T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2019/5352
Karar No : 2022/9553
DAVACI : …'e vesayeten …
VEKİLİ : Av.
DAVALI : … / …
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, İstanbul Hakimi olarak görev yaptığı dönemde gerçekleştirdirdiği eylemleri nedeniyle 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Dairenin … tarih ve … sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Herhangi bir soruşturma izni olmaksızın denetim adı altında soruşturma başlatıldığı, soruşturma sürecinde sözlü veya yazılı savunmaların alınmadığı, itiraz incelemesi aşamasında sözlü savunma hakkı tanınmışsa da verilen süre içerisinde on binlerce sayfadan oluşan evrakın incelenmesinin mümkün olmadığı, soruşturmanın açıldığı ve hakkında açığa alma kararı verildiği tarihte dosyada yeterli delil bulunmadığı, bir kısım delilin meslekten çıkarma kararı verildikten sonra dosyaya girdiği, meslekten çıkarma kararını veren Kurul üyelerinin bazılarının tarafsız ve bağımsız olmadığı, dosyada bulunan delillerin hukuka aykırı şekilde elde edildiği, disiplin cezası verilmesine dayanak olan söz konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu, tanık beyanlarının aleyhe olmadığı, Fetullah Gülen isimli şahsın yaptığı konuşma doğrultusunda talimat alınarak karar verildiği iddiasının gerçeği yansıtmadığı, adil yargılanma hakkının, hakimlik teminatının, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararın iptali istenilmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Davanın süresi içerisinde açılmadığı, dava dilekçesinin usuli eksiklikler yönünden reddine karar verilmesi gerektiği, davacı iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğu, soruşturma dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarihli ve … sayılı kararı birlikte incelendiğinde, davacının yargı yetkisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi kapsamında kötüye kullandığının ve "mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte" eylemler gerçekleştirdiğinin sabit olduğu, davacının yargısal faaliyeti nedeniyle değil, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi bağlamında hukuk dışı nedenlerle gerçekleştirdiği eylemleriyle mesleğin şeref ve onurunu bozması veya mesleğe olan genel saygı ve güveni zedelemesi nedeniyle dava konusu meslekten çıkarma cezası ile cezalandırıldığı, davacıya isnat edilen eylemlerin soruşturma kapsamında çeşitli delillerle doğrulandığı, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu, davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NIN DÜŞÜNCESİ : Davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'ÜN DÜŞÜNCESİ: Dava; Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 24/08/2016 tarih 2016/426 sayılı kararı ile meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen davacının, İstanbul Hakimi olarak görev yaptığı dönemde gerçekleştirdiği eylemleri nedeniyle 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca ayrıca meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararının ve bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine dair Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin … tarih ve E:…,K:… sayılı karara yapmış olduğu itirazın reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve K:… sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.
Anayasa’nın “Hakimlik ve Savcılık Teminatı" başlıklı 139. maddesinde, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hariç, Hakim ve savcıların azlolunamayacağı kurala bağlanarak, hâkimlik ve savcılık mesleği teminat altına alınmıştır.
Anayasa’nın 140. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, hâkim ve savcıların atanmaları, hakları ve ödevleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ile diğer özlük işlerinin mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 139. ve 140. maddeleri, hâkim ve savcıların, hangi fiilleri nedeniyle veya hangi suçlardan mahkum edildiklerinde meslekten çıkarma cezası verileceği konusunun düzenlemesini kanuna bırakmıştır.
Hâkimlik ve savcılık mesleğini icra eden yargı mensuplarının, toplum nezdinde güvenilir ve saygın kişiler olması gerekir. Toplumun yargı kurumlarına, yargı kararlarına ve yargı mensuplarına saygı duymalarının sebebi, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı yanında yargı mensuplarının kişiliklerine olan saygı, güvenden de kaynaklanmaktadır. Yargı kurumlarının itibarı ve güvenilirliği yargı mensuplarının kamuoyu nezdindeki itibarı ve saygınlığı ile eş orantılıdır. Hakimlik ve savcılık mesleğinin şeref ve onurunu, nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte fiilleri işleyen hâkim ve savcıların meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmaları ile korunan hukuki değer, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının toplum nazarındaki saygınlıkları ve itibarlarıdır. Bu mesleğin onur ve şerefi; hem yargı mensuplarının öncelikle kendi kişiliklerine yönelik özel saygınlığı ve hem de toplumun yargı kurumlarına ve yargı mensuplarına duyduğu genel güven ve saygınlığı ifade eder.
