T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2019/2342
Karar No : 2022/5029
DAVACI : ...
DAVALI : ...Kurulu / ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVANIN KONUSU : Davacının, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin geçici 35. maddesinin (A) fıkrası uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararına karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakının ve irtibatının bulunmadığı, usulüne uygun olarak savunma hakkı tanınmadan meslekten çıkarılmasına karar verildiği, dava konusu kararda hakkındaki somut delillerin ve gerekçenin gösterilmediği, kişiselleştirme yapılmadığı, aynı eylemleri sebebiyle iki kez ceza verildiği, 2017 yılı öncesinde bu yapının terör örgütü olduğuna dair verilen kesinleşmiş bir kararın bulunmadığı, varlığından haberdar olmadığı bir yapıdan talimat almasının mümkün olmadığı, savcılık görevi ve hayatın olağan akışı içerisinde bu hain örgütle ilgili çökertici ve ortaya çıkarıcı edindiği bilgilerinin tamamını 15 Temmuz darbe girişiminin hemen sonrasında adli merciilerle paylaştığı, bu dönemde kendisi hakkında adli veya idari hiçbir soruşturmanın bulunmadığı, meslek hayatı boyunca Devletin ve Milletin bekası için elinden gelen gayreti gösterdiği, bu süreçte kendisine ve ailesine yönelik ölüm tehditleri aldığı, içinde bulunduğu zorunluluktan dolayı bu örgütten maddi yardım almış olmasının bu yapıyla irtibatlı ve iltisaklı olduğunu göstermeyeceği, 2005 ve 2006 yıllarında yaptığı ve kamuoyunda Şemdinli ve 100. yıl rektör soruşturması olarak bilinen soruşturmalarında yaptıklarının ortada olduğu, 28 Şubat vesayetçi zihniyetinin ve uygulamalarının kalıntıları olan askeri, bürokratik ve her türlü vesayetçi baskı ve uygulamalara karşı olduğunu canı pahasına gösterdiği, Anayasal düzene yönelik mevcut ve muhtemel her türlü vesayetçi, baskıcı, darbe özlemi ve beklentisi içinde olan anlayışa karşı olduğu, meslekten çıkarılmasına dair kararın dayanağı olan kanun hükmünde kararnamenin Anayasa'ya ve taraf olunan uluslararası sözleşmelere aykırı olduğu, hakimlik teminatının, savunma ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği, dava konusu kararın şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönlerinden sakat olduğu ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve anılan kararların 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun ilgili hükümlerine değil 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen geçici 35. maddenin (A) fıkrası hükmüne dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, anılan hüküm kapsamında dava konusu karar tesis edilmeden önce ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için yedi gün süre verildiği, dava konusu karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ... 'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI ... 'NIN DÜŞÜNCESİ: Dava, Yargı mensubu olan davacı tarafından; 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 35/a maddesi uyarınca meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.
Anayasanın 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.", 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz.... Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.", 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.", Hakimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, "Kurul, ... meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.", bu maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz." hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, " Hakim ve savcıların: a) Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, c) Görevdeyken, 8 inci maddenin (a), (d) ve (g) bentlerinde yazılı niteliklerden herhangi birini kaybetmeleri, d) Meslekten çekilmeleri veya çekilmiş sayılmaları, e) İstek, yaş haddi veya malullük nedenlerinden biriyle emekliye ayrılmaları, f) Ölümleri, hallerinde görevleri sona erer." hükmü yer almıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, 4. maddenin anılan bentlerindeki düzenlemelere Genel Kurulun görevleri arasında yer verilmiş, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15.7.2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarihli ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu'nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak “terör örgütlerine” veya “Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar”dan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Yargıç ve savcıların kararlarının normatif kurallara ve hukuka uygun olması, gerekçelerinin hukuk alemini tatmin etmesi kuşkusuz çok önemlidir. Ancak bir o kadar önemli husus da bir bütün olarak yargı camiasının özellikle de yargı mensuplarının kamuoyunda bıraktıkları intibadır. Toplumda adalete güven ve inancın artmasında meslek mensuplarının isabetli kararlarının yanında vakur ve tarafsız duruşlarının katkısı yadsınamaz bir realitedir.
Anayasaya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği kuşkusuzdur.
Dosyanın içerisinde yer alan ve davalı idarece sunulan belgelerin incelenmesinden, tanık/şüpheli ifadeleri ile davacıya ilişkin tespitler dikkate alındığında davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşılmıştır.
Bu durumda, davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi ve gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
Diğer yandan, olağanüstü hâlin sona erdirilmesinden sonra 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye geçici 35. madde eklenmiş ve bu maddenin (A) fıkrasında; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi ile benzer şekilde, yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği, ayrıca aynı maddenin son fıkrasında, (A) fıkrası uyarınca haklarında işlem tesis edilecek olanlara yedi günden az olmamak üzere ilgili kurum tarafından uygun vasıtalarla savunma hakkı verileceği düzenlenmiştir. Daha sonra, 28/07/2021 tarihli ve 31551 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7333 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 23. maddesiyle, söz konusu geçici 35. maddenin (A) fıkrasında yer alan “üç yıl” ibaresi “dört yıl” şeklinde değiştirilmiştir.
2) Davacıya İlişkin Süreç
... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararıyla istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, söz konusu kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararıyla hükmün bozulmasına karar verilmiş, bozma kararı üzerine ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile davacının silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
3) Kanun
31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen ve 18/07/2021 tarihli, 7333 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle değiştirilen geçici 35. maddenin (A) fıkrası: "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl süreyle; terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen ... hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca, ... meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Bu kişiler hakkında alınan kararlar on beş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.
Bu fıkranın birinci paragrafı uyarınca görevine son verilenler hakkında bu maddenin (B) fıkrasının ikinci paragrafı hükümleri uygulanır. Ayrıca askeri hâkimlerin askeri rütbeleri, mahkûmiyet kararı aranmaksızın alınır."
Anılan maddenin (B) fıkrasının ikinci paragrafı: "Bu fıkranın birinci paragrafı uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemez; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır... Bu paragrafta sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu paragraf hükümleri uygulanır."
Aynı maddenin son fıkrası: "Bu maddenin (A) ve (B) fıkraları uyarınca haklarında işlem tesis edilecek olanlara yedi günden az olmamak üzere ilgili kurum tarafından uygun vasıtalarla savunma hakkı verilir. Verilen süre içinde savunmasını yapmayanlar, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır."
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
İlgili Kanun hükmü gereğince Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmıştır. Bunun yanında, yargılama aşamasında da, haklarındaki tespitlere ek olarak dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler ilgililere bildirilerek bu tespitlere karşı beyanlarını sunma imkanı sağlanmıştır.
Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Dairemizin 13/06/2019 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay Savcısı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Yukarıda aktarıldığı üzere gerek bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..."
