T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2020/2103
Karar No : 2022/4158
DAVACI : …
DAVALI : … / …
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : İstanbul 18. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi iken … tarih ve … sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olan davacı tarafından, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının iptaline ve 150.000,00 TL manevi tazminatın işlem tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından, psikolojik tedavi gördüğü dönemde kanunsuz bir şekilde yürütülen süreç sonrasında tutuklandığı, hakimlik teminatı ve yargı bağımsızlığı ilkesinin ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Soruşturma dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarihli ve … sayılı kararı birlikte incelendiğinde, davacının yargı yetkisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi kapsamında kötüye kullandığının ve "mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte" eylemler gerçekleştirdiğinin sabit olduğu, davacının yargısal faaliyeti nedeniyle değil, disiplin cezasına konu eylemlerini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi bağlamında hukuk dışı nedenlerle gerçekleştirdiği ve anılan eylemlerinin mesleğin şeref ve onurunu bozması veya mesleğe olan genel saygı ve güveni zedelemesi nedeniyle dava konusu meslekten çıkarma cezası ile cezalandırıldığı, davacıya isnat edilen eylemlerin soruşturma kapsamında çeşitli delillerle doğrulandığı, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu, davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NÜN DÜŞÜNCESİ : Davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'NIN DÜŞÜNCESİ:Davacı tarafından, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesinin … tarihli ve E:…, K:… sayılı Kararının iptali ile 150.000 TL manevi tazminatın, işlem tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istenilmektedir.
Dosyadaki mevcut belge ve bilgilerden; davacının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun … tarihli ve … sayılı kararı ile FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu değerlendirilerek 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3/1 maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği, bu kararın iptali istemiyle Danıştay 5. Dairesinin 2016/57438 esas sayılı dosyasında açtığı davanın, uyuşmazlığın incelendiği tarih itibariyle derdest olduğu, davacı hakkında 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca Hakimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesinin … tarihli ve E: …, K:… sayılı Kararı ile verilen bir diğer meslekten çıkarma cezasının iptali istemiyle açılan davanın da, Danıştay 5. Dairesinin 2020/106 esas sayılı dosyasına kaydedildiği, ayrıca … Ağır Ceza Mahkemesinin … esasına kayıtlı dosyasında, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Türkiye Cumhuriyetini Ortadan Kaldırmaya, Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme suçlarından kamu davası açılmışsa da, azmettirmek suretiyle cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan TCK’nın 38/1 delaletiyle 309/1 maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verildiğinden, TCK’nın 311/1 ve 312/1 maddelerinde tanımlanan suçların geçitli suç kuralları çerçevesinde bu suçun içinde eridiği ve TCK’nın 44. maddesindeki hukuki düzenleme de nazara alınarak sanık hakkında bu suçlardan ayrı ayrı karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği, istinaf başvurusunun … Bölge Adliye Mahkemesinin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararı ile esastan reddedildiği ve dosyanın Yargıtay incelemesinde olduğu anlaşılmaktadır.
667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olup, terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğinde olduğundan, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrası gereğince davacıya ayrıca disiplin cezası da verilebilmesine hukuken engel değildir.
Bu itibarla, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3/1 maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu Kararı ile davaya konu meslekten çıkarma cezasının farklı hukuki nedenlerden kaynaklandığı kanaatiyle davacının usule yönelik itirazları ve dosyaların birleştirilmesi talebi yerinde görülmeğinden işin esasına geçilmiştir:
Olayda, davacı hakkında yapılan soruşturma sonucunda elde edilen belge ve bilgilerin değerlendirilmesi sonucunda, kamuoyunda Balyoz davası olarak bilinen ve TÜBİTAK’ta çalışan bilirkişilerin düzenlediği ve Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunduğu 19.2.2010 tarihli bilirkişi raporunun gerçeğe aykırı olarak düzenlendiği iddiasıyla ilgililer hakkında bilirkişilik görevini kötüye kullanmak suçundan açılan ve … esas sayılı dosyada görülen davada, davacının, sanıklar hakkında yaptığı yargılamadaki soruşturma konusu eylem ve işlemleri nedeniyle Anayasa ve yasaların kendisine vermiş olduğu yargılama yetkisini, açık yasa hükümlerine aykırı işlemler yaparak keyfi kullandığı, hakim-savcının sahip olması gereken bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, eşitlik, ehliyet özelliklerini yitirdiği anlaşılmakla, yargısal takdire ilişkin olmayan, mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikteki üzerine atılı eylemlerinin sübut bulduğu sonucuna varılmıştır.
