T.C.
D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No:2019/2749
Karar No:2023/3242
TEMYİZ EDEN (DAVACI): … Petrolcülük Sanayi A.Ş.
VEKİLİ: Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI): … Kurumu
VEKİLİ: Av. …
İSTEMİN KONUSU: … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı şirket hakkında ... tarih ve ... sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (Kurul) kararıyla uygulanan idari para cezasının ön araştırma ve soruşturma yapılmadığı gerekçesiyle yargı kararıyla iptal edilmesi üzerine aynı konuda yapılan soruşturma sonrasında, dağıtıcı lisansı sahibi davacı şirketin bayisi olan ve "..." adresinde bulunan ...'ye ait akaryakıt istasyonunda 27/09/2012 tarihinde yapılan denetimde, otomasyon sisteminin çalışmadığının, dağıtıcı lisansı sahibi olarak otomasyon sistemindeki arızayı mevzuatta öngörülen süre içerisinde gidermediğinin ve Kurum'a aykırılıkları bildirmediğinin tespit edildiğinden bahisle, davacı şirket hakkında 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 19. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin (4) numaralı alt bendi uyarınca 815.555,000-TL idari para cezası uygulanmasına ilişkin kısmı yönünden ... tarih ve ... sayılı Kurul kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi'nce verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; dağıtıcı lisansı sahibi davacı şirket tarafından bayisi olan ...'ye ait akaryakıt istasyonundan bayideki elektrik arızası nedeniyle merkezlerine veri akışı olmadığı ve bayiye elektrik arızasını düzeltmesi gerektiği yönünde ihtar yapılmasına rağmen 72 gündür bayinin herhangi bir işleme başlamadığının 23/05/2012 tarihinde davalı idareye bildirilmesi üzerine anılan istasyonda 27/09/2012 tarihinde yapılan denetimde, otomasyonun internet bağlantısının olmadığı, 15/09/2012'de otomasyon teknik firmasının arıza için geldiği, dağıtıcı firma ve EPDK ile yapılan görüşmede otomasyonun çalışmadığının tespit edildiği, 11/12/2012 tarihinde yapılan denetimde ise, istasyonda 4 adet pompa ve 5 adet tank olduğu, ancak pompaların ve tankların otomasyon sistemine bağlı olmadığının tespit edildiği, bunun üzerine, ... tarih ve ... sayılı Kurul kararı ile davacı şirkete idari para cezası uygulandığı, ... İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, ön araştırma ve soruşturma yapılmadığı gerekçesiyle söz konusu işlemin iptal edildiği, iptal kararının ardından düzenlenen soruşturma raporunun davacıya tebliğ edilerek savunmasının istenildiği, davacı tarafından savunma verilmemesi üzerine, dağıtıcı lisans sahibi davacı şirketin bayisi olan ...'ye ait akaryakıt istasyonunda denetim tarihi olan 27/09/2012 tarihi itibarıyla, otomasyon sisteminin sağlıklı çalışmaması, otomasyon sistemindeki arızanın giderilmemesi ve Kuruma aykırılıkların bildirilmemesi nedeniyle, ... tarih ve ... sayılı Kurul kararı ile davacı şirket hakkında 815.555,00-TL idari para cezası uygulanması üzerine bakılan davanın açıldığı;