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.'ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.'ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı ... kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.'ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla gerek 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi gerekse OHAL kalktıktan sonra uygulanacak olan 375 sayılı KHK'nın geçici 35. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere, 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla, üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişilerden 667 sayılı KHK'nın 3. maddesiyle “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenler" hakkında olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte tedbir, OHAL kalktıktan sonra 375 sayılı KHK'nın geçici 35. maddesiyle de “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenler” hakkında da dört yıl süreyle uygulanmak üzere meslekten çıkarma yaptırımı getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu yaptırımın uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan yaptırımın uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu yaptırımın uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan deliller davalı idare tarafından dava konusu kararın tesisinden önce tespit edilerek ve savunması alınmak suretiyle davacıya bildirilmiştir. Bunun yanında, dava konusu karar ile ilgili olarak karar tarihinden sonra tespit edilerek davalı idare tarafından dosyaya sunulan birtakım delillerin, terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olması halinde dava konusu kararın hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Kaldı ki, kararımızın "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç" başlıklı kısmında da belirtildiği gibi, dava konusu kararın gerekçesi olarak daha önce davacıya bildirilmemiş olmakla birlikte yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler ilgililere tebliğ edilerek bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları, Davacının Adının Geçtiği ByLock Yazışma İçerikleri ve Davacının Kendi Beyanları
1)Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.O. isimli şahsa ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26/12/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı-2: "...SORULDU: ...'nın Fetullah Gülen cemaat mensupları ile ilişkisini biliyor muydunuz? Biliyorsanız hangi tarihte öğrendiniz? CEVABEN : Bu kişiyi Van Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde kurulan CMK'nın 250. Maddesi ile Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığında çalışması için Z.Y.'nin referansı ile verdik. Z.Y. ...'yı kendi ilçesinde çalıştığı dönemde tanımış, çalışkan ve dürüst olduğuna ilişkin izlenim edindiğini belirtmesi üzerine Van Cumhuriyet Savcılğına verdik. Kendisinin Fetullah Gülen cemaati ile ilişkisini basındaki kendisine ait demeçler çıkınca öğrendim. Ben bu kişinin başlangıçta bu cemaat ile ilişkisinin olduğunu bilmiyordum. Anladığım kadarıyla da Van'da görev yaptığı zaman bu cemaat ile yakınlaşmış..."
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.B. isimli şahsa ait, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/12/2016 tarihli tanık ifade tutanağı: "... Ankara Balgat'ta Altuntaş Döviz Bürosu kripto cemaatçidir, biz Kamil Koç ile bu döviz bürosunun alt katında bulunan cemaat evinde buluşuyorduk. Bu Altuntaş Döviz Bürosunun sahibi K.A.'dır. Bu kişi mahrem sınıfında görevli bir esnaftır. Mahrem hizmet sınıfında bulunan esnafların diğer esnaflarla hiçbir bağlantısı olmazdı. K.A. cemaat için çok önemli bir isimdi, bunun yeğeni M.A. da cemaatin içerisinde yer almaktaydı. Şemdinli iddianamesini düzenleyen ... bir dönem Çukurambar'da bu şahsa ait Altuntaş apartmanında kaldı. Hatta M.A. bu binada bir daireyi …'ya çok cüz'i bir bedelle sattı. Bunu bana M.A. anlattı. Ben ...'nın cemaatin kripto elemanı olduğunu biliyorum, M.A. bana …'ın kendisine cemaat tarafından emanet edildiğini söylemişti..."
Polis memuru olarak görev yapmış olan olan Y.V. isimli şahsın, davacı hakkında … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen … tarih ve Soruşturma No:…, Esas No:…, İddianame No:… numaralı iddianamede yer verilen beyanı: " ...Benim kesinlikle FETÖ/PDY (FETHULLAHÇI TERÖR ÖRGÜTÜ) ile hiçbir bağlantım yoktur. Benim daha önceden Terör branşım olduğu için 2002 yılında Van ilinde tayinim çıktı ve TEM Şube Müdürlüğünde çalışmaya başladım. Şube müdürümüz S.M.'ydi. o sırada Başkomiser olan H.Y. ise idari büro ve psikolojik hareket büro amiriydi bende H.Y.'nin emrinde çalışmaya başladım. 2005 yılında H.Y. Tem Şube müdür oldu, ben ise yine aynı büroda çalışmaya devam ettim. Ben şubenin değişik bürolarında çalıştım, 2005 yılı kış ayında Şube müdürü H.Y. ben bir hafta sonu şubeye çağırdı, bana Cumhuriyet savcısı ...'dan bahsetti, ... nın Şemdinli olayları ile ilgili olarak bir soruşturma yürüttüğünü, bu soruşturma içerisinde Y.B.'nin de olduğunu, ...'nın can güvenliği tehlikesi olduğunu, bu nedenle beni ... savcının koruması olarak görev yapacağımı söyledi. Bunun üzerine ben adliyeye gittim, orada ... savcı ile tanıştım, kendisinin yanında Koruma Şubede çalışan ismini bilmediğim bir polis korumalığını yapıyordu, daha sonra ben bu polis ile birlikte ... savcının korumalığını yapmaya başladım. Hatırladığım kadarıyla ... savcı 2006 yılı Haziran ayında ihraç oldu. Benim de Ankara iline talinim çıktı. Ben ...'nın korumalığını yaptığım sırada H.Y. beni şubeye çağırırdı bana savcı beye söyle kendisi ile KOM şube müdürü olan M.U. ile birlikte görüşmek istiyoruz derdi, daha sonra H.Y. müdür bir yer ve saat belirlerdi. Bende belirlenen saati ve yeri ... savcıya bildiriyordum. Mesai saatleri dışında diğer koruma polisinin olmadığı saatlerde, ben savcı beyi evinden alıyordum, belirtilen yere götürüyordum, genellikle dikkat çekmeyecek yerlerde bazen araba içerisinde Van kalesinin yanında bazen de herhangi bir lokantada Tem Şube müdürü H.Y., Kom Şube müdürü M.U. ile savcı ... görüşüyorlardı, ben bu görüşmelerde neler konuşulduğuna şahit olmadım, çünkü onlar arabada konuşurlarken ben arabadan iniyordum. Bu görüşmeler 2006 yılı Haziran ayına kadar devam etti, Haziran ayında ... savcı görevinden ihraç oldu. 2006 yılı Haziran ayında yani savcı bey ihraç olduktan sonra H.Y. müdür beni yanına çağırdı, bana ... savcının görevden ihraç olduğunu, halen bu savcının can güvenliğinin olmadığını, bu nedenle benim Ankara iline gidip savcı bey ile ilgilenmemi söyleyerek beni H.Y. Kom Şube müdürü M.U.'ya yönlendirdi, M.U. bana yaklaşık 