T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/9579
Karar No : 2022/5455
DAVACI: ... Bölge … Odası
VEKİLİ: Av. …
DAVALI: … Başkanlığı
VEKİLİ: Av. …
DAVANIN_KONUSU: 10/05/2018 tarih ve 30417 (Mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ’in 8. maddesinin iptali istenilmektedir.
DAVACININ_İDDİALARI: Davacı tarafından, dava konusu düzenlemeden önce Sağlık Uygulama Tebliğinin 4.2.2. maddesinde trisiklik, tetrasiklik ve SSRI grubu antidepresanların tüm hekimlerce reçete edilebileceği hükmü yer almakta iken, dava konusu değişiklik ile bu gruplar arasında ilaç değişimi gereken hallerde ve/veya bu ilaçların 6 aydan uzun süre kullanılması gereken durumlarda psikiyatri uzman hekimlerince veya psikiyatri uzman hekimlerince düzenlenen uzman hekim raporuna dayanılarak tüm hekimlerce reçete edilmesi halinde bedellerinin Kurumca karşılanacağı düzenlemesine yer verildiği, ancak trisiklik, tetrasiklik ve SSRI grubu antidepresanların en az 6-9 ay kullanılması gereken ilaçlar olduğu, hastalığın nüksetmemesi için bu ilaçların 2 yıl süreyle kullanılması gerektiği, dava konusu düzenlemeden önce bu ilaçları aile hekimi, nöroloji hekimleri reçete edebiliyorken düzenleme ile ilaç değişimlerinde, kullanılan ilaca ek ilaç durumunda veya 6 aydan uzun kullanımlarda psikiyatri uzmanı şartı getirildiği, bu durumun hekimin tedavi etme yetkisine müdahale niteliği taşıdığı, hastaların her an psikiyatri uzmanına ulaşmakta zorlandığı, bazı hastanelerde bu uzmanların bulunmadığı, yan etkileri olan antidepresanların değişmesi gerektiğinde hastanın muayene olduğu hekime değil psikiyatri uzmanına gitmek zorunda kalacağı, tedaviye başlayan doktorun tedavisine başka bir doktorun müdahalesinin söz konusu olacağı, istikrarın bozulacağı, 6 aylık süre hesabının nasıl yapılacağının belirsiz olduğu, MEDULA sisteminde ilaç sürelerine ilişkin takip yapılamadığı, 6 aylık sürenin dolup dolmadığının, ilaca ara verilip verilmediğinin, ilaç değişikliği durumlarının eczacı tarafından takibinin zor olduğu, ilacı uzun süre kullanacak olan kişiyi psikiyatri uzmanına yönlendirmenin hastanın ilaca erişimini engelleyeceği, dava konusu düzenlemenin iptali gerektiği iddia edilmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, depresyon hastalığının psikiyatrik bir bozukluk olduğu, uzamış ve iyi tedavi edilmeyen depresyonun bedensel hastalıklara da zemin hazırlayacağı, bu yüzden psikiyatri hekimlerince tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğu, branş uzmanı dışındaki hekimlerce yazıldığında etkin bir tedavinin sağlanamayacağı, sadece moral bozukluğu ya da yaşadığı olaylara bağlı üzüntü kaygısı olan birine depresyon teşhisi koyarak tedaviye başlanamayacağı, bu ayrımı ancak psikiyatri hekimlerinin yapabileceği, doğru tanı koyup etkili tedavi edilmesi gereken psikolojik durumların uzmanı olmayan kişiler tarafından reçete edilmesi durumunda başka sorunların ortaya çıkabileceği, bu düzenleme ile tüm hekimler tarafından hastalarına antidepresif ilaç kullanımı konusunda sınırlama getirilmediği, sadece 6 aydan uzun süreli tedaviye ihtiyacı olan hastalarda konunun uzmanı olan psikiyatri branş uzmanınca değerlendirilmesi yönünde düzenleme yapıldığı, bu uygulamanın vatandaş için mağduriyet oluşturmadığı, aksine uygun tedaviye uygun hekim kararı ile devam edilmesinin amaçlandığı, söz konusu değişiklikten sonra Türk Eczacıları Birliği tarafından sorulan ve eczanelerin uygulamalarının nasıl olacağı hususunda gerekli bilgilendirmelerin Kurumca yapıldığı, dava konusu düzenlemenin akılcı ilaç kullanımına da uygun olduğu, Kurum ile eczacılar arasında yapılan protokollerde Sağlık Uygulama Tebliği hükümleri dikkate alınarak gerekli takiplerin yapılacağının taahhüt edildiği, protokol kapsamında hastaya ilacını veren eczacının hastanın diğer ilaçlarını da sistemden kontrol etmesi gerektiği, sistem üzerinden doz süre takibi olduğu, ayrıca sistemden ilaç yazan hekimlerin branş kontrolünün de yapılabildiği, sistemin uyarı verdiği, bu uygulama ile hekimlerin hastalara tedavi düzenlemelerinin engellenmediği ve hasta mağduriyeti yaratılmadığı, aksine hastanın hastalığa ve ilaca bağlı olumsuzlukların görülme ihtimaline karşın branş uzmanı tarafından değerlendirilmesinin sağlandığı, dava konusu düzenlemenin hukuka ve kamu yararına uygun olduğu, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: …