Bu nedenle, davacının 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca mesleğin şeref ve onurunu, güven ve itibarını bozacak nitelikteki eylem ve işlemleri nedeniyle meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesinin, … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararının hukuka uygun olduğu ve davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:
Davacı tarafından bakılmakta olan bu dava dosyası ile Dairemizin E:2020/106 ve E:2016/57438 sayılı esaslarında kayıtlı bulunan dava dosyalarının tarafları ve konusu aynı olduğundan bahisle birleştirilmesi talebinde bulunulmuş ise de 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda davaların birleştirilmesine ilişkin bir düzenleme bulunmadığı gibi anılan Kanun'da hüküm bulunmayan hallerde uygulanmak üzere sayma yoluyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na atıfta bulunulan 31. maddesinde de davaların birleştirilmesi usulüne yer verilmediği görüldüğünden bu istem yerinde görülmemiştir.
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Dava konusu disiplin cezasına neden olan olay tarihinde İstanbul 18. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi olan davacı ile ilgili olarak yapılan soruşturma sonucu davacının 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılması teklif edilmiş, Hakimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesi'nin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararı ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Davacı tarafından yapılan meslekten çıkarma cezasının yeniden incelenmesi talebi Hakimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesi'nin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Davacının bu karara karşı yaptığı itiraz başvurusu da Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Bakılan dava, davacının 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının hukuka aykırı olduğu iddialarıyla açılmıştır.
Diğer taraftan, davacının Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi de anılan Kurul tarafından süre yönünden reddedilmiş, karar 29/11/2016 tarihinde kesinleşmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın iptali talebiyle açılan dava Dairemizin 06/06/2022 tarihli ve E:2016/57438, K:2022/4159 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçlarından dolayı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusu … Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile reddedilmiş, bu kararın temyizinde ise Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu yargılamanın devam ettiği görülmüştür.
İNCELEME VE GEREKÇE:
İLGİLİ MEVZUAT:
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin birinci fıkrasında, "meslekten çıkarma: bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir" aynı maddenin son fıkrasında da; disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde meslekten çıkarma cezasının verileceği hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararı ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılan davacı hakkında düzenlenen soruşturma raporunun incelenmesinden, davacı hakkında;
''Davacının bulunduğu ve sahip olduğu konum ve imkanlardan yararlanmak suretiyle silahlı terör örgütünün amaçları doğrultusunda hareket ederek ermiş olduğu kararla Paralel Devlet yapılanması (FETÖ/PDY)'nin içerisinde yer alarak eylemlerde bulunduğu, ... Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi olarak, kamuoyunda Balyoz davası olarak bilinen davada TÜBİTAK'ta çalışan bilirkişiler H.B., T.T. ve E.A.'ın düzenleyerek Cumhuriyet Başsavcılığına sunmuş oldukları 19.02.2010 tarihli bilirkişi raporunun gerçeğe aykırı olarak düzenlendiği iddiasıyla ilgililer hakkında bilirkişilik görevini kötüye kullanmak suçundan açılan davada verdiği ara kararların terör örgütü (FETÖ/PDY) yararına olacak şekilde usul ve yasaya aykırılıklar içerdiği'' iddiaları üzerine soruşturma başlatıldığı anlaşılmaktadır.