1000-2000 TL civarında para verdi, bana bu parayla uçak bileti almamı ve Ankara ilindeki masraflarımı karşılamamı söyledi. Savcı bey Ankara iline gitmeden bir gün önce ben senelik izne ayrıldım ve uçak ile Ankara iline gittim, Ankara iline gelmeden önce H.Y. müdür bana M.U.'nun vermiş olduğu para ile iki tane yeni cep telefonu ve iki tane GSM hattı almamı, bu telefonların birisini kendime birini de savcı beye vermemi ve bu hatların numaralarını bize bildir, bu numaraları bize verdikten sonra, biz bu numaraları birilerine vereceğiz onlar da seni arayacaklar dedi. Ben Ankara iline geldikten sonra ilk gün akrabalarımda kaldım, daha sonra H.Y.'nin vermiş olduğu talimat ile gidip iki adet yeni cep telefonu ve iki adet hat aldım, bu hatları kimin adına aldığımı hatırlamıyorum, almış olduğum telefonların numarasını H.Y.'de müdüre bildirdim, ancak nasıl bildirdiğimi hatırlamıyorum. Ertesi gün savcı beyin uçağının geleceği saatte havaalanına gittim, savcı bey ailesi ile birlikte geldi, onları karşıladım daha sonra ticari taksi ile havaalanında alıp Sincan ilçesindeki savcı beyin ablasının evi olarak bildiğim eve götürdüm, orada savcı beye almış olduğum telefonun birisini ve hattın birisini verdim, ben orada bir süre oturduktan sonra oradan ayrıldım, Ankara merkeze gelip M.U.'nun vermiş olduğu paranın bir kısmı ile araç kiraladım, ertesi gün tekrar Sincan 'a savcı beyin ablasının evine gittim, savcı beyi ve ailesini aldım, Ankara ilini gezdirdim. Bu şekilde birkaç gün savcı beyle Ankara ilinde gezdik, savcı beyin yalnız olduğu günlerde bazı yerlere ziyarete gidiyorduk, ancak ben şu an için nerelere gittiğimizi hatırlamıyorum, ancak Akay kavşağı Olgunlar sokak civarında da ismini hatırlamadığım bir avukatın yanına gittik, ben içeri girmedim. Savcı bey kendi söylediği kadarıyla bu avukatın yanına Şemdinli olayları ile hakkında basında aleyhinde çok yazı yazıldığını, tazminat davası açacağını bu nedenle bu avukat ile görüşmeye gittiğini söyledi. Ben yaklaşık 3-4 gün kadar ... savcı ile ilgilendikten sonra savcı beyin yanından ayrıldım, ancak ayrılmam konusunda M.U. ve H.Y.'ye müdürlerin talimat verip vermediğini hatırlamıyorum. Savcı beyin yanından ayrıldıktan sonra Ankara ilinde bulunduğum sırada yeni almış olduğum telefonu birisi arayarak, benim Batıkent Gimsa önüne gelmemi istedi. Gimsa 'nın yanı tarafında halinden şüphelendiğim, benim telefonla görüştüğüm kişi olabilecek kişinin yanına gittim, bu şahıs ayakta bekliyordu, birde bu şahsın yanında arabada bekleyen bir şahıs vardı. Bu şahıslar bana isimlerini söyleyip söylemediklerini hatırlamıyorum, bu şahıslar benim oraya savcı beyi ile geleceğimi zannetmişler, bu şahıslar bana savcı bey nerede diye sordular, bende savcı beyden ayrıldığımı söyledim ve benim savcı beye yeni almış olduğum telefon numarasını bu şahıslara verdim ve oradan ayrıldım. Bir daha bu şahıslar ile görüşmedim. Daha sonra ben Van iline görevime döndüm, M.U. ve H.Y. müdürlere Ankara ilinde ... savcı ile birlikte yaşamış olduğumuz şeyleri anlattım. Ben TEM Şube müdürlüğünde çalışmaya devam ettim. Daha sonra Ankara iline tayinim çıktı ve 1 Ağustos 2006 yılında Ankara ilinde göreve başladım. 2006 yılında Ankara ilindeki Emniyet Genel Müdürlüğündeki TEM daire başkanlığına tayınımın çıkmasında bana iline tayınımın çıkmasında şube müdürüm olan H.Y. etkili olmuştur. Ben Van ilinde Adliyede ... savcının korumalığını devam ettirirken H.Y. müdürüm beni aradı ve Tem daire başkanlığında çalışacak personel istiyorlar sen orda çalışmak isterimsin dedi bende çocukluğumdan beri Ankarada yaşamayı hayal ettiğim için bu teklifi kabul ettim ve H.Y. müdürümün girişimi ile ve atama tayın formlarında 1. Sıraya TEM daire başkanlığını yazdığım için 2006 atama yılında tayınım Emniyet Genel Müdürlüğü TEM daire başkanlığını yapıldı. Ben 2006 yılında Tem Daire başkanlığında Bölücü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde göreve başladım. Bu birimde yaklaşık 7,5 yıl çalıştım. Anladığım kadarı ile H.Y. müdürüm TEM daire başkanlığında Ö.D. ile görüşmüş ve benim Tem daireye gelmeme Ö.D. referans olmuş olabilir. Ben 2006 yılı 1 ağustos günü Tem Daire başkanlığında göreve başladım. Ben 2006 yılı içerisinde benimle ilgilenen A.O.'nun cemat üyesi olduğunu ve benimle birlikte sohbetlerine katıldığımız A.A.'nın "ağabisi" olduğunu sohbet programlarını organize etmesinden ve sohbetleri kendisinin yönlendirmesinden ve yapmasından anladım. Daha sonra Tem dairedeki A.O'nun yine Tem dairede Maaş Bürosunda çalışan T.B.'ye karşı tutum ve davranışlarından saygısından ve daha sonra öğrendiklerimden T.B.'nin 2006-2007 yıllarında TEM daire başkanlığının "Cemaat Ağabisi" olduğunu örendim. T.B. bir keresinde bana " Sen Vandan gelirken senin referansın Cemaat kanalından gelmedi biz senin Tem daireye gelmeni istemedik ama daha sonra yaptığımız araştırılmalarda ahlaki yönden sana kötü diyen biri olmadığından ve savcı ... nın Korumalığını yapıyormuşsun muhtemelen sen Savcının referansı ile geldi" dedi. Tem daireye geldiğim 2006 yılı içerisinde Tem dairede Fethullah çıların oranım ne olduğunu bilmiyordum. 2006 yılı sonlarına doğru yaşadığım tüm bu olaylardan dolayı benim Fethullahçıların içerisinde bulunduğumu ve onların sohbetlerine katıldığımı kesin olarak anladım."
Avukat olan ve ifadesine başvurulan M.A. isimli şahsa ait, Ankara Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 12/08/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı: "...2008-2009 yıllarında Fatih Üniversitesinde Hukuku Müşaviri olan ve N.A. vasıtası ile tanıdığım O.K. isimli şahıs o dönemde meslekten ihraç olan ...'yı benim ofisime getirdi. Ben o zaman ...'yı tanımıyordum. O.K. bana tanıştırdı ve kendisinin meslekten ihraç edildiğini ve kendilerinin ... ya sahip çıktıklarını söyledi. Çocuklarından birisinin tedavi gördüğünü. SSK kaydının yapılmasının gerektiğini söyleyerek benim ofisimde sigortalı göstermek istediklerini söylediler. Bende çocuğunun durumuna acıdığım için kabul ettim ve ...'nın benim ofisimde sigortalı çalışan olarak SSK kaydını yaptırdım. Yaklaşık bir yıldan biraz fazla benim işyerimde sigortalı görüldü. O.K., ...'nın sigorta parasını bir işadamı üstlendi dedi ve O.K. bana parayı veriyordu bende sigorta ücretini yatırıyordum. Sigorta parasını üstlenen işadamının kim olduğunu O.'ya bana söylemedi bende kendisine sormadığımdan bilmiyorum. ...'nın o zaman cemaatçi olup olmadığını bilmiyordum. Hatta kendisine kendisinin gülen cemaati ile ilgin varmı diye sorduğumda bu cemat ile ilgim yok ben yeni asya grubundanım demişti..."