Hukuk Devleti, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının kamuoyundaki güven ve itibarını (saygınlığını) korumak ve buna aykırı her türlü tutum ve davranışları suç sayarak cezalandırmakla görevli ve sorumludur. Bu nedenle, kanun koyucu, yargı mesleğinin onur ve şerefini bozucu eylem ve davranışlarda bulunan yargı mensuplarını disiplin hukuku açısından meslekten çıkarma cezası yaptırımına bağlamıştır.
Kanun koyucu, Anayasa’nın verdiği bu yetkiye dayanarak, hâkim ve savcıların meslekten çıkarma cezasını gerektiren bir suçtan mahkum olma veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilme hâllerini, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinde düzenlemiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Meslekten çıkarma cezası" başlıklı 69. maddesinde;
"Meslekten çıkarma: Bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir.
68 inci maddenin (e) bendinde yazılı hallerden dolayı hangi sınıf ve derecede olursa olsun iki defa, diğer hallerden dolayı bir derecede iki veya derece ve sınıf kaydı aranmaksızın üç defa yer değiştirme veya derece yükselmesinin durdurulması cezası almış olmak veya taksirli suçlar hariç olmak üzere, altı aydan fazla hapis veya affa uğramış olsa bile 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan biri ile kesin hüküm giymek meslekten çıkarılmayı gerektirir. Ancak, verilen cezanın 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan dolayı verilmemiş olması ve cezanın ertelenmiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki tedbirlerden birine çevrilmiş veya yüzseksen günden fazla adlî para cezası olması halinde meslekten çıkarma cezası yerine, yer değiştirme cezası verilir.
Birinci fıkra dışında kalan ceza mahkûmiyetlerinin ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlere çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın suçun niteliğine göre 64, 65, 66, 67 veya 68 inci maddelerde sayılan disiplin cezalarından biri verilir.
Hükümlülüğü gerektiren suç, mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte görülürse, Kanunda daha alt derecede bir disiplin cezası öngörülmemiş olmak kaydıyla, cezanın miktarına ve ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlerden birine çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın, meslekten çıkarma cezası verilir.
Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." düzenlemesine yer verilmiş ,74. maddede de ,disiplin cezalarının kesinleştiği tarihte hüküm ifade edeceği ve Adalet Bakanlığı tarafından derhal uygulanacağı,ancak meslekten çıkarma cezası verilenler hakkında,cezanın kesinleşmesine kadar görevden uzaklaştırma tedbirinin uygulanacağı,görevden uzaklaştırılan hakim ve savcılara bu süre içinde aylık ve ödeneklerinin yarısının ödeneceği hükme bağlanmıştır.
Dosyanın incelenmesinden; davacının İstanbul Hakimi olarak görev yaptığı dönemlerde mevzuatın ve yargı yetkisini ,görevinin kendisi için çizdiği hukuki sınırları aşarak,hukuk zemininde kalmayan eylemleri ile adalet duygusu gözetmeden,yargı etik kurallarına uymayan davranışlarıyla,adalete olan güveni sarsıp,yargıya duyulan güven ve saygınlığı ortadan kaldırması ve söz konusu eylem ve davranışları ile mesleğin şeref ve onuru ile memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak şekilde davrandığı için cezalandırıldığı anlaşılmış olup;davacı hakkında HSYK Genel Kurulu tarafından … tarih ve … sayılı kararla FETÖ/PDY Terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı oldukları nedeniyle meslekten çıkarılmasına karar verildiği,ayrıca davacı hakkında Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle mahkumiyet kararı verildiği , Yargıtay Ceza Genel Kurulunun … tarih ve E:… , … sayılı kararıyla onama kararı verildiği anlaşılmaktadır.
Yargıç ve savcıların kararlarının normatif kurallara ve hukuka uygun olması, gerekçelerinin hukuk alemini tatmin etmesi kuşkusuz çok önemlidir. Ancak bir o kadar önemli husus da bir bütün olarak yargı camiasının özellikle de yargı mensuplarının kamuoyunda bıraktıkları intibadır. Toplumda adalete güven ve inancın artmasında meslek mensuplarının isabetli kararlarının yanında vakur ve tarafsız duruşlarının katkısı yadsınamaz bir realitedir.
Anayasaya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği kuşkusuzdur.