Davacı tarafından, bayinin elektrik altyapısından kaynaklı olarak otomasyon sistemine veri akışı sağlanamadığının Kurum'a bizzat kendisi tarafından bildirildiği hâlde ceza uygulanmasının hukuka aykırı olduğu iddia edilmekteyse de, davacı tarafından yapılan bildirim tarihinde dahi 72 gündür otomasyon sisteminin çalışmadığı, bu hâlde davacı tarafından eksikliği düzeltmek için yapılan bir girişim olmadığı, bu yönde bir girişim varsa bile davalı idare tarafından elektrik arızasına ilişkin belge istenilmesine rağmen bu yöndeki bilgi ve belgelerin idareye ya da dava dosyasına sunulmadığı, davacının idareye yaptığı 23/05/2012 tarihli bildirimden sonra 11/12/2012 tarihinde yapılan denetime kadar geçen sürede otomasyon sisteminin çalışmadığı hususu sabit olduğu gibi, bu süreçte dağıtıcı lisansı sahibi davacı şirketin tarafı olduğu bayilik sözleşmesinden kaynaklı yükümlülüklerin devam ettiği ve dağıtıcı olarak denetim tarihi olan 27/09/2012 tarihi itibarıyla da otomasyon sisteminin çalışması, otomasyon sistemindeki arızanın giderilmesi ve Kuruma aykırılıkların bildirilmesi yükümlülüğü altında bulunduğu gözetildiğinde, davacıya 815.555,00-TL idari para cezası uygulanmasına ilişkin Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nce; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçesiz olduğu, 5015 sayılı Kanun'da 6455 sayılı Kanunla yapılan değişiklik öncesindeki fiiller yönünden bayilerinde denetim sistemi kurmayan dağıtıcılara idari para cezası uygulanmasının mümkün olmadığı, 1240 sayılı Kurul kararına aykırılık sebebiyle idari para cezası tesisinin de yasallık ilkesi gereği mümkün olmadığı, üzerine atılı eylemin kanıtlanamadığı, idareye gerekli bilginin kendilerince verildiği, bayinin otomasyon sistemine müdahale etmesine bir katkısı veya bu fiili engelleme imkânının bulunmadığı, fiil ile uygulanan cezanın orantısız olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
ESAS YÖNÜNDEN:
MADDİ OLAY :
... tarih ve ... sayılı Kurul kararıyla, dağıtıcı lisansı sahibi davacı şirketin bayisi olan ve "…" adresinde bulunan ...'ye ait akaryakıt istasyonunda 27/09/2012 ve 11/12/2012 tarihlerinde gerçekleştirilen denetimler çerçevesinde, ilgili bayinin otomasyon sisteminin çalışmadığını Kuruma bildirmesine rağmen, bahse konu istasyonun otomasyon sistemindeki arızayı 11/12/2012 tarihi itibarıyla gidermemesinin 5015 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına aykırı olduğundan bahisle, davacı şirket hakkında 5015 sayılı Kanun'un 19. maddesinin yedinci fıkrası gereğince 70.000,00-TL idari para cezası uygulanmasına karar verilmiştir.
Anılan Kurul kararının iptali istemiyle açılan davada, ... İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, davacı hakkında ön araştırma veya soruşturma yapılmadan idari para cezası uygulanmasında hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle anılan işlemin iptaline karar verilmiştir.
İptal kararı gereğince davacı hakkında 10/04/2017 tarihli Soruşturma Raporu hazırlanmış; söz konusu rapor davacıya tebliğ edilerek yazılı savunması talep edilmiş, ancak davacı tarafından süresi içinde savunma yapılmamıştır.
Soruşturma Raporu ile Denetim Dairesi Başkanlığı'nın konuya ilişkin görüşü değerlendirilerek, ... tarih ve ... sayılı Kurul kararı ile, 27/09/2012 tarihinde yapılan denetimde tespit edildiği üzere, bayisi olan ...'ye ait akaryakıt istasyonunda otomasyon sisteminin çalışmaması, dağıtıcı lisansı sahibi olarak otomasyon sistemindeki arızayı mevzuatta öngörülen süre içerisinde gidermemesi ve Kuruma aykırılıkları bildirmemesinin, 5015 sayılı Kanun'un 7. maddesinin altıncı fıkrasına aykırı olduğundan bahisle, davacı şirket hakkında 5015 sayılı Kanun'un fiil tarihinde yürürlükte olan hâliyle 19. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin (4) numaralı alt bendi gereğince 815.555,00-TL idari para cezası uygulanmasına karar verilmiştir.