M.S. isimli şahsın, davacı hakkında ...Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ...tarih ve Soruşturma No:..., Esas No:..., İddianame No:...numaralı iddianamede yer verilen beyanı: "...Bosna Devletine ise 2008-2010 yılları arasında 4-5 kez gitmişliğim vardır. Son gidişim hariç diğerlerinde ... ile görüşmelerim olmuştur ve savcı beyin ikametgahında kaldım. Konu ile ilgili ayrıntıları ifade sürecinde anlatacağım ...Yukarıda belirttiğim grup ile MEVA'da hafta bir yapılan cemaat toplantılarında; H. isimli şahıs ağırlıklı olarak; dini hikayeler anlatır, bu hikayeler tahminimce Fetullah Gülen'e ait kitaplar içerisinde bulunan hikayelerinden alıntı hususlardır. Ben bu toplantılarda tanıştığım ve yukarıda bilgilerini verdiğim O. isimli şahıs, toplantılarda 4-5 kişi olmasına rağmen benimle özel olarak ilgilenmeye başladı. Şahsıma özel hususlara ilişkin benden bilgi edinmek istiyordu. Benimle bu şekilde samimiyet kurdu. 2007 yılı kasım ayında O. isimli şahıs beni aradı ve yiizyüze görüşmek istediğini söylemesi üzerine Elvatıkent Gimsa önünde öğleden sonra Saat:15.00-15.30 sıralarında buluşup ... Cadde de bulunan bir kafeteryada oturduk. Ben kendisine konuyu sordum. O. isimli şahıs bana "lafı fazla uzatmayım, memleket için kıymetli bir insan var, onun bir yarene bir arkadaşa ihtiyacı var, sen sosyal ve eğitimci birisin, okul çağında çocukları var, onun çocukları ile ilgilenecek birine ihtiyacı var. Biz vakıf olarak yardımcı olmak istiyoruz fakat kendisi biraz kamuoyuna mal olmuş biri. Herkesle görülmesi doğru olmaz. Senin imajına ihtiyacımız var, bu konu da bize yardımcı olabilirmisin" demesi üzerine bende kendisine "ne yapmamı istiyoruz" dedim, O. isimli şahıs bana "sadece arkadaşlık et, çocuklarının derslerine yardım et, bir de biz kendisine yardım zarfı ulaştırmak istediğimizde kendisine teslim et" dedi. Ben bu teklifi iyi bir yerlere gelebilmek ve cemaat içerisinde şahsıma referans olarak gösterebilecek bir faaliyet olduğunu düşündüğüm için kabul ettim. Ama şahsın kim olduğunu halen bilmiyordum. Fakat ne kadar yanlış bir tercihte bulunduğumu şimdi daha iyi anlıyorum. Aynı gün beni O. isimli şahıs kafetaryadan çıktık ve kendi arabalarımıza binerek Eryaman TOKİ Polis evlerinin bulunduğu cadde üzerindeki kapalı pazaryerine gittik, arabadan indim ve O. isimli şahsın arabasına bindiğimde yanında hayatımda ilk kez gördüğüm ... ile tanıştım. Kendisini bana eski Van savcısı ... olarak takdim edince basında hakkında haberler çıkan ... olduğunu anladım. Aslında çok tedirgin olmuştum. Çünkü Şemdinli davası, Van Yüzünyıl Rektörünün gözaltına alınması ve tutuklanması davalarına bakan ve daha sonra açığa alınıp ihraç edilen bir savcı ile benim cemaat mensupları tarafından tanıştırılmam gerçekten tedirgin edici bir durumdu. O. isimli şahıs lafa girerek "M. çok değerli bir kardeşimizdir, bundan sonra çocuklarının okulu ile ilgili sorunlar ve kişisel sıkıntıların için bu kardeşimizi arayabilirsin, sana bizim adımıza yardımcı olacak" dedi ve ben ve ... birbirimize telefon numaralarımızı verdik, doblodan indik ve o tarihte bana ait olan Renault Clio marka aracıma ... ile bindik. Şuan tam adresini hatırlayamadığım ancak gitsem kesinlikle bulabileceğim ...'nın ikametgah adresine doğru araçla gitmeye başladık. Savcı bana nereli olduğumu, ne iş yaptığımı, eş ve çocuklarımı sordum. Bende kendisine aynı soruları sorarak birbirimizi tanımaya çalıştık. Ben aynı gün ...'yı evine bıraktım. 2008 yılı Şubat ayına kadar ... kesinlikle beni aramadı ve yüzyüzüde görüşmemiz olmadı. Bu süre zarfında ben ayda bir MEVA'ya H. isimli şahsın çağrısı ile gidip cemaat toplantılarına katılıyordum. ... ile tanıştırıldığımız günden yaklaşık 3 gün sonra bu durumu E.Ö.'ye anlatmaya karar verdim, çünkü çok tedirgin olmuştum, evine gece gittim ve anlattım. E.Ö.'nün o tarihteki ikamet etmiş olduğu evi gitsem kesinlikle bulabilirim, bu ev elvankenttedir. Bu evden de taşınmış olabilir. Ben, E.Ö.'nün evinin salonuna girip bu durumu anlattığımda E.Ö. uzanmış olduğu kanepeden düştü ve hayretler içerisinde bana "seni bu işe kim bulaştırdı, bir an önce bu işten kurtul" dedi. Bende çok rahatsız olduğumdan bu işe beni O. isimli şahsın bulaştırdığından bahsettim. O. ile konuşup bu işi bırakacağımı söyleyerek evden ayrıldım. 2008 yılı şubat ayına kadar ... ile irtibatım olmadığı için bu işin unutulduğunu veya başka birinin görevlendirildiğini düşünerek rahatladım. 2008 yılı şubat ayında ... beni cep telefonumdan aradı ve kendisinin Bosna'ya gideceğini söyledi. Bende hemen O. isimli şahsı bulmak için MEVA vakfına gittim, kendisi ile MEVA'da yaptığım görüşmede; ...'nın Bosna'ya gideceğini, ilk tanıştırıldığımız tarihten bu yana ilk kez beni arayıp Bosna'ya gideceğini söylediği, benim bu durumdan çok rahatsız olduğumu, bu sayede sıkıntılı durumdan kurtulabileceğimi O.'ya belirttim ve vakıftan ayrıldım. Birkaç gün sonra O. isimli şahıs beni aradı ve ya KC Göksu otoparkında yada Elvankent Gimsa otoparkında buluştuk, bana ...'ya iletilmek verilmek için üzerinde Ferhat Bey ibaresi bulunan büyük bir zarf verdi ve "içerisinde para var, bu zarfı Ferhat beye ulaştır, bu para ile Bosna'daki ihtiyaçlarını görsün" dedi. Tahminimce içerisinde 15.000-20.000 TL civarında para olduğunu düşünüyorum. Ben, O.'nun yanından ayrıldım ve ...'yı aradım, şahsın Eryaman Güzelkent mahallesinde bulunan ikametgahına yakın bir parkta akşam saatlerinde hava karanlık iken buluştuk ve kendisine O. isimli şahsın göndermiş olduğu zarfı verdim. ... bana "size hocam kayınbiraderim S.'nin telefon numarası versem, bir derdimiz olduğunda bu numara size ulaşsa olurmu" şeklinde isteği üzerine bende olabileceğini, benim numaramı da kayınbiraderine verebileceğini söyledim, Savcı bana ayrıca "bosna'ya yerleşip kırtasiye dükkanı açacağım" dedi ve yanından ayrıldım. Nisan 2008 tarihine kadar bir daha ... ile görüşmem olmadı. 