T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/5681
Karar No : 2023/2626
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten, …
adına velayeten … ve
…
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLLERİ : Hukuk Müşaviri …
Hukuk Müşaviri …
İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… K:… sayılı kararının davacılar tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, Dr. … Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerçekleştirilen tıbbi ameliyatlarda müşterek çocukları ...'de böbrek kaybı ve hidronefroza sebebiyet verilmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla 350.000,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davacıların müşterek çocukları ...'de böbrek kaybı ve hidronefroz meydana gelmekle birlikte idarenin tazmin sorumluluğundan bahsedebilmek için hizmet kusurunun varlığının tespit edilmesi gerektiği, olay kapsamında düzenlenen Adli Tıp Kurumu raporunda, küçükte meydana gelen rahatsızlığın herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmalden kaynaklanmayan hastalığın seyrine bağlı görülebilecek bir durum olduğu, küçüğe uygulanan tedavilerin tıbben uygun olduğu, olayda kişinin tedavisine katılan sağlık görevlilerinin uygulamalarının tıp bilimince genel kabul görmüş ilke ve kurallara uygun olduğu belirtildiğinden, davalı idarenin olayda hizmet kusurunun olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğu, olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, olayla ilgili devam eden bir ceza yargılamasının olduğu, bu hususun işbu davada da dikkate alınması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının kısmen gerekçeli olarak onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacılar, müşterek çocukları ...'de doğuştan bulunan bilateral vezikoüreteral reflü hastalığının tedavisi için 20/04/2011 tarihinde Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları Hastanesine başvurmuş, hastanede yapılan tetkikler neticesinde küçüğe, bilateral vezikoüreteral reflü tanısıyla 17/11/2011 tarihinde bilateral sting operasyonu yapılmış ve her iki böbreğe vantris enjekte edilmiştir. Yeterli iyileşme sağlanamaması üzerine küçük 23/03/2012 tarihinde aynı hastanede ikinci kez bilateral sting ameliyatına alınmış, yine her iki böbreğe bu sefer HIT yöntemiyle vantris enjekte edilmiştir. Tedavi süreci içerisinde takip ve kontrolleri devam eden küçük ...'in durumunda düzelme olmaması üzerine tekrar anılan hastaneye başvurulmuş ve 30/09/2014 tarihinde çekilen ultrasonografide (USG) sağ böbrek pelvikaliksiyel sistemde ileri derecede genişleme izlenmiş ve parankim ayırt edilememiş, ardından hasta özel bir görüntüleme merkezine gönderilmiş, yapılan renal renkli doppler USG (20/10/2014) ve tüm batın kontrastsız bilgisayarlı tomografi (BT) sonucunda sağ distal üreter lümeninde sting ameliyatında kullanılan materyal kalıntıları görülmüş, sağ üreterovezikal darlık geliştiği sonucuna varılmıştır. Bunun üzerine aynı hastanede 23/10/2014 tarihinde küçüğe üreteral stent yerleştirilmesi, üreterosistostomi ameliyatı gerçekleştirilmiştir.
Küçük daha sonra Dokuz Eylül Tıp Fakültesine sevk edilmiş, 20/11/2014 tarihinde yapılan MAG-3 renal dinamik statik sintigrafi ve 26/06/2015 tarihinde yapılan tetkikler sonucu ...'in sağ böbreğinin fonksiyon görmediği bildirilmiştir.
Bunun üzerine davacılar tarafından olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla bakılan dava açılmıştır.
Dava konusu olayda, tedaviyi uygulayan ve iki kez ameliyat yapan doktor hakkında, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının … sayılı dosyasında görevi kötüye kullanma, taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçundan soruşturma açılmış, davalı idare hekiminin uyguladığı tedavinin, tıp bilimince uygun olup olmadığının tespiti için bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulunun … tarih ve … karar numaralı raporu doğrultusunda İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca … tarih ve K:… sayılı karar ile kurum hekimi hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Anılan raporda; küçükte gelişen sağ nonfonksiyone böbrek tablosuna neden olan hidronefrozun herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmalden kaynaklanmayan hastalığın seyrine bağlı görülebilecek bir durum olduğu, küçüğe uygulanan tedavilerin tıbben uygun olduğu cihetle, olayda kişinin tedavisine katılan sağlık görevlilerinin uygulamalarının tıp bilimince genel kabul görmüş ilke ve kurallara uygun olduğu, sağlık çalışanlarına atfı-kabil kusur bulunmadığı..." görüşlerine yer verilmiştir.
Savcılık tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına yönelik karara yapılan itirazın Sulh Ceza Hakimliğince kaldırılması üzerine taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçundan açılan ceza davası kapsamında yeniden bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumunun bu kez İhtisas Kurulunca düzenlenen … tarihli ve … sayılı raporunda da, Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çocuğa konulan tanının, bu tanı doğrultusunda 17/11/2011, 23/03/2012 ve 23/10/2014 tarihlerinde yapılan ameliyatlar ile diğer takip ve tedavilerin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, küçükte gelişen sağ böbrek fonksiyon kaybının sting operasyonunun geç dönem komplikasyonlarından biri olduğu, komplikasyon yönetiminin uygun olduğu, yapılan müdahalelere rağmen böbrek fonksiyonlarında düzelme olmayabileceğinin tıbben bilindiği belirtilmiştir. Anılan rapora istinaden ... Asliye Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyası üzerinden yürütülen ceza yargılaması beraat kararı ile sonuçlanmış ve karar kesinleşmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yukarıda bahsi geçen Adli Tıp Kurumunun ilk raporu hükme esas alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, anılan karara karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusu Bölge İdare Mahkemesince reddedilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin de içinde bulunduğu ve sorumlu olduğu bir durum sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Esasen Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemekle ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirmekle ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009).