Yapılan soruşturma sonucu hazırlanan raporu değerlendiren Hakimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesi'nin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararında;
" 04/07/2016 tarihinde vermiş olduğu 577 sayfadan oluşan kısa kararda, davanın reddine karar vermekle beraber, dosya içeriği ve kapsamıyla ilgisi ve bağlantısı bulunmayan hususlarda değerlendirmeler yaparak suç duyurularında bulunması, suç niteliği taşıyan ifadelere yer vermesi ve karar içeriğinde özellikle, Emniyet ve Yargı erki uygulamalarında silahlı terör örgütü olarak kabul edilen Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması hakkında derdest halde bulunan soruşturma ve kovuşturmalarla ilgisi bulunan hususlar olması, bu noktada, terör örgütü [(Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY)] hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların devam ettiği süreçte bu soruşturmalar kastedilerek ifadelerde bulunması, bunların yanında, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu 1. ve 7. maddelerinde ifade edilen Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, Devletin iç ve dış güvenliğini kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla kurulmuş terör örgütü niteliğinde örgütlü yapıya sahip bir örgütlenme olan ve "cebir ve şiddet" kapsamında faaliyetleri dikkate alındığında, 3713 sayılı Yasanın tanımladığı anlamda "Terör Örgütü" olarak kabul edilip, Devletin mevcut hiyerarşik yapısı haricinde oluşturdukları ayrı bir yapıyla ve yasa dışı bir örgütlenme içerisinde; Türkiye Cumhuriyeti'nin sosyal, ekonomik, askeri ve idari mekanizmasına yön veren kadroları ele geçirip etkisiz hale getirerek, Türk Devleti'nin varlığını tehlikeye düşürmek maksadıyla, Devleti yıkmak veya ele geçirmek amaçları için toplum üzerinde baskı, korkutma ve yıldırma yöntemlerini kullanarak faaliyetlerde bulunan ve buna yönelik olarak, suç işlemek amacıyla kurulan Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) hakkında övücü ve propaganda niteliğinde ifadelere yer vererek, örgüt lideri konumunda bulunan Fetullah Gülen'i "mehdi" ilan ettiği ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu Üyeleri ile yargı organları ve yine bir kısım kamu görevlileri hakkında alenen aşağılayıcı ve hakaret içerir ifadelere yer verdiği,
Bu cümleden olarak;
A-) İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları soruşturması bürosu tarafından bilirkişiler T.T., E.A. ve H.B. haklarında bilirkişilik görevini kötüye kullanmak suçundan 19/01/2015 tarihinde Cumhuriyet Savcısı R.I. tarafından açılan kamu davasında, 04/02/2015 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vererek 10/02/2015 tarihinde tensip zaptı düzenlediği ve yaklaşık 5 ay sonraki bir tarihe denk gelen 08/07/2015 gününe duruşma günü verdiği,
B-) İlk duruşma olan 08/07/2015 tarihli duruşmada, 5271 sayılı CMK'nın 191. Maddesindeki düzenlemeye açıkça aykırı olarak iddianamenin kabulü kararını okumadan duruşmaya başladığı gibi iddianameyi de hazırda bulunan taraflara okumadığı,
C-) 08/07/2015 tarihinde başladığı duruşmalarda, genel olarak kurmuş olduğu ara kararlarda, müşteki vekillerinin katılma talepleri, sanıkların savunmalarının alınması ve adreslerinin tespiti, yürütülmekte olan yargılamayla bağlantılı olan diğer bir takım mahkeme dosyalarının celp edilmesi ve istenilmesi gibi hususlarda " ...daha sonra değerlendirilmesine", "...sanıkların yurt dışından dönmesine binaen vekilleriyle görüşülerek kendilerine ihtar olunmasına", "...katılma talebinde bulunanlarla ilgili olarak kalem ve kalem müdürü tarafından inceleme yapılmasına", "...sanıkların bulunamaması nedeniyle savunmalarının alınamaması neticesinde haklarında yakalama kararının çıkarılması hususlarının önümüzdeki celsede ayrıca değerlendirilmesine", "...yargılamaya nasıl devam olunacağı, nasıl bir karara bağlanacağı hususunda değerlendirme yapılmak üzere duruşmanın ertelenmesine" şeklindeki kararlarla yürütülmekte olan yargılamayı uzatmaya yönelik olacak şekilde ara kararlar düzenlediği,