2008 yılı Nisan ayı içerisinde O. isimli şahıs beni aradı ve Eryaman mahallesinde şuan hatırlamadığım bir yerde buluşmamızı istedi, kendisini ile buluştuk ve bana "Savcıyı ziyaret edermisin, savcı iş kurabilmiş mi, bir ihtiyacı varmı, çocuklarının eğitim durumu ne oldu, yapabileceğimiz bir şey varmı. Bunları bir kontrol etmek gerekiyor" dedi. Ben bu işin sıkıntılı bir durum olduğunu ve bu durumdan rahatsızlık duyduğumu söyledim, O.'da bana "ya ne olacak, sen gezmeyi tozmayı seviyorsun, orada aynı Kastamonu'ya benziyor, gezmek maksatlı gidersin, işi halleder gelirsin" dedi, beni ikna etti. Bende savcının kayınbiraderi olan S. isimli şahsı aradım, Bosna'ya savcıyı ziyarete gideceğimi ve haber verilmesini istedim. S. isimli şahıs bildiğim kadarı özel bir şirketin personeli olarak bakanlıkların birinde çalışıyordu, savcının diğer kayınbiraderi olan Ö. isimli şahıs ise Ankaray'da şoförlük yapıyordu. Daha sonra O. beni aradı, kendisi ile buluştuğumuzda yanında A. ismi ile tanıştırdığı biri vardı. Bu adımın gerçek ismi A. değildir, kod isim kullanan biridir. 1.85 boylarında, beyaz tenli, kahverengi saçlı, kulakları dışarıya hafif açık, 40 yaşlarında, muhtemelen öğretmen olduğunu düşündüğüm bir şahıstır. Bana aldığım bilet parasını fazlası ile verdiler ve ayrıca birde savcıya ulaştırılmak üzere birde içinde para olduğunu tahmin ettiğim zarfı bana teslim ettiler. Osman bana "bundan sonra seninle temas kuracak olan kişi A.'dır. Benimle irtibatın olmayacak" dedi. Bu tarihten sonra da bir daha O. isimli şahsı görmedim. Ben, A. isimli şahsa "sizinle nasıl temas kuracağım" diye sorunca "siz Ahmet Andiçen'de öğretmen değilmisiniz, ben sizi bulurum" demesi üzerine bende kendisine "bu iş çok gizli saklı olmaya başladı, ben bu durumdan çok rahatsızım haberiniz olsun" dedim ve oradan ayrıldım. Cuma günü için yıllık iznimden kullanarak haftasonu dahil olmak üzere 3 günlüğüne Bosna ya gittim. Beni ... Sarayova Havalimanın da karşıladı, Ilıza isimli bir mahalledeki evine gittik, beni bu evde 2 gece boyunca ağırladılar, ben kendisine bana verilen zarfı ve kayınbiraderi S. isimli şahsın gönderdiği yiyecek eşyalarını teslim ettim. Kaldığım iki gün boyunca bana; havalimanında bir müddet ailecek tutulduklarını ve sorgulandıklarını, ne amaçla Bosna 'ya gelindiğine dair sorular sorulduğunu, havalimanında A. isminde bir şahsın kendilerini karşıladığını ve bir otele yerleştirdiğini, daha sonra bu eve tutmalarına yardımcı olduğunu, A. isimli şahsın çocukları da Bosna'daki cemaat okullarına kaydettirdiğini söyledikten sonra herhangi bir iş kurmadığından, Türkiye 'de bakmış olduğu Şemdinli davası ve diğer önem arz eden davaların sürecine ilişkin kitap yazacağını beyan etti. İki gün boyunca Bosna çarşısında gezdik, örgütle bağlantılı herhangi bir şahısla temasımız olmadı. Ben, Pazar günü dönüş yaparken savcı bana "bir daha ne zaman geleceksiniz" diye sordu, bende kendisine "bilmiyorum" dedim ve daha sonra ülkeye döndüm. Bana dönerken herhangi bir zarf ve iletilmek üzere bir mesaj vermedi. A. isimli şahıs tahminen bana 2008 yılı haziran ayında, Şubat 2009 tarihinde, Nisan 2009 tarihinde ve hatırlayamadığım başka bir tarihte daha gelerek ... 'ya verilmek üzere zarf verdi, bu gidişlerimin birinde eşimi de götürdüğümü hatırlıyorum. Bosna'ya gittiğimde beni çocukların okuduğu cemaat okuluna da götürdüler, orada A. isimli şahısla tanışmış oldum. A. Türk olup eşi Bosna 'lı olan, Tur şirketi işleten, cemaatle irtibatlı bir şahıstır. 2009 yılı Haziran ayında ... Türkiye 'ye dönüş yaptı ve bana ulaştı. Geri dönmeyi düşündüğünü en son Bosna ya gittiğimde söylemişti. Sincan 'da ikamet eden Kayınbiraderi S.'nin evine yerleştiler ... ... ve ailesi Türkiye'ye döndükten sonra cemaat tarafından kendisine para verilmeye devam edilmiştir. Çünkü 2-3 ayda bir A., görev yaptığım Ahmet Andiçen İlköğretim okuluna gelip bana savcıya ulaştırılmak üzere zarf teslim ediyordu, ben A. isimli şahsa "bu adama hala niye yardım ediliyor" diye sorduğumda bana " o adam bu ülkede bir darbeyi engelledi, millet ona çok şey borçlu" dedi, yine konuşmayı kesip yanımdan ayrıldı. Ben Müdür yardımcısı olarak Aliye Yahşi Anadolu Kızlık Meslek Lisesine tayin olduktan sonra A. isimli şahıs buraya da geldi ve bana savcıya teslim edilmek üzere zarf teslim etti. Kendisini uğurlamak için okulun dış kapısına geldiğimde gri renkte ... marka kiralık olabileceğini düşündüğüm bir araca bindi. Diğer gelişinde ise kendisine gelen bir telefona "buyrun ben E." dediğine şahit oldum. Bu şahsın gerçek ismi belki de E. Olabilir. ...'YA tarafımdan kuryelik vasfı ile zarf götürme işi kendisinin HSYK kararı ile tekrar mesleğe dönmesi ile azaldı. Sadece yılda bir kez çocuklarının okul masrafına ilişkin zarf tarafımdan götürülmüştür. Okul masrafına ilişkin ödemelerde bizzat bana A. kod isimli şahıs tarafından teslim edilen zarflar vasıtası ile olmuştur. Hatırladığım kadarı ile en son 2013 veya 2014 yılı mart ayında çocuklarının okul parasına ilişkin zarf A. kod tarafından bana teslim edildi ve bende Savcı ... 'ya zarfı götürerek teslim ettim. Ayrıca bir keresinde de A. kod tarafından bana verilen zarfın aşırı şişkin olmasından şüphelenerek bu nedir diye sorduğumda A. kod bana "savcının 40.000 TL'lik bir tazminat davası var, mağdur olmaması gerekiyor, ülkeye yeni döndü, sıkıntı yaşamasın" dedi. Bende bu zarfı ...'nın evinin olduğu muhite gittim ve zarfı teslim ettim. Bu görüşmelerin dışında ailecek evime gelmiştir, bende onun evine çocuklarının dersleri için gittim. Görüşmelerimiz telefon vasıtası ve yüzyüze de olmuştur. En son ben Londra iken 20.07.2016 tarihinden sonraki bir günde whatssap üzerinden bana mesaj attı, mesaj içeriğinde kızı C.'nin üniversite tercihlerinde yardımcı olmamı istedi" ben whatssap marifeti ile kendisini aradım, "savcım şuan ingiltere'deyim, çocuğun durumu nedir, kaç puan aldı" diye sormam üzerine savcı da bana "270 civarında bir puan aldı, bu sene okul tercihi yapıp yapmamakta tereddüte düştük, ne dersiniz" diye sordu. Benim kendisini ile en son görüşmem bu şekilde olmuştur..."