Bunun üzerine, ... tarih ve ... sayılı Kurul kararının anılan kısım yönünden iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa’nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinin ilk fıkrasında, "Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." kuralına; 138. maddesinin dördüncü fıkrasında ise, "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez." kuralına yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin ikinci fıkrasının ilk cümlesinde, idari yargı yetkisinin, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu; "Kararların sonuçları" başlıklı 28. maddesinin ilk fıkrasında, idarenin, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu, bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyeceği kurala bağlanmıştır.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
İdari yargı mercilerince verilen iptal kararları, davaya konu işlemin hukuk âleminde hiç tesis edilmemiş olması sonucunu doğurur. Özellikle bireysel işlemler hakkında verilen iptal kararlarının geriye yürüyeceği konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Buna göre, iptaline karar verilen işlem tesis edildiği tarihten itibaren bütün hüküm ve sonuçlarıyla birlikte hukuk âleminden silinmiş olur. Böylece iptaline karar verilen işlemin tesisinden önceki hukukî duruma geri dönülmüş olur. Ancak, bazı iptal kararlarının gerekçesi idarece aynı konuda yeni bir işlem tesisini mümkün ya da gerekli kılabilir. Örneğin, iptal davasına konu bir disiplin cezasının dayanağı olarak ileri sürülen eylemin, niteliği gereği daha hafif bir cezayı gerektirdiği gerekçesiyle verilen bir iptal kararı üzerine idari makamlar anılan gerekçe doğrultusunda daha hafif olan cezanın verilmesi yoluna gidecektir. Yine dava konusu işlemin yetki ve şekil unsurları yönünden, bir başka deyişle usul yönünden hukuka aykırılığının tespitine bağlı olarak verilen iptal kararları üzerine, idare tarafından iptale neden olan hukuka aykırılıklar giderildikten sonra aynı konuda yeniden işlem tesis edilmesinin önünde hukukî bir engel bulunmamaktadır.
2577 sayılı Kanun'un 2. maddesine göre, idari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluk denetimi ile sınırlıdır. Hukuka uygunluk denetiminin bu sınırını, öncelikle dava konusu işlem ve davacının talebi belirlemektedir. Mahkeme, denetim alanını davacının talebinden bağımsız olarak genişletemeyeceği gibi, söz konusu işlemin dava konusu edilmemesi hâlinde ortaya çıkacak hukuki duruma nazaran davacı aleyhine bir sonuç doğuracak şekilde hüküm de kuramaz. "Aleyhe hüküm verme yasağı" olarak ifade edilen bu ilke, Anayasa'nın 36. maddesinde yer alan hak arama hürriyetini temin etmeye, diğer bir ifade ile, ilgililerin, ihlâl edildiğini düşündükleri haklarını korumak amacıyla herhangi bir endişe taşımaksızın dava açabilmelerini sağlamaya yönelik bir araç niteliği taşımaktadır.
Ceza muhakemesi hukukunda, yalnızca suçun etkin öznesi yararına kanun yoluna başvurulduğunda, etkin özne hakkında yeniden kurulacak hükümdeki yaptırımın (ceza) ve hukuksal sonuçlarının, onun aleyhine olarak eski hükümdekinden daha ağır olamayacağına ilişkin kuralı ifade eden bu ilke, bazı yazarlarca "yaptırımı (cezayı) ve sonuçlarını ağırlaştıramama kuralı" olarak adlandırılmaktadır. Bu bağlamda, Eski Roma’dan bu yana geçerli olan temel ilkeler üzerine kurulu bir hukuk düzeninde yargı organının ve devletin, özellikle yargılamanın en önemli öznesi olan sanığı gafil avlayarak beklemediği yaptırımlarla karşı karşıya bırakamayacağı belirtilmektedir. Dahası Türk hukukunun bu kuralı, kanun yararına bozma ve yargılamanın yenilenmesi gibi olağanüstü kanun yolu davalarında bile benimsemesinin, bir bakıma ayrıksı da olsa, kuralın geniş yorumlanmasını özendirici nitelikte olduğu ifade edilmektedir. "Yaptırımı (cezayı) ve sonuçlarını ağırlaştıramama kuralı"nın sadece ceza yaptırımıyla sınırlandırılmasının hukuk düzeninde bir çelişki olacağı gerekçesiyle, cezanın değil, yaptırımın ağırlaştırılmaması kuralından söz edilmektedir (SELÇUK Sami, “Yaptırımı (Cezayı) ve Sonuçlarını Ağırlaştırmama Kuralı ve Ülkemizdeki Düzenlemeye ve Uygulamaya Eleştirel Bir Yaklaşım”, TAAD, Cilt:1 Yıl:2, Sayı:7, 2011, s.s. 1-48).
Bazı hâllerde ve kanunların açıkça yetki verdiği veya yasaklamadığı durumlarda, araya yargısal bir karar girmeden idarenin doğrudan doğruya bir işlemi ile ve idare hukukuna özgü usûllerle uygulamış olduğu yaptırımlar "idarî yaptırım" olarak adlandırılmaktadır (ÖZAY İl Han, İdari Yaptırımlar (Kuramsal Bir Deneme), 1985, İstanbul, s. 35).