D-) İfadesi alınamayan ve haklarında yakalama kararı bulunan sanıkların vekilleri tarafından mahkemeye 05/09/2015 tarihinde verilen dilekçeyle yurt dışı adreslerinin bildirilmesine ve yine bu doğrultuda, sanıkların savunmalarının istinabe yoluyla alınmasına yönelik olarak sanıklar vekillerinin taleplerine karşın, mahkeme hakimi … tarafından ikisi ABD'de, birisi ise Estonya'da bulunan sanıkların savunmalarının uluslararası istinabe yoluyla alınması için … tarihli ve … sayılı Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünün genelgesiyle Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardım Avrupa Sözleşmesi ve ilgili ülkelerle yapılan iki taraflı anlaşmalar doğrultusunda herhangi bir girişimde bulunmadığı gibi 5271 sayılı CMK'nun 196/son fıkrasındaki sanığın uluslararası istinabe yoluyla savunmasının alınmasına yönelik açık düzenlemelere karşın, sadece yakalama emirlerinin infazını beklemekle yetindiği,
E-) Mahkemenin … esas sayılı dava dosyasında, yürütülen yargılamanın 5271 sayılı TCK'nın 276. Maddesinde düzenlenen bilirkişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunması suçuna ilişkin olduğu, bu noktada aynı maddedeki düzenlemeye göre, suçun tekemmülü için adliyeye veya bir kimseye zarar verilmiş olmasının şart olmadığı, nihayetinde bu rapor sonucunda sanığın lehine ve aleyhine bir durum yaratılması gerekmediği gibi suçun oluşumu için bilirkişi tarafından bilerek ve isteyerek gerçeğe aykırı rapor düzenlenmesinin yeterli olması karşısında, mahkeme hâkimi ... tarafından yargılama yapıldığı süreç boyunca, davaya konu olan 19/02/2010 tarihli bilirkişi raporunun gerçeği yansıtıp yansıtıp yansıtmadığına yönelik olarak rapora esas olan dijital materyaller getirtilerek yeniden konusunda uzman kişi veya kurullardan bilirkişi raporu alınması için herhangi bir girişimde bulunulmadığı gibi bu yolda herhangi bir ara karar da kurmadığı ve nihayetinde, yürütülen yargılamanın sonuçlandırılmasına yönelik olarak hareket edilmediği izlenimi yarattığı,
F-) … esas sayılı dosyanın 11. celsesinde 20/06/2016 tarihinde yapılan duruşmada sanıklar hakkındaki yakalama emirlerinin infazlarının beklenilmesine karar verilerek, bir sonraki duruşmanın 23/09/2016 tarihine bırakılmasına karşın, alelacele bir şekilde ... dolayısıyla Bakanlar Kurulu tarafından idari izin kabul edilen ve arefe günü olan 04/07/2016 tarihinde dava dosyasının taraflarına herhangi bir bildirimde bulunmadan celse açılarak yapılan duruşmada, 577 sayfadan oluşan kısa kararla davanın reddine karar verdiği, bu şekilde idari izin kabul edilen arefe gününde, önceki duruşmada belirlenen günden önce celse açıp duruşma yaparak karar vermek suretiyle 5271 sayılı CMK'nun konuyla ilgili muhtelif maddelerinde (Mağdurun duruşmadan haberdar edilme hakkını düzenleyen 234, Kararların verilmesi usulünü düzenleyen 33, Duruşmanın açıklığını düzenleyen 182, Duruşmanın başlamasını düzenleyen 191 duruşma tutanağını düzenleyen 219 vd. ile diğer ilgili düzenlemeler) yapılan usulü düzenlemelere açıkça aykırı bir şekilde hareket ederek karar verdiği,