Bu durumda, davacıya ilişkin yapılan tüm tespitler ve davacı hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçuyla açılan kamu davasında, suçu sabit görülerek hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmedildiği de dikkate alındığında, davacının FETÖ terör örgütünün emelleri doğrultusunda hareket ettiğinden bahisle, tesis edilen davaya konu ... Dairesinin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararının ve bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine dair Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin … tarih ve E:..,K:.. sayılı karara yapmış olduğu itirazın reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve K:… sayılı kararının hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
İstanbul hâkimi olarak görev yaptığı dönemde meydana gelen ve kamuoyunda "22 Temmuz Casusluk, Yasa Dışı Dinleme, 14 Aralık, 25 Aralık Kumpas, Selam ve Tevhid'de Kumpas ve Emniyette Paralel yapı Soruşturmaları" olarak bilinen soruşturmalarla ilgili olarak tutum ve eylemlerinden dolayı hakkında yapılan soruşturma sonucu davacının 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılması teklif edilmiş, Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Davacı tarafından yapılan meslekten çıkarma cezasının yeniden incelenmesi talebi Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin … tarih ve E:… K:… sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Davacının bu karara karşı yaptığı itiraz başvurusu da Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun … tarih ve E:… K:… sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Bakılan dava, davacının 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme başvurusunun reddine dair anılan Dairenin … tarih ve E:… K:… sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin … tarih ve E:… K:… sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının hukuka aykırı olduğu iddialarıyla açılmıştır.
Diğer taraftan, davacının Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi de aynı Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali talebiyle açılan dava Dairemizin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda Yargıtay ... Ceza Dairesinin (İlk Derece) … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 9 yıl, görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan ise 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, anılan kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla temyiz isteminin esastan reddiyle mahkumiyet kararının onanmasına karar verilmiş ve davacı hakkında verilen mahkumiyet hükmü 26/09/2017 tarihinde kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
İLGİLİ MEVZUAT:
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrasında; disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde meslekten çıkarma cezasının verileceği hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Hakimler ve Savcılar Kurulu Müfettişlerince düzenlenen 03/07/2015 tarihli soruşturma raporunun incelenmesinden, davacı hakkında;
"Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetini, gerek yurt içinde gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmak, El Kaide terör örgütüne yardım ettiği görüntüsü vererek uluslararası yargı organları nezdinde hukukî ve cezaî sorumluluk altına sokmaya yönelik, bilerek ve isteyerek, görevleri dışında, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevlerini Yapmasını Kısmen Veya Tamamen Engellemeye Teşebbüs Etmek, Gizliliğin İhlali ve Görevi Kötüye Kullanma ve benzeri suçlardan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından haklarında soruşturma yürütülen şüphelilerle fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettiği,
Bu kapsamda; … Asliye Ceza Mahkemesinin reddi hâkim taleplerini kabul etmesi sonrası şüpheli müdafilerine ait tahliye istemli dilekçelerin ... Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesi üzerine;
Cumhuriyet savcılığına ait …, …, …, …, …, … ve … sayılı soruşturma evrakına ait fiziki evrak suretinin mahkemeye gönderilmemesine ve UYAP’ta bulunan evrakı da incelememesine karşın … gün …, , …, …, …, … ve … değişik sayılı kararlarla 65 şüphelinin tahliyesine karar verdiği,
Tahliye kararlarında dikkat çeken husus çok sayıda şüphelinin yer aldığı 7 adet soruşturma evrakının çok kısa sürede şüpheli müdafilerinin dilekçelerinin dahi okunmasının mümkün bulunmadığı, soruşturma evrakında dosya inceleme ve örnek alma yetkileri yönünden kısıtlama kararları bulunması nedeniyle şüpheli müdafilerinin sunduğu bilgilerden soruşturma evrakının tümüne vakıf olmadıkları, dolayısıyla şüpheli müdafileri tarafından sunulan dilekçe ve eklerinin 594 klasörden oluşan fiziki evrakın tamamını kapsamadığı halde UYAP’ta bulunan soruşturma evrakındaki bilgi ve belgeleri de incelemeden şüphelilerin tahliyesi yönüne gittiği, zira nöbetçi … Sulh Ceza Mahkemesinin … gün …, …, …, …, …, …, … değişik iş sayılı kararları ile ... Asliye Ceza Mahkemesinin .. gün … değişik iş sayılı kararının “usul ve yasaya aykırı hukuken geçersiz, uygulanabilirliği olmayan ve yok hükmünde olduğu” yönünde kararlarının bulunduğu, bu kararların bir kısım tahliye müzekkereleri yazılmadan, bir kısmı da ilgili mercie gönderilmeden evvel ilgilinin bilgisine ulaştığı halde anılan kararları da nazara almadığı,
Kaldı ki 5235 sayılı Yasa'nın 10. maddesindeki “Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafından verilmesi gerekli kararları almak, işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemek amacıyla sulh ceza hâkimliği kurulmuştur.” hükmünün de göz ardı edilerek tahliye kararları verildiği, ... Asliye Ceza Mahkemesi kararlarının yok hükmünde olduğu yönünde ... Sulh Ceza Hâkimliğinin … gün … değişik sayılı kararının da bu konuyu teyit ettiği," iddialarıyla ilgili olarak soruşturma yapılmıştır.