Bu itibarla, "aleyhe hüküm verme yasağı" veya "yaptırımı (cezayı) ve sonuçlarını ağırlaştıramama kuralı" olarak adlandırılan söz konusu ilke, idari yargı mercilerince verilen iptal kararları üzerine, iptale neden olan hukuka aykırılıklar giderildikten sonra aynı konuda idarece yeniden yaptırım içeren bir idari işlem tesis edilirken, ilk işlemden daha ağır bir yaptırım uygulanamamasını da zorunlu kılar.
Mahkemeye erişim hakkı, kişinin yargı merciine başvurabilmesi için önünde herhangi bir engel olmamasını ifade eder. Bu hak aynı zamanda kişinin aleyhine bir sonuç elde edebileceği yönünde bir kaygı duymadan yargı merciine başvurabilmesini de gerektirir. Kişinin kendi lehine bir sonuç elde etmek için mahkemeye başvurması neticesinde aleyhine bir sonuç elde etme ihtimali, hakkını aramakta kaygı duymasına ve çekinmesine sebep olacaktır. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkının teorik olarak tanınmış olması yeterli görülmemekte, aynı zamanda pratikte kişinin bu hakkı kullanmasına imkân tanınması gerektiği kabul edilmektedir. İşte kişinin yargı merciine başvurduğunda aleyhine bir sonuç elde etme imkânının var olması onun mahkemeye erişim hakkının pratikte kısıtlanması sonucunu doğuracaktır (GÜNDÜZ Fatma Ebru, “İdari Yargılama Hukukunda Aleyhe Hüküm Verme ve Aleyhe Bozma Yasağı”, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt:24, Sayı: 2, 2020, s.s. 333-360).
İdarelerin mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğunu, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremeyeceğini ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceğini kurala bağlayan Anayasa'nın 138. maddesindeki hükmün, idarelere göre zayıf konumda bulunan kişilerin lehlerine verilmiş bir mahkeme kararının idareler tarafından uygulanması hususunda güvence sağlayan ve hak arama hürriyetinin tamamlayıcısı niteliğinde bir düzenleme olduğu açıktır. 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinde, idarî yargı açısından özel düzenlenerek somutlaşan bu anayasal ilkenin yorumlanmasında, niteliği gereği Anayasa'nın "Temel Haklar ve Ödevler Başlıklı" İkinci Kısmının "Kişinin Hakları ve Ödevleri" başlıklı İkinci Bölümünde düzenlenen "hak arama hürriyeti"ne dair 36. maddenin esas alınması gerekmektedir. Başka bir anlatımla, mahkeme kararlarının uygulanması zorunluluğu şeklî bir uygulama olarak yorumlanmamalı, mahkeme kararları, hak arama hürriyetinin özü ve amacına uygun yorumlanarak uygulanmalıdır. Bu anlamda, şekilci bir yaklaşımla, mahkeme kararlarının uygulandığından bahisle, hak arama hürriyetinin icaplarına aykırı olarak uygulanan mahkeme kararına konu davanın açıldığı zamanki duruma göre aleyhe sonuç doğuran daha ağır bir ceza verilmesi, Anayasa'nın amacına uygun bir uygulama olarak değerlendirilemez.
Hiç kimsenin dava açmakla, dava açmadan önceki durumdan daha kötü bir duruma düşürülmemesi ve mahkeme kararlarının, adaletin tecellî etmesine hizmet etmek yerine, kişilerin sırf hak arama özgürlüğünü kullandığından dolayı cezalandırma aracı hâline dönüşmemesi gerekir. Davacı tarafından hakkında tesis edilen idari para cezası yaptırımının iptali için açılan davada verilen iptal kararının uygulanması kapsamında tesis edilen dava konusu işlemin, davacının dava açmakla elde etmeyi hedeflediği amacı gerçekleştirmediği, aksine anılan iptal kararı nedeniyle davacının daha ağır bir yaptırımla karşılaşmasına sebebiyet verildiği, bu durumun ise hukuka ve hak arama hürriyetine aykırılık teşkil ettiği ve mahkemeye erişim hakkının ihlâline yol açtığı kuşkusuzdur.