B.Y.isimli şahsın, davacı hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ... tarih ve Soruşturma No:... , Esas No:... , İddianame No:... numaralı iddianamede yer verilen beyanı: "... benim hukuk fakültesinde en samimi arkadaşlarımdan biridir. Hâkim adayı olduğumuz dönemde de ailecek görüşürdük. Kura çekilip gittikten sonra bir daha görüşmedik. Ben kendisini Yeni Asya grubundan olduğunu biliyorum. Kura çektikten sonra ki durumunu bilmiyorum. ... Van'daki olaylar nedeniyle açığa alınarak, meslekten ihraç edilince Ankara'ya geldiğini biliyorum. Okuldan benim samimi arkadaşım olduğu için kendisiyle görüştük. Ancak onun beni nasıl bulduğunu, telefon ederek gelip gelmediğini ve ilk konuşmayı nerede yaptığımızı şuan için hatırlayamıyorum. Ancak ilk konuşmamızda kendisi bana hayatının tehlike altında olduğunu, kendisini öldürüleceğini söylüyordu. Hatta bu sohbetimizde Amerika'ya gitmek istediğini bana söylemişti. Bu konuşmalardan sonra ben kendisini abisinin Sincan'da bulunan evine bıraktım. Bu konuşmadan sonra 3-4 defa daha bir araya geldik. Bana daha önce verdiği telefon numarası değil başka bir numarayı vermişti. Ben bu telefon numarasından kendisini arıyordum. Bu konuşmalardan sonra kendisinin kaldığı Sincan'a gidip alıp geziyorduk. Bu dönemlerde de Amerika vizesi alamadığını bana söyledi. Daha sonra bana Afrikaya gitmek istediğini söyledi. Buraya niye gitmek istediğini ve buna kimin karar verdiğini söylemedi. Ancak bana cemaatın kendisine Afrikaya gitmesi gerektiğini söylediğini, ayrıca cemaatin kendisine maaş bağladığını söylemişti. Bunu anlatmasının nedeni ise biraraya geldiğimizde nasıl geçiniyorsun diye sordum. O da bana cemaatin kendisine yardım ettiğini, maaş verdiğini ve bu paranın yeterli olduğunu söyledi. Ben cemaat deyince Fetullah Gülen cemaati olduğunu anlamıştım. Ben ona bir poşet içinde para götürdüm. Ancak bu parayı bana getiren kişi bana nasıl ulaştı şu an için hatırlayamıyorum. Ancak gelen kişi bana ...'nın Afrika'ya biletini ayarladığını, İstanbul'dan geldiğini ve vereceği parayı ona götürmesini benden istedi. Bu şahıs beni nasıl buldu, niye buldu, niye kendi götürüp parayı direk vermedi, bu sorulara o zamanda cevap bulamamıştım. Şimdi de cevap bulamıyorum. Tek bildiğim burada kullanıldığımdır. Bu şahısın verdiği içi para dolu poşeti götürüp ...'ya verdim. O gün götürmediğime eminim. Ancak içinde ne kadar para var onu da saymadım. Poşetin içine baktığımda para vardı. Bu parayı saymadan ...'ya verdim. Ferhat ile buluştuğumuz da bana herhangi bir soru sormadan bana kendisini Güney Afrika'ya götürüleceğini ve kendisine para verenin biletlerini ayarladığını söyledim. Bu şahıs bana herhangi bir bilet vermedi. Sadece içi para dolu poşeti verdi. ... Afrika'ya gittikten sonra yaklaşık 3-4 ay sonra Ankara'da yanıma biri geldi. Kendisinin Afrika'da Türk okullarında öğretmen olduğunu söyledi. Ben o zaman bu okulun Fetullah Gülen'e yakın okul olduğu anlamıştım. İsmini hatırlayamadığım bu şahıs bana ...'nın eşinin rahatsız olduğunu, Afrika'ya kendisiyle geldiği takdirde ona destek olabileceğini ve kendisinin de bu seyahatte eşlik edebileceğini söyledi. Bu durumu eşimle görüştüm. O da Afrika'ya gider gezer geliriz dedi. Bu şahıs kendi gideceği günü ve saati bana bildirdi. Bende tüketici kredisi çektim ve o şahsa benim ve eşim için aldığı biletin parasını bu şekilde ödedim. Bu şahısla birlikte eşim ve ben Afrika'ya gittik. Başkente kadar birlikte gittik. Daha sonra aynı kişinin yardımıyla ...'nın bulunduğu yere bilet aldık. Biz o şehire gittiğimizde ... havaalanında yanında bir öğretmenle birlikte bize karşıladı. ... beni ve eşimi kendisinin kaldığı lüks bir siteye götürdü. Kendisi oldukça neşeli idi. Eşiyle benim eşim görüştü. Ben eşime sorduğumda ya kadın hastalığıymış dedi, ayrıntısını belirtmedi. Kaldığımız 4 gün süre içerisinde Ferhat ve yanındaki öğretmen şahıs ben ve eşimi Afrika'nın değişik yerlerine götürdüler. Türk okullarını gezdirdiler. Bu süre içerisinde ... ve eşi çok neşeli idi. Çocuklarınında Türk okuluna gittiğini gördüm. Hatta geleceğim günde kaldıkları yerden taşınacaklarını dile getirmişti ... Ben ...'yı Türkiye'ye gelmemesi için ikna amacıyla Afrika'ya gitmiş değilim. Ağırlık gezmek idi. Samimi arkadaşım olması nedeni ile gelen kişinin teklifini kabul etmiştim. ... Türkiye'ye gelmek istediğini bana hiç bir zaman belirtmedi. Benim gördüğüm manzara şudur. ... orada da maaş alıyordu. Çocukları Türk okullarında okuyor. İngilizce öğreniyorlardı. Altında araba vardı ve lüks evde oturuyordu. Niye Türkiye'ye gelmek istesin onu anlamış değilim."
Davacı tarafından, tanık beyanlarına karşı; İ.O. isimli şahsın, kendisinin darbe girişiminden sonra verdiği ve basına yansıyan beyanlarından hareketle yorumda bulunduğu, bu şahsın kendi söylediklerinden farklı bir şey söylemediği, B.B. isimli şahsı tanımadığı, ifadesinin yalandan ibaret olduğu, bu şahsın ifadesinin ceza yargılamasında aleyhine delil olarak değerlendirilmediği, Y.U. isimli şahsı ifade vermesi için kendisinin gönderdiği, ifadesinde belirttiği hususların soyut iddialar olduğu beyan edilmiştir.
2) Davacının adının geçtiği ByLock yazışmaları şu şekildedir:
Davalı idarece dosyaya sunulan ... ID numaralı, kullanıcı adı '... " olan H.K./O.K adlı ByLock kullanıcısına ait ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan, bu kişi ile ... ID numaralı Bylock kullanıcısı arasında 28/01/2016 tarihinde yapılan yazışma şu şekildedir:
...
...: abi ihraç ile ilgi dava açma süresi 60 gün ve gerekçeli kararin tebligi ile bu süre
basliyor ancak riske girmeye gerek yok bu tebligatla basladi denip dilekçeyi hazirlamaya baslamali h. abi ve avukati bi dilekçe hazirlasin bizm idareci abiler de bu konuda hazirlik yapiyor 5 subat gibi onlardan da bi metin gelecek ins ikisini cem edip en güzel sekilde davamizi açariz
...: arkadasin notu yukarida
...: bu arada 1- sure tutumlu yine 3,4 sayfa olcak sekilde daha önce yazdiklarimizdan
istifade ile bir itiraz dilekcesi yazalim
...: 2- ihrac nedeniyle danistaya acilacak dava icin yukaridaki not geregi bir hazirlik
yapalim abi
...: arkadaslardan gelecek calismayi üzerine ilave eder , danistaya davamizi acariz
...: insallah bu günden bismillah bu ise baslayalim
...: hürmetler
...: as sure tutumla ilg dilekceye baslar yazarim, son gun yada 9.gun veririm, digerine
de baslariz ins, ...nin yada z.ozlerin ornek dilekceleri varsa onlardan da istifade edebiliriz
...: 16.ceza ile ilg bi haber var mi
...: yok haber
...
