T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/7688
Karar No : 2023/2648
TEMYİZ EDEN (DAVACI): …
VEKİLİ: Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI): … Üniversitesi Rektörlüğü / …
VEKİLİ: Av. …
MÜDAHİL (DAVALI YANINDA): …
VEKİLİ: Av. …
İSTEMİN_KONUSU: … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacı tarafından, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 03/02/2015 tarihinde yapılan operasyondaki tıbbi uygulama hataları nedeniyle küçük dilini kaybettiği iddiasıyla, davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığını ileri sürdüğü zararlarına karşılık 1.000,00 TL maddi ve 200.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI: Davacı tarafından, Adli Tıp Kurumu raporunun hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı ve onam alındığına ilişkin tıbbi belgelerin matbu olduğu, usulüne uygun olmadığı belirtilerek, Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup müdahil tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: …
DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Burundan nefes almada zorluk, burun tıkanıklığı, horlama şikayetleri ile Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine başvuran ve 15/01/2013 tarihinde yumuşak damağına uvula, sol ve sağ plikaların 2 cm üzerinden radyofrekans ile sol alt ve sağ alt konkaya radyofrekans uygulanıp taburcu edilen davacı, burundan nefes almada zorluk şikayetinin tekrar başlaması üzerine aynı sağlık kuruluşuna başvurmuş, konka hipertrofisi, damakta malanpati, uyku apnesi, mevsimsel alerjik rinit, akut sinüzit tanıları saptanmış ve davacıya, 03/02/2015 tarihinde hipertrofik olan alt konkalara burun içi konka elektrokoterizasyonu ve damağa radyofrekans uygulanmasına yönelik tıbbi işlem yapılmış, davacı tarafından, yapılan tıbbi işlem nedeniyle küçük dilini kaybettiği iddiasıyla davalı idareye yapılan başvurunun reddi üzerine bakılmakta olan dava açılmıştır.
Olayda, davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla Mahkemece bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulunca düzenlenen … tarih ve … karar numaralı raporda, "Burundan nefes almada zorluk, burun tıkanıklığı, horlama şikayetleri ile Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi kulak burun boğaz hastalıkları muayenesinde bilateral alt konkalar hipertrofik olduğu, 15/01/2013 tarihinde kişinin yumuşak damağına uvula ve sağ ve sol plikaların 2 cm üzerinden radyofrekans uygulandığı, ardından hipertrofik olan sol alt konkaya ve sağ alt konkaya radyofrekans uygulandığı postop tedavisi düzenlendiği, genel durumu iyi olan hasta reçete ve önerilerle taburcu edildiği, taburculuktan sonra yine kişinin burundan nefes alamama şikayetinin olduğu, kişide şikayetlerinin uzun zamandır devam ettiği, servise yatırıldığı, muayenesinde konka hipertrofisi, damakta malanpati olduğu, uyku apnesi, mevsimsel alerjik rinit, konka hipertrofisi ve akut sinüzit tanılarının saptandığı, 03/02/2015 tarihinde hipertrofik olan alt konkalara burun içi konka elektrokoterizasyonu ve damağa radyofrekans uygulanması yapıldığı, kişinin 18/08/2017 tarihinde kurulumuzda yapılan muayenesinde; ağız içi muayenesinde uvulanın olmadığı görüldüğüne göre, damağa uygulanan radyofrekans tedavisinde uvulada nekroz gelişmesi beklenebilen bir komplikasyon olduğu, doktor tarafından bu konuda hastaya aydınlatılmış onam ile bilgi verip verilmediği adli tahkikat ile anlışılacağı" yönünde görüş belirtilmiştir.
İdare Mahkemesince; bilirkişi raporunda, davacıya yapılan operasyon sonrasında uvulada meydana gelen nekrozun gelişmesi, yapılan operasyonun tekniğinin yanlışlığı ya da uygulanan bölgenin uyumsuzluğu yönünde herhangi bir tıbbi delilin tanımlanmadığının, her türlü önlem alınsa dahi komplikasyon gelişebileceğinin, komplikasyonun tedavisine yönelik gerekli girişimlerin yapıldığının, operasyonu yapan hekime kusur ve ihmal atfedilemeyeceğinin belirtildiği, aydınlatılmış onam ile ilgili olarak dosyada yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacının bilgilendirilmiş hasta onay formu ve septum deviasyonu (burun bölgesi eğriliği) operasyonu septoplasti onam formunu 03/02/015 tarihinde imzaladığı, davacının tedavinin ne olduğu, gerekliliği, seyri, diğer tedavi seçenekleri, bunların riskleri tedavi olmadığı takdirde ortaya çıkabilecek sonuçlar, tedavi başarı olasılığı ve yan etkileri ile başarı olasılığı ile ilgili olarak ayrıntılı bilgi aldığının anlaşıldığı, dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler ile Adli Tıp Kurumundan alınan bilirkişi raporlarında yer alan tespitlerden, davacıya Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılan müdahalenin tıp kurallarına uygun olduğu ve dolayısıyla davacıda iş gücü kaybına sebebiyet veren durumun meydana gelmesinde hizmet kusurunun bulunmadığı, olayda hizmet kusuru bulunmadığından ve kusursuz sorumluluk ilkesinin uygulanmasını gerektiren bir husus da olmadığından, davacıya maddi ve manevi tazminat ödenmeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; Bölge İdare Mahkemesince de davacının istinaf başvurusu reddedilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetine yönelik tam yargı davalarında, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; aynı Kanun'un 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; 281. maddesinin 1. fıkrasında, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
Ayrıca, 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumu'nun, Mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen Adli Tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 4 No'lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2., 3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulunun … tarih ve … karar numaralı raporu incelendiğinde, sadece meydana gelen zararın komplikasyon olduğuna yönelik bir değerlendirme yapıldığı görülmektedir.
Hükme esas alınabilecek nitelikteki bir bilirkişi raporunun ise, mevcut değerlendirmenin yanında, uygulanan tıbbi işlemin endikasyonunun bulunup bulunmadığı ve meydana gelen zarar komplikasyondan kaynaklanıyorsa, komplikasyon yönetiminin tıbba uygun olup olmadığı hususlarında ayrıntılı, açık ve anlaşılır şekilde yapılmış değerlendirmeleri de içermesi böylece raporun her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut tıbbi veriler kullanılarak kanaat bildirmesi gerekmektedir.
Hal böyle olunca, sadece meydana gelen zararın komplikasyon olduğu yönündeki değerlendirme içeren bilirkişi raporunun, eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olduğu açık olduğundan, hükme esas alınamayacak nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bu itibarla, Bölge İdare Mahkemesince, davanın reddi yolundaki karara karşı davacı tarfından yapılan istinaf başvurusu kabul edilerek Adli Tıp Kurumu Başkanlığı ilgili ihtisas kurulundan yukarıda belirtilen eksikliklerin giderilmesine yönelik ek bilirkişi raporu alınmak suretiyle davanın esası hakkında karar verilmesi gerekmekte iken; davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesinde hukuki isabet bulunmamıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:..., K:… sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 22/05/2023 tarihinde, oy birliğiyle, kesin olarak karar verildi.