G-) 04/07/2016 tarihinde bir önceki duruşmada belirlenen tarih ve saatten farklı izin gününde yapılan celsede, 5271 sayılı CMK'nun 193. maddesindeki sanığın sorgulanmasına yönelik düzenlemeye ve bu doğrultuda Yargıtay'ın yerleşmiş kararlarıyla Yargıtay ... CD'nin … tarih ve … sayılı kararında da açıkça ifade ettiği üzere "……filin suç oluşturmaması nedeniyle derhal beraat kararı verilmesi dışında, delillerin takdir ve tayini gereken durumlarda sanığın sorgusu yapılıp savunması saptanmadan hüküm kurulamayacağı gözetilmeden 5271 sayılı CMK'nun 193. maddesine yanlış anlam verilerek sanığın sorgusu yapılmadan eksik kovuşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması" şeklindeki hükme açıkça aykırı bir şekilde sanıkların savunmalarını almadan davanın reddine ilişkin karar verdiği,
H-) Sanıklar hakkında yapılan yargılamada, davanın açılmasına dayanak olan şüpheliler hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasına yönelik … Sulh Ceza Mahkemesinin … tarih ve … değişik iş sayılı kararının yok hükmünde olduğu gerekçesiyle 5271 sayılı CMK’nın 223/7. fıkrası gereğince davanın reddine karar verdiği, bununla birlikte 5271 sayılı CMK'nın 223/7. fıkrasındaki düzenleme uyarınca davanın reddine ancak aynı fil nedeniyle aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava bulunduğu takdirde davanın reddine karar verilebileceği, aynı doğrultuda Yargıtay Ceza Genel Kurulu da … tarih ve … sayılı kararında, bu duruma işaret ederek, ancak aynı fiil nedeniyle aynı sanık hakkında daha önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava olduğu takdirde davanın reddine karar verilebileceğini ifade ettiği, aynı kararında Yargıtay; "Ceza muhakemesi yapılabilmesi için bir takım "olmazsa olmaz" (sine qua non) şartlar aranır. Bu bağlamda muhakeme yapılabilmesinin şartlarından birisi de "Non bis in idem" olarak ifade edilen, aynı fiilden dolayı verilmiş bir hükmün veya açılmış bir davanın bulunmamasıdır. Kanunlarda açıkça yazılı olmadan da uygulanan bir hukuk normu olarak doktrinde de kabul olunan ve muhakeme hukukunun ana ilkelerinden olan "Non bis in idem" ilkesi 1412 sayılı CMUK'nun 253. maddesinin üçüncü fıkrasında; "Aynı konuda, aynı sanık için evvelce verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava var ise davanın reddine karar verilir", 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nun "Duruşmanın sona ermesi ve hüküm" başlıklı 223. maddesinin yedinci fıkrasında ise; "Aynı fiil nedeniyle, ayın sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir" şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, aynı ful nedeniyle, aynı sanık hakkında önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa, sonradan açılmış olan davanın reddine karar verilecektir."Non bis in idem" ilkesine uluslararası sözleşmelerde de yer verilmiş olup, konu İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 7 numaralı Ek Protokolünün "Aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkı" başlıklı 4. maddesinin ilk fıkrasında; "Hiç kimse bir devletin ceza yargılaması usulüne ve yasaya uygun olarak kesin bir hükümle mahkum edildiği ya da beraat ettiği bir suçtan dolayı aynı devletin yargısal yetkisi altındaki yargılama usulleri çerçevesinde yeniden yargılanamaz veya mahkum edilemez" şeklinde ifade edilmiştir...." şeklinde ifadelere yer vererek davanın reddi kararı verilebileceği halleri belirttiği, bu doğrultuda sanıklar hakkında daha önceden aynı konuyla ilgili olarak bilirkişilik görevlerini kötüye kullandıkları gerekçesiyle haklarında açılmış bir dava veya verilen bir karar bulunmamasına karşın yasal düzenlemelere açıkça aykırı bir şekilde kabul ederek davanın reddine karar verdiği,