Bununla birlikte, davalı idarece dosyaya sunulan ...ID numaralı, kullanıcı adı '..." olan M.K. adlı ByLock kullanıcısına ait ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan, bu kişi ile ...ID numaralı Bylock kullanıcısı arasında 13/02/2016 tarihinde yapılan yazışma şu şekildedir:
.
...
...: bende maddi yönden hicbir eksikleri olnaz abi dedim
...: ...i anlattim
...: ...i ben birebir yasamistim. yanindaydim vanda
...: kendisine borclarini yaz esine ver dedim. veya bannada verebilirsin dedim ...: Kayinpederin elinden damlamaz diyorlardi. Abilerin civanmertligini görünce çok etkilenmis. Bir kismini hemen üstlenmis
...: abi iyi oldu isin ehemiyyetini bence anlamamis.
... Davacı tarafından, adının geçtiği ByLock yazışma içeriklerine karşı; yazışmaları gerçekleştiren kişileri tanımadığı, sadece M. isimli şahsı ...'da Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak hatırladığı, bu kişiyle birkaç defa görüştüğü ancak kendisiyle samimiyetinin olmadığı, ayrıca Şemdinli soruşturmasını yaparken FETÖ ile ilgisinin olmadığının söz konusu yazışmadan anlaşıldığı, ByLock isimli programın varlığından 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında haberdar olduğu beyan edilmiştir.
3) Davacının beyanları şu şekildedir:
Davacıya ait, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 05/11/2018 tarihli ifade tutanağı: "...2005 yılında ben Van ilinde görev yaptığım dönem Van 100.yıl Üniversite rektörü soruşmasını yaptıktan sonra Başsavcı vekili İ.Ö. Şemdinli soruşturmayı benim yapmamı istedi. Bu delliler mahalli savcı tarafından Şemdili ilçesinde toplandı. Ardından bize fezleke ile geldi. İ.Ö.'ye Rektör Soruşturmasında yıprandığımı bu soruşturmayı bana vermemesini söyledim. Ancak kamuoyunca yakından takip edilen soruşturmanın altından ancak benim kalkabileceğimi söyledi bende amirimiz konumunda da olduğu için soruşturmayı aldım. Soruşturma kamuoyunda sürekli gündemdeydi. Siyasiler basın-yayın tüm kamuoyu bu olayı konuşuyordu. Soruşturmaya başladıktan sonra kendisini daha önce tanımadığım ve samimi olmadığım Ağır Ceza Başkanı İ.K. bana yakınlaşmaya başladı. Ailesi de ailemle görüşmeye başladı. O süreçte kendisi ile samimiyetimiz ilerledi. Eşlerimizde lojmanda bir araya geldiler. Bu soruşturmaları daha evvel Rektörlükle ile alakalı dosyada çalıştığım dönemin KOM Şube Müdürü M.U. ile birlikte yürüttük. Ben kendisini çağırarak bana soruşturmanın ilerleyen safhalarında yardımcı olmasını istedim. Bu süreç tamamen Resmi bir şekilde yazışmalarla ilerledi. M.U.'dan PKK terörünün ülkemize verdiği zararlar, Jitem, Kontrgerilla gibi yapıların faaliyetleri ile nasıl mücadeleyi baltaladığı, yerel ve ulusal basında bu tip eylemlerin nasıl yankı bulduğu konularında bir çalışma istedim. Bir süre sonra bana bir flash bellek içerisinde getirdi. Ben bunları istediğim konuya uygun şekilde kırptım, düzenledim ... İ.K. bana soruşturma devam ederken KKK Y.B.'den söz etmeye başladı. Y.B.'nin Ağustos şurasında Genelkurmay Başkanı olacağını ve Genelkurmay Başkanı olursa hükümete darbe yapma ihtimalinin olduğunu silahlı kuvvetler içerisindeki inançlı insanlara büyük engel oluşturacağını söyleyip duruyordu, ayrıca soruşturmayı birlikte yürüttüğümüz KOM şube müdürü M.U.'ya güvenebileceğimi söylüyordu. Zamanla M.U.'da İ.K. gibi Y.B.'den söz etmeye başladı. Yine o dönem dosyaya Y.B. ile alakalı gelen bazı ihbarlar girdi ... 2006 yılı Nisan ayında ben açığa alındım. Açığa alınma sebebim Şemdinli Soruşturmasıydı. Açıkta oldğum dönem İ.K. bana merak etme sıkma canını ihraç olsan bile sıkıntı değil diyordu. Ben açıkta olduğum bu dönem HSYK ya gelerek o güne kadar yaşadıklarımı anlatmak istiyordum. Ama İ.K. eğer gidersen bunun kurumca yanlış anlaşılacağını söyledi ve adeta gitmemem için çaba harcadı ... 7 Kasım 2006 tarihinde meslekten ihraç edildim. İhraç kararına bana bir piknik dönüşü İ.K. binanın önünde bana ihraç edildiğimi söyledi. Ben orada bayılmışım. Kendime geldiğimde eşim yanıma gelmişti. İ.K.'nin lojmanlarda bulunan evine çıktık. Orada İ.K. bana "savcım bundan sonra merak etme senin bütün ihtiyaçların karşılanacak" dedi. Ben orada kendisine "s/z kimsiniz" , kim karşılayacak diye sordum. Savcım merak etme "Hoca Efendinin nasihati, bu anadolu yiğidine sahip çıkın, bizden olamayan bu şahıs kimmiş" dediğini söyledi. Ben orada İ.K.'nin örgütten olduğunu anladım. Ailemle görüşüp cevap vereceğimi ifade ettim ve oradan ayrıldım. 1 hafta 10 gün sonra İ.K.'ye teklifini kabul ettiğimi söyledim. Çünkü madden zor durumdaydım 3 tane çocuk okutuyordum ve hiçbir birikimim yoktu ... Ankara'ya dönüp bir işe girince bunlara gerek kalmayacağını düşündüm. 2007 yarı yılında çocuklarım sömestr tatili başlayınca Ankara iline döndük. Beni Ankara iline gelince M.U.'nun talimatıyla Y.V. isimli polis memuru havalimanında karşıladı. Sincanda bulunan ablamın evine getirdi. Bir süre sonra B.Y. beni aradı. Kendisini ben üniversiteden tanırım. Kırşıherlidir Fetöye ait evlerde yurtlarda kalırdı. Bana "bir an evvel yurt dışına çıkman gerekiyor ailenin güvenliği tehdit altında" dedi. B.Y. ile bu görüşmeden sonra birkaç kez daha yüz yüze bir araya geldik. Bana o vakit ki adıyla cemaat olan yapının sahip çıkacağını tüm masraflarımı yurt dışanda karşılayacağını, çocuklarımın okul ücretlerini ödeyeceklerini söyledi. Ben bu cemaat ile alakalı bir insan olmamama rağmen tehditler sonucunda doğan zorunluluktan dolayı kabul etmek zorunda kaldım. Ailemin hayatından endişe ediyorken bu teklifi kabul etmek zorundaydım. Ve ben yurtdışına gitmeye karar verdim. Bana B.Y. Canada'ya giderek orada yaşayabileceğimi, çocuklarında iyi İngilizce öğreneceğini rahat edeceğimi söyledi. Amerika üzerinden gidildiği için Amerika'ya vize başvurusu yapın dedi. Ailecek başvuru yaptık ve 3 kez reddedildi. Bana hesabımda başvuru için görünsün diye 20.000 tl verdi. Bu para 2007 Mart ayında Vakıfbank Sincan Şubesine benim adıma yatırıldı.Fakat viza alamayınca Güney Afrikaya gitmeye karar verdim ... 2007 Nisan ayında ailemle Güney Afrikaya gittik. Orada 4 ay kaldık. Benimle orada ismini T. olarak bildiğim Doktor olduğunu söyleyen bir şahıs karşıladı ve ilgilendi. Orada kaldığım 4 aylık zaman zarfında T. gelerek maddi ihtiyaçlarımızı karşılıyor bana para veriyordu ... T. isimli şahsı arkanda seni ömldürmek isteyen bir tim var Ülkeye dönme öldürüleceksin dedi. Bir süre sonra T. bana bir misafirin gelecek dedi, havalimanına gittiğimde B.Y. ve eşini gördüm. B.Y. isimli şahıs Adalet Müfettişi olarak görev yapıyordu. B.Y.'nin gelme sebebinin beni ülkeye dönmekten vazgeçirmek olduğunu anladım. Benim kaldığım evde 3-4 gün kadar kaldıktan sonra B.Y. ve eşi Türkiye'ye döndüler, kısa bir süre sonra T. isimli şahsa ben ülkeye döneceğim dedim. 