Soruşturma kapsamında alınan tanık beyanlarında, “Hâkim Bey’e ‘şimdi mi yazacağız’ dedik. ‘Ben pazartesi yazdıracaktım, ama yazdırmayacaklar, o yüzden şimdi yazacağız’ dedi.” , “Biz üçümüz karar yazılırken duruşma salonunda bekledik. Hâkim Bey bizim dışarı çıkmamıza izin vermedi. Biz beklerken eşim beni telefonla aradı. Rahatsızlandım, eve gel dedi. Ben de Hâkim Bey’e söyledim. O da İstanbul’da annen, baban, eşin dostun yok mu onlar gidip baksın, ortada bir cenaze var, cenazeyi kaldırmamız lazım diyerek gitmeme izin vermedi.” , “Bu sırada müdire hanım biz muhabere nöbetçisi iken hiç tahliye kararı yazmadık. Bunu yazmak zorundamıyız dedi. Hâkim Bey sen benim söylediğimi yaz, en fazla benim yerimi değiştirirler, size bir şey olmaz dedi.”, “ Hâkim Mustafa BAŞER’in tahliye talebi değerlendirdiğini ve kendisinin muhabere nöbetçisi olmamız nedeniyle yetkilendirildiğini anladım. Bu nedenle Hâkim Bey’e biz muhabere nöbetinde tahliye talebi değerlendiremeyiz dedim. Hâkim Bey CMK’nın birtakım maddelerini sayarak reddi hâkim taleplerinin kabul edilerek kendisinin yetkilendirildiğini söyledi. Ben de reddi hâkim taleplerinin kabul edilmesi başka bir şey, tahliye talebi değerlendirmek başka bir şey, bizim mahkememizi bir başka Asliye Ceza Mahkemesi nasıl yetkilendiriyor, Adalet Komisyonunun ya da Ağır Ceza Mahkemesinin bu konuda yetkilendirme yapması gerekmez mi dedim. Bunun üzerine Hâkim Bey yine başka bir kanun maddesi söyleyerek tahliye talebi konusunda karar vermek zorunda olduğunu ve vicdanen ancak bu şekilde rahat olabileceğini söyledi. Ben de Hâkim Bey’e sizin tahliye kararınızı sorgulayamam, o sizin takdiriniz, ancak bu işte bir yanlışlık var dedim. Hâkim Bey tamam müdire hanım siz benim söylediklerimi yazın dedi.” , “Tahliye müzekkerelerinin yazımı geceleyin saat 02.30 – 03.00 gibi bitti. Hâkim Bey tahliye müzekkerelerini imzalayarak bana verdi. Ben de zimmet defterine kaydettim. Ben tahliye müzekkerelerini zimmet defteri ile birlikte nöbetçi savcılığa götürdüm. Ancak muhatap olarak kimseyi bulamadım. Birkaç yere sorduktan sonra geri geldim. Biraz kalemde bekledik. Telefon rehberinden nöbetçi savcılığın telefon numarasını bularak aradık. Hâkim Bey telefonu açan kâtiple görüştü. Durumu kendisine izah etti. O kişi de kendilerinin tahliye işlerine bakmadıklarını söyledi. Hâkim Bey almazsanız tutanak tutmak zorunda kalacağım dedi. Tekrar telefonla aradığımız yere gittim. Ardımdan şüpheli avukatları da geldi. Ancak oranın da kapısı kilitliydi. Sonra Hâkim Bey Silivri Cezaevine faks çekmek istedi. Fakat faks cihazı bulamadık. Bunun üzerine Hâkim Bey odasına geçti. ... duruşma salonunda uyuyordu. Ben Hâkim Bey’in yanına gittim. Eve gitmek istediğimi söyledim. Sabahleyin nöbetçi savcı gelinceye kadar bekleyeceğiz dedi. Yanılmıyorsam avukatlardan birisi aşağıda polis karakolu olduğunu, orada faks cihazının olabileceğini söyledi. Ben Hâkim Bey’e savcı görüldüsü olmadan faks çekmenin bir faydası olmayacağını söyledim. Hâkim Bey’le birlikte adliye karakoluna gittik. Oradaki görevli faks cihazının olduğunu, ancak amirinden izin alması gerektiğini söyledi. Hâkim Bey’le karakoldan ayrılıp nöbetçi savcıların olduğu bölüme geldik. Orada kapıların kapalı olduğunu kendisi de gördü. Hâkim Bey muhatap bulamadı. Karakol görevlisi de amirinin izin vermediğini söyledi. Sonra kaleme geçtik. Bir süre sonra ...uyanarak …’le beraber adliyeden ayrıldı. ...’le beraber duruşma salonunda kapıyı kilitleyip sabah saat 08.30’a kadar uyuduk. Hâkim Bey de geceyi odasında geçirdi.” şeklinde ifadelere yer verilmiştir.