11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde, "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır.
5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde, “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir.
Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir.
01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ..."; 22. maddesinin birinci fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz."; “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer almaktadır.
Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, İdare Mahkemesi Kararının, Maddi Tazminat İsteminin Reddine Yönelik Kısmına Davacılar Tarafından Yapılan İstinaf Başvurusunun Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Davacılar tarafından, İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda sadece sağlık çalışanının operasyon sırasındaki işlemlerine yönelik olarak inceleme ve değerlendirme yapıldığı, operasyon sonrasındaki tetkiklerin ne şekilde yapıldığına dair bir inceleme, tespit ya da değerlendirme yapılmadığı, bu yönüyle de hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik incelemeye dayalı olduğu ileri sürülmüşse de; yukarıda maddi olay başlığı altında aktarıldığı üzere, ilgili doktor hakkında … Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama kapsamında Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 7. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen … tarih ve … sayılı raporda, davacıların yukarıda anılan iddialarının da dikkate alınarak geniş bir kapsamda yapılan değerlendirme sonucunda, küçüğün takip ve tedavisine yönelik işlemlerin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallara uygun olduğu yönünde kanaat bildirilmiştir.
Bu nedenle, davacıların iddialarının dikkate alınarak değerlendirilmiş olduğu görüldüğünden, davacıların maddi tazminat istemlerinin reddine yönelik İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine karar verilmesinde sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmamakta olup, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bu kısmının belirtilen gerekçe ile onanması gerekmektedir.
Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, İdare Mahkemesi Kararının, Manevi Tazminat İsteminin Reddine Yönelik Kısmına Davacılar Tarafından Yapılan İstinaf Başvurusunun Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:
Dava dosyasının incelenmesinden, "Tıbbi Müdahalelerde Hastanın Bilgilendirilmesi ve Rızasının Alınması" başlıklı 16/11/2011 ve 24/03/2012 tarihli iki adet onam formunun bulunduğu, formlarda hastanın tanısı, uygulanacak tedavi/işlem ismi, uygulama şekli, olası risk ve yararlar ile alternatif tedavi seçeneklerinin detaylı olarak yazılı olmadığı, sadece "bilgilerin anlatıldığı" şeklinde bir kaydın bulunduğu görülmektedir. Kaldı ki davacı küçüğün ikinci ameliyatının 23/03/2012 tarihinde gerçekleştirildiği dikkate alındığında, bu ameliyata ilişkin onam formunun ameliyattan bir gün sonra, 24/03/2012 tarihinde düzenlenmesinin, söz konusu ameliyat yönünden onam alınmamış anlamına geldiği sonucuna varılmaktadır.
Bu haliyle; 23/03/2012 tarihli ameliyat için onam alınmadığı gibi, davacılar tarafından imzalanan onam formlarının matbu olarak hazırlanmış yeterli aydınlatma ve bilgilendirmeyi içermeyen bir belge niteliğinde olduğu, davacılardan hukuken geçerli ve kabul edilebilir yazılı bir muvafakatin alınmamış olduğunun sabit olduğu, bu durumun yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri uyarınca davacıların aydınlatılma ve onay verme hakkının elinden alınmasına neden olduğu ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesinin, yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacılarda endişe ve üzüntüye yol açtığı sonucuna varıldığından, davacıların manevi tazminat taleplerinin; manevi tazminatın, zararın ve idari faaliyetin niteliği de gözetilerek yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu durumda, manevi tazminat istemi yönünden davanın reddi yolundaki karara karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu kararda hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE,
2. Davanın reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının; İdare Mahkemesi kararının, maddi tazminat isteminin reddine yönelik kısmına davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASINA oy birliğiyle, İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminat isteminin reddine yönelik kısmına davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA esasta oy birliği, gerekçede oy çokluğuyla
3. Bozulan kısım hakkına yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 18/05/2023 tarihinde kesin olarak karar verildi.
(X)-KARŞI OY:
Uyuşmazlıkta, "Tıbbi Müdahalelerde Hastanın Bilgilendirilmesi ve Rızasının Alınması" başlıklı 16/11/2011 ve 24/03/2012 tarihli iki adet onam formundan, 24/03/2012 tarihli onam formunun küçüğün ikinci ameliyatının gerçekleştirildiği 23/03/2012 tarihinden bir gün sonra düzenlenmesinin, söz konusu ikinci ameliyat yönünden onam alınmamış anlamına geldiği açık olmakla birlikte; birinci ameliyat için alınan 16/11/2011 tarihli onamın gerçekleştirilen birinci ameliyat yönünden davalı idarenin aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi açısından yeterli olduğu görülmektedir.
Açıklanan nedenle, İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminat isteminin reddine yönelik kısmına davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının yukarıda belirtilen gerekçe ile bozulması gerektiği oyuyla temyize konu kararın bozulmasına yönelik Daire kararına gerekçe yönünden katılmıyorum.