I-) Kararda, Anayasamızın 2. Maddesinde düzenlenen Türkiye Cumhuriyetinin temel nitelikleri arasında belirtilen laik hukuk devletine ve yine Anayasamızın 138. Maddesindeki "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler." şeklindeki düzenlemelere karşın, kararın başından itibaren dini içerikli bir takım ifadelere ve söylemlere yer verdiği, bu kapsamda Kur'an-ı Kerim'den alıntı yaparak çeşitli ayet ve sureleri kararına yazdığı, dini içerikli kitaplardan ve Said-i Nursi ile ilgili olarak Risale-i Nurlardan örnekler verdiği, kararında dava dosyasını "Kopuş Davası" olarak nitelediği, başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere mevcut hükümet, başbakan ve bakanlar kurulu üyeleriyle iktidar partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi, yargı kurumlarıyla (Anayasa Mahkemesi, HSYK, Yargıtay, Yüksek Seçim Kurulu gibi) ilgili olarak aşağılayıcı ve hakaret niteliği taşıyan isnat, itham ve iftiralarda bulunduğu, Cumhurbaşkanımızı Deccal, iktidar partisi olan … Partiyi de suç örgütü ve çete yapılanması olarak tanımladığı, bunun yanında yine kararında diğer bazı kurum ve kuruluşlar (MİT, BDDK gibi) hakkında da aynı ithamlarda bulunduğu, Yargıtay Başkanı olmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhurbaşkanımızın avukatı olduğunu ifade ettiği bir kişiyi mahşerin üç atlısı olarak nitelendirdiği ve çeşitli ithamlarda bulunduğu, bunun yanında ülkemizde başta Milli Güvenlik Kurulu olmak üzere emniyet ve yargı uygulamalarında silahlı terör örgütü olarak nitelendirilen FETÖ/Paralel Devlet yapılanmasıyla ilgili olarak övgü dolu ve propaganda niteliğindeki ifadelere yer verdiği, kendisini "biz" şeklinde niteleyerek FETÖ/Paralel Devlet Yapılanmasının bir parçası olarak kabul ederek anlatımlarda bulunduğu gibi Cumhurbaşkanımızı "Deccal, terör örgütü lideri", Fettullah Gülen'i ise peygamber soyundan gelen Ehl-i Beyt anlamında "Mehdi" ilan ettiği, bunların dışında kararında başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere hükümet ve devlet aleyhine yazılı ve görsel basında çıkan haberlerden alıntılar yaptığı, kararında ayrıca yürütülmekte olan yargılamayla ilgi ve alakası olmayan ifadelere ve tarihsel kişiliklerin sözlerine yer verdiği, tüm bunlarla birlikte kararında davayla ilgisi bulunmayan hususlarda başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere bir kısım üst düzey kamu görevlileri hakkında hukuka ve yasal mevzuat hükümlerine aykırı bir şekilde suç duyurularında bulunduğu,
J-) Kısa kararda, maddi gerçeğe ulaşmayı amaçlayan ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden olan "fail ve fiile bağlılık" ile "davasız yargılama olmaz" gibi ilkelere açıkça aykırı olarak görülmekte olan bilirkişilik görevini kötüye kullanma ve gerçeğe aykırı bilirkişilik yapma suçlarıyla ilgili olan davada, bu davayla hiçbir şekilde ilgisi ve bağlantısı bulunmayan hususlara kısa kararında yer vererek ifade ettiği, bu kapsamda, kararında, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere devletin bir çok üst düzey yetkilisi ve görevlisi hakkında suç niteliği taşıyan aşağılayıcı ve hakaret içeren ifadelere yer verdiği, silahlı terör örgütü lideri Fethullah Gülen'i "Mehdi" ilan ederek, FETÖ/Paralel Devlet Yapılanmasıyla ilgili olarak propaganda niteliğinde ifadelere yer verdiği, bu kapsamda kararda ayrıntılarıyla ifade edildiği üzere Cumhurbaşkanı, HSYK, Yüksek Seçim Kurulu, MİT, Hükümet Görevlileri gibi bir çok kişi ve kurum hakkında görülmekte olan davayla ilgisi ve bağlantısı bulunmamasına karşın başta Anayasamız olmak üzere, 5271 sayılı CMK'nun ilgili hükümlerine ve diğer mevzuat hükümlerine açıkça aykırı bir