Öte yandan, idarenin iyi yönetişim ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğünün olduğu Anayasa Mahkemesi'nin pek çok kararında ifade edilmiştir. İyi yönetişim ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu bahis mevzusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir [bkz. Krstic / Sırbistan, B. No: 45394/06, 10/12/2013, § 78] (AYM kararları, Nurullah Kıratlı, B. No: 2019/372, 03/05/2023, § 32; Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 03/04/2014, § 68).
Hukuk devleti ilkesinin en önemli unsurlarından bir tanesi olarak kabul edilen hukuki güvenlik ilkesi, bireyin devlete güven duyduğu ve hukuki güvenliğinin sağlandığı devlet düzeni olarak anlaşılmaktadır. Hukuki güvenlik ilkesinin bir gereği olarak da bireylerin kazanılmış haklarının korunması gerekir. Aleyhe bozma yasağı ve özellikle de kanun veya yargı yolu başvurusundan sonra aleyhe hüküm verme veya işlem tesis etme yasağı da kazanılmış hakların korunması ilkesinin birer uzantısıdır. Şöyle ki, kişi lehine verilmiş olan ilk kararın veya tesis edilen ilk işlemin, dava açma veya kanun yollarına başvurma hakkını kullanan taraf için bir kazanılmış hak olduğu ve daha sonra kişinin daha aleyhine sonuç doğuracak bir karar verilemeyeceği kabul edilir. Kazanılmış haklar ile ve hukuki güvenlik ilkesi ile olan yakın ilişkisi sebebiyle aleyhe hüküm verme yasağı, hukuk devleti ve iyi yönetişim ilkelerinin de bir gereğidir. Nitekim ceza muhakemesi hukuku doktrini ve uygulamasına göre de, sanık lehine başvurulan bir temyiz incelemesinde suçun vasfının saptanmasında hataya düşüldüğü tespit edilirse, bu tespitin bir bozma gerekçesi sayılabileceği, fakat bozulan hükümde tesis edilmiş olan cezanın türü ve miktarının sanık için bir “kazanılmış hak” kabul edileceği benimsenmektedir. Aleyhe hüküm verme yasağı, hukuka aykırılığı tespit edilen bir idari işlemin hukuki âlemde varlığını devam ettirmesine imkân tanıyan bir ilke gibi gözükse de, idarenin işlemlerinin daha fazla yargısal denetime tâbi olmasını mümkün kılacak ve hukuk devleti ilkesi ile çelişmek yerine hukuk devleti ilkesine hizmet eden bir görev yerine getirmiş olacaktır.
Hukuka aykırı bir işlemin kazanılmış hak doğurabileceğini söylemek kolay olmamakla beraber, ilgili lehine yarattığı hukukî durumların ilelebet tartışma konusu yapılması da mümkün değildir. Dolayısıyla belirli sürenin geçmesi sonucu bu hukukî durumların korunmasında meşrû yararları olan ilgililerin korunması, yani bu hukukî durumların dokunulmazlığını kabul etmek gerekir. İşte bu durumda kişisel işlemlerin sonuçlarının dokunulmazlığı belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır (TAN Turgut, İdari İşlemin Geri Alınması, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1970, s. 60). Bu bağlamda, hukuka aykırı bir işleme karşı iptal davası için gerekli sürenin geçirilmesinin söz konusu işleme yapay bir sıhhat kazandırdığı doğrudur. Bu süre boyunca işlemin kazandırıcı sonuçlarını henüz tamamlamadığı kabul edilmektedir. Belirli bir zaman süresinin geçmesinin hukuka aykırılıkları ortadan kaldırdığı söylenemez. Ancak lehlerine belirli hukukî durumlar yaratılmış olan kişilerin bunların korunmasında olan meşru yararlarının sınırsız bir şekilde tartışma konusu yapılması da hukukun başlıca amacı olan ilişkilerde güven ve istikrar esasları ile bağdaşmaz. Dolayısıyla idarî işlemin kişisel sonuçlarının dokunulmazlığı prensibi, hukuka aykırı da olsalar aleyhlerine yargısal başvurma süresi geçirilmiş olan işlemlerin ilgililer aleyhine yarattıkları durumların korunmasını gerektirir (TAN, a.g.e., s. 73).