DÜŞÜNCESİ : Dava konusu düzenlemelenin, tıbbi ve bilimsel dayanağının bulunduğu, kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olduğu görüldüğünden davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI: …
DÜŞÜNCESİ : Dava, 10.05.2018 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğin 8. maddesinin iptali istemiyle açılmıştır.
Anayasanın 2. maddesinde Devletin nitelikleri sayılmış ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu vurgulanmış, 5. maddesinde Devletin temel amaç ve görevleri sayılarak; kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak görevine yer verilmiş; 17. maddesinde, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmiş; "Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması" başlıklı 56. maddesinde Devletin, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak, insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenleyeceği ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlardan yararlanarak, onları denetleyerek yerine getireceği öngörülmüş, "Sosyal güvenlik hakkı" başlıklı 60. maddesinde, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu ve Devletin, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alacağı ve teşkilatı kuracağı kuralına yer verilmiş, "Devletin iktisadi ve sosyal ödevlerinin sınırları" başlıklı 65. maddesinde de "Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir." düzenlemelerine yer verilmiştir.
Anılan madde hükümlerinden, tüm yurttaşların yaşama haklarının, devlet güvencesi ve onun pozitif yükümlülüğü kapsamı içinde koruma altında olduğu anlaşılmaktadır. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen "yaşama hakkı" yalnızca yaşamını sürdürmek anlamında değil "sağlıklı yaşama hakkı"na sahip olmak anlamındadır. Kişilerin sağlıklı olma hakkı bir kamusal korumaya tabi olduklarını ortaya koymaktadır.
5510 sayılı Kanunun 1. maddesine göre bu Kanunun amacı, sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası bakımından kişileri güvence altına almak; bu sigortalardan yararlanacak kişileri ve sağlanacak hakları, bu haklardan yararlanma şartları ile finansman ve karşılanma yöntemlerini belirlemek; sosyal sigortaların ve genel sağlık sigortasının işleyişi ile ilgili usûl ve esasları düzenlemektir.
Kanunun "Finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri ve süresi" başlıklı 63. maddesinde, Kurum tarafından finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri ile bu hizmetlerin süresine dair usül ve esaslara yer verilmiş, son fıkrasında da, Kurumun, finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemleri ile (f) bendinde belirtilen sağlık hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini, ödeme usul ve esaslarını Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak belirlemeye yetkili olduğu ancak, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görüşünün alınması (f) bendinde belirtilen ortez, protez ve diğer iyileştirici nitelikteki araç ve gereçlerin miktarını, standartlarını, sağlanmasını, uygulanmasını, kullanma sürelerini ve garanti süresi sonrası bakım, onarım ve yenilenmesi hususlarını kapsayacağı, Kurumun, bu amaçla komisyonlar kurabileceği, ulusal ve uluslararası tüzel kişilerle işbirliği yapabileceği, Komisyonların çalışma usul ve esaslarının Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşü alınarak Kurumca belirleneceği hükme bağlanmıştır.