şekilde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına ve Genel Kurmay Başkanlığı yetkililerine suç duyurusunda bulunduğu, akabinde aynı gün ilgili kurumlara suç duyurusuna ilişkin müzekkereler yazdığı, bu şekilde aynı zamanda ülkemiz tarafından da onaylanarak iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen Adil Yargılanma Hakkının bir parçası olan makul, mantıklı gerekçeli karar hakkını da açıkça ihlal ettiği, akla ve mantığa uygun olmayan, dava konusuyla herhangi bir bağlantısı bulunmayan suç niteliği taşıyan hususları kısa karara yazdığı,
K-) Özellikle, 04/07/2016 tarihli kısa kararda " Türkiye Cumhuriyet Genel Kurmay Başkanlığı yetkililerin bu suç duyurumuz doğrultusunda derhal olaya el koyarak ismi geçen herkesi derhal gözaltına alması ve sonra da yapılması gerekenlerin sırayla yapılması,
Ve bu bağlamda;
TÜM YURDA GİRİŞ VE ÇIKIŞLARIN TUTULARAK İSMİ GEÇEN YA DA GEÇMEYEN TÜM MİLLETVEKİLLERİ BELEDİYE BAŞKANLARI İŞ ADAMLARI GAZETECİLER VE BİLİNEBİLEN HERKES EMNİYETÇİ, HAKİM SAVCI KESİMLERİ İÇİN DE YURTTAN ÇIKIŞLARININ ENGELLENEREK HAKLARINDA DERHAL SORUŞTURMA İŞLEMLERİNİN ONA GÖRE YAPILMASINA ÖZEN GÖSTERİLMESİNE" şeklinde ifadelere yer verdiği, ... Demokratik anayasal düzene, bireylerin temel hak ve hürriyetlerine ve milli güvenliğe yönelik en ağır saldırılardan biri olan 15 Temmuz darbe girişimi ile birlikte karanlık ve tehlikeli yüzünü açıkça gösteren bu yapılanmanın; Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı başlatmış olduğu gizli savaşın kamuoyunda MİT krizi olarak adlandırılan olay ile başladığı, bunu 17-25 Aralık operasyonları ve devamında MİT tırlarının durdurulması operasyonlarının izlediği, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ülke genelinde FETÖ/PDY üyesi olduğu değerlendirilen çok sayıda yargı mensubunun görevden uzaklaştırıldığı, ilgilinin de Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu Genel Kurulunun 24/08/2016 tarihli kararı ile meslekten çıkartıldığı; ilgilinin, Kamuoyunda Balyoz davası olarak bilinen davada TÜBİTAK'ta çalışan bilirkişilerin gerçeğe aykırı olarak bilirkişi raporu düzenledikleri iddiasıyla "bilirkişilik görevini kötüye kullanmak suçundan" açılan davada, 577 sayfadan oluşan kısa kararda davanın reddine karar verdiği ve dosya içeriği ile ilgili bulunmayan hususlarda değerlendirme yaptığı, suç işlemek amacıyla kurulan FETÖ/PDY hakkında övücü ifadelere yer verdiği, örgüt lideri konumunda bulunan Fetullah Gülen'i "mehdi" ilan ettiği ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu Üyeleri ile yargı organları ve yine bir kısım kamu görevlileri hakkında alenen aşağılayıcı ve hakaret içerir ifadelere yer verdiği, savunmasında da gördüğü rüyaları yorumlayarak Allah tarafından görevlendirildiğini düşündüğü için kısa kararda bu ifadelere yer verdiğini beyan ettiği, dava dosyasında bunun dışında da birçok usulü yanlışlığın yapıldığı, tensip zaptı düzenlendikten yaklaşık 5 ay sonraki bir tarihe denk gelen güne duruşma günü verdiği, iddianamenin kabulü kararını okumadan duruşmaya başladığı, yargılamayı uzatmaya yönelik olacak şekilde ara kararlar düzenlediği, ifadesi alınamayan ve haklarında yakalama kararı bulunan sanıkların istinabe yoluyla savunmasının alınmasına yönelik açık düzenlemelere karşın, sadece yakalama emirlerinin infazını beklemekle yetindiği, yürütülen yargılamanın sonuçlandırılmasına yönelik olarak hareket edilmediği izlenimi yarattığı, idari izin kabul edilen arefe gününde, önceki duruşmada belirlenen günden önce celse açıp duruşma yaparak karar vermek suretiyle 5271 sayılı CMK'nun konuyla ilgili muhtelif maddelerinde (Mağdurun duruşmadan haberdar