Esasen bir kişiye müeyyide uygulanmasına dair idari işlemlerin hak yaratıcı nitelikte olmadığı açıktır. Örneğin, Fransız Danıştayı Montaya kararında kamu görevlisine verilen disiplin cezasının ne ilgilisi, ne idare, ne de üçüncü kişiler lehine hak yaratmadığına ve dolayısıyla idare tarafından ilga edilebileceğine veya geri alınabileceğine karar vermiştir. Ancak bu gibi durumlarda dahi, hâliyle, disiplin cezası geri alınıp daha ağır bir disiplin cezasının verilemeyeceği; keza idare disiplin cezasının verilmesine gerek olmadığına karar vermişse, daha sonra bu kararını geri alıp disiplin cezası veremeyeceği vurgulanmaktadır (GÖZLER, Kemal, İdare Hukuku, Ekin Yayınevi, Cilt:1, 2019, s. 1250).
Bu bağlamda, kural olarak, yaptırım (müeyyide) uygulanmasını içeren idarî işlemlerin maddi anlamda hak yaratıcı değil, yükümlendirici nitelikte işlemler oldukları açık olmakla birlikte, bu nitelikteki işlemlerin dava açma süresi içinde idarece geri alınmaması hâlinde ve muhatabı tarafından dava konusu edilmesi hâlinde, tesis edilmiş olan işlemdeki cezanın türü ve miktarının, bu işleme karşı yargı yoluna başvuran ve işlemin tesis edilmesi sürecinde herhangi bir hilesi veya yanıltıcı beyanı bulunmayan muhatabı için kendisi aleyhine daha ağır bir ceza uygulanmasını engelleyen, usuli anlamda bir kazanılmış hak teşkil ettiğinin söylenmesi mümkündür.
Bu itibarla, davacı hakkında uygulanan idari para cezasının iptali istemiyle açılan dava sonucunda, idari para cezası uygulanmasına ilişkin işlemin -ön araştırma ve soruşturma yapılmaması gibi- usule ilişkin bir eksiklik gerekçesiyle iptaline karar verilmesi durumunda, söz konusu mahkeme kararında yanlış Kanun maddesi tatbik edildiğine ilişkin bir hukuka aykırılık gerekçesine yer verilmediği ve söz konusu eylemin hukuki nitelendirmesinin değişmesine sebep olacak yeni bir tespitin bulunmadığı hususları da göz önüne alındığında, yargı kararının uygulanması kapsamında yeniden işlem tesis eden idarenin, davacının menfaatinin daha önce iptal edilen işlem ile belirlenen hukukî durumdan daha ağır bir biçimde ihlâline yol açacak şekilde, iptal edilen yaptırıma göre aleyhe ve daha ağır bir yaptırım uygulamasının "aleyhe hüküm verme yasağı" veya "yaptırımı (cezayı) ve sonuçlarını ağırlaştıramama kuralı" olarak adlandırılan hukuk ilkesi uyarınca mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, davacı şirket hakkında 70.000,00-TL idari para cezası uygulanmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı Kurul kararının ön araştırma ve soruşturma yapılmadığı gerekçesiyle yargı kararıyla iptal edilmesi üzerine, aynı konuda yapılan soruşturma sonrasında hukuki nitelendirmesi değiştirilmek suretiyle aynı fiil nedeniyle, davacı şirket hakkında 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 19. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin (4) numaralı alt bendi uyarınca 815.555,00-TL idari para cezası uygulanmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı Kurul kararının dava konusu kısmında hukuka uygunluk; davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin kabulüne;
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'ne gönderilmesine, 21/06/2023 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY : İdari yargı mercilerince verilen iptal kararları, davaya konu işlemin hukuk âleminde hiç tesis edilmemiş olması sonucunu doğurur ve aynı koşullar devam ettiği sürece bu konuda yeniden işlem tesis edilemez. Ancak bazı iptal kararlarının gerekçesi, idarece aynı konuda yeni bir işlem tesisini mümkün ya da gerekli kılabilir. Örneğin, dava konusu işlemin yetki ve şekil unsurları yönünden, bir başka deyişle usul hükümleri yönünden hukuka aykırılığının tespitine bağlı olarak verilen iptal kararları üzerine, idare tarafından iptale neden olan hukuka aykırılıklar giderildikten sonra aynı konuda yeniden işlem tesis edilmesinin önünde hukuki bir engel bulunmamaktadır.