Kanunun "Sağlık hizmetlerinin ödenecek bedellerinin belirlenmesi" başlıklı 72. maddesinde ise, 65. madde gereği ödenecek gündelik, yol, yatak ve yemek giderlerinin Kurumca ödenecek bedellerini belirlemeye Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonunun yetkili olduğu, Komisyonun, tıp eğitimini, hizmet basamağını, alt yapı ve kaynak kullanımı ile maliyet unsurlarını dikkate alarak sağlık hizmeti sunucularını fiyatlandırmaya esas olmak üzere ayrı ayrı sınıflandırabileceği, 63. madde hükümlerine göre finansmanı sağlanan sağlık hizmetlerinin Kurumca ödenecek bedellerini; sağlık hizmetinin sunulduğu il ve basamak, Devletin doğrudan veya dolaylı olarak sağlamış olduğu sübvansiyonlar, sağlık hizmetinin niteliği itibarıyla hayati öneme sahip olup olmaması, kanıta dayalı tıp uygulamaları, maliyet-etkililik ölçütleri ve genel sağlık sigortası bütçesi dikkate alınmak suretiyle, her sınıf için tek tek veya gruplandırarak belirlemeye yetkili olduğu belirtilmiştir.
10.05.2018 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğin 8. maddesi ile yapılan değişiklik sonucu;
4.2.2 - Antidepresanlar ve antipsikotiklerin kullanım ilkeleri
(1) Trisiklik, tetrasiklik ve SSRI grubu antidepresanlar tüm hekimlerce reçete edilebilir. “Bu gruplar arasında ilaç değişimi gereken hallerde ve/veya bu ilaçların 6 aydan uzun süre kullanılması gereken durumlarda psikiyatri uzman hekimlerince veya psikiyatri uzman hekimlerince düzenlenen uzman hekim raporuna dayanılarak tüm hekimlerce reçete edilmesi halinde bedelleri Kurumca karşılanır.” cümlesinin eklendiği davacı tarafından bu cümlenin iptalinin istendiği görülmüştür.
Bir doktorun, hastasına uygulayacağı tedaviyi belirlerken mesleki bilgisi ve vicdanı ile hareket edeceği; hastalıklara tanı koyma hakkına sahip olan doktorun, bunun için gerekli bilimsel yolları kullanacağı; tedavi edilen bir hastanın iyileşmesini sağlayacak ilaçların reçete edilmesinin, hastaya uygulanan tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğu ve hekimin, o hastalığı tedavi için gerekli ilaçları reçete etme yetkisinin de bulunduğu açıktır.
Ancak, depresyonun sadece moral bozukluğu, üzüntü yada kaygı kaynaklı değil psikiyatrik bir bozukluk olduğu, doğru tanı konulmak suretiyle uzun ve etkili bir tedavi yöntemi gerektirdiği bilinen bir gerçektir.
İdarenin bu konuya ilişkin Bilimsel ve Akademik Komisyon çalışmaları yaptığı, bu çalışmalarda bakanlık temsilcilerinin de bulunduğu, psikiyatri uzmanlarından görüş aldığı, 6 aydan uzun tedavi gerektirdiği şeklinde tanı konması ve tedavinin mahallinde sağlanamaması halinde hastaların mağdur olmaması için sevk yoluyla sağlanacak uzman doktora erişiminin masraflarının da kurumca karşılanacağı görülmektedir.
Uyuşmazlığa konu düzenleme doktorlara depresyon konusunda tanı ve tedavi yetkisini kısıtlamamış, sadece tedavinin 6 aydan uzun ilaç kullanımı gerektirmesi halinde rapor ve reçete düzenleme olanağı tanınmamıştır ki; bu durum, hastaların uzman doktor tarafından değerlendirilmesini öngörmüş olması nedeniyle hukuka aykırı bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği, düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
10/05/2018 tarih ve 30417 (Mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ’in 8. maddesi ile 24/03/2013 tarih ve 28597 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinin 4.2.2 numaralı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere “Bu gruplar arasında ilaç değişimi gereken hallerde ve/veya bu ilaçların 6 aydan uzun süre kullanılması gereken durumlarda psikiyatri uzman hekimlerince veya psikiyatri uzman hekimlerince düzenlenen uzman hekim raporuna dayanılarak tüm hekimlerce reçete edilmesi halinde bedelleri Kurumca karşılanır.” cümlesi eklenmiştir.