Sonuç itibarıyla, tamamen normal uygulamaların dışında tam bir amaca hizmet maksadıyla yapılan hareketler sergileyerek bir karar kurulduğunun belirlenmiş olması, yukarıda da bahsedildiği üzere 594 klasörden oluşan 7 ayrı soruşturma evrakını Uyap kayıtlarında da incelemeden dosyaları ve içindeki delileri değerlendirmeden çok kısa bir sürede karar tesis etmiş olması, kaldı ki 5235 sayılı Yasa'nın 10. maddesindeki “Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafından verilmesi gerekli kararları almak, işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemek amacıyla sulh ceza hâkimliği kurulmuştur.” hükmünü de göz ardı ederek Sulh Ceza Hâkimi olmadığı halde görev gaspında bulunarak tahliye kararları vermesi, benzer bir şekilde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen kamuoyunda tahşiyeciler operasyonu tabir edilen soruşturmadaki usule benzer şekilde, FETÖ/PDY terör örgütü liderinin yayınlanan sohbetindeki talimatla hareket ederek ceza infaz kurumunda halen tutuklu bulunan şüphelileri tahliye etme girişiminde bulunmuş olması, Emniyet Genel Müdürlüğü KOM ve TEM Daire Başkanlıkları tarafından tanzim edilen ve ayrıntılı şemalar içeren raporlarda da açıkça belirtildiği üzere söz konusu FETÖ terör örgütünün üyesi olduğu saptanmış olması, daha önce görev yaptığı dönemlere ilişkin olarak da halen devam eden Selam-Tevhid, Usulsüz Dinleme, Balyoz gibi soruşturmalarda da yer aldığı ve MİT tırlarının durdurulması sırasında da örgüt üyesi olan kişilerce silah kullanıldığının tespiti suretiyle; davacının, silahlı terör örgütü üyesi olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetini, gerek yurt içinde gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmak, El Kaide terör örgütüne yardım ettiği görüntüsü vererek uluslararası yargı organları nezdinde hukukî ve cezaî sorumluluk altına sokmaya yönelik, bilerek ve isteyerek, görevleri dışında, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevlerini Yapmasını Kısmen Veya Tamamen Engellemeye Teşebbüs Etmek, Gizliliğin İhlali ve Görevi Kötüye Kullanma ve benzeri suçlardan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından haklarında soruşturma yürütülen şüphelilerle birlikte, planlı ve sistematik bir şekilde yürütülen bir organizasyonun parçası olduğu ve örgütlü bir şekilde hareket edip mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni giderecek nitelikte eylemlerde bulunduğu denildikten sonra, soruşturmaya konu eylemlerin sübut bulduğu ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesi uyarınca davacının meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılması gerektiğinin belirtildiği görülmektedir.
Bu soruşturma sonucunda Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nce,
"Hâkim ve Cumhuriyet savcılarının, görev ve yetki sınırları Anayasa ve yasalarla düzenlenmiş olup; bu yetkilerin kullanılması sırasında yargı etik kurallarına uygun olarak gereken dikkat, özen ve duyarlılığın gösterilmesi esastır. İlgili hâkim M.Ö.'nün; görev yaptığı mahkemenin muhabere nöbetçisi olduğunu, muhabere nöbetlerinin günlük olarak tutulduğunu, bu nöbet sırasında sadece taşradan gelen evrakın ilgili mahkemelere iletildiğini, bunun haricinde İstanbul Adliyesindeki herhangi bir mahkemeyi ilgilendiren konularla ilgili işlem yapılmadığını ve yapılmasının da hukuken mümkün bulunmadığını, muhabere nöbeti kapsamına girmeyen bahse konu dilekçeleri görev ve yetki itibarıyla almaması gerektiğini, alsa bile sulh ceza hâkimliklerine göndermesi gerektiğini dikkate almaması; 5271 sayılı CMK'nın 26/1. maddesi uyarınca, hâkimin reddi talebine ilişkin dilekçelerin, reddi istenen hâkimin mensup olduğu mahkemeye verilmesi gerektiği halde, kendi mahkemesine sunulan dilekçeleri kabul etmesi; mahkemenin rutin uygulamasında, dilekçelerin mahkeme kalemine verilmesi, yetkili personel tarafından tarayıcıdan geçirildikten sonra sisteme kaydı ve havalesi gerekirken, tutuklu şüpheliler müdafileri tarafından anılan prosedür uygulanmaksızın bizzat kendisine sunulan dilekçeleri odasında elden teslim alması; şüpheliler müdafileri olan 20 farklı avukatın, 7 ayrı soruşturma dosyasında farklı şüphelilerin vekilliğini üstlenmelerine karşın örgüt mensuplarına has gizli iletişim ağıyla haberleşerek aynı yöntemle dilekçeleri bizzat ilgili hâkime vermeleri; ilgilinin 20.04.2015 tarihinde sunulan ve aynı gün havale ettiği 51 adet dilekçeyi mahkeme kalemine vermeyerek saklaması ve ertesi gün mesai saati bitiminden sonra kalemde yalnız kalan zabıt kâtibi Ö.A.'yı çağırarak dilekçelerin kaydını talep etmesi ve dilekçelerin sisteme girişinin, saat 17:00'a kadar ... Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi A.C.A.'nın, saat 17:00'dan sonra hâkim ...'in nöbetçi olduğu, o gün için herhangi bir nöbet görevinin bulunmadığı 21.04.2015 günü saat 18:08 itibariyle sağlanması; mahkemelerin olağan uygulaması gereği, 7 farklı soruşturma dosyasında farklı şüpheliler vekilleri olan 20 farklı avukat tarafından sunulan dilekçelerin, dosya bazında ayrı ayrı değişik iş numaralarına kaydı yerine tek değişik iş numarasına kaydettirmesi; CMK'nın toplu red talebine cevaz vermemesine ve şüpheliler vekilleri tarafından sunulan dilekçelerin, İstanbul Sulh Ceza Hâkimliklerinde görevli sulh ceza hâkimlerinin tamamının reddedilmesine ilişkin olması nedeniyle taleplerin reddine karar vermesi gerekirken, ayrıca şüpheliler vekillerinin ret istemlerinde somut delil göstermemesi, ret sebeplerinin olgularıyla birlikte ortaya koymamasına karşın CMK'nın 27. maddesine aykırı olarak red taleplerinin kabulüne karar vermesi; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu Cumhuriyet Savcılarının ve İstanbul Sulh Ceza Hâkimliklerinin olumsuz görüş bildirmesine rağmen bunların hiçbirini nazara almaması, keza T.C. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı görüş yazısındaki tespitleri dikkate almaması; ret talebinin kabulü kararının doğru olması ihtimalinde dahi CMK'nın 27/4. maddesi gereğince görevlendirilmesi gereken hâkimin, sulh ceza hâkimi olacağının ve bunun da CMK'nın 268/3-a maddesindeki düzenleme gereği Bakırköy Sulh Ceza Hâkimliği olacağını gözetmeyerek, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun hükümleri uyarınca soruşturma aşamasındaki işlemlerde görev ve yetkisi bulunmayan Asliye Ceza Mahkemesi hâkimini, isim ve sicil numarası da belirtmek suretiyle görevlendirmesi; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından görevden uzaklaştırılmasının görüşüldüğü günde dahi, şüphelilerin tahliyesini sağlama amacına matuf usul ve yasaya aykırı kararlar vermeye devam etmesi,
İlgili hâkim ...'in de, ... Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi M.Ö. tarafından görevlendirildiği tarihte, nöbetinin saat 17:00 itibariyle sona ermesine ve nöbetçi hâkimin M.F.A. olmasına, keza tüm personelin adliyeden ayrılmış olması ve mahkeme kalemi kapısının kilitli olmasına karşın odada tek başına, dosyaların gönderilmesini bekliyor olması ve … Asliye Ceza Mahkemesi tarafından gönderilen evrakları bizzat teslim alması; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosundan soruşturma dosyalarını istemediği halde, 7 ayrı değişik kararına, dosyaların istendiği halde gönderilmediği ve tahliye konusunda görüş bildirilmediğini dercetmesi; yine tahliye konusunda görüş sormadığı halde, CMK'nın 33. Maddesindeki açık düzenlemeye aykırı hareketine mazeret üretmek adına İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına ilişkin olarak karara "....dosyayı göndermediği gibi tahliye konusunda da görüş bildirmemiştir." ibarelerine yer verdikten sonra "Tahliye konusunda tutukluluğun devamı yönünde mütalaada bulunduğu değerlendirilerek" şeklinde hiçbir yasal dayanağı bulunmayan hukukilikten uzak bir sonuca ulaşması ve bu suretle kararı meşru kılmaya çalışırken gerçeğe aykırı ifadelere ve değerlendirmelere yer vermesi; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunun …, …, …, …, …, … ve … soruşturma numaralı dosyalarında; "Terör Örgütüne Üye Olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevlerini Yapmasını Kısmen veya Tamamen Engellemeye Teşebbüs, Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgileri Siyasal veya Askeri Casusluk Amacıyla Temin Etme" suçlarından şüpheliler hakkında yürütülen ve toplam 594 klasörden oluşan, kıs(ı)tlama kararları nedeniyle UYAP Bilişim Sitemi üzerinden incelenmesine