"Bir işlem, biçim yönünden hukuka aykırı bulunup iptal edilirse, aynı işlem bu eksiklik giderilerek yenilenebilir mi?" sorusu idare hukuku doktrini ve uygulamasında gündeme gelmiştir. Sarıca, idari işlemin şekil yönünden iptal edilmesi hâlinde, idarenin bu şekil eksikliğini tamamlayarak, aynı işlemi tekrar tesis edebileceği görüşündedir. Duran’a göre de biçim yönünden iptal edilen işlem, bu eksiklik tamamlanarak yeniden yapılabilir. Gözübüyük de, işlemin biçim yönünden iptali hâlinde, aynı nitelikte yeni bir karar alınabileceğini, iptal kararının bunu engellemediğini belirtmektedir. Danıştay da biçim yönünden iptal edilen işlemin yenilenebileceği görüşündedir. Savunma alınmadan verilen disiplin cezası, usul yönünden iptal edilince idare öğrencinin savunmasını alarak, aynı disiplin cezasını verebilir. Usulüne uygun teşkil edilmeyen disiplin kurulunun verdiği karar iptal edilince, disiplin kurulu usulüne uygun teşkil edilerek aynı işlem yenilenebilir. Danıştay incelemesinden geçirilmediği için iptal edilen bir tüzük Danıştay incelemesinden geçirilerek yenilenebilir. Çoğunluk sağlanmadan alınan encümen kararı iptal edilince, çoğunluk sağlanarak işlem yenilenebilir (ÇAĞLAYAN Ramazan, "İdari Yargı Kararlarının Sonuçları ve Uygulanması", 2. Baskı, Ankara, 2001, s. 159-160).
Dosyanın incelenmesinden, davacı hakkında 70.000,00-TL idari para cezası uygulanmasına ilişkin tesis edilen (... tarih ve ... sayılı) ilk Kurul kararının "ön araştırma ve soruşturma yapılmadığı" gerekçesiyle, ... İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla iptal edildiği, iptal kararının ardından soruşturma raporu düzenlenip davacıya tebliğ edilerek savunmasının istenildiği, böylece mahkemenin iptal kararındaki gerekçeye uygun olarak tespit edilen hukuka aykırılığın (usuli eksikliklerin) giderildiği, yapılan soruşturma kapsamında konunun yeniden değerlendirilmesi neticesinde davacının fiilinin, ilk Kurul kararında belirtilenden farklı olarak 5015 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına değil, 5015 sayılı Kanun'un 7. maddesinin altıncı fıkrasına aykırılık teşkil ettiğinden bahisle, fiilin hukuki nitelendirmesinin değiştirilmesi/düzetilmesi suretiyle, davacı şirket hakkında 5015 sayılı Kanun'un fiil tarihinde yürürlükte olan hâliyle 19. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin (4) numaralı alt bendi gereğince 815.555,00-TL idari para cezası uygulanması üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İdari yargı mercilerince verilen iptal kararlarının hukuki niteliği ve sonuçları dikkate alındığında, idarece anılan iptal kararlarının gereğinin yerine getirilmesi kapsamında, karar gerekçesinde belirtilen hukuka aykırılıklar ve usuli eksiklikler giderildikten sonra, soruşturma zaman aşımı süresi içinde konunun yeniden ele alınarak yeni bir yaptırım uygulanması mümkündür. Aksi bir yaklaşım, idarelerin kanundan kaynaklanan yaptırım uygulama yetkisine, kanunda öngörülen sınırları aşar nitelikte bir sınırlama getirilmesine neden olacaktır.
Açıklanan nedenlerle, idari yargı mercilerince verilen iptal kararları uyarınca, iptaline karar verilen işlem tesis edildiği tarihten itibaren bütün hüküm ve sonuçlarıyla birlikte hukuk âleminden silinmiş olduğundan, yargı kararının uygulanması kapsamında yapılacak soruşturma sonucunda, soruşturma zaman aşımı süresi içinde yeni bir işlem tesisinin mümkün olduğu ve dava konusu işlemde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, dava konusu işlemin diğer unsurları yönünden yapılacak hukuka uygunluk incelemesi sonucunda karar verilmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.