Davacı tarafından anılan değişikliğin iptali istemiyle görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE:
İlgili Mevzuat:
Anayasanın 2. maddesinde, Devletin nitelikleri sayılmış ve sosyal bir hukuk devleti olduğu vurgulanmış; 5. maddesinde, Devletin temel amaç ve görevleri sayılarak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak görevine yer verilmiş; 17. maddesinde, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmiş; "Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması" başlıklı 56. maddesinde, Devletin, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak, insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenleyeceği ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlardan yararlanarak, onları denetleyerek yerine getireceği öngörülmüş; "Sosyal güvenlik hakkı" başlıklı 60. maddesinde, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu ve Devletin, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alacağı ve teşkilatı kuracağı kuralına yer verilmiş; "Devletin iktisadi ve sosyal ödevlerinin sınırları" başlıklı 65. maddesinde de, "Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir." düzenlemelerine yer verilmiştir.
Anılan madde hükümlerinden, tüm yurttaşların yaşama haklarının, devlet güvencesi ve onun pozitif yükümlülüğü kapsamı içinde koruma altında olduğu anlaşılmaktadır. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen "yaşama hakkı" yalnızca yaşamını sürdürmek anlamında değil "sağlıklı yaşama hakkı"na da sahip olmak anlamındadır. Kişilerin sağlıklı olma hakkı bir kamusal korumaya tabi olduklarını ortaya koymaktadır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 1. maddesine göre bu Kanunun amacı, sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası bakımından kişileri güvence altına almak; bu sigortalardan yararlanacak kişileri ve sağlanacak hakları, bu haklardan yararlanma şartları ile finansman ve karşılanma yöntemlerini belirlemek; sosyal sigortaların ve genel sağlık sigortasının işleyişi ile ilgili usûl ve esasları düzenlemektir.
Anılan Kanun'un 63. maddesinde, Kurum tarafından finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri ile bu hizmetlerin süresine dair usul ve esaslara yer verilmiş; ikinci fıkrasında da, Kurumun, finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemleri ile (f) bendinde belirtilen sağlık hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini, ödeme usul ve esaslarını Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak belirlemeye yetkili olduğu ancak, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görüşünün alınmasının (f) bendinde belirtilen ortez, protez ve diğer iyileştirici nitelikteki araç ve gereçlerin miktarını, standartlarını, sağlanmasını, uygulanmasını, kullanma sürelerini ve garanti süresi sonrası bakım, onarım ve yenilenmesi hususlarını kapsayacağı, Kurumun, bu amaçla komisyonlar kurabileceği, ulusal ve uluslararası tüzel kişilerle işbirliği yapabileceği, Komisyonların çalışma usul ve esaslarının Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşü alınarak Kurumca belirleneceği hükme bağlanmıştır.
Aynı Kanun'un 72. maddesinde ise, 65. madde gereği ödenecek gündelik, yol, yatak ve yemek giderlerinin Kurumca ödenecek bedellerini belirlemeye Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonunun yetkili olduğu; Komisyonun, tıp eğitimini, hizmet basamağını, alt yapı ve kaynak kullanımı ile maliyet unsurlarını dikkate alarak sağlık hizmeti sunucularını fiyatlandırmaya esas olmak üzere ayrı ayrı sınıflandırabileceği; 63. madde hükümlerine göre finansmanı sağlanan sağlık hizmetlerinin Kurumca ödenecek bedellerini, sağlık hizmetinin sunulduğu il ve basamak, Devletin doğrudan veya dolaylı olarak sağlamış olduğu sübvansiyonlar, sağlık hizmetinin niteliği itibarıyla hayati öneme sahip olup olmaması, kanıta dayalı tıp uygulamaları, maliyet-etkililik ölçütleri ve genel sağlık sigortası bütçesi dikkate alınmak suretiyle, her sınıf için tek tek veya gruplandırarak belirlemeye yetkili olduğu belirtilmiştir.