olanak bulunmayan soruşturma dosyaları bulunmadan içlerinde ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı soruşturma yürütülen şüphelilerin de bulunduğu tutuklu 63 şüphelinin serbest bırakılmasına karar vermesi; hafta sonu tatilinde, mahkeme personelini ağır şekilde mağdur edecek ve geceyi adliyede geçirecek şekilde karar ve tahliye müzekkeresi yazması, mutad uygulama ve CMK'nın 36/2. maddesi gereği, kararları ve tahliye müzekkerelerini infaz için Cumhuriyet Başsavcılığına göndermek yerine, karar yazımından haberdar edilen ve adliye koridorunda bekleyen şüpheliler vekillerine elden tebliğ etmesi, tutuklu şüphelilerin bir gece yarısı operasyonuyla ceza infaz kurumundan serbest bırakılması amacıyla yanında şüpheliler vekilleri de bulunduğu halde adliyede faks cihazı araması, bulamayınca tahliye müzekkerelerini Cumhuriyet Başsavcılığı İnfaz ve İlâmat Bürosuna teslim etmek üzere sabahı beklemesi ve müzekkereleri teslim ettikten sonra mahkeme personeliyle birlikte evine dönmesi; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından görevden uzaklaştırılmasının görüşüldüğü günde dahi, Kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle 2 kez bila infaz iade edilen tahliye müzekkerelerinin işleme konmasına zorlamak için Cumhuriyet Başsavcılığı İnfaz ve İlâmat Bürosu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunması, ilgililerin görevlerini yerine getirirken herhangi bir kişinin elemanı olmadığı, bir devlet görevlisi oldukları hususunu gözardı ettiklerini, yargı bağımsızlığını kendi menfaatleri için bir ayrıcalık veya imtiyaz olarak gördüklerini, hâkimden sâdır olan tüm etkinliklerde yakışıksız ve yakışık almayan görüntüler içerisinde olmaktan kaçınma yerine görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getiremeyeceklerini açıkça ortaya koydukları, mevcut eylemleriyle, uluslarası belgelerde sözü edilen; görevlerini adil, tarafsız, objektif olarak ve hukuk kuralları çerçevesinde bağımsız olarak icra etmek, kamu yararını koruma, toplum adına ve kamu yararına davrandıklarını dikkate alma, adil yargılamanın gerçekleştirilmesine ve ceza adaleti sisteminin düzgün işlemesine katkıda bulunma, her zaman profesyonel olarak davranma, dürüstlük ve özenin yüksek standartlarını uygulama, mesleklerinin onuru ve şerefini koruma, görevlerini olayların değerlendirilmesi temelinde ve hukuka uygun, adil, herhangi uygunsuz etkiden bağımsız olarak icra etme, hukuki ve sosyal gelişmeler hakkında, eğitim ve bilgi düzeylerini daima muhafaza etme, bireysel veya belli bir kesimin çıkarlarının etkisinde kalmama, görevleri sırasında elde etmiş oldukları herhangi bir bilgiyi özel amaçları ve diğerlerinin çıkarlarına yardım etmek için kullanmama, görüşleri, meşru çıkarları, mesleki mevkilerinde karşılaştıkları bireylerin olası kaygı ve kişisel gizliliklerini dikkate alma, tarafsız ve uygun kanıtların mesleki değerlendirmesi temelinde kararlar alma gibi hukukun evrensel ilkelerini ihlal ettikleri, siyasallaşmaktan korunmaya çalışılan yargı erkinin yeniden tartışılır hale gelmesine neden oldukları,
İlgililerin, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen ve kamuoyunda "22 Temmuz, Casusluk, Yasa Dışı Dinleme, 14 Aralık, 25 Aralık Kumpas, Selam Tevhid'de Kumpas, Tahşiye Grubuna Kumpas ve Emniyetteki Paralel Yapı Soruşturmaları" olarak bilinen soruşturmalarda tutuklu bulunan şüphelilerin tahliyesini gerçekleştirme amacına matuf ve yukarıda ayrıntıları verilen mahkeme kararlarından da anlaşılacağı üzere önceki girişimleri başarısızlığa uğrayan şüpheli müdafiileriyle birlikte, dilekçelerin kabul sürecini de kapsayan plânlı, organize ve adeta yasadışı suç örgütü mensuplarının cezaevine tünel kazarak militanlarını kanundan kaçırma faaliyetinden farksız, hukuk dışı bir yöntemle ancak hukuk kılıfı altında, mesleklerinin sağladığı nüfuz ve imkânları da kullanarak Kanunun açık hükümlerine aykırı "Kararlar"la hedeflerine ulaşmak istedikleri, Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen 30.06.2015 tarihli bilgi notunda, analiz raporları, hedef şahıslar ile şüpheli olarak değerlendirilen telefon-kişi irtibat grafiklerindeki veriler nazara alınarak FETÖ/PDY örgütü mensubu