edilme hakkını düzenleyen 234, Kararların verilmesi usulünü düzenleyen 33, Duruşmanın açıklığını düzenleyen 182, Duruşmanın başlamasını düzenleyen 191, duruşma tutanağını düzenleyen 219 vd. ile diğer ilgili düzenlemeler) yapılan usulü düzenlemelere açıkça aykırı bir şekilde hareket ederek karar verdiği, derhal beraat kararı verilmesi dışında, delillerin takdir ve tayini gereken durumlarda sanığın sorgusu yapılıp savunması saptanmadan hüküm kurulamayacağı hususunu gözetmeden sanıkların savunmalarını almadan davanın reddine karar verdiği, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere bir kısım üst düzey kamu görevlileri hakkında hukuka ve yasal mevzuat hükümlerine aykırı bir şekilde suç duyurularında bulunduğu, akabinde aynı gün ilgili kurumlara suç duyurusuna ilişkin müzekkereler yazdığı, 04/07/2016 tarihli kısa kararda, Türkiye Cumhuriyeti Genel Kurmay Başkanlığı yetkililerinin bu suç duyurusu doğrultusunda derhal olaya el koyarak ismi geçen herkesi derhal gözaltına alması ve sonra da yapılması gerekenlerin sırayla yapması gerektiği, tüm yurda giriş ve çıkışların tutulması, ismi geçen ya da geçmeyen milletvekilleri, belediye başkanları, iş adamları, gazeteciler, hakim savcılar ve emniyetçilerin yurttan çıkışlarının engellenerek derhal soruşturma işlemlerinin yapılması gibi ifadelere yer vererek, Genel Kurmay Başkanlığını mevcut demokratik sistem ve seçimle iş başına gelmiş Hükümete karşı darbeye teşvik ederek yönlendirmeye çalıştığı, kısa bir süre sonra da 15 Temmuz darbe girişiminin yaşandığı hususları dosya kapsamı ile sabit olmakla; eylemin kesinlikle yargısal takdire ilişkin olmayıp plânlı bir organizasyonun parçası olarak hukuk dışı amaçların gerçekleştirilmesine ve örgütsel hiyerarşi içerisinde kendisine verilen görevi yerine getirmeye yönelik olduğu kanaatine varılmakla; soruşturma konusu eylemleri nedeniyle "görevi kötüye kullanma" suçundan yargılanan ilgilinin Anayasa ve yasaların kendisine vermiş olduğu yargılama yetkisini, açık yasa hükümlerine aykırı işlemler yaparak keyfi kullandığı, Bangolar Yargı Etiği İlkelerinde belirtilen ve bir hakim savcının haiz olması gereken; bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, dürüstlük,eşitlik, ehliyat ve liyakat olarak sayılan özellikleri yitirdiği; kanaatine varılmış... " şeklindedir.
Dava dosyasının ve soruşturma raporu ile eklerinin incelenmesinden, davacının yukarıda yer verilen eylemlerinin yargısal faaliyete ilişkin olmadığı, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaçları doğrultusunda planlı bir organizasyonun parçası olarak hukuk dışı amaçlarının gerçekleştirilmesine yönelik olduğu, bu eylemlerin, mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğu anlaşıldığından, davacının meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu kararda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü 150.000,00 TL manevi tazminatın işlem tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi isteminin de reddi gerekmektedir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu karar nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararına karşılık ... TL manevi tazminatın işlem tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Artan posta ücretinin kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6. Davacının manevi tazminat isteminin de reddedilmesi nedeniyle karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10.maddesinin 4.fıkrası uyarınca … TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
7. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 06/06/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.