Bununla birlikte 5502 sayılı, dava konusu düzenlemenin tesis edildiği tarihteki adıyla, Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu'nun, yine aynı tarihte yürürlükte olan 1. maddesinde, bu Kanun ile Kuruma görev ve yetki veren diğer kanunların hükümlerini uygulamak üzere Sosyal Güvenlik Kurumunun kurulduğu belirtilmiş; mülga 3. maddesinde, Kurumun amacı açıklanmış ve devamında görevleri sayılmış; maddenin (a) fıkrasında, ulusal kalkınma strateji ve politikaları ile yıllık uygulama programlarını dikkate alarak sosyal güvenlik politikalarını uygulamak, bu politikaların geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapmak görevleri arasında sayılmıştır.
Yine belirtilen 5502 sayılı Kanun'un mülga 41. maddesinde ise, Kurumun, kanunla yerine getirmekle yükümlü olduğu hizmetlerin uygulanmasına ilişkin hususları duyurmak amacıyla tebliğ çıkarmaya yetkili olduğu, Kurum dışındaki gerçek ve tüzel kişileri ilgilendiren tebliğlerin Resmî Gazete'de yayımlanacağı düzenlenmiştir.
Bu düzenleme uyarınca Sosyal Güvenlik Kurumunca sağlık yardımları karşılanan kişilerin, sağlık kurum ve kuruluşlarında yapılan tedavilerine ait ücretler ile tedavi yardımlarının verilmesine ilişkin usul ve esasların belirtildiği sağlık uygulama tebliğleri yayımlanmaktadır.
Hukuki Değerlendirme:
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri çerçevesinde, davalı Sosyal Güvenlik Kurumunun, finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemlerini, türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini, ödeme usûl ve esaslarını Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak belirlemeye ve genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin, Kurumca finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri, yol, gündelik ve refakatçi giderlerinden yararlanma esas ve usulleri ile bu hizmetlere ilişkin Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonunca belirlenen ödenecek bedelleri göstermek amacıyla Sağlık Uygulama Tebliğini yayımlamaya yetkili olduğu hususunda kuşku bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri, yol, gündelik ve refakatçi giderleri için ödenecek bedellerin belirlenmesinde, Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonunun, 5510 sayılı Kanun'un 72. maddesinde sayılan "sağlık hizmetinin sunulduğu il ve basamağı, Devletin doğrudan veya dolaylı olarak sağlamış olduğu sübvansiyonları, sağlık hizmetinin niteliği itibarıyla hayati öneme sahip olup olmadığını, kanıta dayalı tıp uygulamalarını, maliyet-etkililik ölçütlerini ve genel sağlık sigortası bütçesini" dikkate almak suretiyle karar verilmesi yasal bir zorunluluktur.
Anılan yetkiye dayanılarak 24/03/2013 tarih ve 28597 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinin "Antidepresanlar ve antipsikotiklerin kullanım ilkeleri" başlıklı 4.2.2. maddesinin birinci fıkrasında "Trisiklik, tetrasiklik ve SSRI grubu antidepresanlar tüm hekimlerce reçete edilebilir. SNRI, SSRE, RIMA, NASSA grubu antidepresanlar, psikiyatri, nöroloji, geriatri uzman hekimlerinden biri tarafından veya bu hekimlerden biri tarafından düzenlenen uzman hekim raporuna dayanılarak tüm hekimlerce reçete edilebilir. Bupropiyon HCl ve agomelatin yanlızca major depresif bozukluk tedavisinde, psikiyatri veya nöroloji uzman hekimleri tarafından veya bu hekimler tarafından düzenlenen uzman hekim raporuna dayanılarak tüm hekimlerce reçete edilir." kuralı yer almakta iken, dava konusu değişiklik ile birinci cümleden sonra gelmek üzere “Bu gruplar arasında ilaç değişimi gereken hallerde ve/veya bu ilaçların 6 aydan uzun süre kullanılması gereken durumlarda psikiyatri uzman hekimlerince veya psikiyatri uzman hekimlerince düzenlenen uzman hekim raporuna dayanılarak tüm hekimlerce reçete edilmesi halinde bedelleri Kurumca karşılanır.” cümlesi eklenmiş olup; davacı tarafından anılan değişikliğin iptalinin istenildiği anlaşılmıştır.
