tahsil edilemeyeceği açık olduğundan, 6183 sayılı Kanun'un anılan hükmünde öngörülen "kısmen tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı" teriminin varlığı gerçekleşmiş bulunmaktadır. Bu bakımdan; hisse devir tarihlerine nazaran, tarha veya beyana dayalı borçların doğduğu ve/veya ödenmesi gereken zamanlarda şirket ortağı olduğundan ve daha sonraki dönemlerde şirket tarafından 7143 sayılı Yasa kapsamında yapılan başvuru üzerine yapılandırılmış olsa da taksitlerin ödenmeyerek ihlal edilmesi nedeniyle yapılandırma işleminin iptal edilmiş bulunması karşısında belirtilen durumun davacının sorumluluğuna bir etkisi bulunmadığından, şirketten kısmen tahsil edilemeyeceği anlaşılan alacak nedeniyle davacıya hissesi oranında başvurulmasında ve adına ödeme emri düzenlenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığından, davanın kabulü ile ödeme emrinin iptali yolunda verilen Daire kararında hukuka uyarlık bulunmadığı görüşüyle karara katılmıyoruz.