oldukları ve örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde talimatlarla hareket ettikleri belirtilen ilgililerin, FETÖ/PDY örgütü sözde lideri Fetullah GÜLEN'in 19.04.2015 tarihinde www.herkul.org isimli internet sitesinde yayınlanan "Mukaddes Çile ve İnfak Kahramanları" başlıklı sohbeti sırasında şüphelilerin tahliye edilmesi yönündeki talimatına istinaden, şüpheliler müdafileri tarafından dilekçelerin sunulmasından başlayarak, görevden uzaklaştırıldıklarına dair tebligatı almalarına dek devam eden süreçte sergiledikleri tutum ve davranışlar, son dakikaya kadar verdikleri hukuk dışı kararlarla şüphelilerin tahliyesini gerçekleştirmeye çalışmak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetini gerek yurt içinde gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmak, El Kaide terör örgütüne yardım ettiği görüntüsü vererek uluslararası yargı organları nezdinde hukukî ve cezaî sorumluluk altına sokmaya yönelik, bilerek ve isteyerek, görevleri dışında, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevlerini Yapmasını Kısmen veya Tamamen Engellemeye Teşebbüs Etmek, Gizliliğin İhlali ve Görevi Kötüye Kullanma ve benzeri suçlardan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından haklarında soruşturma yürütülen şüphelilerle fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettikleri yapılan soruşturma ve tüm dosya kapsamındaki delillerle sabit olduğu, ... Somut olayda, ilgililerin mesleki kıdem ve deneyiminden beklenen basireti göstermeyip, yargı etik kurallarına uygun düşmeyen davranışları ile adalete olan güveni sarstıkları, hukuk zemininde kalmayan eylemleri ile adalet ülküsü dışında hareket ettikleri, adalet duygusu gözetilmeden, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetini gerek yurt içinde gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmak, El Kaide terör örgütüne yardım ettiği görüntüsü vererek uluslararası yargı organları nezdinde hukukî ve cezaî sorumluluk altına sokmaya yönelik, bilerek ve isteyerek, görevleri dışında, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevlerini Yapmasını Kısmen veya Tamamen Engellemeye Teşebbüs Etmek, Gizliliğin İhlali ve Görevi Kötüye Kullanma ve benzeri suçlardan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından haklarında soruşturma yürütülen şüphelilerle fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek, tutuklu bulunan şüphelilerin tahliyesini sağlamak amacına yönelik olarak verdikleri kararlarla yargısal yetkilerini, FETÖ/PDY örgütü mensuplarının çıkar ve ihtiraslarına hizmet için kullandıkları, bu durumun, toplumsal barış, huzur ve güveni olumsuz etkilediği, yargıya duyulan güven ve saygınlığı ortadan kaldırdığı, ilgililerin mesleğin şeref ve onuru ile memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikteki eylemlerinin Avrupa Hâkimleri Danışma Konseyi, Avrupa Yargıçlar Birliği Hâkimler Şartı, Avrupa Yargı Kurulları Ağı (AYKA)'nın raporunda nitelenen açığa alma ve görevden alınmayı gerektirir özellikleri taşıdığı toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından anlaşılmakla;" şeklindeki gerekçeyle davacıya isnat olunan eylemlerin sübuta erdiğinden bahile fiil suç teşkil etmese ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğünden 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası gereğince davacının meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Bu durumda, dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler ile soruşturma raporu ve eklerinin incelenmesinden; "görevde yetkiyi kötüye kullanmak" ve "silahlı terör örgütü üyeliği" suçlarından dolayı hakkında mahkumiyet kararı da verilen davacının eylemlerinin mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte bulunduğunun sübuta erdiği anlaşıldığından, dava konusu kararda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Dairenin … tarih ve … sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinden davacı tarafından peşin ödenen … TL vekalet harcının davacının üzerinde bırakılmasına, … TL'den … TL vekalet harcının mahsubu sonrasında kalan ve davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 30/11/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.