Uyuşmazlığın çözümü için gerekli görüldüğünden, 11/09/2018 tarihli ara kararı ile davalı Sosyal Güvenlik Kurumundan, dava konusu uygulama için hukuken geçerli somut bilgi ve belgelere dayanan bilimsel bir çalışma yapılıp yapılmadığı, hangi tıbbi ve hukuki gerekçelerin göz önünde bulundurulduğu, bu konuya ilişkin komisyon kurulup kurulmadığı, kurulmuş ise dava konusu değişiklik ile alanına ilişkin düzenleme getirilen nöroloji uzmanı, psikiyatri uzmanları gibi hekimlerin bulunduğu sektör temsilcilerinin bulunup bulunmadığı, Sağlık Bakanlığının görüşünün alınıp alınmadığı, belirleme yapılırken hangi ölçütlerin göz önüne alındığı hususlarında bilgi talep edilmiş; Sağlık Bakanlığından ise dava konusu değişiklik için Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından Bakanlık görüşüne başvurulup başvurulmadığı, bu değişikliğe ilişkin komisyon kurulup kurulmadığı, komisyon kurulmuş ise alanına ilişkin düzenleme getirilen uzman hekimlerin bulunduğu sektör temsilcilerinin davet edilerek görüşlerinin alınıp alınmadığı hususlarının sorulmasına karar verilmiştir.
Anılan ara kararına verilen cevaplar ile dava dosyasının birlikte incelenmesinden, Sağlık Bakanlığı tarafından verilen ve 22/11/2018 tarihinde kayda giren cevapta, "Sosyal Güvenlik Kurumunca antidepresan ve antipsikotiklerin kullanım ilkelerine ilişkin yapılan Sağlık Uygulama Tebliği değişikliği kararının, İlaç Geri Ödeme Komisyonunca alındığı, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunun Sağlık Bakanlığını temsilen komisyon toplantısına katılım sağladığı, söz konusu değişiklik ile ilgili Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından oluşturulan bilimsel komisyonca yapılan değerlendirme sonucunda değişiklik yapılmasının uygun olduğu görüşüne varıldığı ve İlaç Geri Ödeme Komisyonunda bu yönde görüş bildirdiği"nin ifade edildiği; Sosyal Güvenlik Kurumunun 31/07/2017 tarihli Psikiyatri Uzmanlığı Teknik Komisyon Görüş Bildirim Formunda -özetle- "Trisiklik, tetrasiklik ve SSRI grubu antidepresanlardan bir tanesi ile tüm hekimlerce tedaviye başlanabilir. Herhangi bir nedenle ilaç değişimi durumu ile 6 aydan fazla kullanılması durumunda devam eden tedavinin psikiyatri uzmanlarınca yapılması uygundur." yönünde kanaate varıldığı, davalı Kurumca da bu görüşler doğrultusunda dava konusu düzenlemenin yapıldığı görülmektedir.
Bu durumda, trisiklik, tetrasiklik ve SSRI grubu antidepresanların tüm hekimlerce reçete edilebileceği, bu gruplar arasında ilaç değişimi gereken hallerde ve/veya bu ilaçların 6 aydan uzun süre kullanılması gereken durumlarda psikiyatri uzman hekimlerince veya psikiyatri uzman hekimlerince düzenlenen uzman hekim raporuna dayanılarak tüm hekimlerce reçete edilmesi halinde bedellerinin Sosyal Güvenlik Kurumunca karşılanacağı yolunda getirilen düzenlemenin hukuki, tıbbi ve bilimsel dayanağı bulunduğu gibi kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılmasını öngörmekle kamu yararı ile hizmet gereklerine de uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmasız işler için belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz gün) içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 24/11/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.