2007 yılı Ağustos-Eylül ayları gibi Türkiyeye döndük... 2007 yılı Ekim ayı başlarında B.Y. beni M.S. isimili şahısla bir araya getirdi. M.S. bana kendisinin öğretmen olduğunu söyledi. Bundan sonra sıkıntılarımla kendisinin ilgileneceğini dile getirdi. Bana her ay maddi yardım getirdi. Bana bu arada toplamda 10.000-12.000 Tl kadar bir para verildi. Ben bunu her defasında kabul ettim. Bu görüşmelerde M.S. bana sürekli takip edildiğimi, can güvenliğimin olmadığını, çocuklarımın eşimin hayati tehlikeleri bulunduğunu söylüyordu. Buradaki kasıt Şemdinli Soruşturmasını yaptığım ve Y.B.'nin adının soruşturmada geçmesinden kaynaklı derin devletin, jitemin yada bir örgüte ihale edilerek benim ve ailemin öldürüleceği şeklindeydi. 2008 yılı Ocak Ayında ayında ailemide yanıma alarak Bosna Hersek'e gitmeye karar verdik. Daha doğrusu M.S. bizim Bosna ya giderek orada daha güvende olacağımızı söyledi. Ailemle birlikte uçakla Bosna Hersek'e gittik. Orada havalimanında bizi A. isimli Boşnak asıllı Türkçeyi iyi konuşan birisi karşıladı. Bizi alarak örgüt adına Bosna sorumlusu K. isimli şahsın yanına götürdü. Kendisi bize hoşgeldiniz, şu an ev ayarlama işi yetişmedi birkaç gün otelde kalacaksınız dedi. Ailemle otele geçitk ve konakladık. 4 gün sonra A. otele gelerek evin ayarlandığını söyledi. Eşyalarımızı bu eve götürdük. Bu adreste 1,5 yıl kaldık. M.S. bana o dönem itibari ile bir savcının maaşı kadar ödeme yapıyordu. 4000-5000 tl değerinde dolar aylık veriyordu. Bu paraları bana hep elden getirdi. Bazen iki ayda bir geliyordu ama o zamanda parayı 2 aylık veriyordu. Toplamda 80.000 tl gibi bir parayı bana vermiş oldu. Çocuklarım Bosnada örgütün okullarında okumaya başladı. Okul bizden ücret almıyordu. M.S. geldiğinde evimde misafir olur ertesi gün ülkemize dönerdi. Ben kendisine ülkeye dönmek istediğimi her defasında dile getirmeme rağmen, sabırlı olmam gerektiğini söylüyordu ... 2009 yılı sonları 2010 yılı içerisinde 7-8 ay boyunca GMK Bulvarında Ofisi olan M.A.'nın yanında çalışıyor gösterildim ve sigortam yapıldı. Bu olay şu şekilde gelişmiştir. Ben ve kızım, sağlık problemleri sebebi ile Turgut Özal hastanesine gittik. M.S.'nin hastanenin avukatı olarak beni soy isimini sonradan öğrendiğim O.K. isimli şahıs ile tanıştırdı. Bu şahıs hastane masrafları sigortam olmadığından çok fazla çıkabileceği için aynı zamanda emekliliğime de faydası olur diye M.A. isimli avukatın bürosuna götürerek tanıştırdı ve sigortam başlatılmış oldu. Ben bu sigortanın bedelini kendim karşılıyordum. Ara sıra bu ofise giderek ceza dosyalarına bakıyor yardımcı olmaya çalışıyordum. Mesleğe başladığım süreye kadar 7-8 ay boyunca bu şekilde sigortamı bu büro üzerinden yatırdım.... 2011 yılında ben mesleğe geri kabul edildim ... 2011 yılı Nisan ayında Ankara Adliyesinde Cumhuriyet Savcısı olarak göreve başladım. Ben göreve başlayınca örgütten para falan almadım. Kimse de teklif etmedi. İki çocuğumun okul ücreti olan 2012 yılında 10.000 tl, 2013 mart ayında ise 12.000 tl kadar para aldım. Bu parayı yine bana M.S. getirdi ve verdi. Göreve döndükten sonra sadece iki kez bu bahsettğim okul ücretini aldım. Çocuklarımın eğitim seviyesi düşük olduğu ve buna bir şekilde bu örgüt sebep olduğu için telafi amaçlı bana bu parayı verdiler ben de kabul ettim. 17-25 Aralık olayları sonrasında ben bu yapının tehlikeli hukuka aykırı işlemler içinde bulunan bir örgüt oldğunu gördükten sonra bir daha para almadım. M.S. ile cafede görüşür çay içerdik. Kısaca bana halimi hatrımı sorardı. Bu görüşmelerin birisinde o dönem meydana gelen Mit Tırları Davası ile alakalı bana çıkıp kamuoyuna bir açıklama yapmamı, bu konuda Hükümetin tavrının hukuka aykırı olduğunu dile getirmemi istedi. Ben kendisine saçmalama böyle bir şey söz konusu bile olamaz dedim ... "
Bu durumda, davacının, meslekten çıkarılmasının sonrasında örgüt tarafından yurt dışına gönderildiğine, örgütten maddi yardım aldığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık ifadelerinin, örgütten maddi yardım aldığına ilişkin kendi beyanının ve adı ve soyadına açıkça yer verilen Bylock yazışma içeriklerinin birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacının tanık ifadelerine ve adının geçtiği ByLock yazışmalarına karşı beyanlarına itibar edilmeyerek, FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
) 6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu karar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu karar ile ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 375 sayılı KHK’nın geçici 35. maddesinin (A) fıkrası uyarınca tesis edilmiştir. Anılan madde hükmü, 7145 sayılı Kanun'un 26. maddesiyle 375 sayılı KHK'ye eklenmiş ve 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak, dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla, karara dayanak olan düzenlemenin mevzuatta öngörülen usuller dâhilinde kanunlaşmış ve yürürlükte olduğu görülmektedir. Bu durumda, özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olduğundan, müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ terör örgütünün darbe teşebbüsü üzerine ilan edilen olağanüstü halin sona ermesinden sonra olağan dönemde de örgütle mücadelenin hukuk devleti ilkesine uygun ve etkin bir şekilde devam ettirilmesi, FETÖ terör örgütünün ve bu örgütle iltisak veya irtibatı bulunanların yargıdaki varlığının ortadan kaldırılması ve bu bağlamda millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle, FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, olağanüstü hal sona erdikten sonra olağan dönemde de devam eden bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu yaptırımın da yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren yaptırımın demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir yaptırım olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından, dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
D) KARAR SONUCU Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ...-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 17/06/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.